Ulu Orta (İbahim Tenekeci)
'seyrek gülüş sen ne güzel bir şeysin
nazlanırsın ama bir gün gelirsin'

düşen bir yaprağa bağladım hayatımı
olsun artık diyorum ne olacaksa
paralı asker miyim neyim ben
ekleyip duruyorum sabahları akşama
ve kendimi arıyorum meşgul çalıyor
gerçi söylenmez böyle şeyler uluorta
aşk diyor başka bir şey demiyor kalbim
nasıl bir dostluk ki bu,hem kadim
hem de mayhoş elma tadında.

kendimi de koysam ayağımın altına
yine de yetişemiyorum ey aşk,
omzunun hizasına.
çünkü bende birikiyor her şeyin tortusu
ve ayağını kaldırıyor dünya,konuşurken benimle.
budanan oğullar gibiyim,sessiz ve narin
nereye konsam geri sayım başlıyor
kurcalıyor beni bir çırağın elleri
ah,unufak olsam ve desem ki
ağzın tat görmesin hayat
kandırdın beni.

sorma,
elim kırılsın bir daha
dokunursam güneşe.

kılpayı kaçırılmış bir şeyin
bıraktığı ardında
neyse oyum ben.
yaralı serçe,benim için dua et;
gök bir kayalık gibi şimdi üstümde
dr şükrü öncüoğlu'ndan
üç ayda bir reçete.

acıyan bir şeyim ben burdan çok uzaklarda
ve koskocaman bir hansın sen uğraşma bu çocukla
çünkü nasıl birşey biliyorum itin taştan korkması
bir yastık arıyorum kuş seslerinden
mühim değil sonrası.

sorma,
yangın sönseydi suyla
denizler her akşam böyle yanmazdı.

yakartop oynayan melekler gördüm güneşle
ve büyük çiftçiler gördüm dağları biçen
yolundaydı herşey,ben bile yolundaydım
ama
kıyıya vardığımda
kendimi unuttuğumu anladım
karşı kıyıda.

şiirler söyledim belki duyarsın diye
çığlığıydım içinde dilsiz bir şehzadenin
sana seslendim durdum bu küçücük odadan
acımı duy,sensin pusulam benim
ki dünya
silinmiş bir harita
gibi yabancı bana.

sorma,
usulca uzandığında
bir ceset oluyorsun öpüldükçe şımaran.

BUŞRA UYSAL GÜDER, Rol Çalan Ceset'i inceledi.
16 saat önce · Kitabı okudu · 5/10 puan

Bitti !!!
️‍️ Başkalarının hayatını değiştirmekten mustarip dedektif Remzi Ünal, bundan böyle üstüne vazife olmayan işlere burnunu sokmamaya karar vermişti. Aldığı iş her ne ise yalnızca onu yapacak, daha fazlasına karışmayacaktı.
️‍️ Bir akşam üzeri, başının belada olduğunu söyleyerek kendisinden yardım isteyen tiyatrocu bir genç kız arabasını alır, ancak aldığı karar gereği bu isteği geri çevirir. Arabadan aceleyle inerek şehrin karanlık sokaklarına karışan kızın o gece bir cinayete kurban gittiğini öğrendiğinde ise hiçbir şey yapmamanın doğru olmadığına kanaat getirerek cinayeti çözmek için işe koyulur.
️‍️ Kitap son on sayfaya kadar hiçbir ipucu vermeden ilerledi. Son on sayfada dedektif cinayeti kendi kafasında birleştirdiği ipuçlarıyla çözmeye çalıştı. Ama inanın ben katilin kim olduğunu anlamadım. Bir tahminim var ama yinede emin değilim. O yüzden de kitabı boşuna okumuş gibi oldum. İnşallah yazarın diğer kitapları da böyle değildir, Çünkü elimde bir kitabı daha var. Son sayfalara kadar gayet iyiydi ama daha güzel bir son olabilirdi.
️‍️ 5/10

Konstantinos Kavafis/Kent
Diyorsun ki, “bir başka ülkeye,
bir başka denize gitmek istiyorum;
bundan daha güzel bir başka kent vardır kuşkusuz.
Ama kötü yazgım peşimi bırakmaz ne yapsam,
ve kalbim şimdi burada gömülü bir ceset sanki.
Ruhum daha ne kadar katlanacak bu çoraklığa?
Hangi yana çevirsem yüzümü, ne yana baksam
Hayatımın kara yıkıntıları çıkıyor karşıma
Bunca yıllarımı heder ettiğim şu ülkede.”

Yeni bir ülke bulamazsın, arama sakın,
Bir başka deniz de bulamayacaksın.
Nereye gitsen bu kent senin ardından gelecek,
Aynı sokaklarda dolaşıp duracaksın yine,
ve yaşlanacaksın aynı, hep aynı mahallede,
hep aynı evlerde ağaracak saçların.
Ve dünyayı bir uçtan bir uca dolansan da
Dönüp bu kente geleceksin sonunda.

Yanılma sakın, bir başka gelecek umma,
ne seni bekleyen bir gemi var limanda
ne de beklediğin bir başka çıkar yol.
Nasıl tükettiysen ömrünü şurada, şu köşecikte,
Öyle kıydın demektir ona, tüm yeryüzünde.

Serdar Glmz, Rengahenk'i inceledi.
25 May 17:19 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

bir yelkenli bayrağı al
-mor da olabilir-
almış yaprağına rüzgarı
rumca bir şarkı patlatıyor
denizin gözüne gözüne

mubalağa laz oldu vre sevgilim
aramızda bu yaz
pontuslarını zaptetmeye birbirimizin
selvi yeşili serenlerimizle

beğenmediysen o yeşili
-nefti mi? değil-
camgöbeği olabilir mesela
suların postekisinde sevişmek için

mubalağa yaz oldu bu yaz
ikimiz de ömrümüzün güzünde
fuzuli'nin dediği geday-ı muhteşemler

bitkiniz tatlı-işlemeden
böyle böyle deryadil oluyor derya
derunumuzdaki..
uyuyalım mı dedin vre sevgilim?
gaflet ki, o bayrağı al yelkenliden
-mor da olaballir-
dalgalarla dalga geçer geçerken
kucağımıza atlayan bir lapindir
menzilimiz pontus değil azrail
ve önümüz sırf ebabil...
lakin o da ölecek bir gün mutlak
bizcileyin yaşarsa bir yaz

bunu rabiş'in camına
bayrağı al bir yelkenliyle yaz!
-mor da olabilir ama-
rumca bir şarkı patlataraktan
ağaran siyaha doğru
siya siya! ..
iki ceset ki aşktan boğulmuş
kasımpatları gibi patlayan kulaklarıyla
tozlarından tuzlarından donanmalar kurulmuş
gidiyorlar cezayir'i fethe yeni baştan
biri erkek biri dişi
iki korsan

güler'le can...
ikisi de birbirinden ala
ikisi de mubalağa!

şiirin bütün bu felaketine rağmen
ikisi de yaşıyorlar hala...
böylece tekmil oluyor yavaş yavaş
bütün bir sonbahar

Semrâ Sultân, bir alıntı ekledi.
25 May 11:47 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Saka Mehmed Paşa oldukça yumuşamıştı:

"Padişah kıran yapmayacak dersin, nasıl güvenilir?" "Zorbalığın başını arıyor o, kim olduğunu da çok iyi biliyor meraklanman, sizlerle bizlere sıra gelmez. Padişaha ceset değil, asker lâzım. Ama kendisine inanan ve itaat eden asker lâzım, tahtından indirmeyi düşünen değil."

Ağa konağından çıkarken başları önlerdeydi. Oyunu kaybettiklerini iyice anlamışlardı. Gayri direnmenin âlemi yoktu. Günahlarını ve suçlarını artırmaktan başka işe yaramayacaktı. Herkes evine yollandı.

IV. Murad, Yavuz BahadıroğluIV. Murad, Yavuz Bahadıroğlu
Şevval, bir alıntı ekledi.
25 May 11:44 · Kitabı okuyor · Beğendi

İskeletin üstüne gerilmiş deri, hareketli bir ceset.

Kaplumbağa Kabuğunda Dünya, John Green (Sayfa 173 - Pegasus Yayınları - Aza)Kaplumbağa Kabuğunda Dünya, John Green (Sayfa 173 - Pegasus Yayınları - Aza)
Şeymanur Toktaş, bir alıntı ekledi.
25 May 00:49 · Kitabı okudu · İnceledi · 10/10 puan

Kulaklarımız düşen bombaların ıslığına, makineli tüfeklerin takırtısına alışmıştı; enkaz kazan, altından ceset çıkartan erkekler artık sıradan görüntülerdi.

Uçurtma Avcısı, Khaled HosseiniUçurtma Avcısı, Khaled Hosseini

Partizan

Gırtlağımda bir harf büyüyor
buna dayanacağım
dişlerim kamaşıyor yıldızlardan
buna da.
Kabaran bir çarpıntı oluyor şehir.
Artık yırtarak açtığımız zarflarda
ne kargış, ne infilak
yalnız
koynunda çaresiz, çıplak
isyan işaretleri taşıyan
bir ergen cesedi.
Kabaran bir çarpıntı oluyor şehir
uyusam bir dağın benimle uyuduğu oluyor
her gün şehrin ortasında bir ergen ölüyor
domuzuna ölüyor bankerlere durarak
noterden onaylı kağıtlara durarak
mevlit ilanlarına durarak.
Yunmadık saçlarını okşuyoruz, yavrum.
- Yüzümüzde dolanan bir mayhoş kahkaha -
Gırtlağımda bir harf büyüyor
gırtlağımızda.

Sarp bir güvercin düşüyor yüreğimden
buna dayanmalıyım
ölünce bir partizan gibi ölmeliyim
sabahın kuşluk vaktine savrulan
savrulan savrulan ergen ölüleri gibi.
Şehrin şarkısını söylediğim zaman
yağız bir kımıltı oluyor sesim
korku ve cüzam
korku ve cüzam
korku…
Ne beklenebilir artık namlulardan.
Harçlar karılmış duruyordur
hem de kara
bir gerdek olarak yaşıyoruzdur kendimizi
ne beklenebilir.
Yırtarak açtığımız zarflarda
büyük tecimevlerinde, büyük çarşılarda
pokerde-sinemada-genelevlerde
ne bir suçlu çağrışımı, ne karabasan
yalnız o herkesler
o herkesler kendine akarak boğulan
ve sürdüren bir güleç kocamışlığı.
Bereketli kuşlar serpeceğim ayaklarıma
genzimi yakarak
bir cinayet türküsü söyleyeceğim ben de
ölürsem bir partizan gibi öleceğim
azgın bir gebelik halinde.

Beni dinmeyen bir mavilik kanırtıyor
buna dayanamam
bir çeteci dişleriyle söküyor kanımdaki çiviyi
buna da.

Radyodan silah sesleri geliyor
ter kokusu geliyor, ayak
aksayan bir şey örtüyor
yüreğimin kabzasını
olmadık sesler geliyor radyodan
beynimde korkunç bir vida olarak
ergen ölüleri
artık ellerimi bu rahlelerden ayırsam
boyunbağımın ve gülüşümün o kirli
rahatlığından, yırtık uğultusundan şehrin.
Umudunun ayak seslerini okşuyoruz, yavrum.
Kuşandığımız 
bu alkol kokusu bize ne getirdi ki!
ÇIKSAM
gök
şarlayarak devrilse ardımdan
- ölürsek bir partizan gibi ölmeliydik -
yürüsem parçalanmış bir ceset tazeliğinde
yürüsem beynimde kıpkızıl bir serinlik
sonra denizler devirebilirim dudaklarımdan
sonra aşk, sonra dirlik: partizan

(1965)


|İsmet Özel|


>>https://youtu.be/Aq1TS9zVme4

İsmail | Synergy, İsrail Siyasetini Oluşturan Efsaneler'i inceledi.
24 May 22:23 · Kitabı okudu · 16 günde · 8/10 puan

Son yüzyıl içinde Hitlerin Yahudi soykırımı yaptığını çoğumuz duymuşuzdur. Efendim gaz odaları, ceset yakma fırınları, toplu biçimde ateşte insanları yakmalar filan. Resmi veya adına ne derseniz deyin, işte o rakamlara göre 6 milyon Yahudi insanı soykırıma uğramıştır. Peki bu ne kadar doğrudur? Meşhur Auschwitz toplama kampında yaşananlar gerçek midir? Çekilen bazı fotoğraflar ve sonrasında yapılan dram filmleri bu soykırım iddialarını daha da güçlendirerek insanlığa fayda mı zarar mı veriyor? Fransız Yazar Garaudy, bu soykırım iddialarına tarihi belgelerle değiniyor. Hem de büyük bir titizlikle. Nitekim Fransa'da yayınladığı kitabı yasaklı duruma düşüyor ve kitabını bazı ülkelerde basmak zorunda kalıyor. Çünkü eserinde değinmiş olduğu esas konu, katledilen Yahudi insanların üzerinden prim yapmaya çalışan Yahudi lobisi. Nazi Almanyası döneminde yüzbinlerce insanın özellikle Yahudilerin kamplarda veya bazı şehirlerde eziyet görmesi, öldürülmesi, birtakım zengin Yahudilerin, bugünkü İsrail'e göç adı altında yerleşerek, büyük güce(İsrail'e), bir medeniyetin temelleri atılma şansını veya sebebini oluşturmuştur.

Öncelikle kitapta dikkatimi çeken Gaz odaları konusu. Birkenau'da bulunan 46 adet fırın günde 4400 ceseti yakıyormuş. Lagace adlı bir kişi de, bu fırınların teknik özellikleri bakımından günde en fazla 150 gibi bir ceseti yakacağını söylüyor ve 4400 sayısı iddiasını imkansız ve saçma buluyor. İşte bu türden açıklamarla yazarımız derinlere iniyor ve belgelerle sunum yapıyor. Gaz odalarının fotoğrafı dahi olmadığını, ileriki yıllarda Yahudilerin birkaç kopyasını yaparak insanlığa bir dram sahnesini sergilediğini bahsediyor. Tabii asla red etmiyor. Çoğu insanın gerçekten zulüm gördüğünü, ağır işlerde çalıştığını, tifüs ve koleradan yaşamlarını kaybettiğini bir bir açıklıyor. Tabii ilerili yıllarda Nuremberg Mahkeme ve diğer kuruluşlar, ölenlerin sayısının 6 milyon değil de, 1 milyondan biraz fazla olduğunu açıklamışlardır. Peki azımsanamayacak bu 5 milyon sayısı nereden çıktı?

Şimdi de İsrail ve Filistin konusu hakkında eser ve yazarın bağlantısından biraz bahsedeceğim; Bazı Yahudi kesimlerinin açıkça söylediği bir metin vardır: '' Bizim gelip yurtlarını ellerinden alıp dışarı attığımız anlamda değil ama gerçekten var olmadıkları için Filistin halkı biye bir halk yoktur.'' Aslında bu söz ne kadar açık ve nettir. Yani İsrail Filistin yok olup kendileri tamamen hakim oluncaya kadar kimseyi dinlemeyecektir. Bu savları gerek Dünya politikalarında izlediği güç gösterisi, gerek Abd Başkanlarının Yahudi lobisine itaatleri manasında değerlendirebiliriz. Bu kitabı okudum, gerçekten şok oldum bazı yerlerde. Mesela 1967 yılında İsrail Golan Savaşı bahanesi için ABD gemilerini bombalıyor. Hem de bile bile. İşte vaad edilmiş topraklar için dolarlarının gücüne sığınan İSrail kardeşini vuruyor ve kimsenin aklı almıyor. İşte burada Yahudinin ne şeytani bir güçte olduğunu anlıyoruz.
Tabii bununla bitmiyor. Malum kampta bulunan ateş çukurları diye bahsedilen yerlerin birer bataklık olduğu ve buralarda bu ateşlerin yakılamayacağı tespit edilştir. Bir de edebiyat yönü var ki, burada da karşımıza Yahudiler çıkıyor. #29614705

Aslına bakarsanız İsrail Devleti, ne Yahudileri ne de tüm ırkları düşünüyor ve de onlara saygı duyuyor. Tamamen vaad edilmiş topraklar ve üstün ırk inancı ile hareket ediyorlar. Bu uğurda önlerine kim çıkarsa hem ekonomi hem askeri güç kullanacağı çok bariz. Dünyaya bakıyorum da kimsenin gıkı çıkmıyor. Çünkü her yönüyle 'gizli'/ 'lobi' bir güç var ortada. İnancımdan dolayı derim ki Allah ve yolundan ayrılırsak bizler de bu lobinin kölesi olacağız ve oluyoruz da. Soykırım hiçbir zaman iyi değildir ve ölü sayısının rakamsal değeri olmasa da bu sayıların abartılması da tarihi açıdan asla hoş karşılanmaz. Ve genel olarak bakmak lazım. Bir yandan Nazi katliamlarını unutmayacağımız gibi, bir yandan da Dresden, Hiroşima ve günümüz Halepte yaşanan katliamları da unutmamalıyız. Yahudi insanlarının yasını tutan zihniyet, Suriye'de ve diğer ülkelerde acımasızca yitip giden canları, öldürülen bebekleri ve yine gaz odası mantığıyla hareket eden kişiler, fosfor ve klor gazlarıyla can çekişip ölen onbinlerce insanın da yasını tutacak mı?