• Hayır! Bir dakika daha! Her karayı aka, süte, masumiyete dönüştüren bu büyücülerin başyapıtından söz etmediniz henüz: -inceliklerinin doruk noktasının ne olduğunu fark etmediniz mi; onların en cesur, en ustaca, en zekice, en bol yalanlı usta dalaverelerini?
    Dikkatinizi verin! Bu öç ve kin dolu bodrum hayvanları - ne yapıyorlar o öç ve kin yüzünden?
    Bu sözcükleri ağızlarına aldıklarını duydunuz mu hiç? Bir sürü hınçlı insanın arasında olduğunuz aklınıza gelir miydi yalnızca sözlerine inansaydınız onların?..
  • Alabildiğine çeşitli ve derin bir felsefi düşüncenin zenginliğini taşıyan Albrecht Dürer’in sanatı, Almanya’da yeni hümanist ve bilimsel düşüncelerle, Orta Çağ’ın dünya görüşü arasındaki çetin mücadeleyi yansıtır özünde. Onun kimi gençlik eserleri, örneğin Apokalips, vb. teması üstüne gravürleri, yazgının elinde oyuncak olan insanın boş gururunu taşırlar hâlâ; çehreler görsel sağlamlıktan uzak, donmuş kalmışlardır. Sanatçı, daha sonra gerçekçiliğe doğru gelişecektir.
    İtalyan ustalar gibi, Dürer de, sanatsal yöntemini, deneyime ve bilimsel bilgilere dayandırıyordu. Sanat sorunlarına eğilen çeşitli kuramsal eserler borçluyuz ona; doğruluk ve doğaya uygunluk ilkesinin altını çizer onlarda. Kompozisyonlarında, gerçekliği ilgi çekici karmaşıklığı içinde yeniden yaratmak ve bireyselleşen çarpıcı çizgiyi yakalamak arzusu buluruz. Çoğu tablo ve gravürlerinde, sanatçı, insanın iç dünyasını en ayrıntılı yönleriyle yansıtmaya verir kendini; bunu yaparken, anıtsallık zevki, bütünsel görüşlere doğru götürür onu. Yakınlık duyduğu halktan insanlara, Dürer’ın eserlerinde sık sık rastlarız. Bu hümanist ressam, en büyük portre sanatçılarından biridir: Özellikle güçlü, cesur, belirgin çizgili kişileri resmetmekten hoşlanmıştır, derin yaratıcı düşünceyi ortaya koymak için yapar bunu, ve ona göre, ele aldığı her insanda da böyle bir düşünce vardır. Ünlü çağdaşlarının bir seri portresini, özellikle de Erasmus’unkini Dürer’in fırçasına borçluyuzdur. En dikkat çekici eserlerinden biri Dört Havari tablosudur. Çehrelere verdiği gergin ve şiirli anlam, çizgilerdeki keskinlik, olağanüstü irade ve hareketliliğe olan saygıyı büyük bir ustalıkla koyar ortaya. Dürer’in eserlerinin özelliklerinden biri. Alman halkının devrimci gelenekleriyle olan açık bağlantısıdır.
    Dürer’in çağdaşı Genç Hans Holbein da, insanı hayran eden bir portreci oldu. Zamanının birçok doruk kişilerinin portrelerini çizdi. Düşüncelerini paylaştığı -Erasmus, Thomas Morus, vb gibi- hümanistlerin portrelerinde, modellerindeki manevî gücünün soyluluğunu ve büyüklüğü ortaya koymaya çabalamıştır
  • Cesur Doruk'un, "biradambirbebek" kitabından alıntılar;

    S 26- Ölü doğum vakasını bildiğimden mi yoksa yetiştirilme şeklimden mi bilmiyorum ama hep şefkatli oldum kardeşime karşı. Hiç kıskanmadım. Mama yedirdim, oyun oynadım, uyuttum.

    S 37- Tamam kabul ediyorum beş yaşımda karşı komşumla oynadığım evcilik oyunlarından biraz daha zor ama olsun böylesi daha güzel. Artık bir bebeğimiz mi olsa?

    S 43- Tıbbi bir sorun yoksa her isteyen çocuk sahibi olabiliyor. Onu doğru, yanlış, dürüst, hırsız, sevecen ya da kötü yetiştirmek çevresel faktörlerle beraber büyük oranda anne ve babasının elinde. Bu düşünce bende büyük bir baskı yaratıyor. İnşallah iyi bir evlat yetiştirebilirim.

    S 70- O hastane odasında geçen günlerin sonunda kızımızı kucağımıza sağlıklı olarak alabilmenin dünyadaki her şeyden önemli olduğunu anlamıştık.

    S 95- Mesela kime "Baba" diyoruz? Ameliyathane kapısında bebeği kucağına alınca gözleri dolan adama baba diyoruz. Akşam evde oyuncaklarla oynarken şirinlerdeki Şirin Baba değil de Şirine olmayı kabul eden adama da baba diyoruz. Pişen balıklardan en büyüğünün kılçıklarını beyin ameliyatı yaparcasına ayıklayıp çocuğuna yediren adama baba diyoruz. Bazen çatlayan sabır taşını, Japon yapıştırıcısıyla yapıştırıp yerine koyan adama ermiş baba diyoruz.

    S 101- Tek başınıza kitap okuyun, bir filme gidin, hobinizle ilgilenin, hobiniz yoksa bir köşeye çekilip neden bu yaşa kadar bir hobi edinmemişim diye dertlenin ama mutlaka yalnız vakit geçirin. Yalnız vakit geçirin ki pil tekrar dolsun.

    S 113-114 Madem bu çocuk senin, her yaptığını yapmaya çalışan bir kopyacı, kitap konusunda da kopyacılık edecek tabii. Senin elinde ne kadar çok kitap görürse o kadar çok okuyacak, ne kadar cep telefonu ya da tablet görürse bu aletlerle o kadar çok ilgilenecek. Hani "çocuklarla kaliteli vakit geçirmek" diye bir söylem var ya, bence ailece beraber kitap okumak en kaliteli eylem...

    S 142- Seni hastane odasında o mart ayının soğuk gününde kucağıma aldığımda ilk his endişe oldu içimde. Sensizlik endişesi. Tüm varoluş sebebim değişti sanki bu dünyadaki.

    S 145- Sen bir şeye kızıyorsan ve çocuğun onu yapmasına izin vermiyorsan aynı tutarlılığı anne de göstermeli. Birinin kızdığı konuyu diğeri tolere etmemeli.

    S 152- Hiçbir zaman teknolojinin esiri olmasını istemedim kızımın ama nimetlerinden faydalanmamak da enayilik olur.

    S 161- Burada okuyup öğrendiğimiz taktikler devreye giriyor. Kaybeden yok taktiğini uyguluyoruz. "İlla etek mi giymek istiyorsun? Peki etek giyip nasıl üşümeyebilirsin bir düşünelim mi beraber? Senin bir önerin var mı? Mesela çorabı mı değiştirsek?"

    S 165- Biz hiçbir telkin edici söz ya da harekette bulunmadan kendi kendine harika bir düzen tutturdu kuzu.

    S 170- Benim inatçı kendim, bu yazdıklarımızın ne kadarını becerebileceksin bilmiyorum ama sen ben ol, hep "sev" ve sevgini hep göster olur mu!

    S 174- Kızım benim arkadaşım, içimdeki onunla aynı yaştaki çocuğun arkadaşı. Ben onu beklemişim büyümek için, beraber büyüyoruz şimdi biz.
    "Hadi gel yalnız bıraktın beni, tekli kırmızı parça bul bana baba!"
    O halde ben kaçtım, bitti zaten yazacaklarım, pat diye bitti, affınıza sığınarak ben kızımla oyun oynamaya gidiyorum.
  • 176 syf.
    ·6 günde·5/10
    Okuması eğlenceli hiç sıkmıyor. Ama ben sanki daha fazla bir şey bekliyordum o yüzden beni tatmin etmedi. Babayla kızı arasındaki bağı heyecanı macerayı anlatıyor kitap. Ama çok kısa geçilen yerler vardı üstünde durulmayan ya da fazla üstünde durulmuş yerler vardı. Belki bebek bekleyen bir baba adayının okuması için daha uygundur. :)
  • Ben hatırlamıyorum ki senin her anını. Unutmuyorum.
    O en sevdiğin pembe gömleğin var üzerinde biraz küçülmüş, kolları kısalmış.
    Keşke hiç kısalmasa, hiç küçülmese
    Sen büyümesen keşke hiç..
    Cesur Doruk
    Sayfa 105 - Destek
  • Biz bile sınırları kırmak için bir dakika bile beklemezken hayatı yeni keşfeden küçücük bir çocuktan ne bekliyoruz?
  • Mesela kime baba diyoruz?
    Ameliyathane kapısında bebeği kucağına alınca gözleri dolan adama baba diyoruz
    Akşam evde oyuncaklarla oynarken şirinlerdeki şirin Baba değil de Şirine olmayı kabul eden adama da baba diyoruz.
    Pişen balıkların en büyüğünün kılçıklarını beyin ameliyatı yaparcasına ayıklayıp çocuğuna yediren adama baba diyoruz. Bazen çatlayan sabır taşını, japon yapıştırıcısıyla yapıştırıp yerine koyan adama ermiş baba diyoruz.
    Cesur Doruk
    Sayfa 96 - Destek yayınları