• "Özgür ve insan olmak istemiyor musunuz? İnsanlık ve özgürlüğün ne olduğunu anlamıyor musunuz?"
    Aldous Huxley
    Sayfa 485 - ITHAKI YAYINLARI
  • Pek çok büyük, cesur, yalnız adam, sana ne yapman gerektiğini çoktan söyledi. Onların öğretilerini hep eğdin büktün, imha ettin, paramparça ettin, tekrar tekrar yanlış köşesinden yakaladın, hep küçük hatayı tuttun ve büyük hakikatı kesinlikle yaşamının ilkesi yapmadın, Hıristiyanlıkta, halk egemenliği öğretisinde, sosyalizm öğretisinde, her şeyde, dokunduğun her şeyde böyle yaptın, küçük adam. Neden bunu yapıyorsun, diye soruyorsun? Sorunda samimi olduğunu sanmıyorum! Hakikati işitirsen, vurun öldürün, diye bağıracaksın ya da cinayet işle- yeceksin! Riske girmediğin için, içindeki canlı varlığı duyumsama yeteneğin olmadığı için, çocuğundaki sevgiyi daha doğmadan öldürdüğün, boğduğun için; hiçbir özgür, canlı ifadeye, hiçbir özgür, doğal harekete tahammül edemediğin için, bütün bunları yaptın ve evini kum üstüne kurdun.
  • "Hypatia, "İskenderiyeli Diaphantos'un Aritmetikası , Pergeli Apollonios'un Konikleri ve Ptolemaios'un astronomi sistemi üzerine yorumlar kaleme alan," İS 355-415 tarihleri arasında yaşamış bir filozof, gökbilimci ve matematikçidir.

    "Bütün kaynaklar[ın] cesaret, erdem, doğruluk, vatandaşlık ve entelektüel birikim açısından kusursuz bir örnek olduğu konusunda"* birleştiği Hypatia, alçakgönüllü, sade bir yaşam çizgisi ve ağır başlılığı ile de dikkat çekmektedir. Damascius, "tüm şehrin onun üstüne titrediğini" ve ona "taptığını," onu vatandaşlık ödüllerine boğduğunu söyler.

    Yaşam tarzı, özgür ruhu, kurduğu ilişkiler, toplumu etkileme gücü ve entelektüel düzeyi, erkek egemen değerlerin kadınlara yönelik beklentilerinin çok üzerindedir. Bu nedenle, başta kilise olmak üzere, söz konusu değerlerin temsilciliğine soyunmuş tüm tutucu çevrelerin hışmını üzerine çekmiştir. Oysa o, ne kilise karşıtı sofu
    bir çoktanrılı, ne de Hıristiyan felsefesine yakın Yeni Platonculuk'un yayıosıdır. Hypatia, çalışma ve düşüncelerinde araştırmacı ve bilimsel bir yaklaşımın ağırlığı olan bir kadındır. Bu kimliğiyle kadınlar için ideal bir örnek iken, ataerkil sistemin toplumsal yaşamın tüm hücrelerine nüfuz etmiş değerlerine bir tehdittir. Bu nedenle, erkek egemen düzen karşıtı düşünsel değişime yol açabilecek eylemlerinden dolayı, üstelik cinsel kimliği üzerinden cezalandırılarak yok edilmiştir.

    Hypatia'nın tutucu çevrelerin dikkatini ve hışmını çeken özellikleri gerek yaşadığı dönem, gerek öncesi ve gerek de sonrasında çok sayıda karşı cinsten insanın da özellikleri olabilmiştir. Tarih cesur, entelektüel, birikimli, sade bir yaşam çizgisine sahip, özgür ruhlu erkeklerin başarı ve hatta bir tür kutsanma öyküleriyle doludur. Bu erkeklerin bazıları zaman zaman sistemle çatışmalı duruma düşseler ve hatta öldürülseler bile, bunun nedeni muhalif duruş ve düşünüşleri olmakta ve cinsel kimliklerine yönelik bir saldırganlıkla karşılaşmamaktadırlar. Oysa onlarınkine benzer bir yaşam tarzı, duruşuyla değilse bile düşünsel yapısıyla muhalif bir nitelik taşımayan Hypatia'ya, kadın olmasından ötürü çok görülmüştür ve esas olarak cinsel kimliği saldırıların hedefi olmuştur.

    Onu şehrin baş düşmanı ilan eden, tutucu çevrelerin temsilcisi kilisedir. Ancak insanların sevgi ve saygı duyduğu bir filozof, gökbilimci ve matematikçiye açıkça saldırmak, kilise için bile kolay değildir. Böylece "sinsi bir kumpas" devreye sokularak çirkin amaçlara yol açılacaktır. Ateşli bir dedikodu mekanizması işlemeye başlamıştır.

    O bir cadıdır. "Büyücülüğün en tehlikeli türü olan kara büyüyle* uğraşmaktadır." O, şehirdeki pek çok insana şeytani büyüler yapan, "şeytanca hileleriyle pek çok insanı baştan çıkaran tehlikeli bir cadıdır."
    Sonunda şehirde ona karşı şiddetli bir rüzgar esmeye başlar ve Hypatia, ortamı uygun bulan "kusursuz Hıristiyan" Peter önderliğindeki kalabalık bir lümpen takımı tarafından acımasız bir linçle ortadan kaldırılır.

    Hypatia şöyle öldürülmüştür: İS 415 yılının Mart ayında bir gün şehirdeki olağan gezintisinden dönmektedir. Arabası yolda durdurulur; Hypatia arabadan indirilir ve Caesarion Kilisesi'ne götürülür. Burada önce elbisesi çıkarılarak çırılçıplak soyulur. Sonra "kırık çömlek parçalarıyla" vücudu paramparça edilir. Bu da yetmez, cesedi şehrin dışına çıkarılarak yakılır.

    Hypatia ölümünden önce neden çırılçıplak soyulmuştur?

    Maria Dzıelska, Hypatia'nın 415 yılında öldüğünde yaşının altmışlara vardığını belirtir. Dolayısıyla "korkunç ölümü sırasında Afrodit'e layık bedeniyle katillerin sadizmini ve kösnüllüğünü kamçılayan bir genç kız"(Dzıelska, Maria, İskenderiyeli Hypatia, s. 118) olmadığını söylemektedir. O halde saldırganların hedefi onun cazibesini yitirmiş cinselliği değildir. Peki nedir? Dzıelska bu konuda fikir yürütmemektedir. Oysa bize göre, kösnüllüğü kamçılayabilecek cazibesini yitirse de o hala bir kadın bedenidir ve bu beden, erkek egemen değerlerin kadın için uygun görmediği bilimin, ahlakın, erdemin, felsefenin ve cesaretin tümünü birden üzerinde taşımış bir abidedir: Dolayısıyla sahip olduğu tüm erdemlerinden sıyrılması gerekir. Çırılçıplak bırakılışı çok anlamlıdır ve şu mesajı içermektedir: İşte memelerin, işte kalçaların ve cinsel organın. Sen yalnızca bir kadınsın, yalnızca dişi bir şeytan. Al bakalım!

    Sonunda Hypatia'yı yok ettiler. Böylece başka Hypatiaların doğuşunu yüzyıllarca ertelediler, ancak yenileri er geç gelecekti."
    Pervin Erbil
    Sayfa 133 - Arkadaş Yayınevi 4. Baskı 2015
  • Yıllar önce yapılan çocukça bir hata Hasan Fehmi''nin evine kara bir büyü musallat etmiş ve onu evladının hayatına karşılık kendi hayatıyla bir imtihana mecbur etmişti.'' Gortlan, gizemli ülke... Gortlan ülkesinde yaşamanın gizemli bir dünyası var. Havası, suyu, toprağı büyülü bu ülkenin. Her şeyin kendine has bir ruhu var. Canlı bir evren bu ülke. Burası benim ülkem, benim hayallerimin ülkesi. Burada gerçeğin yansımaları var. Burası dünyanın bir gölgesi. Bu ülke kapılarını sadece çocuklara, gençlere açıyor. Hayalleri yıkılmamış, henüz hırpalanmamış, cesur, özgür insanların ülkesi burası. Kim hayallerinin peşine düşerse ona bir yurt oluyor, bir yuva oluyor Gortlan. Size bir ev açıyor bu güzel ülkede. Evler ağaçların tepesinde, kuşların kanatları üzerinde duruyor. Gortlan ülkesinde dünya çocukları kadar ev var. Çocuklar üzüldüğünde evler de üzülüyor, onlar öldüklerinde evler de ölüyor. Hayalleri tükendiğinde insanların, rüyaları terk eder onları. Çamurdan bedenlere dönüşür insanlar, ruhlarını kemirir dururlar karanlık gecelerde. Büyülü bir kitaptan büyülü evimi açıyorum sizlere. İnsanları gibi onların öyküleri de büyülü.NEHİR,IRMAK
  • Bir milletin niteliğini, yani asıl değerini ise üste çıkan tortular gösterir: ne kadar cesur, müşfik, düzenli, becerikli, cömert ve ne kadar özgür ya da köle olduklarını; insan ruhuna, dürüstlüğe, saygıya ne kadar önem verdiklerine göre milletlere değer biçeriz.
  • 235 syf.
    ·8/10
    Zaman zaman sinemaya giderim. Tercihim daha çok macera türü filmlerdir.

    Bilim kurgu filmlerini sevmiyorum. Olmamışın olmuş gibi anlatılması ve hayalin cisme dönüşmesini sevmiyorum. Belki romanını okurum. Çünkü onu hayalde cisimleştiren başkaları değil, benim.

    Aşk filmlerinden de hoşlanmıyorum. Belki de süflileşmesinden, belki de kolay olmasından. Belki rezilliğinden. Ben aşkın zor olanını severim. Ben aşkın bilinmeyenini, ben aşkın sır olanını severim. Belki de hiç anlaşılmayanını. Bu sebeple vıcık vıcık, yolda bulunup parkta kaybedilen aşkların filmlerini de izlemiyorum.

    Fantastik filmlerden de hoşlanmıyorum. Hele böyle garip yaratıkların bir biriyle savaştırılmasını hiç anlamıyorum. Büyücülerin, şeytanların, garip yaratıkların ortalarda dolaştırılmasından hoşnut değilim. Benim hayal dünyamı öldürüyorlar desem yeridir. Harry Potter ilk yayınlandığında üç cildini okudum. Ama hiçbir filmini izlemedim.

    Bütün bunları niye anlattım. Bugünlerde kitaplığımı yeni yerine taşıdım ya, sepetlerden bir kitap düşmüştü yere. Kitap son 30 yıl içerisinde vizyona girmiş filmlerden alıntılar yapmış. Her filmden birkaç kare söz. Ama olsun. Onlar da fikir vermeye yetiyor. Keyiflenmek istediğim ara zamanlarda kitabı okudum, bitirdim.

    Elimde bir de Nurullah Ataç’ın Karalama Defteri kitabı var. Deneme tarzında yazılmış kitapta sinemaya değinen Nurullah Ataç, sinemayı sanatın dalları arasında görmüyor. Çabuk tüketildiğini, izlenip bittiğini, sonrasında kimselere salık veremediğini belirtiyor. Arşivlere girmediğini, alıp kütüphanesine koyamadığını, çevirip çevirip okuyamadığını söylüyor. Belki o zamanlar için bu böyleydi. Ama, Nurullah Ataç şimdilerde yaşayıp, filmlerin değil kütüphanelerde elde taşındığını görseydi sanırım böyle düşünmeyecekti.

    Yazıyı daha fazla uzatmadan o filmlerden birkaç alıntıyı sizlerle paylaşmak istiyorum: Belki birçoğunu sizler de hatırlayacaksınızdır:

    “Herkes ölür, ama herkes gerçekten yaşamaz.” Cesur Yürek Filmi’nden.

    “Korku seni hapiste tutar, umut seni özgür kılar.”
    “İstediğin şeye inan, fakat sana bu duvarların tuhaf olduklarını söylemiştim. İlk önce onlardan nefret edersin, sonra onlara alışırsın. Yeterli zaman geçtiğinde ise onlara bağlanırsın.” Esaretin Bedeli Filmi’nden

    20. Yüzyılın en derin gerçeklerinden biri: “Ne okuyorsanız osunuz.” Mesajınız Var Filmi’nden

    “Hayat bir kutu çikolata gibidir.”
    “Bir gün yağmur başladı ve dört ay boyunca dinmedi. Var olan her türlü yağmuru yaşadık. Küçük damlalı yağan yağmur, eski büyük damlalı yağmur, yandan gelen yağmur, ve bazen de alttan yağıyormuş gibi yağan yağmur.” Forrest Gump Filmi’nden

    “Deliliğin tanımı: Her seferinde farklı sonuçlar bekleyerek, aynı davranışı defalarca yinelemektir.” 28. Gün Filmi’nden

    “Kardeşlerim! Hayatta yaptıklarımız sonsuzlukta yankısını bulur.”
    “Hayat bir rüya, korkulu bir rüyadır.”
    “Ölüm hepimize gülümser, yapabileceğin tek şey senin de dönüp ona gülümsemendir.” Gladyatör Filmi’nden

    “Sence başka gezegenlerde hayat var mı? Bilmiyorum Sparks. Ama şunu söylemeliyim ki, eğer sadece biz varsak korkunç bir yer israfı demektir.” Mesaj Filmi’nden

    “İnanılmaz. Sizi kötülüğe götüren kapı geniş ve cezbedicidir.”
    “Benden ne istiyorsun? Kendin olmanı istiyorum. Biliyorsun evlat, suçluluk; sırtında taşıdığın bir çuval tuğla gibidir. Tek yapman gereken yere bırakmak.” Şeytanın Avukatı Filmi’nden

    “Sen mükemmel değilsin evlat. Aslına bakarsan evlat, tanıştığın bu kız, o da mükemmel değil. Asıl soru şu: Birbiriniz için mükemmel misiniz? Bütün olay bu. Samimiyet denilen şey bu.” Can Dostum Filmi’nden

    “Dedi ki: Rüzgarı yüzünde hissetmezsen, kanatlar neye yarar?” Melekler Şehri Filmi’nden

    “Şeytanın yaptığı en büyük kurnazlık, tüm dünyayı yaşamadığına inandırmakmış.” Olağan Şüpheliler Filmi’nden

    “Yıllardır günahlarımın dönüp beni bulmasından korkuyordum. Bu bedel, dayanamayacağım kadar ağır.” Vatansever Filmi’nden

    “Ailesine yeterince vakit harcamayan asla gerçek bir erkek olamaz.”
    “Düşmanlarından asla nefret etme, bu muhakemeni etkiler.”
    “En zengin adam, dostları en güçlü kişilerden oluşandır.”
    “Düşmanların, hep geride bıraktıklarından yararlanarak kuvvetlenirler.”
    “Çok önemli, kulağına fısıldamalıyım: Güç, gücü olmayanları yıpratır.”
    “Bakın bu taşa. Çok uzun zamandır suyun içinde. Ama su içine işleyememiş. Bakın kupkuru. Avrupa’daki adamlara da aynı şey oldu. Asırlarca Hıristiyanlık onları çepeçevre sardı. Ama İsa içlerine giremedi. İsa içlerinde yaşamıyor.” Baba Filmlerinden.

    “İyiliğimizin ölçüsü kucakladıklarımız, oluşturduklarımız ve aramıza aldıklarımızdır.”
    “Eğer görmemeniz gereken bir şey görmüşseniz diğer tarafa bakmayı öğrenmişsinizdir.”
    “Eğer kazara umutlarınız yıkılırsa asla daha fazla istememeyi öğrenmişsinizdir.” Çikolata Filmi’nden

    “Herkesin cehennemi farklıdır. Hepsi alevler ve acıdan oluşmaz. Gerçek cehennem, yolunda gitmeyen hayatındır.”
    “Bazen kazandığında kaybedersin.” Aşkın Gücü Filmi’nden

    “Dağlar yeterince yüksek değil, vadiler yeterince derin değil. Nehirler yeterince geniş değil. Seni benden ayırmayı hiçbir şey başaramaz. “ Bridget Jones’in Günlüğü Filmi’nden

    “Bir keresinde bana ne demiştin hatırlıyor musun? ‘Her yeni dakika hayatı değiştirmen için yeni bir fırsattır.’ Seninle yeniden karşılaşacağız.” Vanilla Sky Filmi’nden

    “Sen de bundan nefret eder misin? Neden? Susmaktan. Neden hep konuşmak zorundayız? Kendimizi iyi hissetmek için mi? Ne bileyim, iyi bir soru. Özel biriyle birlikte olduğunu, çenesini kapatıp, karşılıklı susabildiği zaman anlıyor insan.” Ucuz Roman Filmi’nden

    “Zafere kurban vermeden ulaşılmaz.” Pearl Harbor Filmi’nden
  • 152 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi
    Düşündüğün en son hızda herhangi bir yere uçabilmek için daha şimdiden oraya vardığını kabul etmelisin.En yüksekten uçan martı, en uzağı görendir.
    Fakat bir ütopyaydı zaten Martı Jonathan Livingston. Aslında bütün martıların olmak isteyip de olamadığı, geçici hayat meşgalelerinden bir türlü o ütopyayı gerçekleştirmeye zaman bulamadığı, ana amacın sadece uçabilmek olduğu alabildiğine özgür bir ütopyaydı. Hepimiz bir an geliyor ve Martı Jonathan olduğumuzu düşünüp o gücü kendimizde bularak bir sürü şey yapmak istiyoruz. Belki de aslında bir kısmını yapıyoruz ve devam edebilme gücünü her kendimizde bulamadığımızda neden diye sorma kısmına geçerek vazgeçiyoruz. Ama martı Jonathan belki de en güzelini hiç vazgeçmeyi bilmeden yaşıyor. insanlar arasında sıkışıp sessiz kalırken,Benimle uçmak ister misin diye soracak birini bekliyoruz. Belki de bu yüzden genellikle kaybediyoruz. Artık yaşamak için bir nedenimiz olmalı; öğrenmek keşfetmek, özgür olmak gibi.
    Bunlar her zaman bildiğimiz ama diğer martılardan olan bizlerin gözlerimizi kanatlarımızı ve kendimizi kapadığımız her şeyin özeti gibi. Bir gün pişman öleceğiz ya yaptıklarımızdan ya da yapmadıklarımızdan ama hangimiz bir Martı Jonathan gibi ölmek istemeyiz ki. Peki onun kadar cesur ve kendimize güvenen bütün yanlarımızı nerelerde kaybettik. Ne zaman kaybolduk. Ne zaman insanlara bu kadar sırtımızı dönmeye başladık ve ne zaman özgür ya da tuhaf olduğumuz için kendimizden utanmayı öğrenip kendi köşemize saklandık.