Dört yılın sonunda bu masada duranlar; birkaç kitap, sayfalar dolusu not, bir plaket ve görünürde sıradan nesnelerden ibaret…
Fakat insan bilir ki eşyanın hakikati, görünen suretinden ibaret değildir.
Bu masada yalnızca kitaplar değil; uykusuz geceler, ertelenen dinlenmeler, yarım bırakılan sohbetler, yetiştirilmeye çalışılan ödevler, sınav haftalarının sessiz telaşı ve ilmin peşinde geçirilen yıllar duruyor.
İlim yolculuğu, sanıldığı gibi yalnızca bilgi biriktirmek değildir. Aksine insanın, bildiklerinin sınırını fark ederek kendi cehaletiyle yüzleşmesidir. Her cevap, yeni bir sorunun kapısını aralar; her öğrenilen hakikat, bilinmeyenin enginliğini biraz daha gösterir.
Bu sebeple bugün elimdeki plaket, bir mezuniyet nişanesinden çok daha fazlasını temsil ediyor. O; sabrın, sebatın ve anlam arayışının sessiz bir şahididir.
“Rabbim, ilmimi artır.” (Tâhâ, 20/114)
Belki bu dört yılın sonunda bana kalan şey; birkaç yüz kitap, binlerce sayfa not, bir plaket ve hekimlerin ifadesiyle dört adet boyun fıtığıdır. Fakat bazı yükler vardır ki bedeni yorsa da ruhu inşa eder.
İnsan, ömrünün sonunda sahip olduklarıyla değil; uğruna emek verdiği değerlerle anlam kazanır.
Bugün dönüp baktığımda bir mezuniyet değil, Rabbimin lütfuyla tamamlanmış uzun bir tefekkür yolculuğu görüyorum.
Gayret kuldan, tevfik Allah’tandır.
Elhamdülillah…
Dicle Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu olarak bu yolculuğun bir durağına ulaştım. Ancak ilim, varılacak bir menzil değil; ömür boyu sürecek bir arayıştır.