• Bir gün, bir korkuluğa şöyle dedim: “Tarlanda böyle tek başına durmaktan yorulmaz mısın?”
    Dedi ki bana: “Korkutmanın hazzı öyle derin, öyle süreklidir ki, asla yorulmam.”
    Halil Cibran
    İş Bankası Yayınları/ çeviri; Kenan Sarıalioğlu
  • "Bilal abi insan neden "artık iyi olmamaya" karar verir? İlk akla gelen, kişinin iyiliğinin suistimal edildiği, bu suistimalin farkına varan kişinin hayal kırıklığı içinde dünyanın ve içindekilerin onun iyiliğini hak etmediğini düşünmeye başlaması. Burada hüzünlü bir veda var. Olduğu ya da göründüğü kişiden uzaklaşma kararı. Bir taşınma yani. İyi de Bilal abinin o anki hayal kırıklığının şevkine kapılıp burada derin ve saklı bir kibrin olduğunu görmezden gelmeli miyiz? Çünkü biliyoruz ki kimse başkaları için iyi olmaz. İyilik bir oluş biçimidir. Dışarda olan bitenden, bize yapılanlardan bağımsız bir şekilde "Ben kimim?" Sorusuna verdiğimiz cevaptır. "Onlar kim? Ne yaptılar?" Sorusuna değil.

    Yani Bilal abi iyiliği bir iksir gibi kullanmış. İyi kalmak için. Fakat kendine iyi olduğunu o kadar çok tekrar etmiş ki iksir, bir zehre dönüşmüş. Kararını verdiği an, aslında bir yalanı sürdürmeye artık devam edemeyeceğini ifşa ettiği an olmuş. Bilal abi, başkaları onun iyiliğine karşı minnet duyduğu sürece iyiymiş. Kendinin kim olduğu sorusuna ötekilerin kim olduğu üzerinden cevap veriyormuş. Öyle mi?"
  • ‘’SAPLANTI’’
    Her zaman ki gibi sosyal ağ kontrolümü yaptıktan sonra telefonumu yatağımın
    başucunda duran masama koymuştum. Mavi kuştan kimler neler yazmış, herkesin artık birbiriyle yarıştığı fotoğraf yükleme sitesinde kim hangi fotoğrafları koymuş… Şunun gömleği olmamış, şu botu giymeseymiş iyiymiş, neyse ben beğeneyim o benim fotoğraflarımı hep beğeniyor gibisinden klasik şeyler. Bende farkındaydım saçma olduğunun ama kendimizi alıkoyamıyoruz maalesef. Elimiz, o lanet telefona gidiyor, oraları kurcalıyor.
    Öyle bir hâle geldik ki birini beğendiğimiz, arkadaş olmak istediğimiz zaman gidip yüzüne söylemek yerine tırsıyoruz, pusuyoruz ve site aracılığı ile ona arkadaşlık isteği yolluyoruz. Kabul etti mi? Oh ne âlâ! Kabul etmedi mi? Vay be demek ki arkadaş olmak istemiyor, neyse önümüze bakalım. İşte benimde dâhil olduğum gençlik bu çağda böyle bir durumda ne yazık ki.
    Ne diyebilirim ki, kendimize bunu yapan bizdik şimdi katlanmak, çekmek zorundayız. Hiçte pişman gibi değiliz ya! Neyse hadi, ben öyle düşüneyim de belki bir gün aklımız başımıza gelir diye niyet edeyim. Telefonumu sessize aldıktan sonra arkamı dönüp uyuyacaktım ki, balkon tarafından bir ses geldiğini duydum. Kuştur, böcektir veya rüzgârdır. Sana ne kızım! Yat uyu işte ne meraklanıyorsun, her merak iyi değildir hem, çukura götürür atar seni, oradan da bir daha çıkamazsın. Doğruldum, halıya dokunan ayak uçlarım ürpermeme neden oldu, o sıralar hava çok soğuktu çünkü. Ailem, her ne kadar evi sıcak tutmaya çalışsa da soğuk bana mısın demiyordu bir yolunu bulup girmesini biliyordu evin içine.
    Annem yatarken hep güneşliği çekerdi. Gece uyurken görünme, daha rahat uyursun gibi şeyler söylüyordu ama ben bunların hiçbirini o yaşta anlamıyordum tabii. Güneşliği kaldırıp, etrafa bakındım. Ortalık kapkaranlık, hiçbir şey gözükmüyor. Tam karşımızda ormanlık bir arazi vardı, zamanın devlet büyüklerinden birisi buraya gelmiş, ağaçlandırma çalışması yapmış. Tabii amaç oy koparmak, yoksa onu ağaçlar mı kurtaracak değil mi? Neyse o seçimi de kaybetmiş zaten ama ektiği ağaçlar fidanlar korunmuş. Yerli halk; ‘’Bak zamanın büyük devlet babası geldi buraya orman yaptı.’’ diyorlarmış. Daha doğrusu kendilerini öyle avutuyorlarmış diyelim daha doğru olur. Neyse biz konumuza dönelim, karanlıktan korkmam normalde, çoğu zaman bizim kızlarla yolda akşama kaldığımızda onlar tırsarlar ama ben hiç tırsmam, yürüyün derim onları evlerine bırakırım en sonda ben evime doğru yol alırım.
    Bu gece farklıydı, ortamın ambiyansından mı, soğuğun insanın vücuduna bir karabasan gibi çökmesinden mi bilinmez bende biraz tırsmıştım açıkçası. Uyku tutmadı, gizli sigara zulamdan bir dal aldıktan sonra -ki bu çoğu zaman babamın paketinden aşırılmış dallar olurdu- balkona sessiz adımlarla çıktım. Bizimkilerin uykusu çok ağırdır, bana kardeş düşünmüyorlarsa da uyumuşlardır büyük ihtimal diye düşünmüştüm. Düşüncem doğru çıktı, kapılarından onlara baktım ikisi de mışıl mışıl uyuyorlar.
    Kahve mi yapsam diye düşündüm. Uykumu daha çok kaçırır diye düşünerek vazgeçtim. Sigaramı tüttürürken, karşımızdaki ormanlık alandan ses geldiğini duydum. O yöne doğru dikkatli bir şekilde bakıyordum ama hiçbir şey görünmüyor. Sokak lambasının sarı ışıkları altından geçen buzlu yol, onun ilerisinde ormanlık alan. Ormanlık alan deyip geçmeyin, hakikatli bir alandır. Yüksek yüksek ağaçlar, yeşillik, Pazar günleri boş yer bulamazsınız o kadar! Sigaramı tam aşağı atarken montlu, başına şapka geçirmiş yüzü görülmeyen bir kişinin bana sürekli baktığını gördüm. Başımı çevirdim, manzaraya baktım ama o hep bana bakıyordu. İçimde bir ürperti oluştu nedense, korkmuştum. Karşımda duran adam sürekli bana bakıyor, sigarasından bir çekiş alırken bile gözlerini bana dikiyordu.
    İçeri girdim, montumu sessiz bir şekilde çıkarıp askılığa astım. Odama geçip kapımı kapadım. Yorganımın altına girdim, düşünmeye başladım. Kendimi ferahlatmak içinde;
    ‘’Belki de bana bakmıyordu. Yüzünü görmüyordum sonuçta.’’ yalanını uydurarak gözlerimi kapattım, bedenimi uykunun hapishanesine teslim ettim. Ertesi sabah olduğunda güneşli bir hava vardı. Bu içimi biraz olsun açmıştı. Kaç gündür kara bulutlar, soğuk beni mahvetmişti. Hava bulanık olduğunda benimde ruhum, içim nedendir bilinmez bulanık oluyor. Bunu bir türlü çözemedim, çözersem sizlere de söylerim merak etmeyin.
    Annem, her zaman ki gibi kahvaltıyı hazırlamış, babam gazetesini okuyarak çayını yudumluyordu. Günaydın diyerek selamladım. Kahvaltımı yaparken, birkaç soru yönelttiler, klasik sorular bilirsiniz; Nasılsın? Dersler nasıl? Bugün ne yapacaksın? Servis kornasını duyduğumda çantamı sırtıma takıp annemi öptüm, okuldan sonra dershaneye gideceğimi, akşam eve biraz geç dönebileceğimi söyledim. Annemin uyarılarından sonra kapıyı kapatarak servise bindim. Bizim kızlarla her zaman arka beşli koltukta otururduk, yerime geçerek oturdum. Kızlarla dedikodu, şu dün şunu paylaşmış, fotoğraf değerlendirmesi yapıyorduk. Sanki biz çok güzelmişiz de başkasını eleştirme yeteneğine sahipmişiz gibi… O zamanların saçmalığını şimdi hatırlıyorum. Bir abimin çok önemli bir sözü vardı, bana şunu söylemişti; ‘’İleride dönüp baktığında, ulan ne salakmışız diyeceğin hareketler yapma.’’ Ne kadar doğru bir söz tabii ben bu sözü o zaman kaideye dahi almadan geçmiştim.
    Okulda bitti, çarşıda servisten indik. Dershaneye gittik dersimizi dinledik. Sınavlarımızı çözdük. Saat 19:34 olmuştu. Kış ayları olduğu için yazın 10:00 – 10:30 gibi kapkaranlık, herkes soğuktan kaçmış evlerine sığınmış bile… Kızları, ailesi aldı. Beni de çağırdılar ama kabul etmedim, teşekkür ederek geri çevirdim. Nedense canım aşırı şekilde sahil kenarından yürümek istiyordu.
    Sahilde yürürken, bankta oturan dün balkonda gördüğüm adama benzer bir kişi gördüm. Yine sigara içiyor, ben yanından geçerken beni süzüyordu. İçimi tuhaf bir ürperti kapladı, aldırmadım yoluma devam ediyordum.
    Evime giden kestirme bir yol bulmuştum. Harabe bir yerden geçiyordu ama yolumu baya bir kısaltıyordu oraya saptım. Ortalık çok sessizdi, kimsecikler yoktu ama ben neredeyse her gün gelip geçtiğim için korkmuyordum. Arkamda bir anda benle beraber yürüyen biri varmış gibi hissettim. Durdum, benle birlikte o ayak sesi de durmuştu. Arkama yavaşça dönerek baktım, kimse yoktu. Dünkü olay beni iyice germişti anlaşılan, giderek psikolojimi de etkiliyordu. Yürümeye tekrardan başladım, bu sefer adımlarımı biraz daha hızlandırmıştım. Bizim bir alt sokaktan geçerken, kenardaki terk edilmiş evin oraya bakıyordum ki birden arkamdan bir el uzandı, pamuğa dökülmüş bir şeyi soludum.
    Uyandığımda kendimi bir kafesin içinde buldum. Avazım çıktığı kadar bağırsam da hiçbir işe yaramayacağını seziyordum. Nitekim öyle de oldu zaten. Etrafta hiç ses seda yoktu, sanki yerin yedi kat altında yapılmış bir kafes gibiydi. Çok geçmeden ışıklar yandı, karanlığa alışmış gözlerim bir müddet ışığı yadırgasa da kendine geldi.
    Karşımda bir kişi duruyordu. Tanımıyordum, daha önce hiç görmemiştim ama o beni çok yakından tanıyormuş gibi hayran hayran yüzüme bakıyordu.
    ‘’Ne istiyorsun benden? Sen de kimsin?’’ cevap vermeden bana bakmaya devam ediyordu. Bu durum sinirimi aşırı derecede bozmuştu, dayanamadım bağırdım.
    ‘’Sana diyorum ya piç! Kimsin sen? Ne diye kilitledin beni buraya?’’ yavaşça kafese yaklaştı, eğilerek tam hizamda durdu. Mavi gözleri, sarı saçları birazda büyük bir burnu vardı. Genel anlamda tipi vardı ama çok da yakışıklı biri sayılmazdı hani.
    ‘’Senden istediğim tek bir şey var!’’ dedi. Kısık ve anlaşılır bir dille. Biraz afalladım, birkaç saniye geçen sessizlikten sonra sordum;
    ‘’Neymiş o?’’
    ‘’Sevgin.’’ Ne diyordu bu adam yahu! Beni bir kafese tıkmış, kaçırmış üstüne üstlük birde sevgimi mi istiyordu! Adamın yüzüne tiksinti ile bakıyordum. O da bunun farkındaydı, bir kızı kaçırmış bir yerde hapsetmişti şimdi ise onu sevdiğini söylüyordu bu nasıl bir ironiydi böyle… Bir şey demeden bana bakmaya devam ediyordu.
    ‘’Ben balkonda sigara içerken bana sürekli bakan da sen miydin?’’
    ‘’Evet.’’
    ‘’Bankta oturan adamda sendin?’’
    ‘’Evet, o da benim.’’
    ‘’Peki ama sen kimsin? Ben seni tanımıyorum.’’ Derin bir nefes aldı. Kim olduğunu söylemek istiyordu ama bir türlü buna cesaret edemiyordu. Biraz düşündükten sonra ayağa kalktı, çantasından yiyecek çıkardı.
    ‘’Şimdi gidiyorum, bunlar senin için. Yarın yine geleceğim. Uslu dur.’’ Çantasını sırtına taktı, benim yalvarışlarım işe yaramıyordu. Işıkları söndürdü, ortalık bir anda karardı. Tek ışık, daha doğrusu ışık görevini gören şey; Ay`ın pencereden üzerime düşen ışıklarıydı.
    Gece boyu hiç uyumadım. Sürekli ağlıyor, evimi sıcak yatağımı düşünüyordum. Ailem acaba şuanda ne yapıyordu, beni çok merak etmiş olmalıydılar, polise bile gitmişlerdir kesin. İçimdeki tek umut onların beni bulmasıydı onun haricinde tutunacağım hiçbir dalım yoktu. Biraz sinirlerim yatışmış olacak ki sabaha doğru gözlerim kendiliğinden kapandı, ortalama olarak 2-3 saat uyudum, uyumadım kapı tekrardan açıldı.
    Yine o gelmişti. Elinde sigarası ile birlikte, canım acayip sigara çekiyordu.
    ‘’Bir sigarada bana yakar mısın?’’ dedim. Cebinden çıkardığı sigarayı yaktı ve bana uzattı. İçime çektiğim her nikotinde biraz daha sakinleşiyordum sanki. Bu çok kısa sürüyordu, sonra gerçeğe dönüyor, burada bir sapık tarafından hapsedildiğimin farkına varıyordum. Sigara mı bitirdiğimde söndürdüm ve ona döndüm. Belki huyuna gidersem onu yumuşatabilirim diye düşünerek, sorular sordum.
    ‘’Ne zaman gördün beni?’’
    ‘’Evinden çıkıyordun. Bende iki yan apartmanınızda oturuyorum. Orada gördüm.’’
    ‘’Nerede okuyorsun?’’
    ‘’Okumuyorum. Çalışıyorum.’’
    ‘’Nerede peki?’’
    ‘’Orada burada, sabit bir işim yok ne olursa artık.’’
    ‘’Peki beni böyle kapatarak, sapıkça hareketler yaparak benim seni seveceğimi mi sanıyorsun?’’
    ‘’Ben sapık değilim. Bunu senin iyiliğin için yapıyorum.’’ Güldüm, avazım çıktığı kadar güldüm. Ne diyordu bu adam yahu, neden bahsediyordu. Benim iyiliğim içinmiş, hadi oradan!
    ‘’Neden gülüyorsun?’’ diye sordu. Cevaplamadım. Sinirlerim bozulmuştu, birden hiddetlenerek siktir olup gitmesini istedim. Bağırdım, defalarca bağırdım.
    Kalktı, kırılmış olacak ki çantasını sırtına taktı ve kapıyı çekerek gitti. Arkasından gülüyordum, tek yaptığım gülmekti. Ben de mi deliriyordum yoksa, ben de mi artık yavaş yavaş yitiriyordum benliğimi. Ertesi gün geldiğinde çantasının yan gözünde asılı duran bir çakı gördüm. Ona ulaşmalıydım, ona ulaşabilirsem onu alt edebilirdim. Çantasını her zaman yanına koyardı. Yine öyle yaptı, su istemeye bahanesiyle onu arka tarafa yönlendirdim, parmaklıklar arasından uzanarak çakıyı aldım. Arkama sakladım. Muhabbetimiz koyulaşmıştı nedense o gün, bana her şeyden bahsediyordu. Evinden, ailesinden, okul yaşamından, insanlar tarafından görünmediğinden her şeyden. Bana olan sevgisini defalarca dile getiriyordu. Bu işe kalkışmasa gelip yüzüme bunları söylese belki bir şansı olabilirdi ama bu türlü nasıl bir şans bekliyordu benden anlamıyordum.
    Birden arkamdaki çakıyı boğazıma götürerek kapıyı açmasını istedim. Afallamıştı, bana yalvarıyordu ama çok emin konuşuyordum, gerçekten de kapıyı açmasaydı boğazımı keserdim.
    Bunları çekeceğime ölürdüm daha iyi. Kapıyı açtı, açar açmaz kafesten çıktım. Sakin olmamı istiyordu. Bir anda beni gecelerce burada tuttuğu aklıma geldi, bana bunu yapmaya ne hakkı vardı, kan beynime sıçramıştı. Çakıyı ona doğru doğrulttum. Gözlerimin içine bakıyordu, yalvarır bir hâldeydi ama hislerim o an donuk bir hâl almıştı. Çakıyı hızlı bir şekilde kalbinin tam orasına sapladım. Çıkardım tekrar sapladım, tekrar tekrar tekrar! Her taraf kanla bulanmıştı artık, yüzüm tamamen kan olmuştu.

    Herif can verdiğinde, çakıyı yere attım. Onun cansız bedeninin üzerine oturdum, ona bakarak güldüm. Tek yaptığım şey onun cesedinin üzerinde gülmekti.

    Mert Ekim
  • Çin'in Guangzhou kentinde bir banka soygunu...
    Soygunculardan biri bankadakilere bağırır: "Kımıldamayın. Para devletindir, ama hayatınız sizindir."
    Herkes sessizce yere yatar... Bunun adı "Zihin Değiştirme Kavramı"dır.
    Alışılmış düşünce tarzını değiştirmek...
    Bu arada müşterilerden bir kadın, bir masanın üzerinde... Elbisesi sıyrılmış ve bacakları görünüyor... Soyguncu bağırır:
    "Edebini takın. Bu bir soygun, ırza geçme değil!"
    Bunun adı "Profesyonellik"tir. İşin neyse onun üzerinde yoğunlaş!
    Soyguncular paraları yüklenip eve kapağı atarlar. Daha genç olanı (master dereceli), daha yaşlı olanına (5'inci sınıftan terk) "Abi, hadi şu paraları sayalım" der. Daha yaşlı olanı "Çok aptalsın be. Bu kadar para oturup sayılır mı? Bu akşam zaten TV haberlerinde kaç para çaldığımızı öğreniriz" diye cevap verir.
    Bunun adı "Deneyim"dir!
    Günümüzde deneyim kâğıt diplomalardan çok daha önemlidir.
    Soyguncular bankadan kaçtıktan sonra Şube Müdürü, Şube Şefine hemen polisi aramasını söyler. Şef itiraz eder: "Hırsızlar alacaklarını aldılar.
    Biz de 10 milyon alıp daha önce iç ettiğimiz 70 milyon dolara ekleyelim."
    Buna "Dalgayı yakalamak" derler.
    Berbat bir durumu kendi lehine çevirmektir bu!
    Akşam TV haberleri bankadan 100 milyon dolar çalındığını açıklar!
    Çaldıkları paranın çok daha az olduğu bilen soyguncular oturup ellerindekini sayar. Topu topu 20 milyon dolar! "Biz hayatımızı tehlikeye atıp 20 milyon çalabildik. Banka Müdürü bir el hareketiyle 80 milyon götürdü.
    Galiba soyguncu olmak yerine doğru dürüst eğitim görmek daha iyiymiş!"
    Bu "Bilgi, altından daha değerlidir" demek...
    Banka Müdürü çok mutludur. Bir süre önce borsada kaybettiği parayı geri kazanmıştır.
    Buna "Fırsatları kullanmak" derler.
    Kazanmak için risk almak gerekir.
    Peki gerçek soyguncu kim? Çeşme başını tutanlar mı? Yoksa bildiğimiz sıradan hırsızlar mı?

    [ Alıntı ]
  • Arkadaşlar, sitede en çok paylaşılan sahte alıntıları Kağan Bilge ile bu iletide topladık. Sitedeki bilgi kirliliğini temizlemek için bu alıntılara rastlarsanız lütfen şikayet ediniz. Ve lütfen okumadığınız, kitaplarda kendi gözlerinizle görmediğiniz alıntıları eklemeyiniz. Bu sözlerin mal edildiği kişilere ve sözlerin asıl sahiplerinin emeklerine saygı duyulması adına, her edebiyata,kitaplara değer veren okurun buna dikkat edeceğini umuyorum.Sizler de sitede ya da başka sayfalarda gördüğünüz sahte alıntıları bu ileti altına yazarsanız, iletiye eklerim.Böylece 3 alıntıları denetlerken sağlam bir arşivimiz olur. Şimdiden hassasiyetiniz için teşekkür ederim.

    Oğuz Atay ADIYLA PAYLAŞILAN SAHTE ALINTILAR :

    *Gözden ırak, gönülden de ırak olur mu efendimiz?
    -Hayır Olric. Yüreğinde bir yer açıp oraya oturttuğun her kimse, seninle birlikte gider her yere.

    *Saat kaç Olric?
    Onunla bir ömür olmaya az var efendimiz.

    *Biliyor musun Olric
    + Neyi efendimiz?
    – Onunla ne zaman lades oynasak hep o kazandı.
    + Neden efendimiz?
    – Kalbimdeyken nasıl aklımda derdim?

    *Geçer "mi Olric?
    Geç "miş aslında geçmez "miş Efendim;
    Hep bir köşede yerinden çıkmak için geceyi beklermiş.

    *Neden sadece bir hayal ürünüsün Olric?
    - Siz gerçeksiniz de ne oluyor efendimiz.

    *Ben vedaları sevmem albayım.
    Hiç gitmesin insanlar.
    Hele gelmemek üzere giderlerse, çok üzülürüm albayım, dayanamam.

    *Geldi mi peki beklediğin Olric?
    -Beklenenler hiç gelmez efendimiz.

    * Ne çok şey biliyor bu insanlar Olric?
    Herkes işine geleni biliyor Efendimiz.

    *Elimde değil Olric !
    - Ne efendimiz ?
    - Elleri Olric , elleri.

    *Ne zoruma gidiyor biliyor musun Olric? O’na yazdıklarımı o’ndan başka herkes okuyor.

    *Gönlüm geniş ama odalara yerleşecek insan yok!

    *Kim o Olric?
    - Kapıcı, efendimiz.
    - Ne istiyor Olric?
    - Çöp var mı diye soruyor efendimiz.
    -Bi'tap bedenimden ala çöp mü olur Olric? Söyle taşıyabiliyorsa beni alsın Olric.
    - Olur mu efendimiz,çileyle yoğrulmuş ömrün ederi bu olamaz efendimiz.
    - Ya ne Olric. Bunca şeyden sonra göğsümüze nişan takacak değiller ya.
    - Ama efendimiz…
    -Kapat kapıyı Olric üşüyorum.

    *Yaşar gibi yapmaktan, özlemez gibi yapmaktan, iyiymiş gibi yapmaktan, nefes alıp onu içimde tutmaktan, o nefeste boğulmaktan sıkıldım.

    *Yalnızlığı çok seversek, bir gün o da çekip gider mi?

    *Susalım mı Olric ?
    -Konuşsanız ne değişecek Efendim ..
    -Hiç birşey Olric ...
    -Susalım birkez daha Efendim

    *Bazılarımız şiirlere,şarkılara,filmlere,kitaplara tutunuyor.
    Sanırım artık insan,tutunamıyor insana.

    *Herkes geçer diyor. Geçer mi Efendim ?
    - Herkes ne bilir acımı Olric ? Her gün biraz daha acır sonra, biraz daha ve biraz daha. Ama en sonunda ne olur biliyor musun Olric? Geçmez evet geçmez. Geçti sanırsın ama, geçmez.

    *Sen acıyı biriktirmeyi seversin Olric. Sen biriktirmeyi seversin.Hadi devam et şimdi. kuru yaprakları,deniz taşlarını, gözyaşını,sorulamamış soruları,senden kalan sesleri. yaşanamamış paylaşılmışlıkları. birlikte harcamak üzere kalbinde biriktirilmiş zamanları ve hüznü. ve özlemi biriktirmeye.

    *Çok şey vardı anlatılacak.

    "O yüzden sustum.

    Birini söylesem diğeri yarım kalacaktı.
    Sen duydun mu sustuklarımı?

    *Gözlerim onu arıyor Olric
    -Gözlerinizde zaten o var efendimiz
    -Ama elimi atıyorum ve bulamıyorum Olric
    -Yanaklarınıza doğru süzülmüştür efendimiz
    -Yanaklarıma Olric
    -Yanaklarınıza efendimiz

    *Sus Olric düşünüyorum."
    - Düşünmek ne haddinize efendim.
    - Descartes düşündükçe var oluyor.
    - O düşündükçe var olur, siz yok olursunuz Efendimiz.

    *Ben ölünce beni onun gamzesine gömün olric.
    -Siz öldükten sonra gülecekse, külleriniz okyanusa daha çok yakışır efendimiz.

    *Yağmur yağıyor Olric. Islanıyor etraf. Ağlasak kimse anlamaz değil mi?
    - Anlamaz Efendimiz...
    - Tut ki güneş açtı... Papatyalardan taç yapar mı saçlarımıza?
    - Bilinmez Efendimiz...
    - Yıldız kaydığında diler mi bizimle olmayı?
    - Sanmam Efendimiz...
    - Ben de sanmam...
    - Gidelim Olric...
    - Gidelim Efendimiz

    *Sevelim mi Olric?...
    - Sevmek nedir Efendimiz?
    - Sevmek vazgeçmektir Olric...
    - Vazgeçtiyseniz sevelim Efendimiz

    *Daha kaç kez ıskalayacağız hayatı Olric?
    - Oklarımız bitene kadar Efendimiz.

    *Keşke nedir olric?
    -Hatalarımız efendimiz.
    -Çok mu hata yaptık olric?
    -Keşke diyecek kadar efendimiz.

    *Hani yarınlar güzel olurmuş diyorlardı Olric, bu yaşadığımız gün de dünün yarını değil mi?
    - Kandırıyorlar efendim, kandırıyorlar.

    *İyi geçinmek, iki kişinin kusursuz olmasıyla değil, birbirlerinin kusurlarını hoş görmesiyle olur.

    *İki kadına adamak istiyorum hayatımı. Biri “erkeğim” desin bana, diğeri sadece baba.


    Cemal Süreya ADIYLA PAYLAŞILAN SAHTE ALINTILAR:

    *Sonra gülüşün geldi aklıma ve içimden dedim ki; yine gelsen yine severim seni.

    *Uğraşamam dünümle ve dünümdekilerle.
    Ben yarına bakarım yanımdakilerle.

    *Bir kadını ortadan ikiye böl. Yarısı annedir, yarısı çocuk. Yarısı sevgili, yarısı aşk.Duyanlar bunu bilmez, görenler anlamaz bunu! Yarısı rivayettir, yarısı gece.

    *Mutlu uyumak lazım azizim.. Madem uyku yarı ölüm halidir, O halde mutlu ölmek lazım; Her gece.

    *Cevap veriyorum "zamanla her şey geçer"diyen akıllara;"geçen tek şey zamandır."
    Anlayan,anlatsın anlamayanlara.

    *Güzel hayat isteyen,
    Güzel insanlar biriktirsin.

    *Elimde olsa bir yasa çıkartırdım;sevgiler ertelenmeden,geciktirilmeden söylenecektir

    *Senin çelme taktığın yerden başlıyorum hayata.
    Varsın yara içinde kalsın dizlerim,
    Yüreğim kadar

    Sabahattin Ali ADIYLA PAYLAŞILAN SAHTE ALINTILAR:

    *Zaten yalnızlığımın sebebi, kitaplardaki kahramanları semtimde bulamayışım değil miydi?

    *Sana ihtiyacım yok ki benim! İnsan yalnız da mutsuz olabilir çünkü

    *Ve çok geçten daha kötüsü yoktur hayatta.

    *Benim annem türkü bilmez. Ayıp değil ki. Çığlık bilir, Ağıt bilir.

    *Seninle şöyle bir oturup konuşamadık. Birbirimizi görmeden yaşlanıyoruz farkında mısın? (İkinci cümle uydurmadır.)

    *Sonra çıkıyorsun dışarı, bakıyorsun güneş hala tepede… Yıllardır kurduğun cümleyi bilmem kaçıncı kez kuruyorsun: “Napalım, kısmet değilmiş.

    *Bir kere avuç içini öptüğün insana bir daha düşman olamazsın. Oluyorsan o senin ayıbındır.

    *Hiçbir acı baki değildir. Üflersin geçer. Bazılarına daha çok üflemen gerekir, hepsi bu.

    *Şimdi özlediğim yerden uzanayım sana, sustuğum şiirden sarılayım boynuna. Tam da şimdi; unuttuğum şarkıdan öpeyim seni.

    *Bitmiyor, sadece bazen belki güneşli bir günde veya kalabalık bir gecede geçtiğini sanıyorsun ama geçmiyor esasında. Alışıyorsun zamanla. Asla bitmiyor.

    *Gözlerimden öptü, Ellerimden öptü, ellerimden. Avuç içlerimden öptü. Unutabilir misin şimdi? Ben ölsem, unutamam.

    Turgut Uyar ADIYLA PAYLAŞILAN SAHTE ALINTILAR :

    *Yalnızlığına iyi bak, sahip çık. Kaç kişinin emeği var onda kim bilir?

    *Kadınları mutlu etmenin 20 yolu diye bir gereksiz haber çıkıyor. Tek maddede açıklıyorum: Dürüst olun, yeter.

    *Keşke bir şiir okumuş,
    Bir kedi sevmiş olsaydınız!
    Belki bu kadar kirletmezdiniz birbirinizi.

    *Palyaço
    Bitmedi, yazacağım daha
    yazmazsam ağlayacağım çünkü
    alçakça olacak biraz
    hem biz o zaman kimdik ki, nerelere giderdik
    her sokakta biraz daha eksilirdik
    bilirdim, geceleri puslu puslu olurdu bazen
    bazen birisi fısıldarmış gibi olurdu
    "duyamadım", derdim, "tekrar et"
    sessizliğe bürünürdü o vakit her şey
    sokaklar daha bir puslu
    palyaçolar daha bir ağlamaklı olurdu
    ve ben daha bir alçak olurdum
    ağlardım biraz.

    Ah Muhsin Ünlü ADIYLA PAYLAŞILAN SAHTE ALINTILAR :

    *Kaç lisan bilirsen bil,
    terk edilmeyi yüreğine tercüme edemeyeceksin.

    Nazım Hikmet Ran ADIYLA PAYLAŞILAN SAHTE ALINTILAR :

    *Benim kelime hazinem çok geniştir, derdim. Senin bir kelimene yetemedim;
    Git, ne demekti sevgilim ?

    *Ne kötüdür insanın aklıyla yüreği arasında çaresiz kalması.
    Ne kötüdür an kadar yakın,
    bir asır kadar uzak olması.
    Ve bilir misin ?
    Ne acıdır insanın bildiğini anlatamaması...
    "Ben" deyip susması, "Sen" deyip ağlamaklı kalması.

    *Değmiyor bazen uğruna yorulduklarımız.

    *Yalnızlık insana çok şey öğretirmiş.
    Ama sen gitme, ben cahil kalayım.

    *Kaldı işte; Çayımız bardakta..
    Çocukluğumuz sokaklarda..
    Mutluluğumuz kursağımızda..
    Sevdiklerimiz uzaklarda..
    Gülüşlerimiz fotoğraflarda.

    *Şehrime gel sevgili.
    Yarın çık gel.
    Bırak her şeyi, bir bekleyenim var de gel.
    Gel ki bu şehir adımlarınla anlamlansın.
    Gel ki bu şehir nefretim olmaktan çıksın.
    Gel ki nefes alayım.
    Gel.

    *Bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına inanıyorsan ve buna rağmen hala yalnızsan, için rahat olsun. Giden zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır.
    Sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya hazırdır. Hani ağzınla kuş tutsan "Bu kuşun kanadı neden beyaz değil?" diye bir soruyla bile karşılaşabilirsin.. iki ucu keskin bıçaktır bu işin. Yaptıklarınla değil yapmadıkların la yargılanırsın her zaman. Bu mahkemede hafifletici sebepler yoktur. İyi halin cezanda indirim sağlamaz.
    Sen, "Ama senin için şunu yaptım" derken o, "şunu yapmadın" diye cevap verecektir. Ve ne söylesen karşılığında mutlaka başka bir iddiayla karşılaşacaksın dır. Üzülme, sen aşkı yaşanması gerektiği gibi yaşadın. Özledin, içtin, ağladın, güldün, şarkılar söyledin, düşündün, şiirler yazdın. "Peki o ne yaptı" deme. Herkes kendinden sorumludur aşkta. Sen aşkını doya doya yaşarken o kendine engeller koyuyorsa bu onun sorunu. Bir insan eksik yaşıyorsa ve bu eksikliği bildiği halde tamamlamak için uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için? Hayatı ıskalama lüksün yok senin. Onun varsa, bırak o lüksü sonuna kadar yaşasın.
    Her zamanki gibi yaşayacaksın sen. "Acılara tutunarak" yaşamayı öğreneli çok oldu. Hem ne olmuş yani, yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil. Sen mutluluğu hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki.... Epeydir eline almadığın kitaplar seni bekliyor. Kitap okurken de mutlu oluyorsun unuttun mu? Kentin hiç görmediğin sokaklarında gezip yeni yaşamlara tanık olmak da keyif verecek sana.Yine içeceksin rakını balığın yanında. Üstelik dilediğin kadar sarhoş olma özgürlüğü de cabası....
    Sen yüreğinin sesini dinleyenlerden sin ve biliyorsun aslolan yürektir.Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yaşadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte. Sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu. Elbet bitecek güneşe hasret günler. Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini...
    Hayatı ıskalamaya lüksün yok senin.

    Necip Fazıl Kısakürek ADIYLA PAYLAŞILAN SAHTE ALINTILAR :

    *Ayağın taşa takıldığında "Allah kahretsin" bile deme, dua et ki; taşa takılan bir ayağın var.

    *Örtüsüz kadın perdesiz eve benzer, perdesiz ev de ya satılıktır, ya kiralık.

    *Kurban olduğum Allaha bile günde beş vakit ulaşabiliyorken, kendini ulaşılmaz sananlara selam olsun!

    *Armut deyip geçmeyin, onun ilk hecesi çoğu kişide yoktur.

    *Herşeyin ilacı ZAMAN diyenler,birde bu kelimeyi tersten okumayı deneseler.

    *Benim ayağımın altı da müsait başımın üstü de.. Nerde duracağını kendin belirle.

    Özdemir Asaf ADIYLA PAYLAŞILAN SAHTE ALINTILAR :

    *Ben utangaç bir kalbi taşırım geceden.
    Ben sana âşık olduğumu,
    Ölsem söyleyemem.

    *Bana surat asma hayat
    Misafirim sonuçta,
    Kalkar giderim.

    *Ah sana bir sarılsam şimdi, kırılsa yalnızlığımın kemikleri.

    *Benimle ömür geçer mi ki' dedim. 'Senle geçirmeye ömür yeter mi?' dedi. İşte bu bana bir ömür yetti.

    *İnsanlar insanların içinde 'insan'lara hasret yaşarlar.

    *Ben sana hep üşüyordum
    Çünkü kıştım..
    İnkar etmiyorum da bunu
    Seni sevmek gibi
    Büyük işlere kalkıştım.

    *Baharda kışı,
    Kışın da baharı özler insan.
    Ne uzaksa onu özler...
    Kavuşmak şart mı? Boşver!
    Bazı şeyler yokken güzel.

    *En sevdiğim mevsime geldik. Yapraklar sararacak gök gürültülü yağmurlar yağacak. Sonbahar hüzündür. Hüzün ise ben demektir.

    *Bunca vefasızlıktan sonra, bazılarının ederi kalmadı artık gönlümde; kaç'a deseler, hiç'e sayarım.

    *Ben kattım sana biraz
    öyle sevdim seni.Çünkü sen de bensiz o kadar güzel değilsin hani.

    *Yemin ederim kokundan anlamıştım, benim için herhangi biri olmayacağını.

    *Sende gördüğümü görecekler diye ödüm kopuyor.

    *Eskisi kadar özlemiyorum seni,
    Ve ağlamıyorum olduk olmadık zamanlar da..
    Adının geçtiği cümlelerde, gözlerim dolmuyor..
    Yokluğunun takvimini tutmuyorum artık.
    Biraz yorgunum.
    Biraz kırgın.
    Biraz da kirletti sensizlik beni!
    Nasıl iyi olunur henüz öğrenemedim ama
    "İyiyimler" yamaladım dilime.
    Tedirginim aslında, seni unutuyor olmak,
    Hafızamı milyon kez zorlamama rağmen yüzünü hatırlayamamak korkutuyor beni.
    Gel diye beklemiyorum artık,
    Hatta istemiyorum gelmeni.Nasıl olduğun konusunda ufacık bir merak yok içimde.Arasıra geliyorsun aklıma, banane diyorum,
    Benim derdim yeter bana banane!
    Alıştım mı yokluğuna?
    Vaz mı geçiyorum, varlığından?
    Tedirginim aslında,
    Ya başkasını seversem?
    İnan o zaman seni hayatım boyunca affetmem.