• 264 syf.
    ·9 günde·Beğendi·10/10
    Kitabın beğendiğim yönleri:
    Kitabı her yönüyle beğendim.
    - Çok iyi ve özenli bir şekilde yazılmış. Dili çok anlaşılır, açıklamalar net. Yazım hataları yok.
    - Çeviri yaparken karşılaşılan sorunlar (tuzaklar), farklı metin türleriyle ilgili başlıklar altında ele alınmış ve örneklerle açıklanmış. İçeriğin bu şekilde sunulması ilk başta tuhaf geldi, ama sonradan hoşuma gitti. Çünkü bu düzenleme sayesinde bu tuzakların hepsi hakkında bilgi edinebilmek için kitabın tamamını okumam gerekti, sadece ilgilendiğim kısımları değil. Böylece farklı metin türlerini çevirirken nelere dikkat etmem gerektiği konusunda da bilgiler edinmiş oldum.

    Beğenmediğim yönleri:
    Kitabın beğenmediğim bir yönü yok.
    - Sadece bazı konuların (örneğin 'niteleme cümlecikleri' konusunun) farklı başlıklar altında birkaç kez ele alınmasındansa bir kez ayrıntılı bir şekilde ele alınmasını tercih ederdim. Sonraki kısımlardaki örneklerde aynı soruna dikkat çekmek için çok kısa açıklamalar yapılması yeterli olurdu.
    - Ayrıca birçok alıştırmayı doğru yapıp yapamadığımdan emin olamadım. Alıştırma sorularından çoğunun tek bir (doğru) cevabı olmadığının farkındayım, yine de cevaplarımın doğruluğunu değerlendirmeme yardımcı olabilecek (esnek, birkaç farklı geçerli cevabı içeren, vs.) bir cevap anahtarı olmasını isterdim.

    Faydalı bulduğum yönleri:
    - Hayatımın on yılı boyunca çeşitli düzeylerde İngilizce eğitimi aldım. Aynı miktarda ve kalitede Türkçe eğitimi alamadım. Dolayısıyla kendi anadilimi doğru kullanabilme konusunda çok fazla eksiğim var. Bu eksikliklerden bazılarını, bu kitaptan edindiğim bilgiler sayesinde giderebileceğimi umuyorum.
    İngilizce bir cümleyi okuduğumda onun hatalı bir cümle olup olmadığını çoğu zaman kolaylıkla anlayabiliyorum. Çoğu İngilizce cümleyi anlamakta zorlanmıyorum, ama Türkçeye aktarmakta zorlanabiliyorum. Üstelik aktarırken kurduğum Türkçe cümlelerin hatalı olup olmadıklarını bile anlamakta zorlanıyorum. Bu kitap sayesinde bu sorunu yaşayan tek kişi olmadığımı anlamış oldum. Bu kitaptan edindiğim (niteleme cümlecikleri, cansız öznelerle kullanılabilen etken/ettirgen eylemler, karmaşık cümlelerin nasıl çevrilebileceği gibi konularla ilgili) değerli bilgiler sayesinde artık (her iki dilde de) hangi konularda nasıl ve neden hatalar yaptığımı, bu hataları tekrarlamamak için neler yapabileceğimi daha net görebiliyorum. Bu yüzden kitabın yazarlarına çok şey borçluyum; hatta örnek çevirileri yapan öğrencilere bile teşekkür etmek istiyorum, onlar sayesinde çevirilerimde yaptığım birçok hatanın farkına varabildim.
    - Bazen yazarlar o kadar ayrıntıya inmişler, çevirileri o kadar ayrıntılı incelemişler ki; yaptıkları değerlendirmeleri okurken çevirmenliğin aslında ne kadar önemli ve zor bir iş olduğunu, göründüğü ya da sanıldığı kadar kolay olmadığını yeniden fark ettim. Çevirmenlerin hangi konularda kendilerini sürekli geliştirmeleri gerektiğinden bahsedilmesini de faydalı buldum.
  • 520 syf.
    ·Beğendi·8/10
    Eski yorumdur:
    Lüset Kohen Fins'in On Derin Ayak İzi romanını nihayet 1,5 ay önce bitirebildim. Okumaya ara vermemi gerektiren şeyler oldu hayatımda. Kendisi ile tanıştım. Harika bir insan. İlk olarak onun Şarlatan isimli romanını okudum. Geçen kış yaratıcı yazarlık atölyesi vardı, onu ziyarete gitmiştim daveti üzerine. Bu kitabı kendi elinden, imzalatarak almıştım. Roman ilk olarak Amerika'da İngilizce olarak yazılmış ve yazar tarafından sonradan Türkçe'ye çevrilmiş. İlk romanı olmasına karşın Amerika'da Uluslararası Harper Colins Authonomy ödülünü almış. Kalın olmasına rağmen akıcı bir şekilde okunabilen bir roman. Konusu, Amerika'da sıradan hayatlar yaşayan insanların başarı ve şöhrete tesadüf eseri tanıştıkları insanlar ve tesadüfen yaşadıkları olaylar sebebiyle kavuşmaları. Zen öğretisi sunan bir kişisel gelişim uzmanı yazar olan Wen Bao Zhu isimli Hawaii-Çin melezi yaşlı kadın romanın en harika ve kilit karakteri.
    Romandan bir kesit:
    "Sence başarabilecek miyim? diye sordu Kirk. "Etrafımda kendini mutlu ve başarılı hisseden çok az kişi var."
    "Bunu bana değil, kendine sor. İlk başta 'hadi durma yap' dürtüsüne direnip, zorlanacaksın elbet. Fakat sabretmelisin, çünkü çoğu kişi bu dönemi atlatamadan hayalinden vazgeçer ve kendine bunun bu aşamada mümkün olmadığı​nı söyler. Yaptığım bazı sosyo-psikolojik gözlemlerde şunu anladım ki; çoğu insan hayalini bir başkasının hayaline engel olmamak adına gerçekleştirmiyor, yakınları üzülmesin veya bazen de yakınları onlardan uzaklaşmasın diye öteliyor. İlk başta ben de şaşırdım​, ama sonra anladım ki insanoğlu sadece kendisi için yaşayamıyor. Yaşarsa insanlıktan çıkacağını düşünüyor."
    ....
    "Ruhani boyuttan gelip fiziksel boyuta geçen her varlık, bedenli yaşamı boyunca hareket etmesi gerektiğinden enerji harcar. Enerji harcadığı için de öz gücünden fire verir."
    "Bunu hiç düşünmemiştim."
    "Şu tarz bir denkleme yoğunlaşmayı dene... Kazanırken kaybedip, kaybederken kazanacaksın. O zaman çok fazla şey seni üzmez bu hayatta. Yanlış hatırlamıyorsam, geçen seans bana 'en önemli şey farkındalık mı' diye sormuştun. İşte bu denklemde en çok ihtiyaç duyacağın şey farkındalık olacak. Tabii, kontrolden sonra. Farkında olursan, alternatif çözüm üretebilme şansın yükseliyor. Alternatif yaratırsan seçim şansın çoğalıyor. Sonsuz olasılıklar formülünü göz önüne al, seçim şansının en büyük güç olduğunu anlarsın. Problemi çözebilmek için alternatif yaratmaya ve seçim yapmaya ihtiyacın olduğuna göre, problemin ve çözümlerin farkında olmak, problemleri çözmeye yönlendirecek seni. Sistemlerin sistemi olan evrende her şey bir gelişme olarak yaşanıyor olabilir. Eğer son diye bir şey yoksa, o zaman sonuç ve gidere değil, oluşmakta olana ve sürene bakacaksın demektir."
    "Bu bir düz mantık öğretisi olsa gerek. Bana aşılamak istediğin şey, sürekli seçim yapmam gerektiği mi?"
    " Aslında sana, üzerine yapışmış olan ego-kabuk katmanlarını bir an evvel soy ve özüne ulaş, diyorum. Bunun bedelini ödemeye de hazır ol."
    "Desene, hayatta bedava diye bir şey yok."
    "Yok, tabii. Bence, her şeye duygusal ya da fiziksel bir fatura kesiliyor, o da er geç ödeniyor. Bu seni üzmesin, aksine mutlu etsin. Nasıl olsa tecrübe etmeden, kazanmadan, yanılmadan ve yenilmeden bu hayatın anlamını tam olarak anlayamayacaksın. Zafer hissi ve mutluluk baş döndürücüdür, ama esas gelişmeni acı çektiğin zaman gerçekleştirirsin. Dünyevi acılar kutsaldır bir yerde."
    .....
    On Derin Ayak İzi, Lüset Kohen Fins, Gate Yayınları, İstanbul, 2013 ( Orijinal adı Ten Deep Footprints, Çeviri: Lüset Kohen Fins)
    Not: Yazar/kitapları Facebook sayfalarından takip edilerek, bazı gönderilere bakılabilir, kitapları imzalayarak kargo ile gönderiyor. Fiyat da daha uygun oluyor.
    Çok yazdım offf artık iki beğeni yaparsınız.
    Ha, tavsiye ediyorum. Şarlatan'ı da bunu da. Bu roman favorim oldu.
    Resimdeki not defteri roman hakkında görüşlerimi ve notlarımı içeren bir defter. En kısa zamanda yazara ulaştırmayı düşünüyorum (şu an yoğun sanırım). Color Mood kapaklı defter seçmemin sebebi, Wen'in her günkü ruh haline özel baştanbaşa aynı renkte giyiniyor olması.
    Bir de şunu söylemeliyim ki romanda birçok karakter ve farklı hikayeler var.
    Sevgilerimle.
  • Çevirmenlerin başucu kitabı

    Bir yabancı dili iyi bilmek, Türkçeye iyi çeviri yapmak için yeterli değil. Çevirmenler, çeviri yapmaya başlayacaklar için çok önemli, masalarında bulundurmaları gereken bir kitap yayımlandı.
    Çevirinin bizde ve dünyadaki önemini, etkisini, işlevini söylemenin anlamı yok. Rönesans’tan başlayarak, dünya kültürünü evrensel kılan çeviridir. Hasan Âli Yücel’in başlattığı Milli Eğitim Yayınları’nın kaç kuşağa Doğu ve Batı klasiklerini tanıttığını anımsatmakta yarar var. Şimdi o kitaplar Türkiye İş Bankası Yayınları tarafından yayımlanıyor. Birçok çeviri ödülü konuldu.

    Peki iyi çeviri nasıl yapılır, kuralları nedir, nerede yanlış yapılır, ayrı ayrı türlerin çevirisi arasındaki farklı yaklaşımlar nelerdir? Çeviri üzerine kafa yoran Ülker İnce-Dilek Dizdar’ın ‘Çeviri Atölyesi-Çeviride Tuzaklar’ kitabını okurken, şimdiye kadar okuduklarım üzerine düşünmeye başladım.
    İyi, usta çevirmen Ülker İnce, dilimize birçok kitabı kazandırdı, ödüller kazandı. Hacettepe, Boğaziçi üniversitelerinde çeviribilim dersleri verdi. Bu özelliği kuramsal çalışmalarla uygulama arasındaki dil ve edebi bağı kurmasını sağladı.

    Dilek Dizdar, Türkiye’de ve yurt dışında çeviribilim konusunda dersler veriyor, araştırmalar yapıyor. Giriş’ten kitabın tanıtımı üzerine birkaç not: “Bu kitap çeviri yapan, çeviri yapmayı öğrenmek isteyen ya da çevirinin nasıl bir iş olduğunu merak edenler için yazıldı. Çünkü kitabın hazırlayıcıları olarak biz de kendimizi hep öyle görüyoruz.

    Zaten 1990’ların başında Boğaziçi Üniversitesi’nde öğretmen-öğrenci ilişkisiyle başlayan dostluğumuzda, çeviri üzerine birlikte düşünmenin önemli bir payı oldu.”
    Anabaşlıklara gelince: Zihin Gözüyle Görerek, Kulağıyla Duyarak Sahne

    Bir tiyatro metni nasıl çevrilir?
    Bir Gazete İçin Haber Metni Çevirmek

    Haber başlığından başlayan bir çalışma. Gazetecilik söylemi.
    Bir Aletin Kullanım Kılavuzunu Kullanıcılar İçin Çevirmek
    Terimlerin önemi.
    Yarı Yazınsal Bir Yolculuk Metnini Yarı Yazınsal Bir Metin Olarak Çevirmek

    Özel adlar.
    Bir Edebiyat Metnini Edebiyat Metni Olarak Çevirmek
    Estetik haz. Her maddenin sonunda ‘Alıştırmalar’ bölümü yer alıyor. Kitapta iki bölümü, gündelik yaşamda kullanıldığı için merakla okudum. Birincisi, Aletin Kullanma Kılavuzu; diğeri de Bir Gazete İçin Haber Metnini Çevirmek. Bence yalnız çevirmenler için değil, hepimiz için yararlı bir kitap. Çeviri okuduğumuza göre mutlaka almalısınız.

    Doğan Hızlan