Bir matematik öğretmeni olarak öğrenim sürecimde uygulamış okduğum ve başarımı etkilediğine inandığım birçok şeyi bir kitap bünyesinde okumak iyi geldi. Sınavlarda bir soruda çok takılınca bırakın, geçin, derim öğrencilerime. Farklı bir soruyu çözerken zaten "aaa tamam" deyip o soruya geri dönersiniz büyük ihtimalle. Yine uyku öncesi karmaşık şeylere çalışıp uyurken bile matematik temelleri atabilirsiniz, derim hep. Lisedeyken az geometri sorusu çözmedim uykumda😂 Meğer biliminsanlarının da taktikleriymiş bunlar. Tez dönemimde de aklımda bilgiler karmakarışık birikmişken yatağımın yanında tuttuğum not defterimi uykudan pat diye uyanıp doldurduğumu, yani bilgilerimi yığınladığımı; tek başıma yürüyüş yaparken pek çok sorunu çözdüğümü çok iyi bilirim. Yazılı sınav hazırlıklarımda kişisel notlarımdaki problemleri kapatıp tekrar tekrar çözerek de çok güzel öğrenmeler gerçekleştirirdim, yazmak gerçekten çok etkili! Tüm bu kişisel keşiflerimi bilimsel bir temelde okumak güzeldi. Artık dayanacağım bir kitap da var :) Sondaki iyi öğrenmenin temel kuralları listesini ise sınıfımın panosuna asacağım🤩
Matematik öğreniminde sayısal zeka mı yoksa farklı öğrenme yöntemlerinin bir arada ve uyumlu bir şekilde kullanılması mı daha etkin rol oynar?
Öncelikle yazarımızın da matematikle öncesinde barışık
Çok güzel noktalara değinmişsiniz öğretmeniimm ☺️ Kişi zihnin çalışma prensipleri hakkında fikir sahibi olunca bazı davranışlarını daha iyi yorumluyor. Dediklerinizi okuduktan sonra Barış Özcan’ın yıllar önce izlediğim bir videosunda bahsettiği “kahvuyku” (kahve+ uyku) kavramı aklıma geldi. Dilerseniz ona da bakabilirsiniz. Sevgiler! 🤎
Şimdiiii…
Bu kitap beni gerçekten yordu. Kurgular sürükleyici fakat metaforları anlamayınca kurguda da bir bağlantı kuramıyorsun. İhsan Oktay Anar’ın kültür, bilgi ve tarih birikimine hayran kaldım.
.
Bir sineği kovalamaca ile başlıyor(burda bir metafor var); kitabın adının anlamını açığa kavuşturan(dünyanın 6günde yaratılması ve dinlenilen 7. gün) bir son ile bitiyor.
İhsan Sait adında bir şahıs var. Moğol kendisi. Garip garip olaylar yaşıyor. Gelecekten kendisine Prenses Döjira diye birinden bir mektup geliyor. Kısaca diyor ki Döjira ona; Bir zeplin var, onu yap geleceğe uç beni bul diyor. Hikaye bu şekilde başlıyor. Sonra 1. Dünya Savaşındaki Ali İhsanı anlatan “Oğul” adında bir kısmı var kitabın. Ve metaforlarr metaforlarr… Son bölüm olan “Hayalet” ise Cumhuriyet tarihindeki Osmanlı hayaleti metaforu taşıyor. İhsan Sait, gelecek, Ali İhsan, İdris,Kıtmir ve hattaaa Yedi Uyurlar derkeen..
Ben yoruldum.. Kitap da bitti..
Saatlerdir de “Yedinci Günü anlamak” içerikli yazılar okuyorum.
İkinci Dünya Savaşı sırasında, Amsterdam'da bir evin arka odalarında ailesi ve dostlarıyla birlikte gizlenen Anne Frank adlı Yahudi kızın, yaşadıklarını anlattığı hatıra defteri tüm dünyada okunmaktadır. Ama bizim, Balkan Savaşı esnasında Edirneli bir Yahudi kadınımızın tuttuğu hatıra defterinin varlığından haberimiz dahi yoktur. Oysa, Angele Gueron'un hatıra defteri bütün dünyaya insanlık ve vatanseverlik dersi verecek güzelliktedir. Bunun kantlarından biri
de Gueron'un defterine yazdığı şu sözlerdir:
"Mermiler yere çakıldıktan sonra yüzlerce insan açılan çukuru görmek ve mermi parçalarını hatıra olarak almak için üşüşüyorlar. Ben dahi iki șarapnel mermi kovanı aldım. Bunları çiçek vazosu yaptım."
Edirne'ye yağan ölüm yağmurunun korkunç damlaları olan bomba kovanlarından çiçeklik yapmak!... Savaşlardan geriye kalması gereken nefret, öfke ve kin değil, Angele Gueron'un tüm dünyaya verdiği insanlık dersi olan çiçek vazolarıdır. Öyle ki Gueron, top mermilerinin kovanlarından yaptığı çiçek vazolarına bir de şir yazmıştır:
"Ben bir ölüm aracıyım
İçimde pişman olduğum bir hazinem var
Şimdi hoş kokulu çiçeklere yer veriyor
Seviniz ve affediniz diyorum
Gürleyerek karanlık bir namludan çıktım
Ölüm saçtım dört bir yana
Şimdi çiçekliğe dönüştüm
Koruduğum kokuyla sinirlerinize can katıyorum."
Kitap birbirinden farklı hikayelerden oluşuyor. Çok dikkatimi çekenler oldu. Ama bu hikayeye oldukça şaşırdım. Gerçekten biz niye kendi hikayelerimizden bu kadar uzağız diye düşündüm. Yazanamışız, yayamamışız. Yahudiler bir edebiyat alanı yarattılar oysa..