Bütün çocuklar karanlıktan korkar. Karanlık , içinde insanı yakalayıp sessizce yiyen canavarların olduğu , kapıları ve pencereleri olmayan bir odadır .
Ama ben kendi karanlığımdan , yani gözlerimin içindeki karanlıktan korkuyorum.
Bunu ben uydurmadım . Ben uydurmuş olsaydım annnem bana şeftalili ve kremalı çörekler almaz ve onları akşam yemeğinden önce yememe izin vermezdi . Her şey yolunada olsaydı , babam ne zaman ararsa kötü haberler veren ev sahibi telefon ettiğinde banyoya saklanmazdı .
- Sanırım anladım küçük hanım, dedi. Evet, her gün mutlu olaylar yaşayamayız . Yaşam sadece güzelliklerle dolu değildir. Zorluklar karşısında üzülmek, ağlayıp gözyaşı dökmek üzüntülerimizi daha da artırır. Her olayın minicikte olsa güzel olan bir yanını görerek mutlu olmak çok daha mantıklı. Bundan sonra Mutluluk Oyununu ben de oynamaya çalışırım .
"Yavrum bacakların sakatlanabilir ve koltuk değneklerine muhtaç kalabilirdin . Oysa şu an sağlıklısın ve koltuk değneklerine gereksinim duymuyorsun. Bundan mutluluk duymalısın. Unutma kızım, istersen her olaydan kendine mutluluk payı çıkartabilirsin.
" En berbat akşam yemeğiydi. Evde değilde kabristanda yemekteydik sanki . İnsanın kanını donduran bir sessizlik. Lokmalar boğazıma dizildi . Zaman geçmek bilmedi. Yemek boyunca gözlerimi tabağımdan ayırmadım , pilavda bu kadar çok tane olduğunu da ilk bugün fark ettim . Üstelik bundan sonra ömür boyu böyle olacak . Asla yüzüne bakmayacağım . Her saniye yine ağzını açıp bana ahlaksız , dik başlığı falan demesini bekledim''