• Cezaevleri sıklıkla Aydınlanma sonrası döneme ait bir icat olarak kabul edilse de eldeki olanaklara göre hangi binalar kullanıma uygunsa onları hapishane olarak kullanmak uzun süredir gerçekleştirilmekte olan bir uygulamadır. Örneğin İskoçlar, toll adı verilen ekstra bir ücret ödenmesi gereken yollardaki gişelerin ihtiyaçtan fazla inşa edilmelerini 1480 kadar eski bir tarihte dahi küçük köylerde nezarehane olarak kullanmış, bu durum da "toll kulübesi" anlamındaki tollboth sözcüğünün on yedinci yüzyıldan bu yana küçük hapishaneleri anlatmak için bir kısaltma olarak kullanılagelmesine yol açmıştır.
    Mtchel P. Roth
    Sayfa 173 - Can
  • ...
    Kitaplık yapıldığı zaman cezaevleri
    Geceleyin kapı kapı dolaştığı zaman bir türkü ve dolunay, taptaze yüzünü gösterdiği zaman bir bulutun arkasından
    cumartesi akşamı berberden pırıl pırıl çıkan
    bir işçi gibi.
    Barış budur işte.
    ...
    Kardeşler, barış içinde ancak derin derin soluk alır evren.
    Tüm evren, yüklenerek tüm düşlerini.
    Kardeşler uzatın ellerinizi.
    Barış budur işte.
    Yannis Ritsos
  • İhsan, cezaevleri için, "Burası çıplak adamlar ülkesi," demişti. "Buradaki çıplaklık, üst başla ilgili değil, insanların iç yüzleri ile ilgili...
    Dışarıda insanı insandan saklayan çeşitli perdeler, peçeler, maskeler, burada birkaç güne varmadan sıyrılıp düşüyor. Bir araya kapatılmış olmak hiçbirimizde, olduğumuzdan başka türlü görünebilmek gücü bırakmıyor. Kendilerini olduklarından başka türlü göstermeye çabalayanlar ancak bir iki gün dayanabiliyorlar. Dışarıda da bu böyle ama ne sizin beni araştırmaya vaktiniz var ne benim sizi."
    Kemal Tahir
    Sayfa 135 - Kâmil Bey
  • Bir güzel kadeh tutuşun vardı eskiden
    Dirseğin iskemleye dayalı
    - Bir vakitler gökyüzüne dayalı, derdim ben -
    Cıgara paketinde yazılar resimler
    Resimler: cezaevleri
    Resimler: özlem
    Resimler: eskidenberi
    Ve bir kaşın yukarı kalkık
    Sevmen acele
    Dostluğun çabuk
    Bakıyorum da şimdi
    O kadeh bir küfür gibi duruyor elinde
    Edip Cansever
    Sayfa 51 - Yapı Kredi Yayınları
  • İğrenç cezaevleri, konserve sardalya gibi istiflenmiş tutuklular: Büyük çoğunluk hükümsüz tutuklulardan oluşuyor. Çoğu, davaları bile görülmeden, nedenini bilmeden oradalar. Karşılaştırma imkânı olsa, Dante'nin cehennemi Disney işi kalır. Kaynayan kazan gibi olan bu cezaevlerinde sürekli isyanlar patlıyor. O zaman da düzen güçleri düzensizleri kurşunlayarak pişiriyor, öldürebildikleri herkesi öldürerek yer sıkıntısı sorununu biraz olsun hafifletiyor.
  • 200 syf.
    ·6 günde·Puan vermedi
    Misbah Hicri'nin kaleme aldığı "Coğrafya kaderdir " kitabı Daha önceki yazmış olduğu gazete yazılarının bir araya getirilmesi ve yazılara yeni eklemler yapılmasıyla oluşturulmuştur. Kürt sorununu ve Kürtlerin yaşamış olduğu sıkıntıları kaynakları ile ortaya koyuyor. Incelemeyi kitap hakkında yazılmış güzel bir yazı ile bitireyim . Size de tavsiye ederim hoş bir Kitap olmuş.

    Mezopotamya ve Coğrafya Kaderdir Kitabı

    Mezopotamya, tarih boyunca saldırıya maruz kalan, işgal edilen ve savaşların eksik olmadığı; sürekli kanın aktığı, zenginliklerin talan edildiği bir coğrafya olmuştur. Yaralıdır. Yarası tarihten gelen ve çok derin bir yaradır. İç kanaması durmadı, devam ediyor hâlâ.

    Tanım olarak Mezopotamya iki nehir, yani Dicle ve Fırat arasındaki bölgenin adıdır ve Kitabı Mukaddes’te, yani Eski Ahit’te Cennet’in Dicle ve Fırat arasında olduğu yazılıdır. İki nehir arası cennet olunca; Persler/Partlar, Büyük İskender’le Makedonlar, Romalılar, Bizanslar, İslamiyet’le birlikte Araplar, Selçuklu Türkleri, Tatarlar, Moğollar, Osmanlılar, Ruslar, İngilizler, Almanlar, Fransızlar, Amerikalılar bu cennet toprakları istila etmeyi kendilerine iş edindiler. Yakma, yıkma ve kan dökmekle kalmayıp tüm zenginlikleri talan ettiler ve bazıları şu anda da bu saldırı ve talanı sürdürüyorlar.

    Bölgemizin on bin yıllık tarihine baktığımızda; aynı coğrafyada, birbirinden farklı, hatta birbirlerine karşı duran pek çok kültürel, etnik ve dinî oluşumun değişerek, birleşerek, dağılarak ve sonra yeniden ve yeniden bütünleşerek geçmişten geleceğe yaptıkları kanlı ve coşkulu yolculuğuna tanık oluruz. Kaderin cilvesi olsa gerek bu coğrafya savaşların, istilaların, dinlerin bereketli dölyatağı ve aynı zamanda birçok inanış ve etnik topluluğunda mezarı olagelmiştir. Tarihin döngüsü, Mezopotamya’nın kaderidir bu.

    İbn-i Haldun’un “Coğrafya Kaderdir” deyişi Mezopotamya’da anlamının ötesinde bir anlam içermektedir. Değerli dostum Misbah Hicri imzalayıp gönderdiği yeni çıkan Coğrafya Kaderdir kitabıyla beni Mezopotamya üzerine biraz daha derinlemesine düşünmeye sevk etti. Farklı sözcükleri kullansak da farklı şeyler söylemiyoruz. Kitabına yazdığı sunuş bunun kanıtı: “Evet... Coğrafya kaderimizdir. Üzerinde yaşadığımız toprak parçası, belki dünyanın kuruluşundan itibaren hep bu kadar karmaşık değildi; konum itibariyle hep cazip gelmemişti herkese; ama insanlık, hükümran olma, hâkim olma güdüsünü tekâmül ettirdiğinden beri gözünü hep buraya dikmişti. Buraya sahip olma, yer altı, yer üstü zenginliklerine hükmetme isteği, bu coğrafyayı binlerce yıl insanın hedefinde tutmuş; bu sebeple de burada savaşlar, mücadeleler eksik olmamıştır. (...) Mezopotamya, binlerce yıldır üzerinde Paganist, Sabii, Musevi, Yezidi, Hıristiyan ve İslam inancı taşıyan Kürt, Türk, Arap, Süryani, Keldani, Ermeni, Yahudi vs. çok sayıda topluluğun, iç içe yaşayıp; hayat, birlikte yaşama, hukuk, din, felsefe gibi yapıları etkileyerek, dönüştürerek, bilgi ve tecrübelerini karşılıklı aktararak ortaya çıkardığı özgün, hususi ‘coğrafya’nın adıdır.” (s.8)

    Osmanlı İmparatorluğu dağıldıktan sonra varlık gösterdiği alanlarda Türkiye Cumhuriyeti de dâhil olmak üzere 27 devlet kuruldu, ama Mezopotamya’nın kadim halklarından biri olan Kürtler’in, ne devleti oldu ne de hak ve hukukları tanındı uluslararası camia tarafından. Bu nedenle, “Kürt Sorunu” tarihten kalan bir miras olarak bugün önemini koruduğu gibi yakıcı sıcaklığını da her geçen gün daha fazla hissettiriyor. Kürtler, hayatlarıyla kumar oynayarak Ortadoğu/Mezopotamya kazanında ve uluslararası arenada gasp edilen haklarını alma ve tanınma mücadelesi vermeye çalışıyor.

    Tarih karartılsa da, çağdaş sözcüklerle süslenip yalanla beslense de Kürt halkının varlığı ve dili yok sayılamaz. Gerçekler hiç beklemediğimiz bir anda söz olur çıkagelir: Bazen efsane, bazen masal, bazen hikâye ve bazen de bir kitap olarak. Misbah Hicri’nin Coğrafya Kaderdir kitabı da böyle bir şey. Hicri, tarihten miras kalan Kürt sorununa ilişkin duygu ve düşüncelerini kitabında güncel gelişmelerin paralelinde edebi bir dille kaleme aldığı yazılarıyla okuyucusuna aktarıyor. Mezopotamya’nın kaderini paylaşan bir Urfalı olarak mensubu olduğu bölge insanını anlatırken aynı zamanda kör olası sıkıntıları dile getiriyor. Yaşanan sorunları ve yanlış uygulamaları bazen eleştirerek, bazen doğruları yazarak, bazen de öneriler sunarak çözüme karınca kararınca omuz vermeye çalışıyor.

     

    Kitap; birincisi sosyal, kültürel, siyasal konular, ikincisi dil, özel olarak Kürt dili ile bazı kavramlar üzerine araştırmaya dayanan konular, üçüncüsü ise, “Onlar Yaşadılar Yaşıyorlar Sesleriyle Sözleriyle Gönlümüzde Yaşıyacaklar” alt başlığı altında Said-i Kürdî, Mesut Berzani, Şivan Perwer, Yılmaz Güney, Ahmet Kaya, Leyla Zana, Abdurrahman Cuduk, Bekir Yıldız, Feridun Yazar, Şair Nabi, Eyşana Elî (Ayşe Şan) gibi bazı Kürt şahsiyetlerle tanışıklığını, anılarını ve bu şahsiyetler hakkındaki düşüncelerini içeren yazılar olmak üzere üç bölümden oluşmaktadır. Kitabı yayınlamadaki amacını da şu sözlerle açıklamaktadır: “Daha önce günlük gazetelerde yayınlanmış olan bu yazıların kitap olarak yayınlanmasındaki maksat, genel olarak şudur: insanıyla, kültürüyle, sosyal-toplumsal yapısıyla, okura bu özgün coğrafyanın renklerini taşımak, belki de içinde yaşadığı dünyanın farklılıklarına dikkatini çekmek, bilmeyenlere ise bu coğrafyaya ilişkin soyut topografı anlamında bilgi vermektir.” (s.9)

     
    Kitapta yer alan hemen hemen tüm yazılarda barış, sevgi, paylaşım ve hakkaniyet vurgusu yapılmaktadır ki bunlarda ancak gerçek bir demokrasi ile olur. Demokrasinin önündeki en büyük engel ise bir türlü çözülmeyen Kürt sorunudur, daha doğru bir tanımlamayla Kürtlerin hak gaspıdır. Bütün pislik ve rezilliklerin sebebi buradan kaynaklanıyor. Yanlış yerden başlanınca doğru yere varılamayacağı bilinen bir gerçektir. Kürtlerin hakları iade edilmedikçe, var olan bu sorun adil, demokratik, barışçıl bir şekilde çözülmedikçe Türkiye’de hiçbir şeyin düzeleceğine inanmıyorum. Kürt sorunu çözümsüz kaldıkça, ne darbeler, ne çeteler, ne baskı ve zulümler, ne cinayetler, ne yolsuzluklar, ne uyuşturucu ticareti sonlanır, ne de düşünce suç olmaktan çıkar. Sürekli heybetli cezaevleri yapılır.

     Günümüzde gelişmeler can sıkıcı olsa da umudumuzu yitirmemeliyiz. Unutmayalım: Mezopotamya, yükselme ve düşüşün, varoluşun ve tükenmişliğin; yorgunluğun, yaşlanmanın, itaatkârlığın, dinamizmini yitirmenin ve bir volkan gibi her an yeniden patlamanın yeridir .
  • Bir ülke düşün, her yan sis-pus içinde .üzerinden askeri darbe geçmiş, daha bir kaç gün önce sol yumruklar havada,devrim kapidayken ,simdi cezaevleri tıklım tıklım, devrimse;gulumseten bir hikaye.