• Fabrikalar, cezaevleri, sarhoş günler ve geceler, hastaneler beni uyanık bir kedinin ağzındaki fare gibi güçsüz düşürdü ve sarstı; hayat..
  • Üç ay cezaevinde kalmak için yola çıkmış çok yakışıklı bir adam.
  • Siyasal partiler yargı ile ilgili ne düşünüyor? Son yıllarda en çok tartışılan sorunlardan biri yargı… Yaşanan davalar, mahkemelerin işleyişi, siyaset insanlarının demeçleri, adalet yürüyüşü, adalet nöbeti, sayısı binleri aşmış kişinin gözaltına alınması, tutuklanması, akademisyenlerin yargılanmaları, yüzlerce yargıç ve savcının meslekten çıkarılmaları bu sorunun çeşitli parçaları…
    Bu soruna siyasal partiler nasıl yaklaşıyor?
    Adalet ve Kalkınma Partisi Seçim Bildirgesi’nde yargının dayandığı bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleri ve yargının işleyişi hakkında şunlar belirtiliyor1*:
    “Adalet mülkün ve meşruiyetin temeli, hukuk devletinin esasıdır. Bu nedenle adalet, hukukun üstünlüğüne dayalı, herkesin güven duyduğu, her türlü güç odağından bağımsız, tarafsız, vatandaşlarımızın ihtiyaçlarına hızlı cevap verebilen bir yapıda olmalıdır.
    Bağımsız ve tarafsız yargı, adaletin tesisini sağlayan ve temel hakların kullanımını garanti altına alan bir kurumsal yapı olduğu gibi aynı zamanda sağladığı hukukla öngörülebilirlik ortamında belirsizliği azaltan, üretim ve yatırım kararlarının daha sağlıklı ve nitelikli bir şekilde alınmasını sağlayan, böylece kalkınma sürecimizi hızlandıran bir çerçeve sunmalıdır.
    16 Nisan Anayasa değişikliğiyle yargı alanında yapılan düzenlemeler başlı başına bir reformdur. Bir olağanüstü rejim şekli olan sıkıyönetim mahkemeleri kaldırılmıştır.
    Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi sayesinde yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı tam güvence altında olacaktır.
    Yargı organlarımız artık sadece yargısal faaliyetlerle uğraşacak vesayetçi yapı ve anlayışlara alet edilemeyeceklerdir.
    Yeni sistemde, Anayasa yargısı meclisten çıkan kanunları ve cumhurbaşkanlığı kararnamelerini denetlerken, Danıştay ve idari mahkemeler ise hükümetin tüm işlemlerini denetleyecektir. Böylece yeni dönemde yargı güvencesi daha da artacaktır.”
    Cumhuriyet Halk Partisi Seçim Bildirgesi’nde yargı “Kurumsal düzenlemeler içinde açıklanmaktadır”; “Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun yeniden yapılandırılması” başlıklı bölümde bu önemli Kurul ile ilgili genel kurallar yer almaktadır.2*
    Buna göre; Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK), “Hakimler Kurulu” ve “Savcılar Kurulu” olmak üzere ikiye ayrılarak yeniden düzenlenecektir. Bu kurulların seçim sürecinde yargı bağımsızlığı ilkesini gözeten düzenlemeler yapılacaktır.
    Adalet Bakanı ve Bakanlık Müsteşarı bu kurulların dışına çıkararak yargı siyasetin vesayetinden kurtarılacaktır.
    Hakimler Kurulu ve Savcılar Kurulu’nun tüm kararları yargı denetimine açılacaktır.
    Bir başka kurumsal düzenlemeye, “hakimlerin ve savcıların bağımsızlığı” bölümünde rastlanmaktadır. Bu yeni ve bugüne kadar fazla konuşulmamış Kurum “Yargı Etik Kurulu”dur.
    Milliyetçi Hareket Partisi’nin Seçim Bildirgesi’nde daha genel, soyut nitelemeler bulunmaktadır.3* Şöyle ki; “Yargının; insanların tereddütsüz güvenebileceği, adalet duygusunun zihinlerde ve kalplerde yer ettiği bir yapıda olması gerekmektedir. Yargı; siyasi iktidarların veya belirli kişi ya da grupların güdümünde hareket etmeyen, bir kısım aidiyetlerin veya siyasi tercihlerin adalet duygusunun önüne geçmediği, daima ve her şartta hakkı savunan bir yapıda olmalıdır. Katı kuvvetler ayrılığına dayalı Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde güçlendirilen bağımsız ve tarafsız yargı erki, yasama ve yürütmeyi her aşamada denetleyecek ve vatandaşlarımızın hak ve hukukunun teminatı olacaktır.”
    İyi Parti’nin Seçim Bildirgesi’nde yer alan önerileri arasında, “adil yargılanma hakkının sağlanması, HSK’nın yeniden yapılandırılması, mahkemelerin iş yükünün azaltılması, Adli Tıp Kurumu’nun özerk ve bilimsel yapıya kavuşturulması, önleyici kolluğun güçlendirilmesi gibi amaçlar bulunmaktadır.
    Bildirgede ceza adaleti ile ilgili bir bölüm de yer almaktadır.4*
    “Çağdaş bir Ceza Adalet Sistemi kurulacak, cezaevleri etkili ve modern bir yaklaşımla yönetilerek ıslah edici, eğitici ve topluma kazandırıcı hale getirilecektir.
    Adli Tıp Kurumu özerk ve bilimsel bir yapıya kavuşturularak hızlı ve etkin çalışması sağlanacaktır.
    Suçların Önlenmesine Dair Kanun çıkarılarak önleyici kolluk güçlendirilecektir.”
    Halkların Demokratik Partisi Bildirgesi’nde HSK, Savcılık ve Adli Kollukla ilgili düzenlemeler bulunmaktadır.5* Şöyle ki;
    “HSK’nın yapısı yeniden düzenlenerek özerk bir kurum haline dönüştürülecektir. Adalet Bakanı HSK yapısından çıkarılacaktır.
    Yargının bağımsızlığı, tarafsızlığı ve demokratikleşmesi için gerekli yasal düzenlemeler yapılacaktır.
    İddia ve savunma makamları yargı sisteminde eşit hale getirilecektir.
    Savcılık ve savcıların çalışma büroları adliye binaları dışında ayrı bir kamu binasında olacaktır.
    Savcılığa bağlı adli kolluk teşkilatı oluşturulacaktır. Adli Kolluk Teşkilatı soruşturma sırasında avukatlara da hizmet sunacaktır.”
    Bu belirlemelerin hemen hepsi yıllardır bilinen gerçekleşmemiş konulara ilişkindir… Gene de insanın, son yıllardaki olağandışı olaylarla örselenmiş yargının düzelmesi yönündeki bekleyişi devam ediyor…
  • Biliyorsun, cezaevleri toplumsal üniversitelerdir.
    İnsan isterse cezaevindekendini geliştirebilir.
    Bizleriüniversitelerden aldılar, getirip cezaevine koydular.
    Neden? Dünyayla, aynı şekilde üniversiteyle ilişkimizin kesilmesini istediler tabii. Bizi cezaevinin yalıtılmışlığı
    içinde dondurmak istediler.
    Ama zorbalar cezaevlerinin de üniversite olduğunu
    anlayamazlar....
  • Başkalarına yasak diye, bir zevkten kendini mahrum bırakmanın hiçbir manası yoktur. Biz gülüşüp şakalaşırken, birçok insanlar yataklarında can çekişip ölürler. Milyonlarca evde sefalet, yoksulluk hüküm sürer. Bir yığın insan açlıktan, hastalıktan kıvranırken, sayısız insanlar da taş ocaklarında, madenlerde, fabrikalarda köle gibi çalışıp çabalar. Cezaevleri adam doludur. Fakat birisi bu yüzden aptalcasına üzüldü diye, hiçbirinin çektiği eziyet azalacak değildir. İnsan bütün dünyanın çekmekte olduğu sefaleti düşünmeye kalksa neşesi yok olur, uykusu kaçar! Fakat asıl sizi şaşırtıp harap eden, hayalinizden geçirdiğiniz ıstırap değil de, kendi gözünüzle görmüş olduğunuz ıstıraptır.
  • En modern cezaevleri modanın en son haykırışı hepsi had safhada güvenlikli hapishaneler olma eğiliminde. Artık '"eskiden söylendiği gibi, suçluyu tekrar topluma kazandırma , yoldan çıkanı iyileştirmeyi amaçlamıyorlar. Amaç sadece tecrit etmek, artık kimse yalandan vaaz verme zahmetine girmiyor. Suçlunun
    rehabilitasyonu için ilk adım olabilecek suç işleyenin nereden geldiği, neden suç işlediği gibi soruları görmemek için adalet gözlerini yumuyor. Yüzyıl sonunun cezaevi modelinin ne kurtarma ne decezalandırma gibi en ufak bir amacı yok. Toplum kamu tehlikesini kafese kapatarak anahtarı uzağa firlatıyor.
  • Mehmed Uzun'un acılı yaşamı ve binbir güçlükle yarattığı eserlerinin oluş aşamalarını anlatan bir kitapla karşı karşıyasınız. O yüzden size tek bir kitaptan bahsetmeyeceğim. Farklı kitaplardan alıntılar ve bolca spoi mevcuttur.

    "Kitaplar seslerle dolu değil mi, hayatın sesleriyle?" ( Dicle'nin yakarışı. s.192)

    Kitap; sessizlerin, yok edilmiş olanların, daha doğar doğmaz unutulmuş, unutturulmuş hayatların sesleriyle başlıyor. Bu seslerden biri de Mehmed Uzun. Kendi beninden koparılmış, ötekileştirilmiş ve ana diliyle adı konmasına bile izin verilmemiş acılı bir halkın sesi.

    "İnsanların ruhunu köleleştiremezsiniz. Zorla insanları olduklarından başka hale getiremezsiniz."( Zincirlenmiş zamanlar Zincirlenmiş sözcükler. s.64)

    İnsanların ruhlarını köleleştirmekle kalmıyor, yapılan asimilasyon politikasıyla her türlü baskı yapılıyordu.
    Mehmed Uzun bu baskıların ilkiyle daha okulun ilk günü karşılaştı.
    Arkadaşlarıyla konuştuğu için tokat atılmıştı. Ama o biliyordu ki o tokat onun geçmişine kültürüne ve seslerin gücüyle var olan diline atılmıştı. Çünkü konuştuğu dil okuldaki dilden farklı olan Kürtçeydi ve okulda bu dili konuşmak yasaktı!

    "Zavallı annem tek kelime Türkçe bilmiyordu. Ve bu bay Kürt yok diyordu. Kürt yok! Güneş yok dermiş gibi, ay yok, yıldız yok dermiş gibi. Bir halk nasıl inkar ediliyordu?" (Sen. s.204)

    Bir halk göz göre göre inkar ediliyor, Orwel'ın 1984 romanında olduğu gibi geçmiş siliniyor ve tekrar baştan yazılıyordu. Yazılan yeni tarihte onun kültürü, dili, düşüncesi yoktu. Tüm bunların sonucu olarak yazmak istedi Mehmed Uzun. Sessizlerin sesi olmak, bu hayatta biz de varız demek için.

    "Bir dili, kimliği, tarihi, kültürel varlığı yasaklamak ve zorla yok etmeye çalışmak suç değil ama beni ben yapan bu özellikleri savunmak suçtu! Bunları yasaklamak bölücülük değil, varlıklarını ifade etmek, savunmak bölücülüktü!"( Ruhun Gökkuşağı. s. 144)

    Bir kültürü, dili yaşatmak için eserler vermiş ama kitapları toplantılmış, hakkında bölücülük yaptığı iddiasıyla davalar açılmış, yasaklı dilin yazarından bahsediyorum. Kalemin gücünden korkan insanlar uyguladıkları şiddetle yayınevlerini basıyor ve kitapların tamamına el koyuyorlar. Böyle bir ortamda düşünce özgürlüğünden bahsedilebilir mi?

    "İstisnasız bütün Kürt yazarları hakkında davalar açılmış, kitapları toplantılmıştır. Cezaevlerine girmiş ve - en iyi olasılıkla- ülkeden çıkmak zorunda kalmışlardır." (Kürt Edebiyatına Giriş. s. 83)

    Yazdığı 'Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık' romanı ve 'Nar Çiçekleri' adlı denemesiyle Mehmed Uzun da diğer Kürt aydınları gibi bu baskıdan ve düşünce özgürlüğünün olmadığı ortamdan nasibini almıştı. Tek suçu ana diliyle bir edebi yapıt ortaya koymak ve kendi dilinden köklerinden, kopmadan yaşamaktı.

    "Biliyorsun cezaevleri toplumsal üniversitelerdir." (Sen. s. 125)

    Baskıların giderek attığı bir dönemde arkadaşları ile birlikte hapis yatmış ve orda sesin, yazının gücüne inanmış, çok sevdiği kuzeni Ferid Uzun ve Musa anter ile birlikte kendini geliştirmeye başlamıştı. Unutturulmak istenen dili ve bu dille yazılan ilk sözcükleri orda gördü tanıdı.
    Bu iki insanın çabası ile cezaevinde unutturulmak istenen kendi benine ulaştı.

    "Sürüldü; ülkesini terk etti ve ayrıldı; tanrı sürgünlere rehberlik etsin!.."( Kader kuyusu. s. 149)

    Daha çok küçükken sürgün ile tanıştı Mehmed Uzun. Önce ismi değiştirildi, sonra okulda ana diliyle konuşması yasaklandı ve son olarak da ülkesini terk etmesi gerekti.
    Gitmeliydi ama nereye?
    Derin yaraların çocuğu olan bu sürgün ustası yazarı hangi ülke bağrına basardı?
    Bir arkadaşının yardımı ile önce Suriye'ye ordan da İsveç'e gitti.
    Burda çeşitli aydınlar, akademisyenler ve onun gibi ülkesini terk etmek zorunda olan; tek silahları kalemleri ve fikirleri olan yazarlarla bir araya geldi.

    "Zaman yüreklerimizde kederli izler bırakarak, birçok şeyi yitirip götürmüştü."(Nar Çiçekleri. s. 40)

    Sevdiği insanların ölümü Uzun'un yüreğinde derin yaralar ve yeri doldurulamayacak boşluklar bıraktı.
    Önce kuzeni Ferid Uzun daha sonra Musa Anter öldürüldü.

    "Kendi kökünden, izinden, toprağından ve dilinden kopma. Onlar bu kötü naçar hayatımızda mutluluğumuzun pınarlarıdır."( Yaşlı Rind'in Ölümü. s. 37)

    Mehmed Uzun'un gurbette yaşadığı dönemlerde en çok üzerinde düşündüğü ve yapmak istediği şey edebi bir dil yaratmaktı. Kendi kökünden, dili ve toprağından bu kadar uzakta ve elde yazılı hiçbir kaynak yokken bunu yapmak elbette kolay değildi. Dedesinin, babasının ona öğrettiği dilin ölmemesi için ülkesinden bunca uzakta ve onca güçlüğü rağmen unutulmuş bir dilin yazarı oldu.

    "Viran bir dünyadır bu dünya, sultana, hakime, beye, mîre kalmaz. İyiler erken gider. Kötüler kazıklarını çakarlar dünyanın meydanına ve kalırlar."( Abdalın Bir Günü. s.74)

    Cezaevi koşulların kötü olması dolayısıyla çeşitli hastalıklara yakalandı. Bu hastalıklar bir türlü peşini bırakmadı ve en son mide kanserine yenik düştü.


    Hiç görmediğim ama yüreğinin güzelliğini hep hissettiğim Mehmed abim.
    Bize bıraktığın bu güzellikler için sonsuz kez teşekkür ederim..

    Diyeceğim o ki eğer Mehmed Uzun'u ve yapıtlarını tanımak, bilmek istiyorsanız bu kitabı muhakkak okumalısınız!!
    Hatta okuyacağınız ilk kitap bu olmalı. Size okuyacağınız diğer kitaplar içinde yol gösterecektir.

    Düşüncelerin kelepçelenmediği özgür bir dünya temennisiyle. Var olun.