• Biz gülüşüp şakalaşırken, birçok insan yatağında can çekişip ölür. Milyonlarca evde sefalet, yoksulluk hüküm sürer. Bir yığın insan açlıktan, hastalıktan kıvranırken, sayısız insan da taş ocaklarında, madenlerde, fabrikalarda köle gibi çalışıp çabalar. Cezaevleri, adam doludur. Ama birisi bu yüzden aptalca üzüldü diye, hiçbirinin çektiği acı azalmaz. İnsan, bütün dünyanın çektiği sefaleti düşünmeye kalksa neşesi yok olur, uykusu kaçar! Ama asıl sizi şaşırtıp, harap eden, hayalinizden geçirdiğiniz acı değil de kendi gözünüzle gördüğünüz acıdır.
  • Başkalarına yasak diye, bir zevkten kendini yoksun bırakmanın hiçbir manası yoktur. Biz gülüşüp şakalaşırken, birçok insanlar yataklarında can çekişip ölürler. Milyonlarca evde sefalet, yoksulluk hüküm sürer. Bir yığın insan açlıktan, hastalıktan kıvranırken, sayısız insanlar da taş ocaklarında, madenlerde, fabrikalarda köle gibi çalışıp çabalarlar. Cezaevleri adam doludur. Fakat birisi bu yüzden aptalcasına üzüldü diye, hiçbirinin çektiği eziyet azalacak değildir.
  • Mapushane dünyasından gözlemlerle, vurgulamalarla, alıntılarla Yılmaz Güney’i resmetmek gerçeğe yöneliş sayılmalı. Türkiye’de cezaevleri, çoğu ülkeden daha değişik bir nitelik taşıyor. Törelerin acımasızlığıyla haksızlıkların harmanından oluşan yazgıların buluştuğu dört duvarın ardından Yılmaz Güney’e bakış, önemi yadsınamayacak bir yaklaşımdır.
    Her hapishane bir dünyadır...
    Ama dünyamız kocaman bir hapishane olmamalı. Yılmaz Güney işte bunun için yaşadı, bunun için öldü.
  • MENDİLİMDE KAN SESLERİ

     

    Her yere yetişilir
    Hiçbir şeye geç kalınmaz ama
    Çocuğum beni bağışla
    Ahmet Abi sen de bağışla.

    Boynu büyük duruyorsam eğer
    İçimden böyle geldiği için değil
    Ama hiç değil

    Ah güzel Ahmet Abim benim

    İnsan yaşadığı yere benzer

    O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer

    Suyunda yüzen balığa

    Toprağını iten çiçeğe

    Dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine

    Konyanın beyaz

    Antebin kırmızı düzlüğüne benzer
    Göğüne benzer ki gözyaşları mavidir
    Denizine benzer ki dalgalıdır bakışları
    Evlerine, sokaklarına, köşebaşlarına
    Öylesine benzer ki
    Ve avlularına

    (Bir kuyu halkasıyla sıkıştırılmıştır kalbi)

    Ve sözlerine

    (Yani bir cep aynası alım-satımına belki)

    Ve bir gün birinin bir adres sormasına benzer
    Sorarken sorarken üzünçlü bir ev görüntüsüne
    Camcının cam kesmesine, dülgerin rende tutmasına
    Öyle bir cıgara yakımına, birinin gazoz açmasına
    Minibüslerine, gecekondularına
    Hasretine, yalanına benzer
    Anısı ıssızlıktır
    Acısı bilincidir

    Bıçağı gözyaşlarıdır kurumakta olan
     
    Gülemiyorsun ya, gülmek

    Bir halk gülüyorsa gülmektir

    Ne kadar benziyoruz Türkiye’ye Ahmet Abi,

    Bir güzel kadeh tutuşun vardı eskiden
    Dirseğin iskemleye dayalı
    — Bir vakitler gökyüzüne dayalı, derdim ben —

    Cıgara paketinde yazılar resimler

    Resimler: cezaevleri

    Resimler: özlem

    Resimler: eskidenberi

    Ve bir kaşın yukarı kalkık

    Sevmen acele

    Dostluğun çabuk

    Bakıyorum da şimdi

    O kadeh bir küfür gibi duruyor elinde.

    Ve zaman dediğimiz nedir ki Ahmet Abi
    Biz eskiden seninle
    İstasyonları dolaşırdık bir bir
    O zamanlar Malatya kokardı istasyonlar
    Nazilli kokardı

    Ve yağmurdan ıslandıkça Edirne postası
    Kıl gibi ince İstanbul yağmurunun altında
    Esmer bir kadın sevmiş gibi olurdun sen
    Kadının ütülü patiskalardan bir teni
    Upuzun boynu
    Kirpikleri
    Ve sana Ahmet Abi

    Uzaktan uzaktan domates peynir keserdi sanki
    Sofranı kurardı

    Elini bir suya koyar gibi kalbinden akana koyardı
    Cezaevlerine düşsen cıgaranı getirirdi
    Çocuklar doğururdu

    Ve o çocukların dünyayı düzeltecek ellerini işlerdi

    O çocuklar büyüyecek

    O çocuklar büyüyecek

    O çocuklar...

    Bilmezlikten gelme Ahmet Abi

    Umudu dürt

    Umutsuzluğu yatıştır

    Diyeceğim şu ki

    Yok olan bir şeylere de benzerdi o zaman trenler

    Oysa o kadar kullanışlı ki şimdi

    Hayalsiz yaşıyoruz nerdeyse

    Çocuklar, kadınlar, erkekler

    Trenler tıklım tıklım

    Trenler cepheye giden trenler gibi

    İşçiler Almanya yolcusu işçiler

    Kadınlar Kimi yolcu, kimi gurbet bekçisi

    Ellerinde bavullar, fileler

    Kolonyalar, su şişeleri, paketler

    Onlar ki, hepsi

    Bir tutsak ağaç gibi yanlış yerlere büyüyenler

    Ah güzel Ahmet Abim benim

    Gördün mü bak

    Dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar

    Ve dağılmış pazar yerlerine memleket

    Gelmiyor içimizden hüzünlenmek bile

    Gelse de

    Öyle sürekli değil

    Bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün

    O kadar çabuk

    O kadar kısa

    İşte o kadar.

    Ahmet Abi, güzelim, bir mendil niye kanar

    Diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar Mendilimde kan sesleri
  • Davalar birer suç okuludur ve cezaevleri birer cinayet yuvası. İyi bir polis her şeye kafidir. Bir suçlu, yakasına yapışıldı mı, kabahatinin cinsini tayin etmek ve neticeye varmak bir komiser için kolaydır. Ya öldürülür, ya sürgün edilir, yahut para cezası ödetilir: Emniyet, sürat ve iktisat! Böylece kısa zamanda hem adalet için yapılan masraf, hem de suç sayısı azaltılmış olur.
  • Evet, her şey gereksizdir... Bilimler de, insanlar da, cezaevleri de, lapa da... hatta siz bile! Tamam iyi bir insansınız, Allah'a inanıyorsunuz ama yine de gereksizsiniz.