Giyotin bıçağının kusuru, şansa hiç mi hiç yer bırakmamasıydı. Sonuç olarak, mahkumun ölümüne kesin bir şekilde karar verilmiş oluyordu. Olmuş bitmiş bir iş, iyice ayarlanmış bir düzen, kabul edilmiş ve bozulması düşünülemeyecek bir anlaşmaydı bu. Binde bir ihtimalle bıçak inmez veya kesmezse, süreç yeniden başlıyordu. Demek ki, meselenin can sıkıcı tarafı mahkumun, makinenin iyi işlemesine dua etmek zorunda olmasıydı. Cezanın kusurlu tarafı işte buydu. Bir bakıma bu, doğru. Fakat başka bir bakıma, iyi bir düzenlenmenin bütün sırrının da işte bunda olduğunu kabul etmek zorundaydım. Sözün kısası, mahkum da kendisinin idamına manen yardım etmek zorundaydı. Her şeyin aksamadan yürümesi onun da yararınaydı.
neye? “tozun varoluşuna” demiş hayriye ünal. aslında genişletilebilir ve her bir şeyin varoluşuna dikkatleri ayrı ayrı çekebilir. okuduktan sonra bende şura suresi 30 ayetten öğrendiğim bir hakikati imledi. o da şu ki: “başınıza gelen her musibet kendi yapıp ettikleriniz yüzündendir; kaldı ki allah birçoğunu da bağışlar.” şura suresi,
Reklam
İnsan bazen sadece hayret ediyor. Bugün bu olsa ülke gündemine oturur
Hükümetin emrinde olmayan gazetecilere verilen asıl cezanın, onları gazetecilik mes­ leğinden uzaklaştırmak olduğu zamanla anlaşılır. Yıllarca bu mesleklerine dönemezler. Dönmeye karar verdikleri zaman ise "uysallaşmış" durumdadırlar. Bu konuda Ahmet Emin'e gazeteciliğe dönüş izninin veriliş biçimi son derece dikkat çekicidir. Ahmet
Ama insan her zaman makul hareket edemez tabii. Örneğin; bazen de kanun tasarıları yapıyordum. Cezaları düzeltiyordum. İşin aslının,mahkûma bir şans vermek olduğunu fark etmiştim. Binde bir şans, birçok şeyi düzeltmeye yeterliydi. Örneğin hastayı [hasta, diye düşünüyordum], onda dokuz ihtimalle öldürecek olan bir kimyasal bileşim bulunabilirdi. Fakat mahkûm bunu bilecekti, şart bu olacaktı. Çünkü iyice düşününce ve olayları soğukkanlılıkla irdeleyince görüyordum ki, giyotin bıçağının kusuru, şansa hiç mi hiç yer bırakmamasıydı. Sonuç olarak mahkûmun ölümüne kesin şekilde karar verilmiş oluyordu. Olmuş bitmiş bir iş, iyice ayarlanmış bir düzen, kabul edilmiş ve bozulması düşünülmeyecek bir anlaşmaydı bu. Binde bir ihtimalle bıçak inmez veya kesmezse, süreç yeniden başlıyordu. Demek ki, meselenin can sıkıcı tarafı mahkûmun, makinenin iyi işlemesine dua etmek zorunda olmasıydı. Cezanın kusurlu tarafı işte buydu. Bir bakıma bu, doğru. Fakat başka bir bakıma iyi bir düzenlemenin bütün sırrının da işte bunda olduğunu kabul etmek zorundaydım. Sözün kısası mahkûm da kendisinin idamına manen yardım etmek zorundaydı. Her şeyin aksamadan yürümesi onun yararınaydı.
Sayfa 100 - Can YayınlarıKitabı okudu
111 syf.
9/10 puan verdi
Yabancı
Camus'un "saçma" dünyasının bize yansıyan derin anlamı karşısında Mösyö Meursault ile aynı saçmalıklara inanmaktan kaynaklı kendimi bulduğum bir eser. Sizi içerisine çekecek olan bir ruh hali taşıyan kitap bunu olay, kurgu ve herhangi edebî nitelikten çok Meursault'nun hayata bakışı ile yapar. Anneniz ölse nasıl bir tepki verirdiniz?
Yabancı
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2019112.2k okunma
“...iyice düşününce ve olayları soğukkanlılıkla irdeleyince görüyordum ki, giyotin bıçağının kusuru, şansa hiç mi hiç yer bırakmamasıydı. Olmuş bitmiş bir iş, iyice ayarlanmış bir düzen, kabul edilmiş ve bozulması düşünülemeyecek bir anlaşmaydı bu. Binde bir ihtimalle bıçak inmez veya kesmezse, süreç yeniden başlıyordu, Demek ki, meselenin can sıkıcı tarafı mahkûmun makinenin iyi işlemesine dua etmek zorunda olmasıydı. Cezanın kusurlu tarafı işte buydu”
Sayfa 100
Reklam
Cezanın Kusuru
Ama insan her zaman makul hareket edemez tabii. Örneğin; bazen de kanun tasarıları yapıyordum. Cezaları düzeltiyordum. İşin aslının,mahkûma bir şans vermek olduğunu fark etmiştim. Binde bir şans, birçok şeyi düzeltmeye yeterliydi. Örneğin hastayı [hasta, diye düşünüyordum], onda dokuz ihtimalle öldürecek olan bir kimyasal bileşim bulunabilirdi. Fakat mahkûm bunu bilecekti, şart bu olacaktı. Çünkü iyice düşününce ve olayları soğukkanlılıkla irdeleyince görüyordum ki, giyotin bıçağının kusuru, şansa hiç mi hiç yer bırakmamasıydı. Sonuç olarak mahkûmun ölümüne kesin şekilde karar verilmiş oluyordu. Olmuş bitmiş bir iş, iyice ayarlanmış bir düzen, kabul edilmiş ve bozulması düşünülmeyecek bir anlaşmaydı bu. Binde bir ihtimalle bıçak inmez veya kesmezse, süreç yeniden başlıyordu. Demek ki, meselenin can sıkıcı tarafı mahkûmun, makinenin iyi işlemesine dua etmek zorunda olmasıydı. Cezanın kusurlu tarafı işte buydu. Bir bakıma bu, doğru. Fakat başka bir bakıma iyi bir düzenlemenin bütün sırrının da işte bunda olduğunu kabul etmek zorundaydım. Sözün kısası mahkûm da kendisinin idamına manen yardım etmek zorundaydı. Her şeyin aksamadan yürümesi onun yararınaydı.
Sayfa 100 - Can YayınlarıKitabı okudu
19 öğeden 11 ile 19 arasındakiler gösteriliyor.