“Bir şeyi elinizde tutmak onu sizin yapmazdı. Onu sadece kendiniz istediğiniz için tuttuğunuzu, aslında aynı güçle uzaklaşıp gitmeye çalıştığını bir süre sonra anlardınız. İpi parmağınızdan kesmeniz ve rüzgâra savrulmuş örümcek gibi bırakmanız gerektiğini.”
“Her şey büyük bir Paskalya Adası. Dev bir kar küresi. Güneş tanrılar, kuş adamlar, dev kaplumbağalar veya İsa olsun, hep aynı. Asıl bilmek istediğim, neden şimdi dünyayla ilgili aynı şekilde düşünemiyoruz? Artık gezegenlerden, yıldızlardan, galaksilerden haberimiz var, gezegenin güneşe bağlı ve yuvarlak olduğunu, dönüp durduğunu biliyoruz; artık bildiğimiz tek şey dünya değil. Neden hâlâ buraya sıkışıp kalmış durumdayız? Ve neden her şey bizim için olmak zorunda? Neden bu kadar özeliz? Tanrı diye bir şey yok, Charlie, en azından söyledikleri gibi değil. Zeus'un, Apollo'nun veya lanet olasıca tek boynuzlu atların olmadığı gibi. Kendi başımızayız. Bu da insana kendini ya yalnız ya da güçlü hissettirir. Doğduğunda ya şanslısındır ya da değilsindir. Bu bir piyangodur. Ya işin zordur ya da her şey çok kolaydır. Ama sonrasında her sana bağlıdır. Bir paket sigara içersem veya bir kutu biftek konservesi aşırırsam umursayacak kimse yok. Tek başımayım ve neyin doğru, neyin yanlış olduğunu biliyorum. Bu kasabada kimse bana iş vermez, dolayısıyla elimden geldiğince işleri yoluna koymak zorundayım. Konuşup yürümeye başladığın anda, kendi şansını da yaratmaya başlıyorsun. Gökyüzünde bunu yapmama yardım edecek bir ruha da ihtiyacım yok. Kendim yapabilirim. Ama zaten Tanrı da bence gerçekte bu, Charlie. İçimde, diğer her şeyden daha güçlü ve daha dayanıklı olan şey. Dua etmek de ona güvenmek, ona inanmak, kendimden dayanıklı olmayı istemek anlamına geliyor. Ve yapabileceğin tek şey de bu.”