Baek Sehee’nin “Ölmek İstiyorum Ama Tteokbokki de Yemek İstiyorum” adlı eseri, yazarın terapistiyle yaptığı gerçek terapi seanslarının bir derlemesinden oluşuyor. Anksiyete, distimik bozukluk (hafif depresyon) ve modern yaşamın yarattığı içsel çatışmalar üzerine samimi bir iç döküş sunan kitap, okuyucuyu yargılamadan kucaklayan bir tonda ilerliyor. Baek’in duygusal dalgalanmalarını, düşüncelerini ve terapistinin yanıtlarını doğrudan aktarması, okuyucuda bir “tanıdık olma” hissi uyandırıyor. Kitap, psikolojik bir içgörü kazanmak isteyen okurlar için hem farkındalık artırıcı hem de duygusal olarak yakın hissettiren bir metin.
Kitap, dürüstlüğü ve kişisel deneyimlerin gücünü takdir ettiriyor ancak edebi derinlik veya anlatı bütünlüğü arayan okurlar için zaman zaman yüzeysel gelebiliyor. Kimi bölümler tekrar hissi yaratıyor ve terapist ile yazar arasındaki diyaloglar bazen sığ kalabiliyor. Yine de duygusal anlamda zorlanan veya terapi sürecini merak edenler için anlamlı bir ilk adım olabilir. Modern bireyin içsel çatışmalarına dair sade ama etkili bir anlatım sunuyor.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Yuttuğumuz sorular nereye gidiyor? Bir yerlere dağılıyorlar mı yoksa içimizde, derinlere bir yerlere mi batıyorlar? Tuhaf davranış ve alışkanlıklar şeklinde vücut mu buluyorlar?
Sevmek ve sevilmek istiyorum. Kendi canımı yakmayacağım bir yol bulmak istiyorum. İşlerin kötüden çok daha iyi olduğunu söyleyebileceğim bir hayat istiyorum. Başarısız olmaya devam etmek ve yeni, daha iyi yollar keşfetmek istiyorum. İçimdeki duygu gelgitini, hayatın ritmi olarak görüp onun keyfini çıkarmak istiyorum. Devasa karanlığın içinde yürüyüp uzun süre altında durabileceğim bir parça gün ışığını bulabilen türden biri olmak istiyorum.
Bir gün olacağım da .
Arkada kalanların üzüntüsünü hayal etmek mümkün değil ama hayat insana ölümden daha çok acı çektiriyorsa, hayatlarına son verme kararlarına saygı duymamız gerekmez mi? Toplumumuz yas tutmakta çok kötü. Belki de saygı duyma konusunda başarısızdır. Bazıları kendi ölümlerini seçenleri günahkar, başarısız ya da pes etmiş ezikler olarak nitelendiriyorlar. Sonuna dek yaşamak gerçekten her koşulda bir başarı mıdır? Hayat denen oyunda gerçek anlamda bir kazanma ya da kaybetme olabilirmiş.