"Fırtına dindiğinde, oradan nasıl geçtiğini hatırlamayacaksın bile. Hatta fırtınanın gerçekten dinip dinmediğinden de emin olamayacaksın. Ama bir şey kesindir: Fırtınadan çıkan sen, fırtınaya giren aynı insan olmayacaksın artık. İşte fırtınanın tüm anlamı budur."— Haruki Murakami, Sahilde Kafka
Derman arardım derdime, derdim bana derman imiş,
Burhan arardım aslıma, aslım bana burhan imiş.
Sağ u solum gözler idim, dost yüzünü görsem deyu,
Ben taşrada arar idim, ol can içinde can imiş.
Öyle sanırdım ayrıyam, dost gayrıdır ben gayrıyım,
Benden görüp işiteni, bildim ki ol canan imiş.
Savm u salât u hac ile sanma biter zahid işin,
İnsan-ı kâmil olmaya, lazım olan irfan imiş.
Kande gelir yolun senin, ya kande varır menzilin,
Nerden gelip gittiğini, anlamayan hayvan imiş.
Kurulsa pazar-ı cihan, "hiç"e gidersin ey gönül,
Sen zatını bu âlemde, bir cevher-i kân mı sandın?
Mürşid gerektir bildire, Hakk'ı sana hakkalyakin,
Mürşidi olmayanların, bildikleri güman imiş.
İşit Niyâzî'nin sözün, bir nesne örtmez Hakk yüzün,
Hakk'tan ayan bir nesne yok, gözsüzlere pinhan imiş.
Niyâzî-i Mısrî ("Cevher mi Sandın?" Gazeli)
3 - 5 kelime ile başlar ya kimi sözler,
Bir bakmışsın, biri her gün yolunu gözler...
Onca olay ve onca şeyden sonra halen,
Sadece "gerçekten sevenler" seni özler...
Yoksa içinde özleme dair bir ses,
Ne kal orada artık,
Ne de mısraları harcayıp, tüketme nefes...
"Papatya çayı iç sakinleştirir" diyorlar...
"Insanın can yoldaşı yokken,
papatya ne yapsın" bilmiyorlar...
O kadar boşvermişken,
kendine, özüne, benliğine dönüyorsun...
Sonrasında adım adım arşınlıyorsun,
uzak bir diyarda boş bir sahili...
Hatırladığım her an, benim de yaptığım gibi...