• 448 syf.
    ·Puan vermedi
    Noam Chomsky Farklı tarzı ve duşüncesiyle amerika rüyası içinde olanlarda bile amerikaya karşı acaba soruları sorduracak şekilde temel oluşturuyor. Yalnız bu temel modern dünyada amerikanın herkesce bilinen kirli siyaseti, davranışsal tepkileri ve tutumunun göz önüne sermeye çalışıp, gerçeklerden yola çıkarak bilinmeyeni makyajlama çabasıyla Chomsky'in postmodern amerikanın yeni kalemşör ajanlarından olduğunu göz önüne seriyor. Bu kitabı okuduğunuzda vay be amerikaya bak sen ne zulumler etmiş diyebilirsiniz ve bunların hepsi bilinen ve amerika yönetimince kabullenilen yanlışlar! (güya) olduğu aşikar. Peki Chomsky ne yapıyor. Bu adam bu ve benzeri eserleriyle amerika politikalarının karşıtı gibi görünse de yakın zamandaki amerika yönetiminin kanlı kirli ve pisliklerle dolu politikalarını olandan farklı yansıtma çabasını satır aralarına gizlemiş durumda. Bu kitapta çok da bariz olarak bunu farketmek mümkün.
  • 152 syf.
    ·10/10
    Siyaseti masalımsı bir üslupla anlatırken bile beni sinirlendirdi George Orwell; gerçekleri böyle açık ve net ortaya çıkardığı için.

    İçerikten biraz bahsetmek gerekirse #spoiler# ; Kendilerini bir insanın yönetiyor oluşuna, dayak yemeye, çalışmalarının karşılığını yeterince alamamaya tahammül edemeyen hayvanlar, bir gün isyan ederler. İnsanları çiftlikten kovup kapıları kapatırlar. İnsanların kullandığı evi müze yaparlar. Kendi kendilerini yönettikleri, kanunları kendilerinin belirledikleri yönetim sisteminden memnun kalırlar. Bu ayaklanmanın fikir babası, ayaklanmadan önce ölmüştür. Onun açtığı yolda gösterdiği hedefe durmadan yürüyeceklerine ant içip canla başla çalışırlar. Bu arada onun cesedinin başını bir yere asarlar. Haftada bir gün muhakkak asılı bulunan büstün önünden tören eşliğinde geçerler, büyük bir saygıyla.

    Beylik Çiftliği ilk olarak isim değiştirir ve Hayvan Çiftliği olur. Halka öncelikle okuma yazma öğretilir. Bazı kurallar konulur. Yönetici, halkla istişare ederek neyi nasıl yapacağına karar verir. Keyiflerine diyecek yoktur. Fakat biri yönetime sürekli muhalif haldedir. Malûm, siyaseti canlı tutmak gerek! Bir gün mevcut yönetici bir fikir ortaya atar: "Yel Değirmeni yapımı". Bu sayede az çalışıp çok kazanacaklarını söyler yönetici. İşte bu fikir, huzurlu toplumdan huzursuz topluma geçişin başlangıcı olur.

    Yönetime muhalif olan hayvan, yel değirmeni fikrini doğru bulmaz ve ilerleyen zamanlarda darbe yapar. Darbe için 8-9 köpeği kullanır. Yönetime zorla geçtiği için sürekli köpeklerle dolaşır, can güvenliği tehlikededir çünkü. Ne hikmettir ki, başa geçtikten sonra yel değirmenini yapma kararı verir. Ve bu yönetici insan yöneticiden daha büyük zulümler eder halkına..

    Ayaklanmadan sonra, çıkan her krizi çözen sihirli bir sözcük vardır: "Başınıza yönetici olarak yeniden bir insanın gelmesini mi istiyorsunuz?" Her iki yönetici de sorun çıkma ihtimali gördükleri an muhakkak bu cümleyi kullanırlar.

    Başlarda insan yöneticinin ne yaptığını herkes bilir, unutmamıştır. Fakat zamanla geçmiş, hafızalardan silinir.. Zaten hayvanların emeklerinin sömürülmesinin sebebi geçmişlerini unutmasıdır. Ne derler bilirsiniz. Geçmişini bilmeyen geleceğine yön veremez. Aslında önceyi unutmayan bir kişi vardır. Fakat o da cesaret edip konuşamaz. Uzun yaşamak ister belki de.. Nitekim "eşekler uzun yaşar."

    Ayaklanmadan sonra ikinci yöneticiyle birlikte Cumhuriyet Dönemi'ne geçilir. Seçim yapılır. Zaten tek kişi aday olduğu için sonuç bellidir. Fakat bu yönetici ilkinden daha kötü yönetir. İlerleyen zamanlarda tabiki yöneticinin gerçek yüzü ortaya çıkar. Ve kitap biter.

    Kitabın arka kapağında "George Orwell, bu romanında tarihsel bir gerçeği eleştirmektedir. Romandaki önder domuzun, düpedüz Stalin'i simgelediği açıktır. Diğer kahramanlar gerçek kişileri çağrıştırmasalar da, bir diktatörlük ortamında olabilecek kişilerdir." ifadesi yer almaktadır.

    Ben Stalin'i bilmem, tanımam. İsmine aşinalığım vardır elbette ama kendisi hakkında bilgi sahibi değilim. Ben bu kitapta kendi tarihimizi gördüm: Saltanatın son yılları ve sonrasını..

    Bizde saltanat kalkınca her şey daha iyi olacak zannetmedik mi? Saltanatı kaldıran fikir babasının büstünü her yere asıp her hafta önünde saygı gösterisi yapmadık mı? Saltanat kaldırıldı, hilafet kaldırıldı sonra da binlerce alim yok yere asılmadı mı? Tek partili despot bir dönem yaşamadık mı? Çok partili yönetime geçtiğimizde (tıpkı kitapta olduğu gibi) ve özellikle son yıllarda "Akp'ye oy vermeyelim de Chp mi gelsin?" diyerek korkutulmadık mı? Mevcut hükümet seçimlerde hâlâ bizi Chp'nin kötü hatıralarıyla korkutarak oy toplamıyor mu bizden?

    Kötünün iyisi diye diye iyi olan geçmişimizi bırakıp kötü olana neden sımsıkı sarıldık, anlamıyorum.

    Aslında benim derdim yöneticiyle değil, yönetim sistemiyle. Çünkü demokrasi tam da Noam Chomsky'in söylediği gibi: #30849560

    Kitaptan alıntıyla son veriyorum incelememe:

    "Alınması gereken kararlar her zaman domuzlar tarafından ortaya atılıyordu. Öteki hayvanlar nasıl oy verileceğini biliyorlar, ama kendi başlarına bir karara varamıyorlardı." (48.sf)