• Kitap gerçeği yansıtmakla birlikte duygusallığı çok iyi hissetirdi, tek sevmediğim kısım son sayfalar oldu çünkü tüm olaylar hemen bir anda sonuca bağlandı ve (SPOILER) eşini kaybedip eşinin arkadaşıyla evlendiği kısım nedense o kısım doldurulmak için doldurulmuş ve Pearl Harbor filminden çok etkilenilmiş gibi geldi
  • Binlerce öksüzün " adeta satılığa " çıkarılmışcasına bir tren yolculuğu ile başlayan ve onların yaşamlarından bir kesitin anlatıldığı,aşırı derecede duygusal bir roman.
    Tavsiye eder, iyi okumalar dilerim.
  • Yazar kendi ismini karınca büyüküğünde ama Aamir Khan'ın ise büyük puntoda kullandığından olsa gerek ben kitabı Aamir Khan yazdı sanıp almıştım ve öğrenince ciddi bir hayal kırıklığı olmuştu desem yalan olmaz. Kitabın içeriğiyle ilgili kötü bir şey anımsamasam da önermiyorum diyebilirim.
  • Kitabı beğendim, gayet güzel. Hiç değilse Grinin elli tonu kitabından daha iyi olduğunu düşünüyorum. İşin sadece cinsellik boyutuyla kalmamış, nefret duygusunu da işlemiş. Tabi yer yer saçma gelen tarafları da vardı. Kadının, erkeğin tüm beden ve uzuvlarından sürekli tahrik olması gibi. Okumanızı tavsiye ediyorum.
  • Nasıl bir ailede yetiştiğiniz çok önemli bence. Gelecekteki yolunuzu belirlemede, temel atanlar onlar oluyor çünkü.

    Aamir Khan, film sektörünün içinde olan bir ailede yetiştiğinden, ilgi alanlarının başında sinema geliyor doğal olarak. Fakat öyle hemen zirvelerde yer almıyor. Bu konuda gerçekten emek harcıyor ve adım adım ilerleme gösteriyor. Kamera önünden önce, arkasındaki ekipte yer alması onu her alanda deneyim sahibi yapıyor ve tabi yeni, sempatik bir yüze sahip olması bu yolda ilerlemesinde çok daha etkili oluyor.

    Bu ay yeni bir filmi vizyona girmişken kitabı elime almış olmam güzel bir tesadüf oldu. Daha Türkiye'de vizyona girmedi fakat eminim yine güzel şeyler yaptı. Merakla bekliyorum, çünkü okurken, filmini izlediğiniz kişinin hangi zorluklardan sonra böyle bir ürün ortaya çıkardığını görmek, bence filmi bilinçli izlemekle eş değer oluyor. Görünen dışında arka planda çok daha hummalı bir çalışma olduğu aşikar. Sadece göze hitap etmesi önemli değil. Göze, kulağa, akla ve en önemlisi kalbe hitap etmeli bir film. Bazı Hint filmlerini bu yüzden çok seviyorum. Süre olarak çok uzun belki ama altında hep bir mesaj var ve sonunda sizin kalbinize dokunmayı başarıyor.

    Bu sektörde adını duyuran üç Khan'dan biri de Aamir. Ülkesinde, yolsuzluk, eğitim sistemi, cinsiyetçilik, çocuk istismarıyla mücadele, insan hakları gibi meselelerde örnek bir kişi. Duyguları mükemmel bir şekilde yansıtıyor olması, filmi kendi içinde yaşamasından kaynaklı. İçine sinmeyen hiç bir filmde oynamıyor. Seviyorsanız ben gibi okuyunuz ve izleyiniz... :)
  • Şiir çok göreceli bir konu, sanırım en göreceli edebiyat türü de.

    Yapılan incelemelerin, en çok kalp alanlarından başlayarak tamamını okudum. Kimi kitabı yere göğe sığdıramamış, kimi kitaptan ziyade yazarın büyüsüne kapılmış, kimisi de kitabın gereksiz abartıldığını anlatmaya çalışmış.

    Şiir nedir ve şair nasıl olmalıdır? İşte bu kitapla beraber, önceki şiir okumalarımı da değerlendirerek kendimce bir inceleme yazmaya çalışacağım.

    Şiir anlaşılır olmalıdır. Anlaşılır olmalı ki, hitap ettiği kesim geniş olsun, hissedilen duygular bir nehir olsun okuyucuya aksın, asırlar boyunca dilden dile dolansın. Denilebilir ki şair bu kaygıları gütmek zorunda değil, o sadece yazmak istemiş ve yazmıştır. Belki öyledir evet ama her edebi eser üreticisinin en gizli ve aynı zamanda en aşikar "ölümsüzlük" düşüncesiyle, hissiyatıyla hareket etmediğini kim söyleyebilir? Ölümsüz eserler yaratabilmiş şairler ve yazarlar, bittabi kendileri de ölümsüz olmamışlar mıdır?

    Turgut Uyar'ın şiirleri anlaşılır mıdır? Fikrimce değil. Ve bu yüzden de genellikle siyasi görüşü esas alınarak, taraflı bir şekilde, fazla prim verildiğini düşünüyorum kendisine. Hı yanlış anlaşılmasın, evet farklı bir kafası ve duygu dünyası var. Bazı şiirleri, ki bunlardan Göğe Bakma Durağı favorilerim arasındadır, gerçekten enfes. Ama favorilerimden bir şiir olmasına rağmen bu şiiri ezberleyemiyorum; bir Yunus Emre, bir Aşık Veysel, bir Orhan Veli, bir Ümit Yaşar Oğuzcan şiirini ezbere okuyabilirken..

    İşte burada da şiirin, okuyucusunun duygu alıcılarına yönelme gerekliliği ortaya çıkıyor. Şiir dediğiniz acıtmalı, kanatmalı, tebessüm ettirmeli, içi cız ettirmeli, gözyaşları süzdürmeli yanaklarınıza, özletmeli, isyan ettirmeli, empati kurdurmalı kısacası temas etmeli varlığınıza.

    Şiir konuları güzel, anlatım da farklı, aktarılmak istenen duygular tastamam ama neden zihnimde bir anda canlanmıyor da, ancak kitaptan okuyunca etkilenebiliyorum, niye etkisi böyle kısa sürüyor? Cevabı bulmaya çalışırken, zihin arşivimdeki şu kısım, Virginia Woolf'un "Kendine Ait Bir Oda" isimli kitabında şiirden bahsedilen kısacık bir bölüm geliyor aklıma:

    "Ne tuhaf, bir şiir parçacığı nasıl da zihni kamçılıyor ve yol boyunca adımlarınızı kendi temposuna uyduruyor. O sözler
    …kanımda bir şarkı gibi yineleniyordu, ben hızlı adımlarla Headingley’e doğru yürürken.
    ...Ne şairlerdi, diye haykırdım...
    Sanırım kendi çağımız için bir tür kıskançlıkla, bu karşılaştırmalar aptalca ve gülünç de olsa merak ediyordum, bugün yaşayan ve Tennyson ile Christina Rosetti’nin o dönemde olduğu kadar büyük olan iki şair sayabilir miydik dürüstçe? Açıkçası onları kıyaslamak imkânsız diye düşündüm, o köpüren sulara bakarak. O şiirin insanı böyle bir coşkuya, böyle bir mest oluşa götürecek kadar heyecanlandırmasının asıl nedeni, bir zamanlar (belki savaştan önceki yemekli toplantılarda) yaşamış olduğu bir duyguyu anımsatmasıdır, öyle ki insan o duyguyu gözden geçirmeye ya da şimdi yaşadığı bir başka duyguyla kıyaslamaya zahmet etmeden, kolayca, içtenlikle..."

    Bölümün tamamını koyamasam da asıl mesajın verilebildiğini düşünüyorum: Şiir bir zamanlar yaşamış olduğumuz bir duyguyu anımsatmalı, öyle ki biz o duyguyu gözden geçirmeye ya da şimdi yaşadığımız bir başka duyguyla kıyaslama zahmetine girmeden, kolaylıkla içtenlikle hissedebilmeliyiz. Yani bize bizi getirmeli, kolaylıkla ve içtenlikle. Bir duyguyu hissettiğimizde, bir şeyi düşündüğümüzde aynı benim Woolf ile olan bağlantım gibi, bir köprü kurulabilmeli..

    Bu duygu köprüsünü kuramadığım; dilbilgisi kuralsızlığıyla devrim yaratmaya çalışan yapısı hasebiyle okumakta çok çok zorlandığım; birçok şiiri, duyguları hissetmeye ve metaforudur, imgelemidir kırk çeşit anlamda düşünmeye çalışarak belki 10 belki 15 kere okuduktan sonra anlamsızlık içerisinde beyin ambolisine uğradığım için bu kitabı, Göğe Bakma Durağı hatırına bile olsa, tavsiye edemiyorum.

    Sevgiyle.
  • Spoiler icerebilir:))
    Kitabı bir arkadaşım hediye etti açıkçası böyle bir hediye beni çok mutlu etmişti çünkü amir khan filmlerini zevkle seyrettim hep .O filmlerde klasik türk sinemasından farklı birşeyler vardı çok farklı mesajlar içeriyordu ve amaç olarak hedefe isabet ediyordu.Kitabı görünce bütün sevincim onun hayatını anlatan bir kitabin benim hayatıma da birşeyler katacak olmasıydı ama bütün sevincim kursağımda kaldı en azindan akicilik yönünden ..kitap tamamen onun sinema hayatındaki yolculuk dönemlerini,bölüm bölüm filmlerini, yonetmenlerini ve oyuncularini konu aliyor ..o kadar cok karakterden söz ediliyor ki bir türlü odaklanamadim..yarım bırakmamak için çok uğraştım ve en sonunda nihayet bitti:)
    ha tavsiye eder miyim? Kesinlikle hayır
    Herseye ragmen yine de bir mesaj aldım mi? evet:)
    1)hiçkimsenin herhangi bir konu hakkında sana yapamayacağını söylemesine izin verme
    2)azmini ve basarini yitirme
    3)seçilen değil seçen ol
    4)bir kitabı sadece ismi için alma (en önemlisi de buydu:)))
    Geriye kalan 3 tanesi amir in hayat felsefesi
    Ben de şunu diyebilirim ki en olmaz dediğiniz anlarda bile mücadeleden vazgecmeyin. .KUL SIKISMADIKCA HIZIR YETISMIYOR..keyifli okumalar