• 208 syf.
    Çok hızlı akan bir kitap değil ve bazı bölümlerde kendini tekrar ediyormuş hissi verse de okumaya değer kıymetli bir yayın. Şizofreninin bilişsel ve davranışsal süreçlerinin nedenini açıklayan psikanalitik bir yorumlama daha önce hiç bu kadar güzel ve anlaşılır yapılmadı bence. Keyifli okumalar..
  • Bir başka deyişle, dünyada yasarken varlığımızı müzakere ederiz ama günlük hayat, biz onun varlığını algılasak bile, kendi içinde fark edilemez ve bu yüzden düşünceye aktarılması imkânsızdır.
    Blanchot, “O, içimizde ve çevremizdeki, yumuşak insani mırıldanma, sessiz konuşmadır" diye yazar. Öyle ki, "günlük hayat kişinin kendisini, bilmeden de olsa, insani adı bilinmezliğe doğru çektiği hareketliliktir.” Günlük hayatta katılımcılar olarak bizlerin "adları yoktur, çok az bir kişisel gerçekliğe sahibizdir" ve bizler “güç bela bir şahsiyet olmuşuzdur.” Blanchot yazısını şöyle bitirir:
    - "Günlük olan insanidir."5
    Bu adı bilinmezlik bize, yaratmadığımız bir şeyin parçası olduğumuz, önceden belirlenmemiş bir dünyada yaşama olanağı verir;aslında, "günlük hayat, sonsuzluğun bize ait olan parçasıdır." Belli bir yönü yoktur, ne başı vardır, ne sonu ve "anarşinin kaynağıdır."63
    Ancak günlük hayat, şizofren çocuğun (daha sonra da yetişkinin) aşık atacağı bir şey değildir. Şizofren kökenini unutamaz ve kendisinden, anlaşıldığı kadarıyla sıkça anlayış talep eden, onu hep bilinçdışı düsünce akımına yuvarlanabileceği uçurumun kenarında tutan bir dünyanın altında ezilir.
    Blanchot günlük hayatta benliğin bilinçdışılık işlevi ile ilgili soruyu dışarıda bırakır -belki de onu reddetme eğilimindedir- çünkü bilinçdışı düşünce, sonsuz şimdiki zaman içinde meydana gelen önemsiz olayların sürekli refakatçisidir. Şizofren çocuk için
    bilinçli düşünceyle, bilinçdışı düşünce arasında bir engel yoktur; o kendini, bilinçdışından türemiş, zihnin düşünme yeteneğiyle ilgili düşünce akışından korumanın yollarını bulmaya çalışır.
  • Bir yetişkinin bu pozisyona, yani evreni bir bebekmiş gibi algılama pozisyonuna dönmesi, şizofreninin dikkate değer yönlerinden biridir: Cisimler göz alıcıdır, renkler algıda belirgin şekilde ön plana çıkar; sesler cismi dünyanın çok önemli bir yönüdür, tıpkı cisimlerin hareketliliği gibi... (Bebek hareket eden cisimleri
    büyülenmişçesine izleyecektir.) Ancak bir yetişkin için bu garip cisimler hiç de arkadaşça değildir. Bu cisimlerin, birbirimizi sevmemiz halinde her şeyin iyi olacağına dair öğretiye ihanet etme potansiyelleri vardır. Şizofren bizlerin sevecen, iyi niyetli ve sosyal
    olarak yapıcı olduğumuz fikrini bir saadet zinciri dolandırıcılığı olarak algılar. Şizofren dünyayı farklı yaşamıştır; keşif gezisine çıkmış ve başa çıkılamaz zorluklarla karşılaşmış öncü grup misali, hemen ana kampa geri döner.
  • Şizofrenlerle çalışanlar, görünürde insani dünyadan, insani olmayan çevreye geçmiş biriyle birlikteyken, şizofrenik mevcudiyet olarak tarif ettikleri şeyi yaşarlar. Bu, ürkütücü ve rahatsız edici bir his
    olabilir. Şizofren kişiyi ruhsal çöküş yaşamadan önce tanıyanlar, kendilerini kişinin tuhaf bir ikizi gibi görünen varlıkla karşı karşıya bulurlar. Benliğin bölünmesine şahitlik ediyoruzdur: Eski öznenin
    yok olmasıyla ortaya çıkmış, olumsuz bir dönüşümün doğurduğu psikozlu benliktir bu.
  • Şizofren kişinin analizinde psikanalist, hastanın mitlerine dikkatle kulak veren bir tür kültürel antropolog haline gelir. Kişinin geçmişine dair hikâyenin ve bu dünyayı dolduran karakterlerin
    içinde, kişinin hem fantezi hayatına, hem de gerçek varlığına ait şifrelenmiş hatıralar vardır.
  • Hepimiz konusmanın hikmetini biliyoruz. Başımız sıkıştığında başka bir insandan yardım isteriz. İnsana kulak verilmesi, kaçınılmaz biçimde yeni bakış açıları üretir. Aldığımız yardım sadece söylenen sözlerde değil, aynı zamanda insanlar arasındaki ilişkinin bilinçdışı düşünmeyi teşvik eden sağaltıcı konuşma sürecinin iyileştirici niteliğindedir.Başımız sıkıştığında halden anlayacak biriyle konuşmak kritik bir olaydır.
    Bunu hepimiz biliyor, hepimiz yapıyor, bunun işe yaradığının kanıtlanması için sonuç mütalaalarına ihtiyaç duymuyoruz. Ancak yine de insanın en zorlu zihinsel ve varoluşsal ikilemlerden çıkabilmesinde yardımı dokunan bu çok eski yöntem, şizofrenik
    insanlar için çok sık göz ardı edilmektedir.
    Kişiye, şizofreninin etkisine girdiği ilk haftalarda yoğun psikoterapi imkânı sağlanması halinde, klinik tedavi uzmanının söz konusu kişide psikozlu olmayan bir işleve geri dönüşe tanıklık etme şansı oldukça fazladır. Yoğun terapi işe yarar. Yoğun terapi özellikle şizofreni başlangıcını tersine çevirmekte etkiliyken, ergenlik çağındaki kişiler için neredeyse kaçınılmaz
    bir durumdur. Anoretikler* gibi, şizofrenler de çocukluktan yetişkinliğe geçiş yapmakta sorun yaşarlar. Ancak bu süreçte benlikler bocaladığından, tam da bu nedenden ötürü, bu insanlar dönüş
    yaparak hayatlarını tekrar normal düzene oturtmayı başarabilirler. Her türlü rahatsızlığa karşın son derece kırılgan olsalar da, bu geçirgen olma hali onların sağaltıcı değişimlere eşsiz biçimde açık olmalarını sağlar.
  • Şizofreninin başlangıcında tek bir şey -tek bir kritik etmen- hayati önem taşır; o da kişinin hayatta kalabilme ve süreci tersine çevirebilme şansının olup olmamasıdır. Kişinin yanında uzun bir zaman dilimi boyunca, belki günde birkaç kez olmak üzere, günler,
    mümkünse haftalar boyu konuşabileceği birinin olması kritik bir meseledir.Maalesef ki az sayıda hastane, hastayla yoğun bir şekilde çalışabilecek bir terapist tahsis etmek suretiyle bu tür bir yaklaşımı benimseyen bakım hizmeti vermektedir. Ancak psikiyatri ve psikofarmakolojinin bu sözde "konuşma terapileri"nin itici yanı, şizofrenin, psikiyatrin ara sıra yaptığı kısa süreli ziyaretler dışında insan ilişkileri anlamında çok sık tecrit edilmiş kalması anlamını
    taşımasıdır.Bu yaklaşımın trajik yanı, hastanın daha sonra şizofreniye paralel bir süreçle karşılaşıyor olmasıdır: Kökten bir hapsolma, zihin değiştiren eylemler, insanlıktan uzaklaşma ve tecrit...
    Sürecin gelişiminin her durumda böyle olması şart değildir.Ancak zihnin yalnızca beyinle eşanlamlı olarak görülme eğiliminde olunan bir çağda yaşıyoruz. Aslına bakılırsa, zihinsel sorunların nörolojik müdahaleler aracılığıyla çözülebildiği fikri, radyo prog-
    ramını bizzat radyoyla karıştırmak benzeri gülünç ve kategorik bir hatadır. Şizofrenik kişi için insancıl bir yol haritası çizeceksek eger, bu durumda kişinin önüne acil, yoğun ve ucu açık bir psikoterapi sunmamız gerekir.