Müslümanların son hakim devleti, hilafet müessesesiyle birlikte emperyalizm tarafından, kendi milletine -daha doğrusu millet adına hareket eden bir avuç batıcı aydına- yıktırıldı. Yeni devlet kurulduktan sonra bütün İslamcı önderleri tesirsiz hale getirildi. Emperyalizm, diğer İslam toplumlarında da, İslamcı hareketleri, kan ve ateşle boğdu.
Tarihimizi 50 yıla sınırlayanlar -şaşırtıcı bir durum- geçmişimizi en az 5000 yıl öncesine götürmek isteyenlerden başkaları değildir. Etidir, Helendir, Sümerdir, fakat herhalde Orta Asya'dır. Mecmuu en az 5000 yıllık tarih , "Tarihten önce vardık, tarihten sonra da varız!" sloganı bu zihniyetin güzel bir anahtarı. Yani asıl tarih döneminde yokuz! 300-500-1000 yıl bu tarih anlayışında yer almaz. Türkiye'de yanlış şuurun kaynağı bu tarih anlayışında düğümlenir.
Dil devrimi halkçı bir hareket olarak kabul edilemez. Halka rağmen yürütülmesi bir yana, halkın dilinden ayrı, suni bir dil meydana getirilmeye çalışılmıştır. Budin halk tarafından zorla benimsetilen bazı kelimeler dışında benimsenmemiştir.
Birçok imkansızlıklarla iç içe yıllarca süren çok yönlü bir savaş vermiş, yurdu düşmandan kurtarmış, fakir, bitap milleti avutmak, çözülmemiş meseleleri çözülmüş gibi göstermek. Bunun yankılarını dönemin milliyetçilik-halkçılık anlayışlarında bulmak mümkündür.
Tarihimizin hiçbir döneminde bu yıllarda olduğu kadar millet ve milliyetimiz ile ilgisi olmayan milliyetçilik; halkla bağlantısı bulunmayan halkçılık görülmemiştir desek, mübalağa etmiş olmayız.