• 146 syf.
    ·2 günde·Puan vermedi
    Neden Yaşar Kemal’in yapıtlarında Kürtler?
    Mahabatlı Dr.Haşim Ahmedzade’nin İsveç Upsala Üniversitesine doktora tezi olarak sunup ardından ‘’ULUS VE ROMAN’’ olarak kitaplaştırdığı eserinde şu sorular karşımıza çıkmaktadır: Bir yazarın etnik kimliği onun ulusal kimliğini belirler mi?
    Etnik olarak Kürt olan ancak yazın dili olarak Farsçayı kullanan yazarların yapıtları Fars edebiyatına mı yoksa Kürt edebiyatına mı dahildir?
    Etnik anlamda Polonyalı olan Conrad bir İngiliz romancı mıdır yoksa Polonyalı mı?
    Bir metni Fars ya da Kürt metni yapan nedir?
    Yukarıda sıraladığımız sorular doğrultusunda Yaşar Kemal,Ahmed Arif,Yılmaz Güney ,Esma Ocak,Yılmaz Odabaşı,Cemal Süreya vb. İsimlerin -liste daha da geliştirilebilir- eserlerinin incelenmesi gerektiğini düşünüyorum.
    Şimdiye kadar eserleri toplu olarak farklı yayınevleri tarafından basılan Yaşar Kemal Türkiyenin en çok okunan yazarlarının başında geliyor.Yaşar Kemal’i sadece bir romancı olarak görmek eksik ve yetersiz kalacaktır. Çağımızın ‘OZAN’ı diyebilirim kendisi için.
    Henüz 17 yaşındayken yayınlanan ilk eseri ‘SEYHAN’ adlı şiirinden başlamak üzere 2010’lu yıllara kadar süren koca bir çınardır ‘’Kürt Yaşar’’ya da’’Kürt Sadık’ın Oğlu’’ olarak bilinen Yaşar Kemal’in yazarlığı. Yaşar Kemal ve ailesinin yaşanmışlıklarını bilmeden yapılacak her değerlendirme bir yönüyle eksik kalacaktır.
    Yaşar Kemal ilk çocukluk yıllarını ’KİMSECİK’adlı romanında ayrıntılı olarak ele alır.Romanda sahipsiz bir çocuk tarafından öldürülen İsmail Ağa , Yaşar Kemal’in babası Sadık Yaşar’dır.Zero da annesi Nigar Hatun’dur.Babası öldükten sonra büyük korkulara kapılan Mustafa ise Yaşar Kemal’in kendisidir. Cumhuriyet gazetesinde çalıştığı dönemlerde Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerde önemli gözlemlerde bulunur.Ardından bu gözlemleri ‘Bu Diyar Baştan Başa’adlı kitapta bir araya getirir.Kendisini büyük bir üne kavuşturacak ‘ince Memed’ bu döneme rastlar.1955’te yayımlanmaya başlana eser 1986’da ‘Hemedok’ismiyle Kürtçeye çevrilir. Politik düşünceleri yüzünden Cumhuriyet gazetesindeki işine son verilmesi SVENSKA DAGBLADET’in ifadesiyle’Bir yazarın yazarlık rolü,siyasal yaşamın dışında düşünülemez ‘şeklinde açıklanabilir.1995 yılında Alman dergisi Der Spiegel’de yayımlanan ‘ Yalanların Seferi’ adlı yazısında Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana Türkiye’de Kürtler üzerindeki baskıları gözler önüne serer.Sonrasında yaşananları Yaşar Kemal okuyucuları biliyordur Ezilmişlerin,Kürdü,Türkü,Ermenisi,Çerkezi,Gürcüsü,Çingenesi,Çeçeni,Yezidisi,Terekemesi,Afşarı,Arabı,Asurisi,Naasturi,Yörüğü- kısacası bütün zulüm görenlerin tercümanıdır Yaşar Kemal. Kimi ‘mezarsız bir millet’olarak tanımladığı Yörükleri kimi iki adlı ,iki dilli,iki dinli olmaya zorlanmış Ermenileri kimi sürgün Rumları,Türkleri ,onlarca kırıma uğramış Yezidileri konu alır.
    Yaşar Kemal ‘deki Ermeni duyarlılığının doruk noktasına ulaştığı romanı ‘Yağmurcuk Kuşu ‘adlı romanıdır. Talan edilen evlere yerleşenler üzerine’Yuvası bozulan kuş yuvasında,öteki kuş da barınmaz’der. Sürgün Rumlar için ise ‘Deniz Küstü’ romanında ‘Rumlar İstanbulsuz edemezler .Hiçbir şey yapamazlarsa da gelip burda ölürler.’ifadelerini kullanır.
    Kitabın asıl konusu olan Kürtlere dönecek olursak tekrardan Yaşar Kemal bir söyleşisinde ‘Homeros ve Kürt halk ozanları benim temel noktamdır ‘açıklamasında bulunur.’Kanın Sesi’ romanında ‘Mem ü Zin’in yazarı Ehmedê Xanî’den ‘Sultanların sultanı’diye söz eder. Bilindiği gibi Ehmedê Xanî Kürt kültürünün yalnızca geçmişini değil geleceğini de simgeler. Yaşar Kemal’in yapıtlarında Kürt motiflerinin belki de zirvesi ‘Ağrı Dağı Efsanesi’kitabında karşımıza çıkıyor. Kitapta Demirci Hüso,Mahmut Hanı dize getiren bir kahramandır ve Kürtlerin ulusal bayramları olan Nevroz’un mitolojisinde yer alan Demirci Kawa’yı andırmaktadır. Diğer önemli bir nokta ise ‘at’ Kürtler tarafından çok değer verilen motifidir.Memê Alan’ın Bozê Rewan’ı ,Siyabend’in Deybilkıran’ı buna örnek olarak verilebilir. Azra Erhat’ın ifadesiyle ‘ Ahmet’,Ağrı Dağının gelenek ve görenekleriyle dağlıları,beyleriyle Kürt halkını;Mahmut Hansa yöreye yeni yerleşmiş ,tutunmaya çalışan Osmanlı düzenini simgelemektedir.Bu iki güç birbiriyle çarpışmaktadır.Bu mücadeleden zafer ile çıkan Kürt halkıdır.
    Yaşar Kemaal’in eserlerinde görülen diğer bir unsur da DENGBÊJ ve DENGBÊJİ’dir. Evdalê Zeynikê dışında Bişarê Çeto, Kurê Perîxanê ve Flîtê Quto gibi isimlerden söz eder.
    ‘Demirciler Çaarşısı Cinayeti’ ve ‘Yusufçuk Yusuf’ romanlarında baba Kürt Mahmut ve oğlu Yusuf’un Türkmen Beyi Derviş Beyin elinde cinayete zorlanıp başkalarının silahşörü olmaları üzerinde durulur.’’SEBEP EVİN YIKILSIN,SEBEP GÖZÜN KÖR OLSUN’’diye ağıt yaktıkları görülür.Kürt Mahmut bir Yüzbaşının başını çektiği ekip tarafından uygulanan işkenceler sonucu ölür.Yusuf ise Derviş Bey tarafından Türk töresinin bütün değerleri ayaklar altına alınarak öldürülür.Neredeyse herkes tarafından bilinen ‘’O İYİ İNSANLAR ,O GÜZEL ATLARA BİNİP GİTTİLER.’’ifadesi eski değerlerin,güvenin,mertliğin Derviş Bey şahsında öldürülmesiyle açıklanabilir.Kitaptaki diğer dikkat çekici öğe ise’ Diyarbakır Hapishanesi’dir.Gazele’nin hapse atılan Uso için’’Üç kere bağırdım Diyarbakır surlarından içeri...Üç kere yerle bir ettim Diyarbakır surlarını,üç kere yıktım Diyarbakırmahpushanesini,üç kere gördüm Uso’yu,üç kere tuttum Uso’yu,üç kere öptüm Uso’yu,üç kere yaralarını okşadım.(s.601) Yılanı Öldürseler romanında da Abbas Diyarbakır hapisanesine girer. Yaşar Kemal’in Kürtçeyi bilmesi Kürt sözlü halk edebiyatından yararlanmasını kolaylaştırmış ve ondaki destansı anlatımın yetkinleşmesini etkilediğini söyleyebiliriz.(s.64)
    Yaşar Kemal anne tarafının ünlü Kürt eşkıyaları olduğunu söyler. Bundan dolayı İnce Memed,Çakırcalı Efe gibi romanlarda sıkça eşkıya tiplere rastlanmaktadır.Bunlar soyludurlar,adalet dağıtmaktadırlar. Buraya kadar mazlum olarak karşımıza çıkan Kürtlerin içinde de zalimler olduğunu görürüz:Zalim Kürt Saim Bey.Çukurovada Çerkezlerin topraklarını elinden alan,Diyarbakırda kendisine karşı olanları ipe kurşuna dizen aynı zamanda Kozan mebusluğu yapan Kürt Arif Saim Bey. Burda görüldüğü gibi Yaşar Kemal zalim ve mazlumu ırk temelinde sınıflandırmaz. Zalimin karşısında mazlumun yanında yer alır.
    Yaşar Kemal ,Çukurova’ya akın eden ,belli umutlar ile yola çıkan Kürtleri ‘Demirciler Çaarşısı Cinayeti’nde şöyle ifade eder:’’ Dağlardan geldiler.Ayaklarında ham çarık,kırmızı postal,sarı edik.Bacaklarında nar kabuğuna ,ceviz kabuğuna boyanmış el dokuması kalın yün şalvar,yakaları işlemeli Maraş manısından çizgili mintan,ellerinde terkeşler,kadınları sırma işleme al önlüklü,yaşlıları mavi dolama,ak başörtüsü,kızları ,gelinleri sırmalı fes,gümüş tepelikler,ellerinde terkeş,çifte dolma,çakmaklı tabancalar,dudaklarında yüzyıllarca öteden gelen ağıtlar,türküler,sazlar,tulumlar,kabaklar ve davullar ve zurnalarla geldiler.Kimileri Torostandı ve Kürtçe konuşuyorlardı.Semah dönüyorlardı her düzlükte....(s.347)
    Çukurova’nın adeta cehenneme döndüğü zamanda Yaşar Kemal umutsuzluğa kapılmaz. Umudu vardır ‘’İnsanın kadrinin kıymetinin bilindiği yer orasıydı.Kimse karıncaların yolunu kesmezdi.Kimse kimseyi öldürmüyordu orada.Kimse kimseyi aşağılamıyordu.Kimin gücü yeterse öbürünü ezmiyordu.’’diye tahayyül ettiği VAN CENNETİ vardır. Kimsenin birbirinin kılına dokunmadığı bir ülkedir VAN.

    İncelemenin başında sıraladığımız sorulara dönecek olursak SATCİDANANDAN’ın düşüncesi ulusal edebiyatın belirli bir dile bağlı olmak zorunda olmadığıdır.
    Dünya edebiyatına bir kütüphane armağan eden YAŞAR KEMAL’e sevgi,saygı ve minnetle...
  • 420 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Dikkat: Tatkaçıran/oyunbozan içerir.

    Bir Heccav Olarak Ümit Yaşar Oğuzcan


    Ümit Yaşar Oğuzcan daha çok bir aşk şairi olarak bilinir. Ergenlerin gözdesidir. Kimi şiirlerinde ayrılık gibi evrensel izlekler oldukça başarılı bir biçimde işlenir. Hicivci ya da heccav yönü ise, belki bu başarısı nedeniyle geri planda kalmıştır. Akıllarda iki hicvi kalmıştır; bu, çeşitli seçkilerde bu ikiliye yer verilmesiyle doğrudan ilişkilidir. Bu ikili, hamama giden siyasetçilerle ve sadrazamın kavuğuyla ilgilidir. Özellikle ilki söyleyiş güzelliği açısından olmasa da ana düşünce açısından dikkat çekicidir: Hamama giden siyasetçiler, kendilerine öyle bir kese atılır ki sonunda yok olup giderler. Demek ki, tümüyle kirden oluşmaktadırlar. Peki bir aşk şairini hicve yönelten ne olmuş olabilir? Bu sorunun yanıtını şairin yayına kendi hazırladığı bütün yapıtları içindeki ‘Taşlamalar ve Hicivler’ kitabının girişinde görüyoruz.

    1926 yılında doğan Oğuzcan’ın ilk şiiri 15 yaşındayken yayınlanır. Demokrat Parti iktidarının başlangıcı olan 1950 onu bir siyasallaşma sürecine sokacaktır. Kendisinden dinleyelim:

    “(...) hiciv şiirlerini yazmaya çok sonraları, 1955'te başladım. 1950 yılında halkın dileği ve oyları doğrultusunda tek parti dönemi sona ermiş, DP büyük bir çoğunlukla iktidar olmuştu.
    4 yıl sonra, 1954'te yapılan seçimlerde de DP daha büyük bir zafer elde ediyor, CHP ve MP muhalefetlerini bir silindir gibi ezip geçiyordu adeta. Tüm muhalefetin TBMM'de elde ettiği sandalye sayısı, 25/30 kadardı. Geri kalan tüm milletvekilliklerini DP kazanmıştı. Ama ne var ki; Kırşehir MP lideri Osman Bölükbaşı ve arkadaşlarına oy vermiş, Malatya ise CHP lideri ve eski milli şef İnönü'yü seçmişti yeniden. Olacak iş miydi bu? Kırşehir de, Malatya da cezalandırılmalıydı! Nitekim öyle de oldu. Birincisi il'likten ilçeliğe düşürülürken, ikincisi de ikiye bölünüyordu, DP liderlerinin dileği DP milletvekillerinin oyları doğrultusunda. Böylece DP'nin 1960 ihtilaline değin sürecek hatalar zinciri de başlamış oluyordu. Giderek söz ve basın özgürlükleri kısıtlandı, muhalefet ve basına akıl almaz baskı, şiddet yöntemleri uygulanmaya başlandı. Derken üniversite olayları, vatan cephesi rezaleti, tahkikat komisyonu kepazeliği, kara cüppeliler edebiyatı ve "odunu aday göstersem, mebus olur" vecizeleriyle bir de baktık ki; 27 Mayıs 1960'a gelivermişiz.” (Oğuzcan, 2004, s.7)

    Oğuzcan’ın heccav yönüne girmeden önce nasıl bir hiciv ortamına doğduğuna dikkat çekelim: Ferit Öngören, ‘Cumhuriyetimizin 75. Yılında Türk Mizahı ve Hicvi’ adlı mizah ve hiciv seçmesinde Türkiye’de mizahın tarihçesini oldukça kapsamlı bir giriş yazısıyla ele alıyor. Antik Anadolu’dan başlayarak Selçuklu ve Osmanlı mizahından ve onun kuzeni olan hicivden cumhuriyet dönemine geliyor. Ona göre mizah, kapsamlı toplumsal değişimlerin olduğu dönemlerde can suyu buluyor. Keloğlan’ı saraylılara karşı bir göçebe Türkmen mizahı olarak değerlendiriyor. Nasreddin Hoca ise, Timur Anadolusu’ndan doğuyor. Osmanlı dönemi için Karagöz-Hacivat’ın çeşitli açılardan incelendiği kitapta Meşrutiyet’in ve İstibdat’ın mizahı ve karikatürü doruğa çıkartması süreci anlatılıyor. İşte Oğuzcan’ın 20’li yaşlarının sonlarına denk gelen süreç, yeni bir İstibdat’a karşılık geliyor. Bu yıllarda hem dönemin iktidarı yanlısı ve hem de karşıtı çok sayıda hicivci ve mizahçı ortaya çıkıyor. Bu dönemden örnekler için, Neyzen Tevfik’le ilgili kitabıyla tanınan Hilmi Yücebaş’ın 1961 tarihli ‘Hiciv Edebiyatı Antolojisi’[ Yazar bu kitabı 1976’da dönemine göre güncelleyip genişleterek onun 3. basımını yapıyor. Ancak önceki baskıyla ilgili yorumlarımız bu baskı için de geçerli. Bkz. Yücebaş (1976). ] önde gelen bir kaynak. Bu kitapta yer alanların çok çok azının günümüze kaldığını, diğer bir deyişle günümüz için de anlamlı olduğunu görüyoruz. Neden böyle? Çünkü dönem mizahının ve hicvinin çoğu, geçici güncel konulara odaklanıyor. Bunu bugünkü çeşitli mizah dergilerinde de görüyoruz. Ayrıca, hicvi kafiyeli küfür olarak gören gelenek de geleceğe kalamıyor ve neyse ki öyle. Böyle bir tarihsel arka plandan sonra Oğuzcan’ın hicviyelerini[ Hiciv şiirlerine, ilgili araştırmalarda ‘hicviye’ deniyor.] daha yakından bir biçimde gözden geçirebiliriz.

    Oğuzcan’ın hicviyeleri dönemsel olarak dörde ayrılıyor: 50’ler, 60’lar, 70’ler ve 12 Eylül dönemi. 50’lerde hiciv okları Demokrat Parti’nin ikinci beş yılına yöneliktir. 60’larda Milli Birlik Komitesi’nin umut verici ilk günleri yerini hayal kırıklığına bırakır. Bu ruh hali bize, tam da istibdata karşı savaş açmış olan Şair Eşref’in İttihat ve Terakki rejimiyle yağmurdan kaçarken doluya tutuluşunu anımsatır; “gelenler gidenlere rahmet okutmuştur” (Oğuzcan, 2004, s.116):[ Şair Eşref’in hayal kırıklıkları için bkz. Yücebaş (1978). ]

    “Tüm ulusun desteğini kazanan 27 Mayıs ihtilali de yeni yeni konular getirdi bana. Yassıada komedisi ve dramı, köpek-bebek davaları, mahkeme salonunda teşhir edilen donlar, cımbızlar, öte yandan ihtilalcilerin birbirlerini tutmayan safça beyanatları, toyca davranışları ve sonuçta kendi içlerinde bölünmeleri... Derken; demokrasiye dönüş, eski milli şefin başbakanlık dönemi, ardından ilk koalisyonlar ve Süleyman beyin sahne-i siyasete alayı vala ile adım atışı...” (Oğuzcan, 2004, s.8)

    70’lerde şair, hicv edecek çok şey bulur, çünkü Öngören’in kitabındaki giriş yazısında ileri sürüldüğü gibi, toplumsal değişim, mizahı ve hicvi besleyecektir. Özellikle de Süleyman Demirel esinleyecektir şairi. Esinler, ancak mizahı ve hicvi de hoş görür. Bunun için şairin kitabın girişinde kendisine teşekkür ettiğini görürüz. Dördüncü bölüm 12 Eylül’e ayrılır. Bu yıllar Oğuzcan’ın bu dünyadaki son yıllarıdır.[ ‘Taşlamalar, Hicivler 1’ kitabının başında yer alan, şairin kendi yazdığı önsöze 7.11.1984 tarihi düşülmüştür (s.11). Oysa şair bu dünyadan 4 Kasım 1984’te göçmüştür. Atılan tarih ya hatalıdır ya da ileri bir tarih atılmıştır. ] Hicivleri siyasetten çok ekonomiye yönelir; çünkü yazdırmazlar. Eşref’in yaşadıklarına benzer bir biçimde, her gelen, gideni aratacaktır.

    Oğuzcan hicviyelerinin partizan olmaması not edilmelidir. Hiciv oklarından hiç bir parti muaf değildir. Bu da belki daha etkili olmasını sağlamıştır diyebiliriz. Öte yandan, kimi hicviyelerini oldukça soyut tutması (örneğin, başbakan yerine padişahlarla, sultanlarla, sadrazamlarla, vezirlerle vb. ilgili hicivler yazması), belki de onu tarihteki diğer heccavların kötü sonundan kurtarmıştır da diyebiliriz. Kimi zaman, hicv ederken, muhatabı anlaşılmaz. “Dağ dağa küsmüş, dağın haberi olmamış” gibi. Örneğin,

    KARDAN ADAM

    “Öldüğün zaman
    Eski sıcaklığın kalmayacak
    Er geç sen de anlayacaksın
    Kardan bir adam olduğunu” (s.46)

    Fakat başka şiirlerinde, hedef, ismiyle verilecek biçimde bellidir ve aşk şairi, kimi hakaretamiz dörtlüklerinde küfürbazlaşır.


    50’ler Hicvi

    50’li yıllardan Nazım Hikmet’in “vatan çiftliklerinizse sizin” dizesiyle ilişkilendirilebilecek şu dörtlük akıllarda kalacaktır:

    “ÇİFTLİK

    Sevdikçe şımardınız, yedikçe semirdiniz
    Mukaddes bildiğimiz her şeyi devirdiniz
    Kendi keseleriniz iyice dolsun diye
    Bu yurdu baştan başa çiftliğe çevirdiniz” (s.56)

    Oğuzcan’ın hicviyelerinin bir bölümü değerli olmakla birlikte, ezen-ezilen diyalektiğini anlayamadığı ya da anlamamayı tercih ettiği ölçüde eleştirilerinin sığ olduğu anlaşılır. Bu kadar çok hiciv yazmış bir şairden kallavi bir kapitalizm eleştirisi bekleriz. Ancak o buna yanaşmayacaktır. Kapitalizmin sistemik sorunları, kimi şiirlerinde kişilere indirgenir. Şairin Kemalist olduğu bilinir; bu bilgi, hicivleri arasında yer verdiği ‘Atatürk’e Mektup’ta da görülecektir. Bu şiirde, şair, gericileri Atatürk’e şikayet edecektir. Koalisyon hükümetlerini eleştiren bir şiir yazar; ancak bunun alternatifinin ne olacağını söylemez. Tek adam rejimi mi olmalıdır bunun yerine?! Öte yandan, yalan haber yayan ve sansasyonel haberler basan boyalı basını yere yere yerin dibine batırır.

    Şair derin eleştiri yapmasa da şiirlerinde aydınların yanında yer alır her zaman:

    “AYDINLIKTAN KORKANLAR

    Aydınlara "komünist" demek bir moda oldu
    Düşmanlarımız bunu duyup bayram etmez mi
    Neden bu saldırışlar aydına, aydınlığa
    Kaç yüzyıl karanlıkta kaldığımız yetmez mi” (s.88)

    Ayrıca, oklarını doğrudan yönelttiği hicviyeleri de vardır:

    “HAŞERELER

    Meclisi haşereler istila etmiş, duyduk
    İmha edilecekmiş yakında biçareler
    Oysa; korumalıdır bu küçük cinslerini
    Partileri dolduran o büyük haşereler” (s.90)

    Bunun dışında kimi hicviyelerinde siyasetçilerin ismini bizzat anar (örneğin, İnönü, Bölükbaşı, Türkeş, Aybar, devlet bakanı Ali Fuat Alişan, Hasan Dinçer, İhsan Sabri Çağlayangil, Adnan Öztrak vd.). Bunların dava konusu olmaması, bugünkü durumla karşılaştırdığımızda dikkate değer.

    Oğuzcan’ın eleştiri okları siyasilerin ötesine geçer, çeşitli toplumsal olgulara yönelir: Ödül törenlerini (‘Salkımlı Kanarya’, s.43), kalkınma modelini (‘Kalkınma’, s.69), futbolcuların transfer ücretlerinin astronomik rakamlara ulaşmasını (s.90), turistlere kazık atılmasını (‘Turist Beklerken’, s.91) hicveder.

    Doğrudan hiciv üstüne yazdığı hicviyeler de dikkate değer:

    “TABİİ ZENGİNLİKLERİMİZ

    Hiciv yazanlar için çok zengin Türkiye'miz
    Baksanıza ne tipler doldurmuş sokakları
    İmkan olsa da biraz ihraç edebilseydik
    İktisadi bönleri, siyasi salakları” (s.93)

    Oğuzcan hicviyelerinde yaygın olarak işlenen bir konunun özgürlük olduğu görülür:

    “KELEPÇELİ HÜRİYET

    ''Türlü türlü hürriyet var" diyor ilham perisi
    Limonlusu, nanelisi, şallısı, peçelisi
    Bizim aşçıbaşıya sorarsanız; en iyisi
    Zeytinyağlısıyla, kelepçelisi” (s.97)


    60’lar Hicvi

    Oğuzcan’ın 1960’lardaki hicviyelerinde Demirel eleştirisi öne çıkar. ‘Süleyman’a Gazel’ (s.122), ‘Gazele Sığamayanlar’ (s.135), ‘Süleyman Bey Neylesin?’ (s.136), ‘Mühür Süleyman Otu’ (s.137), ‘AP İktidara Gelirse’ (s.168), ‘Atı Alan’ (s.170), ‘Devr-i Süleyman’ (s.250), ‘Allah Vergisi’ (s.283), ‘Demirel’in Dedikleri’ (s.316) gibi örnekler bu bağlamda anılabilir. Başka şiirlerinde Demirel’in şivesinin ve konuşma izleklerinin taklit edildiği görülür (örneğin, ‘Vâ mı Bunun İzah Tarzı’, s.123). Bu dönemde bir diğer öne çıkan konu, koltuk kavgasıdır:

    “Bütün istedikleri tam maaşla yolluktur
    Oturanlar kalkmıyor yarab bu ne koltuktur” (‘Koltukname’, s.124).

    ‘CHP’nin Ağır Topları’ (s.125), ‘CHP İktidara Gelirse’ (s.168), ‘CHP İçin’ (s.173) gibi şiirlerde hedef tahtasına CHP’yi ve CHP’lileri oturtur. Bu dönemde şairin İnönü hicivleri de sürecektir (örneğin, ‘Allah Gecinden Versin’, s.136; ‘İnönü’, s.174; ‘Ortanın Solu Destanı’, s.379-380). ‘Ortanın Solunda Bir Aday İçin’ (s.126) ve ‘Ortanın Sağında Bir Aday İçin’ (s.127) adlı şiirlerinde partilerin ötesine geçilerek seçim vaatleri eleştirilir. İnönü hükümetinin Kıbrıs’a bir askeri müdahale hazırlığında olduğu bir dönemde, ABD başkanınca kaleme alınmış ve sömürge valisini azarlar bir tonda yazılan, “böyle birşey yaparsanız size verdiğimiz silahları kullanamazsınız” tarzı ifadeler içeren Johnson mektubu da Oğuzcan şiirinde ti’ye alınacaktır (‘Johnson’un Mektubu’, s.130). Bu bağlamda Kıbrıs’ta yaşanan çatışmalar da hicivlerine konu olacaktır (‘Kıbrıs İşi’, s.131; ‘Makarios’, s.132).

    Demirel ve İnönü’ye ek olarak bu dönemde Türkeş, Bölükbaşı ve Aybar ve dönemin partilerine ilişkin hicviyeleri de görülür (s.175, s.179). Ancak TİP ve Aybar’la ilgili hicvi eleştirel değil, sanki el altından destekleyici bir niteliktedir. CHP’ye yönelttiği keskin okları TİP’ten esirgeyecektir.

    Bir başka uzun ve eğlenceli şiirinde ülkenin az gelişmişlik hallerini ortaya döker:

    “Palavramız bol bizim, en uzun diller bizde
    Köyden fakir ilçeler, okulsuz iller bizde
    Cahil aydınlar bizde, kara cahiller bizde

    Bir çağdaş uygarlığa ulaşmaktır gayemiz
    Fakat elden ne gelir az gelişmiş ülkemiz
    (...)

    Bir kazanç hırsı sarmış herkesin yüreğini
    Düşünen yok yurtsever olmanın gereğini
    Yağmacılar paylaşmış Hasanın böreğini

    Çoğumuz sıska amma bir kısmımız pek semiz
    Kimsede kabahat yok az gelişmiş ülkemiz” (‘Az Gelişmiş Ülkemiz’, s.133-134).

    Bu az gelişmişlik halleri ve nüfus sayımı bu dönemde kendine yer bulacaktır:

    “SAYIM GÜNÜ

    Yıllardır her sayım günü
    Sayıyoruz sayıyoruz
    Sonuç hiç değişmiyor
    Yıllardır
    Yerimizde sayıyoruz” (s.146).

    Bir diğer izlek, İstanbul, İstanbul yaşantısı ve idaresi olacaktır:

    “İSTANBUL'DA OLANLAR

    İnsan bu şehirde her şey olur
    Örneğin aşık olur önceleri
    Bir bakış için, bir gülüş için
    Deli olur, divane olur
    Kahrından içip içip sarhoş olur her gece
    Fakir gelip, zengin olanlar başka
    Kimi de zengin gelir, fakir olur
    Yek ekmeğe muhtaç olur
    Bir gün bakarsın terbiyesiz olur en terbiyelisi
    Hür düşüneni softa olur
    Hasta gelen iyi
    İyi gelen hasta olur
    Böyledir bu şehrin havası
    Yazı kışa benzer
    Kışın yaz olur
    Milyonlarla olur olmaz yaşarken
    Olmaz olur
    Velhasıl İstanbul' da
    Her şeyin kötüsü olur iyisi olur
    Kimi de avantadan
    Belediye reisi olur” (s.150)

    Yine bu dönemde çeşitli meslek gruplarını (‘Bir Politikacı İçin’, ‘Bir Doktor İçin’, ‘Bir Avukat İçin’, s.163; ‘Bir Müteahhit İçin’, ‘Bir Kapıcı İçin’, s.164; ‘Bir Büyük Tüccar İçin’, ‘Bir Sporcu İçin’ s.165) hedef alır ve öğretmenlere, küçük memurlara ve küçük çiftçilere hürmet eder (‘Bir Öğretmen İçin’, s.164; ‘Bir Küçük Memur İçin’, s.165; ‘Bir Küçük Çiftçi İçin’, s.166):

    “Bazan akıl durdurur senin kâr hesapların
    Nerde ihale varsa atlarsın balıklama
    Malzeme çürük olsun, yeter ki ucuz olsun
    Dinin göz boyamadır, imanın kazıklama” (‘Bir Müteahhit İçin’, s.164).

    “Çifte çifte araba, apartman, yazlık köşk
    Anlaşıldı bunları yoktan var ediyorsun
    Vatanseverliğine bir diyecek yok amma
    Vergi beyannamende hep zarar ediyorsun” (‘Bir Büyük Tüccar İçin’, s.165).

    Bu dönem hicviyeleri, başka şairlerin şiirlerinden (Yahya Kemal, Orhan Veli, Köroğlu, Bekir Sıtkı Erdoğan) ve türkülerden (Genç Osman türküsü) yaptığı hiciv uyarlamalarıyla şenlenir (s.187- 195). Sonrasında Oğuzcan’ın ‘Dostlara Taşlar’ adıyla Çetin Altan, Yaşar Kemal, İlhan Selçuk, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Haldun Taner ve Ahmet Muhip Dranas gibi dostlarını alaya aldığını görürüz (s.196-206), ancak bunların çok azı başarılı örnekler olarak anılabilir:

    “Dr. FARUK BAYÜLKEM'E
    (B.Köy Akıl Hast. Baş Tab.)

    Bu gidişle artacak işleri Faruk Beyin
    Her akıllı bilinen bir divaneye döndü
    İçerdekini geçti dışardaki deliler
    Memleket baştan başa tımarhaneye döndü” (s.205)

    Yine bu dönemde Ecevit’i de dostları arasında anmasını not edebiliriz (s.407). Ve burada da durmayacaktır Oğuzcan. Kendisiyle barışık bir şair olarak kendisini de taşlayacaktır (s.207- 209):

    “(...)
    Hatası affedilmez valideyle pederin
    Dünyaya getirirken fikrimi sormadılar” (s.207)

    “İNTİHARA DAİR

    Biraz insaf ederek söyleyin, bir insanı
    Öldürmez de ne yapar bunca kahır, bu cefa
    İntihara teşebbüs ettim, elbet doğrudur
    Ama çok fazla değil topu kırk defa” (s.209)

    Daha sonra şair 27 Mayıs’ı ve sonrasındaki başarısız darbe girişimlerini hicvetmeye yönelecektir (‘İhtilali Nasıl Yaptık’, s.214-216, ‘Gizli Kalmış Mektuplar’, s.221-225). Bu bize Levent Kırca’nın darbecilerle ilgili parodisiyle Aziz Nesin’in konuyla ilgili kitabını anımsatır. Adnan Menderes’in asılmasıyla ilgili hicviye ise başarısız olmanın ötesinde ne komik ne nezaketlidir (‘Ayhan Beyi Kim Astırdı’, s.217-220). Aslında onu asanların yaptıklarının arkasında durmamalarını, suçu başkalarına atmalarını eleştirir, ancak yine de daha iyi bir ifade gerekliydi. Darbecilerle ilgili hicviyeleri genel olarak zayıf görünmektedir ve gülünç değillerdir.

    Ayrıca hicviyelerinde sosyete eleştirisi (s.278-279, s.377-378), orta sınıf yaşantısı eleştirisi (s.254-257), ABD’deki ırkçı uygulamaların eleştirisi (s.251-253), Amerikan emperyalizminin eleştirisi (‘Amerika, Ay Lav Yu’, s.294-295), savaş eleştirisi (s.298-299), film taşlamaları (s.342-344), trafik (s.169, s.351-354), gericilerin eleştirisi (s.365-366), 50’lerde olduğu gibi kalkınma modeli eleştirisi (s.370) gibi öğelerle karşılaşırız. ‘Ninni’ adlı görece uzun bir şiirde her kötülüğü solculara yükleyenleri hicvediyor (s.274-276).


    Sonuç

    Bu yazıda çıkarabileceğimiz sonuçlar şunlar: Birincisi, şairin hicivlerinde niceliğin niteliğin önüne geçtiği görülüyor. Çok başarılı hicviyeleri olduğu gibi çok başarısızları da var. Bu, Oğuzcan’ın editoryal destek konusunda eksik olduğunu gösteriyor. Hicviyelerinin yaklaşık yarısının kitapları içinde yer almaması daha doğru olurdu. İkincisi, dostlarıyla ilgili yazdıklarının neredeyse tümünün başarısız olduğunu görüyoruz. Şair, ağır olmamakla birlikte kimi zaman küfürbazlaşabiliyor. Eleştirileri, siyasal bilinç eksikliği nedeniyle yüzeysel kaçıyor. Yine de günümüze kalan başarılı hicviyeleriyle bugün anımsanmayı hak ediyor.[ Bu yazıda yalnızca 50’ler ve 60’lara odaklandık. 70’ler ve 80’lerde yazdığı hicviyeler ayrı bir inceleme gerektiriyor. ]


    Kaynakça

    Oğuzcan, Ü.Y. (2004). Taşlamalar Hicivler 1. İstanbul: Özgür Yayınları.

    Öngören F. (1998). Cumhuriyetimizin 75. Yılında Türk Mizahı ve Hicvi. İstanbul. Türkiye İş Bankası Yayınları.

    Yücebaş, H. (der.). (1978). Şair Eşref Bütün Şiirleri ve 80 Yıllık Hatıraları. İstanbul: Gül Matbaası.

    Yücebaş, H. (1976). Hiciv ve Mizah Edebiyatı Antolojisi (genişletilmiş 3. baskı). İstanbul.

    Yücebaş, H. (1961). Hiciv Edebiyatı Antolojisi (2. baskı). İstanbul: Aka Kitabevi.




    Kaynak: Gezgin, U. B. (2017). Anlatıbilim Açısından Roman, Öykü ve Masal İncelemeleri (2000-2017) [Novel, Story and Fairy Tale Analyses through Narratology].

    ANLATIBİLİM AÇISINDAN ROMAN, ÖYKÜ VE MASAL İNCELEMELERİ (2000-2017)

    Prof.Dr. Ulaş Başar Gezgin

    Yazında Ezilenler ve Ezilenlerin Yazını
    1. Marksist Açıdan Türk Romanı.
    2. Sovyet Türkologlarının Gözüyle Türk Yazını.
    3. Yaşar Kemal’i Yaşar Kemal Yapan 6 Özellik.
    4. ‘Boynu Bükük Öldüler’: İlk Yılmaz Güney Romanı.
    5. Yıllar Sonra Yeniden Genç Gorki ve Arabesk.
    6. İvan İvanoviç Var mıydı Yok muydu?
    7. Bulgaristan Hatırası Bir Marksist Türkolog: İbrahim Tatarlı

    Sabahattin Ali Yazını
    8. Anlatıbilim Açısından Kürk Mantolu Madonna.
    9. Merhum Marko Paşa’nın Size Çok Selamı Var.
    10. ‘Değirmen’de Sabahattin Ali Öykücülüğü.
    11. ‘Kağnı’da Sabahattin Ali Öykücülüğü.
    12. ‘Yeni Dünya’da Sabahattin Ali Öykücülüğü.
    13. ‘Sırça Köşk’te Sabahattin Ali Öykücülüğü.
    14. ‘Ses’te ve ‘Esirler’de Sabahattin Ali Öykücülüğü.

    Gülmece ve Hiciv Anlatıları
    15. Muzaffer İzgü Öykücülüğü: Azrail’den Bir Namussuz’a.
    16. Gülmece yazarı olarak Hasan Hüseyin: ‘Made in Turkey’.
    17. ‘Bay Düdük’ (1958).
    18. Bir Heccav Olarak Ümit Yaşar Oğuzcan.

    Çokkültürlü Yazın Çokkültürlü Toplum
    19. Türk Yazınında ‘Etnik Öteki’ İmgesinin Açımlanmasına Giriş Olarak Hüseyin Rahmi Yazını ve “Yankesiciler” Adlı Öykü.
    20. Çokkültürlü Toplum Çokkültürlü Öykü: Sait Faik Öykücülüğünde Ermeni İmgesi.
    21. Saroyan Öykücülüğü ve Yetmiş Bin Süryani.

    Masallar ve Efsaneler
    22. Eskimeyen Bir Yazın Evreni: 30 Yıl Sonra Yeniden Behrengi.
    23. Ferçler ve Zebler: ‘Binbir Gece Masalları’ Üstüne Bir İçerik Çözümlemesi Denemesi
    24. ‘Masalın Aslı’.
    25. ‘Vietnam Efsaneleri/ Vietnam Söylenceleri’.
    26. Tibet Masalları.

    Vietnam ve Tayland Yazını
    27. ‘Direnme Savaşı’: Direnenlerin Tarafından Vietnam-Amerikan Savaşı.
    28. ‘Şafakta Kazandık Zaferi’.
    29. Bir Vietnam-Amerikan Savaşı Romanı: Gök Cephesi
    30. Siyam Romancılığı Bağlamında Romanda Gerçeklik Sorunu.
    31. Siyamlı Romancı Siburapha’nın Yaşamı.
    32. Siyamlı Şair Sunthorn Phu’nun 'Phra Abhai Mani' Adlı Yapıtındaki Anlatının Özeti ve Değiniler.

    Türkiye Yazını, Türkçe Yazın
    33. Öykücü Yönüyle Ahmet Cemal’i Anarak.
    34. Torik Akını: Az, Öz, Akıcı, Okunası
    35. İstanbul Öyküleri.
    36. Onyıllar Sonra ‘Vatandaş’ı Yeniden Okumak
    37. Ölü Çiçekler Müzesi’nde Gezinti.
    38. ‘Uzaklara Mektuplar’.
    39. Ali Rıza Arıcan Öykücülüğü
    40. Puslu Kentin Mavisi: Modern Çin’den Öyküler.

    Taylan Kara Yazını
    41. Poe’nun Kuzgunu: Derinden ve Uzun...
    42. ‘Böyle de Buyurabilirdi Zerdüşt’: Hiççi Bir Başarı Öyküsü.
    43.‘Vasatlığa Giriş Dersleri’: Yine de İnsana Dair.
    44. Vasat Edebiyatı 101: Mizahla Polemik Arasında.

    Ütopya Anlatıları
    45. Uzaklaşan Ütopya ve Distopyalaşan Dünya.
    46. Devrim Öncesi Edebiyatında Ütopya: Kızıl Yıldız (1908) Örneği.

    İranlı Öykücüler
    47. İranlı Öykücüler: Hem Yakın Hem Yakın (1-4).
    48. Çağdaş İran Yazınının Öncüsü Sâdık Hidâyet (1-4).

    Avrupa Yazını
    49. Fransız Yazınında Bir ‘Muhalif Yazar Miti’ni Sorgulamak: Marguerite Duras.
    50. (Ölüm Yıldönümünde) Jose Saramago’yu Anarak...
    51. Bilişsel Bilimlere İlişkin Bir Roman: ‘Düşünce Balonları’

    Diğer Yazılar
    52. Darüşşafaka ve İmkansız Hayatlar.
    53. Endonezya’dan Bir Öykü: ‘Kral, Cadı ve Papaz’.
    54. Azerbaycan’dan Bir Öykücü: Anar.
    55. ‘En-Dor’a Giden Yol’.
    56. İki Çocuk Öyküsü: ‘Başka Karıncalar Diyarı’ ve ‘Yerle Gök Arasında’
    57. Defterde Kalan Borges (1899-1986) Dipçeleri.
    58. Latin Amerika’nın Çatık Kaşları: Bir Cehennem Ağacı Olarak Muz Ağacı.
    59. Başka Dünyalar Açısından Nobel Yazın Ödülü’ne İlişkin Değiniler.

    Gezgin Yazını
    60. Ulaş Başar Gezgin’le Yeni Romanı Üzerine (Söyleşi).
    61. Babasız Bir Roman Kişiliği Yaratmak (Söyleşi).
  • "Zevk ve intikamdaki çifte başarımla zafer kazanmışken içinde yüzdüğüm o mutluluğa kendimi tümüyle kaptırıverdim. Her yanım canlılıkla parıldıyordu ve günah işleten zevkleri bir kez daha tatmak için yakıcı bir sabırsızlıkla yattığım yerde dönüp, duruyordum.."
  • Bütün araştırmalar tecavüzü güç ve kontrolle ilişkilendiriyor. Sizin istediğiniz buysa bir kadına tecavüz edip aynı anda bir erkeği dizlerinin üzerine çöktürebilmek çifte zafer olmalı. Eğer bir suça şahit olmak zorunda kalmış bir erkekseniz bu çifte yıkım olmalı. Birinin, belki de sevdiğiniz birinin canının yandığını görüyorsunuz ve elinizden hiçbir şey gelmiyor.
  • Başarılı politikacıların kendi içlerinde hep yenilmelerinden ötürü, başkalarının önünde yenilmeye dayanamayacaklarını biliyordum. Bir insan çifte yenilgiye katlanamaz. Onların yükselmek için sürekli uğraşmalarının gizi budur. Başkaları üzerinde kurdukları iktidar onlara bir üstünlük duygusu verir. Yenilgiye uğradıklarını unutup, zafer kazanmış sayarlar kendilerini. Önem verdikleri tek şey olan büyüklük görünümünü yayamaya çalışırken, içten içe ne kadar boş olduklarını gizler bu zafer.
  • 272 syf.
    ·5 günde·Beğendi·6/10
    Savaş Sanatı’nın sabit esasları:
    1. ahlaki yükümlülük = halk ve idarecisi arasında tam mutabakat
    2. gökyüzü = soğuk, sıcak vakit
    3. yeryüzü = büyük-küçük mesafeleri, tehlike ve emniyeti, açık olan dargeçit, yaşam ve ölüm ihtimallerini
    4. kumandan = bilgeliğin faziletlerine yani; gayret, hakikate cesaret ve dirayete sahip olmalıdır.
    5. usul ve disiplin : ordunun makul kademelere tasnif edilerek kumanda edilmesi subayların rütbelerine göre sıralandırılması, ordunun ikmal ve güzergahının inşası ve ordu masraflarının yönetilmesi...

    • “harp bir hileden ibarettir”
    - gücünüz yok: bozgun taklidi yapın ve düşmanı perişan edin.
    - düşmanınız fevri yapıda ise tahrik edin, saldırganlığını arttırın.
    - uzun süreli ise (karşılaşmalar) askerin silahi körerecek ve gayretleri sönecektir.
    - kuşatma - seferin süresinin uzaması ‘bütçe kaldırmaz’ - içinizdeki diğer kumandanların sizi yıpratması
    - sonrasında ne kadar mahir olunursa olunsun meydana gelecek neticeleri def edecek kabiliyeti kendin de bulamaz


    • En iyi vaziyet düşmanın ülkesini bütünüyle ve el değmemiş şekilde teslim almaktır.
    - tarumar etmek, açlık ve sefalete maruz bırakmak iyi değildir.
    - savaşmak ve fethetmek fazilet değildir. fazilet düşmanın direcini savaşmadan kırabilmekte yatar. eskiler kendini ve düşmanını tanıyan kendini ve düşmanını tanırsan 100 kere savaşsanda neticeden korkmazsın.
    Şayet kendini bilip düşmanı bilmezseniz kazandığınız her zafer için bir kere de mağlup olursunuz.
    Şayet ne düşmanınızı ne kendinizi bilirseniz her savaşta perişan olursunuz.

    - Güz yaprağını kaldırabilmek kuvvetinizin azametine işaret etmez
    güneşle ayı seçebilmek keskin görüşe dalalet etmez.
    fırtınanın sesini duymak kulağınızın ne derece hassa olduğu göstermez.
    Mükemmel lider ahlakî yükümlülüğü yayar metod ve disipline harfiyen bağlı kalarak başarıyı kumandası altına alır.
    Askeri metoda binâen;
    1-ölçüm 2-sayıların tahmini 3-hesap
    4-ihtimallerin dengelenmesi 5-zafer vardır.

    ENERJİ
    Sayıca büyük bir kuvvetin idaresi prensipte birkaç adamın idaresi ile aynıdır. Bu sadece sayıları bölme meselesidir.
    enerji bir yayın gerilmesi, alınan kararsa tetiğin çekilmesine benzer
    savaşın hengame ve kargaşasında keşmekeş varmış gibi gözükse de hiç bir keşmekeş olmayabilir.
    bütün kargaşa ve kaosun içinde dizilişiniz bir başa veya sona sahip olmasa bile yenilgiye karşı kendini ispat edecektir. bozguna gibi yapmak mükemmel bir disiplini şart koşar
    Temsili Korku Cesareti, Temsili Zafiyetse Kuvveti Şart Koşar.
    nizamı bozgunun ardına saklamak tamamen bir taksim meselesidir.
    cesareti ürkeklikle gözlemek sezilmiş bir enerjiyi gerektirir.
    kuvveti zafiyetle maskelemek tatbik tertibatla geçekleştirilebilir.
    - Akıllı savaşçı muhtelif enerjilerin tesiri ile alakadar olacaktır. bu sebepten ötürü şahıslara ihtiyacı olmaz. doğru adamları seçme ve muhtelif enerjileri bir arada kullanma kabiliyeti buradan gelir.
    - İyi savaşçıların enerjisi yuvarlak bir taşın yüzlerce metre yüksek bir dağdan aşağı yuvarlanırken kazandığı ivme gibidir.

    GÜÇLÜ VE ZAYIF NOKTALAR
    - İradeyi düşmana dayatma: savaş meydanı evvelce gelen acele il gelenden savunması tükenmiş olarak başlayacaktır.
    -taviz vererek: kendi arzusuna yaklaşmasını sağlar
    -hasar vererek: yanına sokulmasını engeller
    -düşmanın iki ayağını bir pabuça sokmak beklenmediğiniz yerlerde aniden belirin
    -düşmanı koşmak zorunda bırakmak istiyorsan, yollarına anlaşılamaz engeller çıkarmak istemiyorsan
    - Su gibi olunmalı,
    - mutlak kurallardan söz edilemeyeceği gibi, taktiklerin rakibe göre ta'dil edebilen kazanmakta muvaffak olan cennetten çıkma bir kumandandır.

    DEĞİŞİK UNSURLARIN HARMANLANARAK AHENGE SOKULMASI
    - Taktik manevraları; saptırma manevraları, disipline edilmiş bir ordu
    - Dağ Savaşları için;
    1-dağlardan çabucak ve vadileri seyrederek geçin,
    2-ordugahınızı yüksek ve güneşe bakab yerlere kurun,
    3-savaşmak için üksek yerlere tırmanmayın

    - firar taklidi yapan bir orduyu kovalamayın!
    - düşman oltasına gelmeyin!
    - askerleri zinde bir orduya saldırmayın!
    - yurduna dönen bir orduya ilişmeyin!
    - bir orduyu kuşattığınız vakit bir çıkış yolu bırakın; medbin bir düşmana daha fazla yüklenmeyin!
    Savaş sanatı işte böyledir...

    Ancak tehlikeye sürüklenen bir ordu zafer kazanabilir.
    savaş muvaffakiyet ancak düşmanın gayelerine bütünüyle vakıf olmakla kazanılır.
    Sürekli kanatlara hücum önemli komutanlarını yok etmede
    kıymet verdiği şeye el koyun
    - Şahsi ün için askerlerini sürmemeli
    - Net fayda olmadan ilerlemeyin!

    ÖNGÖRÜ (casuslar) düşmanınızı 'kukla gibi oynatmak'
    1-Mahalli Casuslar - bir bölgede yaşayanları istihdam etmek
    2-Köstebek Casuslar - düşman subaylarını kullanmak: cömert olunmalı ve gizliliğe çok önem verilmeli
    3-Çifte Casuslar - subay elinizde tutup kendi gaye için çalış.: ordunun en yüksek zekalıları bu görevde memur edilir
    4-Aldatıcı Casuslar - açık açık düşmanını saptırma
    5-Haberci Casuslar - düşman ordugahından haber

    * ihtiyatlı, bilge hükümdar,
    tedbirli, mahir kumandan...

    * öfke yerini memnuniyet
    keder yerini tatminkar
    yok olmuş geri gelenek

    *Sun Tzu "Savaş Sanatı" adlı eserin, MÖ. yüzyılın sonları Beyliklerarası savaş ve kaosun hakim olduğu bir dönem olmakla birlikte; 101 düşünce okulu ile çağdaş olmakla beraber 'madem kaos, savaş var o vakit hakim olalım' fikri hakimdir...
  • 🇹🇷
    Müthiş bir sevinç var dışarda. İnsan yok.Kediler, kuşlar akışta. Bir ses geliyor sokaktan dikkat gerektiren işime odaklanamıyorum.Güneş penceremi tıklatıyor, penceremi açıp selamlaşıyorum güneşle. Kuşlar sesleriyle göz kırparcasına varlıklarını koyuyorlar ortaya. Onlara da el sallıyorum:) Tam karşımda tütü etek giymiş kız çocukları gibi dans eden akasya ağaçları.Bir eda bin cilve. Mümkün mü görmemek bu zarafeti!
    Sonra merakımı celbeden sesi keşfe doğru salıyorum duyularımı. Düşündüğüm gibi gayet tabii günün anlam ve önemi üstüne.
    "Zemin kan kırmızı, ay yıldızı ak
    O mübarek bayrak işte bu bayrak"
    Her yer bu sesle şen şakrak.Malum; sokağa çıkma yasağı. .. ve ben doğanın sevinciyle, sesiyle ;duyduğum ezginin etkisiyle sanıyorum herkes dışarda bir ben evdeyim😊Fakat öyle değil işte. Ümidim o ki ;en yakın zamanda yine daha bilinçli nice güzel günlere yürürüz fertçe, milletçe yürek yüreğe birlikte. Söylemezsem olmaz:) Bir de bunun akşam üzeri sevinci var.Yepyeni bir mevsim yolda. Çifte heyecan, çifte sevinç. Sevinçler katlanıyorsa zafer yakındır inşallah.

    https://youtu.be/Z4npynWPz6A