• 99 syf.
    ·4 günde·Beğendi·7/10
    İsa'dan önce 4 yılında dünyaya gelen, İsa'dan sonra 65'e kadar yaşayan Seneca, yazdığı bu satırlarda "Stoacılık" kavramının semavi dinlerle aslında ne kadar da benzeştiğini ortaya koydu.

    Mesela kadercilik hemen hemen her dinde varken burada "fatum" (kader) adını alıyor. İnançlar gezdikleri yöreler ve tercüme edildikleri diller aracılığı ile kulaktan kulağa taşınarak yeniden şekillenmiş ve milyonları peşinden sürüklemiş.

    Her zaman bir baba figürü arayışı içerisinde olan kandırılmaya müsait zayıf bireyler tarafından ise çok sıkı benimsenen bu fikirler uğruna çokça insan katledilmiş ve edilmeye devam etmekte.
  • 460 syf.
    Zweig sevdiğim yazarlardan biri ve ilk defa bir romanını okudum. Geç tanıdım aslında kendisini, yaklaşık bir yıl önce. Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu'nu okurken hayran kalmış, etkisinden çıkmam kolay olmamıştı. Sonraki okuduğum kitaplarında da farklı olmadı aslında, her zaman çok iyi bir kitap okuyacağımı bilerek aldım elime.

    Yazar çok başarılı psikolojik tahliller yapıyor, betimlemeleri de bir o kadar iyi. Hikaye hemen gözümüzde canlanıyor, hem de tüm ayrıntılarıyla. Adeta biz üçüncü kişi oluyoruz o hikayede, hemen yan masadaki yerimizi alıyoruz. Karakterlerin duyguları bize geçiyor, biz de onlarla birlikte iliklerimize kadar hissediyoruz her şeyi. Bu nedenle bende yeri ayrıdır Zweig'ın.

    -SPOİLER-

    Kitabımız Toni adında başarılı bir teğmenin karşılaştığı sakat bir kıza (Edith) merhamet göstermesi ile başlayan olayları anlatıyor. Sonrasında bu merhamet duygusunda aşırıya kaçıyor, yazarın deyişiyle "acıma duygusunu kullanmayı bilmiyor." Teğmen ilk başta son derece masum hislerle yaklaşsa da sonrasında Edith'e yardım etmek, çevresine karşı hoş görünmek ve kendi benliği arasında sıkışıp kalıyor ve bir çıkmaza giriyor.

    Kitabın yaklaşık yarısında Teğmen, Binbir Gece Masallarına ait bir hikaye okuyor. Bu hikaye ile yazar, kitabı arasında benzerlik kurmuş:

    " Okuya okuya, yolun ortasına yığılmış, felçli bir ihtiyarla karşılaşan delikanlının masalına gelmiştim. “Felçli” sözcüğü içimde birdenbire derin bir acı duymama yol açıp sinirlerim şimşeği andıran bir düşünce çağrışımıyla gerildi. Masaldaki felçli ihtiyar, genç adama yürüyemediğini, çok zavallı durumda olduğunu söyleyerek yardım dileniyor, delikanlının onu sırtına alarak şehre kadar taşıması için yalvarıyordu. Genç adamsa ona acıyarak eğilip adamı sırtına alıyordu. Niçin acıyorsun, aptal, acımana ne gerek var?       
    Ancak bu yardım dilenen, zavallı görünümlü ihtiyar aslında kötü yürekli bir cin, bir büyücüydü. Delikanlının sırtına yerleşince kıllı, çıplak bacaklarını sıkıca boynuna dolamıştı. Artık yardımsever delikanlının onu silkeleyerek ondan kurtulması olanaksızdı. Böylece artık ihtiyar büyücü kamçılayarak, azarlayarak yardımsever kurtarıcısına eziyet ediyor, onu dur durak bilmeden acımasızca her istediği yere götürmeye zorluyordu. Genç adam ne yaptıysa ondan kurtulamıyor; artık kendi istediği hiçbir şeyi yapamıyordu. Bir binek hayvanı, zavallı gördüğü adamın esiri olmuştu. Dizleri dayanamayacak kadar ağrısa da, dudakları susuzluktan kurusa da, vücudu onu taşıyamayacak kadar bitkinleşse de o artık merhametinin cezasını çekmeye, bu kötü, hain, kurnaz ve yaşlı adamı kurtulması olanaksız bir kader gibi sonsuza dek sırtında taşımaya zorunluydu."

    Kitabımızın bu hikayeden farkı bence Teğmenin de yaptığı hatalar olması ve çevresinde onu düşünen insanların bulunmaması ve onun ne kadar zor durumda kaldığını kimsenin görmemesi. Herkes Edith'le o kadar meşgul durumda ki, Teğmenin yaşadığı bunalımı kimse farketmiyor bile. Yaptığı hatalar olsa da bunların acısını fazlasıyla çekiyor zaten. Onun da anlaşılmaya muhtaç olduğunu şu sözleriyle daha iyi anlıyoruz:

    "Bu da benim zayıf noktamdı. Bu da benim özrüm, benim sakatlığımdı ve bu konuda da ben koltuk değneklerine muhtaçtım."

    Fakat bazen iyi niyetle yapılan şeyler de kötü sonuçlar doğurabiliyor, atılan küçük bir adım çığa dönüşebiliyor. Hayat, yaşamak sanatı, çok ince düşünmek gerektiriyor.

    -SPOİLER SONU-

    Kitabın sonunda olacakları başından itibaren tahmin etmek mümkün açıkçası. Sonuca dair küçük ipuçları bırakmış yazar. Yalnız bu durum kitaptan bir şey eksiltmemiş. Aksine sonunu tahmin etmeme rağmen o gergin bekleyiş pekiştirdi kitaba dair tüm duygularımı.

    Zweig'ı bilirsiniz, savaş karşıtlığıyla da tanınır. Bu kitabında da yer yer görmekteyiz bu durumu. Yazar, Teğmen Toni aracılığıyla kendi düşüncelerine de yer vermiş, böylece okuyucuyla arasında dolaysız bir bağ kurmuş. Yazarlığın imrendiğim yanlarından biridir bu; fikirlerinin ölmemesi. Zweig, ölümü kucaklarken bu bakımdan huzurlu muydu acaba?

    Yazımı Zweig'ın son sözleriyle bitirmek istiyorum.
    "Bütün dostlarımı selamlarım! Umarım uzun gecenin ardından gelecek olan sabah kızıllığını görebilirler! Ben, çok sabırsız olan ben, onların önünden gidiyorum."
  • 270 syf.
    ·Puan vermedi
    Antik roma ve Hristiyan dünyası arasında bir düşünür boethius devletin önemli görevlerinde iken bir komplo sonucu zindana atılıyor ve ölümü bekliyor tam bu umutsuzluk anında hayat anlamını yitirir boethius yaşadıklarını anlamdırma çabası içinde iken hayali bir varlık kadın kılığında ona görünür adı felsefedir. Boethius yaşadıklarını kader, özgür irade tanrının yüceliği, iyilik ve kötülük ekseninde felsefe ile sohbete başlar burada hem antik felsefe hemde Hristiyanlık düşüncesi bir şekilde harman edilerek aklındaki sorulara cevaplar buluyor. Bunları çok tatmin edici bir berrak lık ta aktarıyor günümüz de dahi tartışılır konular bunlar bugünün insanına da çok şey söylediğini düşünüyorum.
  • Yaşamı kader yönetir, akıl değil.
  • Kader sana gülüyorsa, sakın çok sevinme; kader sana gürlüyorsa, sakın çok üzülme.
  • İnsan başka düşünür, kader başka.