Salih Zileli, Şehir Tutulması'ı inceledi.
11 May 23:59 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 10/10 puan

Kitabi okuduğumda beni başka dünyalara götürerek kentleşme hakkında yeni bir bakış açısı kazandırdı. Gökdelenlerin, kentleşmenin insana ne kadar zararı dokunduğunu kitabı okuduktan sonra anladım.

"İnsan en çok yanında sevdiği biri varken kendine benziyor."

Cihan Aktaş

Köşe Yazılarından/Cihan Aktaş
"...Küreselleşme tarafından yutulmak istenen hayat tarzı özelliklerimize sahip çıkarak küreselleşmenin işgallerine karşı gerçek bir direnişe katılabiliriz. Helalle haramı ayırma hassasiyeti olmadan sürdüremeyeceğimiz bir direniş bu..."

Köşe Yazılarından/Cihan Aktaş
İrfan ehlinden olmaya çalışan kişi olguları sürekli yeniden okumakla mükellef; gurur meselesi yapmadan, kibre kapılmadan. Anadolu’nun yüzlerce yılın tecrübesiyle süzdüğü bilgelik, başkası açısından bakabilme kavrayışını öne çıkarıyor.

Köşe Yazılarından/Cihan Aktaş
Kanaatlerimizi paylaşmayan herkesi hain ilan ettiğimizde ise gerçek hainler kayboluyor ortadan. Hasım listemizde yer edenlerin kötü şeceresi ve biriktirdikleri öfkenin dışavurumunda kendini belli eden nefret, çirkinlik, insaf yoksunluğu, kendi zaaflarımızı ve hatalarımızı bağışlatabilirmiş gibi bir rahatlığa teslim ediyoruz zihinlerimizi. İnsanları özeleştiri yapmaya çağırırken kendi hatalarımızı telaffuzdan sakınıyoruz.

Nur, Fotoğrafta Ayrı Duran'ı inceledi.
20 Nis 14:20 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 10/10 puan

"Kaynağı bulursun sen Hacer, diyordum. Sürekli ararsın kaynağı, ayakları ağrıyan annen, gururlu kardeşin, kayıplara karışan çocuklar için ve unutulmaması gereken iyilikler için de yorulsan bile koşarak ulaşırsın kaynağa..."

Bu cümlelerle bitiyor bu değerli eser. Mekanların ve zamanların ötesinde bir yaşanmışlıklar anlatılıyor satırlarda. Bir yetim kız koşup geliyor satır aralarından. Göz kırpıyor. "Hadi bul beni!" diyerek bir kelime içinse kayboluyor. Cüdâ, ayrılık, hasret, vatan kelimeleri bir görünüp bir kayboluyor onun ardından. Anlaşılmaz ve anlatılmaz bir hissiyat sarıyor dört yanı. Harfler aralanıyor, içinden kocaman bir hayat çıkıyor: bazen daralıyor bir çadırda 16 kişilik aileye sığıyor. Diller arasında kelime alışverişi sürüyor. " Ene ahabbuk." Bir kız çocuğunun dilinden ne de güzel, dalga dalga yayılıyor etrafa. Etkisi altına alıyor, bırakmıyor. Yeni doğmuş çocukların üşümüş burunları geliyor gözler önüne. Bir soba olmadan geçirilmeye çalışılan kışlar. Hayalleri mi ısıtıyor onları diye düşünüyorum zaman zaman. Hayaller işte... Ve dualar... Onlar değil mi bizi ayakta tutan güç. Mutluluktan bahsediliyor. Sonradan keşfedildiğinden. Mutluluk yakalanıyor yakalanmasına ama üzerine bir değil pek çok bomba düşüp Halep( beyaz) şehri, mutlulukları karaya boğuyor. Şehir yangın yeri. Alev alev yanıyor gönüller. Bir soğukluk ver Rabbim. Onları değil bizi üşüten bir soğuk. Çocukları üşümesin Allah'ım. Şehirlere beyazlar yağsın yine. Mutluluk keşfedilsin yine. Öyle bir keşfedilsin ki her seferinde yeniden bulduğumuzu unutalım. Unutalım Rabbim. Unutturalım. Ey Rabbim .....

Nur, bir alıntı ekledi.
20 Nis 12:41 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Bir Taşın Yüreği, Diğerinin Kaşı Gözü
İnsanları en doğru açıdan güzelce çekerek mutlu etmenin de bir bahtiyarlığı vardı.

Fotoğrafta Ayrı Duran, Cihan Aktaş (Sayfa 109)Fotoğrafta Ayrı Duran, Cihan Aktaş (Sayfa 109)
Nur, bir alıntı ekledi.
20 Nis 12:39 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Robotlaşmak Burada Bir Başka Türlü
Gamsız sayılırmışım o yaşlarda, öyle ya, sanıyordum ki ben bildiklerimi haykırdığımda iyileşecek toplumun yaraları.

Fotoğrafta Ayrı Duran, Cihan Aktaş (Sayfa 53)Fotoğrafta Ayrı Duran, Cihan Aktaş (Sayfa 53)
Gökçe, Yirmi Sekiz'i inceledi.
14 Nis 18:24 · Kitabı okudu · 6 günde

28 Şubat.. Ne büyük hasarlar bıraktı arkasında da hâlâ silemiyoruz izlerini. Kolay geçirebildiğimiz dönemler değildi, söylemek kolaydı tabi postmodern darbe. İki kelime ve olağan bir tarih.. 21 yıl ardından biraz daha umutlu bakabiliyorsak hayata bu da şimdiki dönemin rahatlığından olsa gerek. Fakat hiç kimse o günlerin mağduriyetlerini de gideremiyor ne yapsa da. 21 kişi müebbet hapis cezası aldı daha dün. Bitti mi yani, bu kadar mı? Yoo. İnanın bu kadar kolay olmamalı, o zamanın tüm nefret saçan medya veya siyaset organlarının hepsi bugün hesabını vermeli. Kim getirebilir ki 6 sene sonunda doktor olacakken son bir sınavına giremeyen ablamızın o günlerini, kim getirebilir avukat olacakken stajını yapamayan ablalarımızın o günlerini veya kim getirebilir o hevesle girilen derslerden koca sınıfın önünde dersten atıldığı zamanları.. İstemiyoruz tabi o günleri tekrardan, hatırlamaya bile mecalimiz olmuyor hatta çoğu zaman ama yaşandı, birileri bu abilerimize, ablalarımıza zulmü reva gördü. 28 Şubat zulümdü, inançlara zulümdü, hakka hukuka karşı zulümdü. Sadece başörtüsü değildi konu, kitaplardı, sohbetlerdi, giyiminizdi, inancınızdı..

Ben hiç denk gelmesem de benim de imtihanım başka yönlerde oldu tabi, şimdi her şey çok rahat, örtümde sınırlama yok ve tabii örtüsüzlüğümüzde de.. Bazen yaşantıma bakıyorum, çevreme sonra, ne için çekildi bütün o acılar, sıkıntılar? Camilerde kız-erkek birlikte oturmak için mi? Okulda erkek arkadaşıyla yanyana oturan kızların camiye girdiğinde de arkadaşıyla yanyana namaz kılma isteğine cevaben mi 28 Şubat isyanları yapıldı? Bir gün bir toplantıda "Bizim sıkıntımız 28 Şubat hasarlarının bir kısmına bile denk gelmemiş olmamız bu yüzden bu kadar rahat örtümüzde gevşeklik yapabiliyoruz." demiştim. Hâlâ bu sözümü savunurum. Kimseyi incitmek istemem ama benim inancıma ters gelen zamanlardan geçiyoruz, her gün yeni bir fıkhi konunun fazlaca özgürlükçü tarafıyla karşılaşıyoruz, şaşırıp kalıyorum. Bana göre her şeyi yapmayacağımızı -yapamayacağımızı demiyorum- anlaştırmak için tesettüre bürünürken bazı arkadaşlarımız da ben tesettürümle her şeyi yapabilirim diyor, desin, bu saatten sonra kimseye karışacak değiliz. Ama düşünüyorum bir zamanlar insanlar peruk bile takmayı bir utanç sebebi olarak görürken, bu fütursuz davranışlarımız nereden geliyor?

Kitaba gelemedim ama kitap bu işte, 28 Şubat'a dair çok çok kaliteli 28 yazardan 28 öykü.. Mustafa Kutlu var, Cihan Aktaş, Fatma Barbarosoğlu, Sibel Eraslan, Mehmet Harmancı, Mukadder Gemici var. Bazı öyküler bu kitap için yazılmış olsa da bazıları yazarlarımızın eski kitaplarından alıntı şeklindedir. Örneğin Kutlu'nun hikayesi Hüzün ve Tesadüf'teki aynı adlı eserinden alıntıdır veya Emine Acar'ın Sihirli Silgi hikayesi bu kitap için yazılmış gibi. Bu kitabı yayına hazırlayan Mehmet Kahraman ve Abdullah Harmancı'ya teşekkürlerimi sunarım. Her ne kadar bu konuyla antolojimizin geniş olduğunu söyleseler de bu kitap benim için bir başlangıçtı ve aramak istediğimde de bulabileceğim kitaplar olduğunu hatırlattı. Siyasi konuların edebi tarafları güzeldir, şiddet içermez, daha naziktir mesela. Konu sonuna kadar nefret dolu olsa bile... Hikayeler tanıdık, hikayeler bildik ve hikayeler iç karartıcı. Geçmeyen yaralarımızın geçmeyen hatıraları işte. Sevgili editörümüz Güray Süngü'ye de bir not: Kitabın sonuna yazarlarımız hakkında küçük biyografiler ekleyebilirdik bence ve de bazı yazım yanlışlarını düzeltebilirdik :) Küçük şeyler bunlar, latife, çok güzel bir kitap kesinlikle. Okunmalı.

Hazan, Kızım Olsan Bilirdin'i inceledi.
 27 Mar 00:35 · Kitabı okudu · 9 günde · Beğendi · 8/10 puan

Bazen bazı şeyleri unutmak istesek de asla unutkanlık hastalığına yakalanmak istemeyiz. Hiç kimse istemez geçmişini , hatıralarını unutmayı... Her şeyin zihninden silindiği bir yaşam, etrafda adlandıramadığın bir yığın hayatt.. dilinin bağlanması ve her şeyin karıştığı bir durum, zamanın bile.. İşte tam da bunu yaşayan bir alzheimer hastası annenin öyküsünü anlatıyor Cihan Aktaş.. Son Büyülü Günler adlı öykü kitabından sonra en cok begendiğim öykü kitabı oldu. Birbirinin devamı olan ayrı öykülerden oluşan bu kitabı okuyunca eminim içiniz acıyacak ..