• Kızılelma ülküsünü bir delilik olarak sayacaksak, büyüklükten değil, yaşamaktan da vazgeçmeliyiz. "Tarihî görevini yapmış ve artık ölmeye yüz tutmuş bir topluluk" olmayı kabul etmeliyiz. Eski Asurlular, Hintler, Romalılar gibi haritadan silinmeye razı olmalıyız. Buna razı değilsek milli ülkünün peşine düşmeliyiz ve demir yolu yapmakla birkaç fabrika kurmayı ülkü diye göstermek gafletinden çekinmeliyiz.
  • Barış Manço'nun Eşsiz Şarkılarıyla bize öğrettiği 15 Şey:
    1. Dönence ile her karanlığın ardından bir yerlerde güneşin doğacağını öğrendik.
    Uzaklarda bir yerlerde güneşler doğuyor.
    2. Dağlar Dağlar ile sevdiğimiz birisini kaybetmenin ne zor olduğunu ve son kez görebilmek için neler yapılabileceğini öğrendik.
    Dağlar, dağlar,

    Kurban olam, yol ver geçem,

    Sevdiğimi son bir olsun,

    Yakından Görem

    3. Barış söyler kendi bir ders alır mı? diyerek iğneyi kendisine de batıracak kadar açık sözlü olduğunu Sarı Çizmeli Mehmet Ağa ile öğrendik
    Yaz dostum,

    Barış söyler kendi bir ders alır mı?

    Su üstüne yazı yazsan kalır mı?

    4. Arkadaşım Eşek ile geldiği yeri, köyünü, hayvan dostlarını unutmayacak kadar da vefalı olduğunu öğrendik.
    5. Ayı ile hayvan dostlarımızı ve hayvanları hece hece bize öğreten öğretmenimiz olduğunu öğrendik.
    Oku bakayım AYI, Oku bakayım AYI

    6. Halil İbrahim Sofrası ile insanoğlunun bencilleşme evrimini de, hakkı olana hakkını vermeyi de onunla öğrendik
    Buyurun dostlar, buyurun Halil İbrahim sofrasına,

    Alnı açık gözü toklar buyursunlar baş köşeye,

    Kula kulluk edenlerse ömür boyu taş döşeye...
    7. Müsadenizle Çocuklar sayesinde tekerlemeyi de, masalı da, dilimize hakim olmayı da ondan öğrendik.
    Kınalar yakalım elimize

    Hakim olalım dilimize,

    Aman dikkat belimize,

    Şimdi müsadenizle çocuklar...

    8. Domates, biber ve patlıcanın bir aşka nasıl engel olabileceğini de onun o güzel anlatımıyla öğrendik.
    Tam elini tutmak üzereyken, aşkımı itiraf edecekken,

    Sokaktan gelen o sesle yıkıldı dünyam,

    Domates, biber, patlıcan...

    9. Kol Düğmeleri ile ayrılığın, farklı kollarda bir araya gelemeyen kol düğmeleri gibi olduğunu öğrendik.
    İki küçük kol düğmesi, bütün bir aşk hikayesi,

    İki düğme iki ayrı kolda, bizim gibi ayrı yolda...

    10. Unutamadım ile unutamayacağımız aşklarımızı, bizim söyleyediklerimizi şarkılarında içimize işlediğini öğrendik.
    Gözlerimde yaş, kalbimde sızı, unutmadım seni

    Unutamadım, unutamadım ne olur anla beni...

    11. Bugün Bayram ile bayramların ne kadar önemli olduğunu çocuk yaşta ondan öğrendik, en güzel bayram şarkımız onun şarkısı oldu.
    Bugün bayram erken kalkın çocuklar,
    Giyelim en güzel giysileri,
    Elimizde taze kır çiçekleri üzmeyelim bugün annemizi...
    12. Anlıyor musun? ile aşkta kaldığımız ikilemleri de en güzel o anlattı, aşkı da, özlemi de bize o öğretti
    Ya dön bana artık duyuyor musun beni?

    Ya çık git dünyamdan anlıyorsun değil mi?

    13. Yeni Bir Gün Doğdu ile ölümü de yaşamı da 2 dakikalık şarkıda en güzel ve en net o anlattı bize...
    Gözlerim kurşun gibi ağır ağır açıldı bu sabah
    Merhaba dünya!!!
    Penceremdeki güvercin,tahta masam boş şişeler
    Can dostum çomar merhaba…

    14. Nane Limon Kabuğu ile, bize nezleden korunmak için nane - limon yapmayı da o öğretti
    Nane limon kabuğu bir güzel kaynasın aman,
    Ha ha ha ha ha içine hatmi çiçeği biraz çörek otu katasın
    aman,
    Ha ha ha ha ha hatta biraz tarçın bir tutam zencefil aman,
    Ha ha ha ha ha bin derde deva geliyor biraz daha sabret
    güzelim,
    Ha ha ha ha ha hapşu!
    Çok yaşa!
    Sende gör,
    Rahat ve iyi yaşa.
    15. Ve tabi ki Gülpembe ile ölümün nasıl acıttığını, insanı nasıl ıssız bıraktığını öğrendik. Barış Manço'nun gidişiyle de Gülpembe'nin bizim için Barış Ağabey olduğunu öğrendik. Özlemle...
    Güz yağmurlarıyla bir gün göçtün gittin, inanamadık Gülpembe,

    Bizim iller sensiz, bizim iller sessiz olamadı Gülpembe...
  • İşlerin ters gitme ihtimali varsa, mutlaka ters gider. Kaan buna “Murphy Kanunları” diyor. Annemse “Besmelesiz çıkıyon evden, ondan oluyo, sağ ayağınla çık şu evden” diyor. Babam da “Genze kadar çekeceğin suyu, geniz önemli” şeklinde yaklaşıyor meseleye. Erdal Abi “İşlerin ters gitme ihtimali mi varmış? Olmaz! Gidemez! İşler ters giderse n’aparım ben? Batarım yauğ. Kimden duydun? İşimi baltalayacak adamın ben ta…” şeklinde uzatıyor. Yavuz Abi “İşler ters giderse yapacağın tek şey var: Topuk topuk topuk” diye akıl veriyor. İsmail Abi de “İş mi? Ne işi? Yol-yemek-sigorta varsa çalışırım hacı” diye baştan aşağı yanlış anlıyor meseleyi. Bense kısaca “İşte hayatım” diyorum.
  • Hayat ve kader insanı ne kadar zorlasa da, yürüdüğü yoldan çıkartmaya çalışsa da, önüne caydırıcı seçimler sunsa da; bir hayatta, bir beden de, bir yürekte bir tane isim olmalı.. Belki de sınanıyoruz, karşımıza sürekli başka başka kişiler çıkıyor, o kişiler hayatımızın bir tarafında yer almak istiyor ve belki de bunun için her şeyini ortaya koyuyor fakat akla, bedene, yüreğe ait olan bir tane düşünce var; o da insanın göğüs kafesinin altındaki kalp denilen organ da hissettiği... Yanlış yollar, yanlış kişiler ve ne kadar yazık ki yanlış seçimler bir hayatı 1-0 yenik olarak bitirir. Bazen insan kaybolduğu şeyler de iz arar, bi yol arar.. Ama ben onda kaybolduğum gibi hiç kimsede kaybolamam. Aklım karışabilir, düşünceler ağır ve yüksek bir voltajla beynime, bedenime hatta ve hatta bütün organlarıma yüklenebilir; ama bildiğim ve de emin olduğum tek bir şey varsa, o da göğüs kafesimin altındaki kalbimde hissettiğim şeydir! Kim olursa olsun ne olursa olsun,',hiç kimse için hiçbir koşul için hiçbir yürek için dahi hissettiğimden vazgeçemem. Kötü biriyim diyorum çoğu zaman. Evet belki sevilmek güzel. Başkalarını etkilemek de öyle. Ama 3 erkeğe birden ait olmak iğrenç bir şey. Ben şu an 4 hayatla birden oynuyorum. Diyeceksin ki, madem, göğüs kafesinin altındaki kalbinin içindeki hissi seviyorsun onu seçiyorsun neden başkaları bu kadar kolayca hayatına girebiliyor, aklını karistirabiliyor? Evet başkaları kolayca hayatıma girebiliyor, aklımı karistirabiliyor fakat göğüs kafesimin altındaki kalbimde yer alan o hisse kimse ulaşamıyor. Öyle ki, sevmek öyle garip bir his öyle hazin bi duygu ki, hayatına ilk girende her şey tamam olacak sanıyorsun. Hatta belki çoğunda bu sevgidir diyorsun. Yola çıkıyorsun. Yolun başında elin hiç boş kalmıyor, sımsıkı tutuyor elini ve her adımın da bırakmayacağını söylüyor. Ayağın taşa takılsa önüne siper ediyor kendini. Sonra yolun sonu görünüyor. Bir yol ayrımına geliyorsunuz. Ve bi anda elini sımsıkı tutan o el gidiyor, seni orda bırakıp, kendi yoluna devam ediyor. O zaman diyorsun işte bu sevgi değil. Ben yanlış kişilerle yola çıktım ve hep yol ayrımında farklı yollara tek devam ettik. Ama ben ilk defa seviyorum. Daha önce sevmemişim ki kimseyi. Buna sevmek bile denilmez. Kalbim ilk defa yerinden çıkacak gibi atıyor. Bilmiyorum o kadar güçlü ve derin bir duygu ki bu beni alikoyuyor. Bi bakışa bi gülüşe bi sese bi kalp atışına bi nefese tav ediyor. Esir oluyorum bu aşka. Kölesi olduğum adamın sevdasına kül hece oluyorum. Sen sen ol, hayatta, hissettiğine sahip çık. Benim gibi olma mesela. Bak ben defalarca yanlış yolları yanlış kolları seçmiş biriyim ve hala da yanlış şeylerin peşinde koşuyorum. Hala akillanmadim, hala uslanmadim. Ayran gönlümü bi türlü dizginleyemedim. Sen benim gibi olma. Gerçek sevgi fedakarlık ister. Koca bir yürek ister. Vazgeçilmez olanı bulduysan başkasını arama, zaten başkasına ihtiyacın yok demektir. Aslında ne istiyorum biliyor musun? Bi anda bütün kalplerden çıkmak... Ne kadar da kalbe zararlıyım oysa.. herkesi kurtarmak istiyorum bu zarardan. Kimseyi sevmek, kimseye umut vermek istemiyorum. Sevgimin fırtınaya kapılıp başka okyanuslara gitmesini istemiyorum. Yanlış yoldayım. Bir seçim yapmalıyım. Hani biri için bininden vazgecmistim? Bu mu vazgeçmek? Hayır bu olamaz. Biri mutlu olmalı ve diğerleri üzülmek zorunda. Keşke elimden bir şey gelse. Öyle ki kimse üzülsün istemiyorum benim yüzümden. Ama insanların hayatıyla, hayaliyle, umuduyla oynuyorum. Ne dediğimi ne yaptığımı bilmiyorum. Yanlış kişilere gitmek ya da gitmemek arasında bocaliyorum. Ama onu seviyorum. Başka erkekler bir yerlerden bir şekilde karşıma çıksa da, düşüncelerimi belki hayatımı alt üst etse de ben sadece birini seviyorum. Ben o hissettiğimi seviyorum. 3-5 kişi değil tüm dünya erkekleri karşıma yığılsa, yapamam onun elini bırakıp da başka ele gidemem hele ki benim elimi bırakmadığı müddetçe. Ben başkasıyla olamam. O çok zor bir erkek ama başkasıyla artık olamam. Kavga da onunla güzel, ağlamak da gülmek de onunla güzel sadece. Beni 3 kişi isteyebilir ama ben birini istiyorum; ve o kalbimde hissettiğim.
    Dibine kadar sev! O değsin değmesin sen yüreğine düşeni yap. Bırak o sevmesin bile ama sen sonuna kadar o sevgiyle kal. Kalbine başka lokma aşk girmesin. Kapı deliğinden dahi bakma başka sevgilere. Ben onu sevdiğim halde baktım, hem de kaç kere. Benim gibi birini hak edecek biri değil ki o. O mükemmel bir erkek. Yalansız dolansiz riyasız kelimeler yetmez onu anlatmaya. Bi de bana bak! Neler yapıyorum şu sevginin en güzeline layık olan adama! Erkek manyağı gibi ayran gönüllü bir budalalık peşinde koşuyorum. Sonra da o suçlu oluyor. Ben sevmeyi gerçekten bilmiyorum. Bünye alışık değil işte. Böyle temiz bi sevgi ile sevmedi ki kimse beni. Bu gidişle onu kaybedeceğim ve bunu ben ellerimle ben yapıyorum! Onu severek kaybediyorum... Her şey o kadar saçma ki inan. Biri bi anda bütün her şeyini alt üst edebiliyor. O zaman bu nasıl sevmek, bu nasıl sevgi? Bide ona kızıyorum. O koca bir şehirde içinde bana ait olan büyük bir sevgi ile yaşıyor. Bense küçücük şehirde ona ait olduğuna inandığım ama başkalarına da açık olan bir sevgiyle yaşıyorum. Gerçekten o kadar kötü ki 3 kişi tarafından sevilmek.
    ***
    Kimsenin kalbiyle hayatıyla duygularıyla ve hatta hayalleriyle oynamaya hakkım yok.
    ***
    Gerçekten çok üzülüyorum bu sonuca benim yüzümden geldikleri için. Mühim olan beni sevmek değil ki mühim olan benim tarafımdan sevilebilmek. İnsanın kalbi yüreği kime aitse o insan o kişiye ait demektir. Ben şimdi 10 kişiyle de konuşsam telefonun ucunda yine onun sesi olacak. Ben yine onu seveceğim çünkü. Hayat çok garip kader çok acımasız. Ama yürek bir kişiye ait. Sana benden bir tavsiye can dostum net ol. Gerçekçi ol. Ve her zaman önünü gör. Mesele sevilmek değil senin sevmen önemli olan. Senin sevdiğin. Ama sevda da kural başkadır. Senin sevdiğin seni sevmez sende seni seveni sevmezsin. Ama doğru kişi olduğunda kaderin olanı hissettiğinde samanlık seyran olur işte. Tek bir kişiye ait ol her zaman. Benim gibi yapma. kimseyi umutlandirma. Hele de sevdiğin tarafından seviliyorsan.
    ***
    Benim gibi kötü olma. Sahip çık sevgine. Unutma ki, bu dünyada kime ne yasatirsan onu yaşamadan ölmeyeceksin... Ben yapamıyorum bari sen yap olur mu. Ama biri sana benimle ilgili bu ilişkiye dair bir şey sorduğunda, yüreğindekini seviyor diyebil benim için olur mu.. Sevmek bile kolay zor olan sahip çıkmak. Kimse için değişme, sevginden vazgeçme. Gökteki ay sönse, güneş yerinden kopsa batsa gitse yine de vazgeçme.. Kalbin durana kadar ait olduğunla kal olur mu... Çünkü hayatta bazı anların ve de bazı insanların geri dönüşü yok. Ne yazık ki tekrar başa alamıyorsun. Yeniden yaşanmıyor. Her şey senin ellerinde. Boşluğu tamamla, ve hayatını tek bir insanla kur..

    A.U.
  • İşlerin ters gitme ihtimali varsa, mutlaka ters gider. Kaan buna “Murphy Kanunları” diyor. Annemse “Besmelesiz çıkıyon evden, ondan oluyo, sağ ayağınla çık şu evden” diyor. Babam da “Genze kadar çekeceğin suyu, geniz önemli” şeklinde yaklaşıyor meseleye. Erdal Abi “İşlerin ters gitme ihtimali mi varmış? Olmaz! Gidemez! İşler ters giderse n’aparım ben? Batarım yauğ. Kimden duydun? İşimi baltalayacak adamın ben ta…” şeklinde uzatıyor. Yavuz Abi “İşler ters giderse yapacağın tek şey var: Topuk topuk topuk” diye akıl veriyor. İsmail Abi de “İş mi? Ne işi? Yol-yemek-sigorta varsa çalışırım hacı” diye baştan aşağı yanlış anlıyor meseleyi. Bense kısaca “İşte hayatım” diyorum.”
  • Kur’an-ı Kerim’de, bir imtihan alanı olan dünyada, insanoğlunun yolunu kesecek, onu yanlış yönlere sevketmeye çalışacak düşmanları olduğu bildirilmiştir. İnsanın en önemli düşmanı olan İblis’in, insan aldatmak için nasıl hareket ettiği, düşündürücü bir tarzda dile getiriliyor. Araf Suresi’nde İblis’in, “Adem’e secde edin” emrine baş kaldırdıktan sonra cennetten kovuluşu dile getirilir ve şöyle buyurulur:

    “Allah , ‘öyleyse in oradan! Orada büyüklük taslamak senin haddin değildir. Çık! Çünkü sen, aşağılıklardansın’ buyurdu. İblis, ‘bana, insanların tekrar dirilecekleri güne kadar mühlet ver’ dedi. Allah , ‘haydi, sen mühlet verilenlerden oldun’ buyurdu. İblis, ‘öyleyse beni azdırmana karşılık, and olsun ki, ben de onları saptırmak için senin doğru yolunun üstüne oturacağım’ dedi.” (A’raf/13-16)

    Burada İblis’in hareket tarzını dile getiren ayette ilgimizi çeken nokta şurasıdır:

    İblis, insanları saptırmak için doğru yolun üstüne mevzileneceğini söylüyor. Bu demektir ki, İblis kendilerini aldatıp saptırmadan önce insanları doru yol üzerinde bulunmakta, yani fıtratlarına uygun hareket etmektedirler.
  • Anne baba yeter artık!
    Benim üzerime çok geliyorsunuz, bunaltıyorsunuz beni. Ben özgür olmak istiyorum. Bende gezip dolaşmak, eğlenmek istiyorum. Arkadaşlarımın yaptığı gibi bende gece geç saatte eve gelmek istiyorum. Benimle neden bu kadar çok uğraşıyorsunuz? Ben size ne kötülük yaptım? Hem eğlenmek gezmek suç mu? Kitap okumak, ders çalışmak karın doyurmuyor baba. İnsanlar çalışmadan para kazanıyorlar.

    Geçenlerde bi arkadaşım bahiste kazandığı parayla tatile gitti. Sonrasında büyük borca girdi ama boşver. Ne güzel değil mi? Of anne sen sus! Babamla konuşuyorum ben. Sen karışma. Ama baba neden kızıyorsun? Bende gülmek, sevinmek, mutlu olmak istiyorum. Hem siz benim mutluluğumu istemiyor muydunuz?

    -Bu anlattıkların seni mutlu edecek şeyler değil. Böyle mutlu olamazsın.

    -Sende kimsin? Ben odamda yalnız olduğumu sanıyordum.

    -Yalnız olduğunu sanmak en büyük gafletlerinden birisi. Kimse yalnız değildir. Her yaptığınızı gören vardır. Benim kim olduğum mu yoksa senin içinde bulunduğun acz ve yoksunluktan kurtulman mı daha önemli.

    -Tabii ki benim sıkıntılarımdan kurtulmam önemlide... Sen ne yapacaksın ki? Babamın arkadaşı falan mısın?


    -Yaratılmışların en şereflisi olarak okuyor musun?

    -Evet her gün facebook twitter'da onlarca paylaşım okuyorum çok bilgi verenlerde var. Bende paylaşıyorum bazen.

    -Araştırmadan, sorgulamadan yazılanları doğru kabul ederek bazılarına iftira atmış olmaz mısın? Bazılarının hakkına girmiş olmaz mısın? Bunları hiç düşündün mü? Okumakla doğruyu öğrenmeyi amaçlamalısın. Doğruyu öğrenmek için önce kutsal kitabı okumalısın. Doğayı, evreni, kendini tanımalısın. Bunlar için ilim öğrenmek mecburiyetindesin. Onun için de çok okumalısın. Okurken sorgulamalı ve gerçeği araştırmalısın. Malayani yani boş şeyleri okuyarak da zihnini bulandırmamalısın. Sana fayda sağlayacak her kitabı okumaya çaba sarfetmelisin.

    -Ama ben...

    -Evet biliyorum sen iyi niyetlisin. İyi niyetin kul hakkının önüne geçmiyor ve bu konuda hakkını yediğin kişiden helallik alman gerekiyor.

    -Peki madem öyle bu konuda daha dikkatli olmaya çalışacağım. Annem babam bana çok karışıyorlar. Bende onlardan uzaklaşıp internette vakit geçiriyorum.

    -Annen ve babanın senin üzerinde, seninde annen baban üzerinde hakların vardır. Ana babaya isyan etmek, karşı gelmek büyük günahlardan birisidir. Anne babaya iyilik yapmak ise yaratıcının en sevdiği amellerdendir.

    Onlar seni güzel terbiye etmek için seninle uğraşıyorlar. Seni doğru yola yöneltmek için, iyi ve güzel huylu bir vatandaş olman için hareket ediyorlarsa saygı duymalı ve onlara karşı iyi davranmalısın. Onları hoşnut edecek davranışlarda bulunmalı, bir iş yaparken de izin ve rızalarını almalısın.

    Onların seni eğitmesi sana karşı görevlerindendir. Bu sadaka vermekten çok evladır. Annen ve babana, seni imandan uzaklaştırmadıktan sonra onların söylediklerine uymalı, onların kalplerini kırmamaya çalışmalısın. Bu sözler başlangıçta sana anlaşılması zor veya mantıksız gelebilir. Onlar senin ebeveynlerin ve senin kötülüğünü istemezler. Babanın razı olmayacağını bildiğin şeyleri istemen cahilliktir. Cahillik etme.

    -Bazen arkadaşlarım bana sen çocuksun hâlâ büyümedin, babanın dizinin dibinden ve söylemlerinden ayrılmıyorsun diye alay ediyorlar. Emzik verelim mi falan diyorlar. Çok bozuluyorum.

    -Hakkında bilgi sahibi olmadığın şeylerin peşine düşme. Ailenle arkadaşların arasında ikilemde kaldığın zaman şunu düşün. Bazı hataların telafisi mümkün değildir ve o yanlıştan geri dönüş yolu da yoktur. Seni kim aldatır? Kim senin gerçek anlamda iyiliğini ister? Kim sana güvenle bakabilir?

    -Ben böyle ikilemde kaldığım zamanlarda ümidimi de kaybediyorum kendimi boşlukta gibi hissediyorum. İçimi dökecek bir arkadaşım olsun istiyorum.

    -Senin en yakın arkadaşın sen doğduğundan beri senin yanından ayrılmayanlardır. Senin annene olan hakkını ödeyemezsin. O hiçbir şey yapmamış olsa dahi seni dokuz ay karnında taşımasını ve hep seni düşünerek hareket etmesini, sen doğduktan sonra da senin üzerine titremesini ve seni yedirip, içirmesini unutmamalısın. Hem o seni küçükken şefkat ve merhametle büyütmüştür. Sadece bu anlattıklarım yüzden bile annene bir of bile dememelisin.

    Ümitsiz olma, ümidini kaybetme, ümit sevgiyi doğurur, sevgi dünyayı kurtarır. Hiç bir zaman ümitsizliğe, yeise kapılmamalısın. Her zaman için bir çıkış yolu vardır. Hep çıkış yolunun peşinde ol. Sorunları kafanda, zihninde çok büyütme. İnsanoğlu çok üstün bir varlıktır. Yapabileceklerinin genişliğinin sınırını sen daha bilmiyorsun.

    -Bu arkadaşlar yani benim arkadaşlar, bakıyorum da sanki pek benim iyi olmamı istemiyorlar gibi. Neden bunlar beni buluyor. Ben hiç mutlu olamayacak mıyım?

    -Bu yaşlarda böyle melankolik olman ve kötü düşüncelere kapılman zamanın hastalıklarından birisidir. Sen dosdoğru ol, insanlara karşı olan tavırlarını güzelleştir, birisi ile karşılaştığında tebessüm et, aciz ve zorda kalanlara yardım etmekten vazgeçme, bunları hayatında uyguladığın zaman göreceksin ki senin yanında iyi, dürüst ve samimi arkadaşlar, senin mutlu olmanı isteyen dostların yer alacaklardır. Yeter ki sen inanmaktan vazgeçme.

    -Peki neden hep ben kandırılıyorum?

    -Agâh ol. Yani uyanık ol. Çevrende yaşananları anlamaya çalış. Olayların farkında olmaya çaba sarfet. Bir kez kandırılabilirsin ama aynı sebepten ikinci kez kandırılmamaya çok dikkat et. Konuştuğun zaman doğruları konuş. Sakın ikiyüzlü davranma. İlim öğren. Anlamadıklarını sor, sorgula, araştır ve gerçek sebeplerini öğrenmeye çalış. Bu konuda öncelikle anne babana danış, sonrasında aile büyüklerinden veya dostlarından bilgisi ve görgüsü ile nam salmış kişilere de danış. Başkalarının başlarına gelen kötü olaylardan da feyz almaya çalış, ders çıkar.

    -Ben geç saatlere kadar oturuyorum, anneme babama kızıyorum kendi kendime, sonra çok sinirleniyorum ve çıkmaza giriyorum. Arkadaşlarımı arayıp derdimi anlatıyorum.

    -Kendine, vücuduna ziyan etme. Bu beden sana verilmiş bir emanet. Emanete güzel bak. Ona sahip çık. Hata yaptığın zaman erdemli davran ve hatanı kabul et. Bu seni daha güçlü kılar. Çünkü artık o hatayı tekrar işlemek istemezsin.

    -Bazen arkadaşlarımla birlikteyken mutlu oluyorum. Beni dinliyorlar. Bana bazı şeyler verip benimde içmemi istiyorlar. Gerçi şimdiye kadar kabul etmedim ama çok daha mutlu oluyormuşsun.

    -Gerçek mutluluk o değildir. Onlar bal görünümlü zehirlerdir. Görünürde mutlu olmak kolaydır. Yüzün gülebilir ama için kan ağlar. Kalbin katranlaşır. Sonrasında merhametsiz ve acımasız birisi olabilirsin. Geçici mutluluklar peşinde olma. Anlık mutluluklar beynini uyuşturur. Sende aldananlardan olursun. Kötü ahlaklı biri olmak mı, yoksa başarılı ve örnek insan mı olmak istiyorsun?
    Eğer örnek olmak istiyorsan örnek insanların yolundan gitmelisin. Örnek şahsiyetlerin yaşantılarını okumalısın. Hakkın peşinden koşmalı, iyiliği güzelliği araştırmalısın. Mutlu olmak için önce vicdanının sesine kulak vermeli, ahlaklı, dürüst ve çalışkan birisi olmalısın.

    -Ben neden böyle zorluklarla karşılaşıyorum bu işin kolay yöntemi yok mu?

    -Bu dünya bir imtihan yeridir. Öğretmen sınav yapar bazı öğrenciler iyi notlar alır bazılarıysa kötü. Ama öğretmen öğrencilerinin kötü not almasını ister mi? Hayır istemez. Sende bunun bilincinde olarak hareket edeceksin. İmtihandan başarılı bir şekilde çıkmak içinde çok çalışmak şarttır.

    Bu dünyada ise ne iş yapıyorsan işini sahiplenip, güzel yapmalı ve çalışkan olmalısın. Helâl ve hoş olan, elinin emeği ile elde edilen kazançtır.

    Dürüst bir şekilde çalışmalısın. Dürüst çalışmak demek; hak yememek, yaptığın her işte doğru olmak, ahlâklı olmak, başkasının namusuna göz dikmemek, anne babaya itaat etmekten geçer. Anne babanın hoşnut olacağı şeyleri yapmaya çalış. Dünyada en çirkin şey ise tembelliktir. Tembellikten uzak durmalısın.

    -Bazen kalbimin sıkıştığını, ruhumun daraldığını hissediyorum.

    -Dua et. Dua etmek kalbin ferahlamasına yol açar. Sığınılacak yegâne liman, yaratcının limanıdır. O'na sığın ve O'ndan kurtuluşa ermeyi murad et.

    -Benim arkadaşlarımla münasebetim nasıl olmalı?

    -İnanan insanlar birbirleriyle ancak kardeştirler. Sen aslında onlarla kardeşsin. Kardeş de diğer kardeşlerinin her zaman iyiliğini ister, ona her daim destek çıkar.
    Yalnız bu söylediklerimi onlar bilmiyor olabilir, o zaman onlara da birisi öğretmeli. Bu sen olabilirsin. Tabii ki sen de çok okumalısın. Hakkı, batılı, yalanı, tuzağı öğrenmelisin.

    Kardeşler birbirlerine hakkı tavsiye ederler. Şeytanın vesveselerine, tuzaklarına karşı birbirlerini uyarırlar. Kardeşlik bağlarını güçlü tutmalısınız.

    Haksızlık karşısında zalimlere karşı birlikte hareket etmeli, onlara boyun eğmemelisiniz.

    Sürekli birbirinize iyiliği teşvik ve tavsiye etmelisiniz. Birbirinizi kötülüklerden, aşırılıktan ve sapkınlıktan korumalısınız.

    Kıskançlıktan, kin duymaktan, nefretten uzak durmalısınız.

    Arkadaşların arasında birleştirici, bütünleştirici rol oynamalısın.

    Arkadaşlarınla kardeş gibi olmanız, sizleri alay etmekten, ayıplamaktan, kötü lakap takmaktan, su-i zanda bulunmaktan, kusur araştırmaktan, gıybet etmekten, dedikodu yapmaktan alıkoymalı.

    Toplum içerisinde güven vermeli, vefa göstermeli, merhametli davranmalı, affedici olmalısınız.

    Şunu da hiç unutma! Allah işini güzel yapanları sever.


    -Şimdi bazı şeyleri daha iyi anlıyorum. Ama sen.... Ne oldu? Neredesin? Bi teşekkür bile etmeme izin vermeden nereye gittin?


    -Semih, oğlum, kiminle konuşuyordun sen?

    -Az önce buradaydı. İsmiii.. Yok ismini söylemedi. İsmimin ne önemi var falan dedi. Ailenin önemi, anne babanın kıymeti, arkadaşlık ilişkileri gibi konular hakkında uzun uzun anlattı. Bana güzel nasihatler verdi. Çok şey öğrendim kendisinden. Kafamı bi çevirdim. Birden kayboldu. Sen onu çıkarken görmedin mi?

    -Yok oğlum. Ben saatlerdir içeride iş yapıyordum. Giren çıkan birisi olsaydı kesinlikle görürdüm.

    -Peki kim bana böyle akıl verir, düşünmemi sağlayacak güzel fikirler sunar?

    - Sanırım ben kim olduğunu biliyorum.

    -Kimdi o anne?

    -Babanla ben aylardır senin için dua ediyorduk. Biz ne yapsak ne etsek oğlumuz bizi dinlemiyor, ona gerçekleri gösterecek, doğru yola iletecek birisinin karşısına çıkmasını nasip eyle diye Allah'a dua eder dururduk. Sanırım dualarımız kabul olmuş çok şükür.

    - Hımmm demek öyle. Öyleyse Annecim beni affedin. Ben sizleri çok üzdüm, çok kırdım. Şimdi çok pişmanım. Benim iyiliğimi istediğinizi anlayamadım. Özür diliyorum sizlerden.

    - Yok oğlum sen özür dileyecek bişey yapmadın. Sen bizim oğlumuzsun. Senin mutluluğun bizim mutluluğumuzdur. Bundan sonra inanıyorum ki hep birlikte çok daha güzel ve huzurlu bir aile olacağız.

    ömer yaşar