• 632 syf.
    ·10 günde·Beğendi
    Hepimiz Oblomov doğarız, ama bazılarımız öyle kalır...

    Öncelikle kitabın elime ulaşmasını çok kısaca yazmak istiyorum. Daha önce alıntılarını gördükçe sipariş edeceklerime eklemiştim. Ve çok uzun zaman sonra Kitapyurdu yerine Kigea'dan istemeye karar verdim. Ancak Kigea'dan sipariş edeceklerimi hazırlarken, Anne Frank'in hatıra defteri'nin olmadığını gördüm. Kitapyurdu'nda ise Anne Frank var ama Oblomov yok. Kigea'da Oblomov var, Anne Frank yok. Bu yüzden iptal ettim. Sonra derken Sezen B. bana bir mesaj attı ve haftalar önce Oğuz Aktürk'ün bir sorusu üzerine verdiğim cevaptan kitabı kazandığımı öğrendim ve kitap onun aracılığıyla elime ulaştı. Kendisine teşekkür etmek istiyorum.

    Şimdi kitap hakkında bilgilendirmeye gelelim.

    Oblomov, sahi kim bu Oblomov? Akrabalarınızda, çevrenizde, arkadaşlarınızda, dostlarınızda var mı böyle biri? Okuyan her insan bilir ki, kitap sanki 2. dereceden bir Suç Ve Ceza gibi. Raskolnikov gibi özelliklere sahip bir karakter. Şimdi böyle bir durumda Oblomov=Raskolnikov mu diyeceğiz? Elbette değil. Ancak Suç Ve Ceza'yı okumadan Oblomov'u okumanızı önermem(ikisini de okumayanlar için)

    Kitabın ana karakteri olan Oblomov, 30 yaşında, saf, zeki, Hukuk, Ekonomi ve Yüksek Matematik okumuş biri. Eve tıkılmış, göbek çıkarmış, insani ilişkilerini salmış ki okuyucuların çoğunluğu bu ayrıntı sayesinde benimsemiştir. 300 maraba(köylü)sı olan Oblomovka'nın sahibidir. Oradan gelen para ile geçinimini sağlamaktadır. Ne bir hesap, ne bir kitap bilmektedir. Kitap okumayı sevmez, okusa da aynı iki defa okumaz. İnsani ilişkileri çok zayıftır, neredeyse kimseyle konuşmaz. Kendisinden ve üzerinden rant sağlayanları umursamaz, para tırtıklayan kahyasını bile azarlamaz...

    Biraz da önce çıkan karakterlerin analizini yapalım.

    Oblomov: Tertemiz bir ruha sahip, heyecanlı, Zeki, dürüst, fedakar, umursamaz, üşengeç, saf(iyi niyetli de diyebiliriz), duygu yoğunluğu fazla, sahiplenici gibi özelliklere sahip ana karakterimiz.

    Olga: Oblomov'dan çok daha zeki, aşırı duygusal, sahiplenici, asil, zarif, minik bir serçe yavrusu gibi masum...

    Ştols: Oblomov'un en sadık ve en iyi daha doğrusu tek dostudur. Kendisi memuriyette genel müdür sıfatındadır. Oblomov'u çukurdan çıkaran ve o andan itibaren(Olga ile tanışması ve yeni bir adım atması) ters giydiği göleğini düz giymesine sebep olan karakter. Kendisi bir Alman'dır. Akıllı, sadakat nedir bilen, bazen dostunu kendinden daha çok düşünen, Oblomovka'nın işlerini üzerine alan(bir aralar), hesapları gözden geçiren kısacası dost gibi dosttur. Hatta şu kalıba uyuyor: 10 koyuna sahip olacağına, Ştols gibi bir dostun olsun yeter.

    Zahar: Oblomov'un kahyasıdır. Çok paragöz biri olmasına rağmen çokta düzensiz, kirli, ağzı bozuk biridir. Para çalar, bazen gelen misafirlere hakaretler bazen de efendisi hakkında ileri geri konuşabilir. Ancak karakterimizin bir özelliği vardır ki, bunca şeye rağmen efendisinin(Oblomov) sözünden ve emirlerinden asla dışarıya çıkmaz. Kısacası iyi yönü olarak itaatkar, sadık, çıkarları koruyan bir karakterdir.

    Tarantyev: Bu karakter, gerçek hayatta da çok sık rastlayacağınız aşağılık, dolandırıcı, paragöz, nankör, çıkarcı, insanlığın yüz karası tiplerdendir. Oblomov'un saflığından faydalanarak sürekli para tırtıklar, parasını alır, tuzağa düşürüp borçlandırır ve utanmaz bir şekilde evine gidip yiyip içer ve yatar. Kısacası dediğim gibi, insanlığın yüz karası bir karakter.


    Şimdi karakter analizi yaptığıma göre kitapta dikkat çekici birkaç anektod paylaşmak istiyorum.

    Yukarıda Ştols'un Alman olduğunu söyledim. Nedendir bilinmez ama birçok yerinde Almanlar'a karşı çok aşağılıyıcı söylemlere denk geldim. Tarantyev'in ağzından, 'O Alman'dır, ne zehirdir o. Sonuçta o Alman, Ruslar gibi değildir onlar. '' Aklıma gelmedi ama daha ağır şeylerde okudum. Almanlara olan nefreti bilemedim, eğer bilgisi olan varsa yazabilir. Tahminen dönemin yazarları arasında çekişme veya siyasi olaylardan kaynaklı.


    Ve şimdi geldik karşılaştırmaya. Size yukarıda Suç Ve Ceza'nın 2. Dereceden bir kitap olduğunu söyledim. Şimdi onu açıklayacağım. Oblomov aşka ve sevgiye kapalı biridir.
    Öyle ki kendini evine kapatmış, pek kimseyle konuşamaz olmuş ve insanlardan soyutlanmıştır. Peki Raskolnikov nasıldı? İnsanlığa olan nefreti, sevgisizliği, değişen ruh hali, vurdum duymazlığı, hıncı ve öfkesi...

    Oblomov'un kahyası olan Zahar ile Raskolnikov'un hizmetine bakan Nastasya ile benzerliği yakaladınız mı? İkisi de fazla cüretkar ama bir o kadar da fazla sadık. Def ol dense dahi yine de üsteleyen karakterler.

    Peki Razumihin ve Ştols? Bunu da yakalamadıysanız eh yuh diyeyim ben! Razumihin=Ştols(karakter bazında) Oblomov'un ve Rasko'nun da konuşabileceği ve aksi bir durum söz konusu olsa dahi güvenebileceği tek dostudur.

    İki karakterde aşırı sadık, aşırı sahiplenici ve düşünceli karakterlerdir. Çıkar peşinde koşmayan, faydalanmayan sadaket kavramının özü olan karakterlerdir.

    Ve Sonya... Seni açık etmek ihanet olmaz mı leydim?... Kısaca değineceğim.

    Oblomov'un aklına bile gelmeyeceği ama yok böyle bir sevgi dedirten ve hayatını değiştiren aşkı olan Olga, bizim Suç Ve Ceza kitabındaki masumiyet abidesi Sonya'nın birkaç özelliğini barındırmaktadır.

    Gonçarov, bir erkeğin insanlıktan ve duygudan soyutlanan bir karakterin bile bir gün ki bunun zamanı ve yeri hiç önemli değil. Bir gün bir kadının karşısında diz çökeceğini belirtmek istemiştir.

    Suç Ve Ceza kitabında Raskolnikov Sonya'nın evine gider ve ayaklarına kapanır, ayaklarını öperdi hatırladınız mı? Burada da Oblomov ormanda aniden Olga'nın ayaklarına kapanır ve öper. Bingo!

    ''Oblomov, önünde diz çöktü: Olga, benim karım ol!'' (s-350) Bunu da yakaladım. :)

    Mesela Raskolnikov'un Sonya'nın evinde kendisine hitaben söylediği sözün bir benzerini daha yakaladım.

    ''Size baktıkça tekrar ağlayasım geliyor... Görüyorsnuz ya, nazlanmıyorum; duygularımı saklamıyorum(259)''

    İki kitap karşılaştırmasında şunu anladım. Albert Camus'un dediği gibi, ''Hayatta en büyük fenalık sevilmek değildir, sevmemektir.'' Benim söyleyeceğim aklıma gelmez hatta katıla katıla gülmeme sebep olan bir şey söyleceğim. Sevmek özgürlüktür, sevmek temiz bir hava solumaktır ve sevmek yaşamaktır...

    Olga hakkında kısa bir şey daha yazmak istiyorum. Olga'nin sevgisi öyle büyük ve öyle yüksek ki, o evlenmenin bir ihanet olduğunu düşünüyor. Çünkü evlenmek, ikili arasındaki sevgiyi yok eder ve aşkı söndürürmüş. Oblomov ile ayrılmalarının sebebi...

    Kitap hakkında dikkat çekici birkaç noktayı paylaşmak istiyorum. (Soru sorarak kitaptan cevaplar ile)

    Gidenlerin yeri nasıl doldurulur. Bu mümkün müdür? Peki bu döngü sonucu ortaya çıkanlar neler, devam eden bu yaşayış nasıl sona erer?

    ''Gidenlerin yerini gelenler tutar, çocuklar büyür, nişanlanır, evlenir, kendilerine benzeyen çocukları olur ve böylece hayat hep aynı minval üzerine sürer gider ve hiç farkına varılmadan mezarın tam yanı başında biter.(147)''

    Bu söylerken aklıma Deniz Geçmiş'in oğluna yazdığı mektup geldi. ''Sevgili oğlum; insanlar doğar, yaşar ve ölürler.''

    Yaşadığımız şey nedir? Daha doğrusu bu koca ütopik alanın içinde tıkıldığımız ve birbirimizi düzmekle meşgul olduğumuz, çıkarlar ve ihanetler ile sürdürdüğümüz düzenin adı, amacı ve işleyişi nedir?

    ''Hayat bu, hayat, der; kimi ölür, kimi doğar, kimi evlenir. Biz de boyuna yaşlanıyoruz. Değil yıllar, günler bile birbirine benzemiyor. Ne iştir bu. Keşke bugün tıpkı dün gibi, dün de tıpkı yarın olsa, ne güzel olurdu...(153)''

    Hayat... hayat yapmacıkları sevmez, umursamaz ve acımaz. Bu yüzden istisna sağlıyorsa bir söylemi çok fazla çok çok fazla tekrarlar. ''Reddedildi.''

    Bu onun vazgeçilmezi ve inandığı tek şeydir. Hayat der ki, ''Reddetmek bir erdemdir.'' Peki hayat, bu senin için mi geçerli? Sorumu değiştiriyorum ve cevap veriyorum. Evet hayat, bu yalnız senin için geçerli.

    Neden yalnız dedim? Çünkü benimsemeye kalkışan herkes bedelini öder. Bir kitap karakteri, hayali bir karakter olman da önemli değildir. Kısa ve net:''Cezanı çekeceksin. Çünkü ağır bir suç işledin!''

    Yukarıda da belirttiğim gibi, Suç Ve Ceza'yı okuduysan ve yeni bir klasik arayışındaysan bu kitabı okumalısın. Gerçekten karşılaştırarak, benimseyerek ve içinde olarak kazanım elde edersin.

    Bu arada son bir şey daha belirtmek istiyorum. Yine Suç Ve Ceza, Altıncı Koğuş gibi kitaplarda da görmek mümkündür. Dönemin sosyoboyutunu perspektif bir şekilde okuyuca sunması ve belli paradokslar eşliğinde sıralaması takdire şayandı.

    Keyifli okumalar.