• Şöyleki normal bir cinayet kitabından çok daha ileri düzey ve farklı bakış açısıyla işlenmiş arkadaşımla fuarda görür görmez isimden vurulup almıştık. Kitap sürükleyici gidiyor katil kim bilsen de merakla okuyorsun ama bir sorun var ki son beklediğim gibi değildi kitaba yakışır sonn daha gösterişli ve zekice kurgulanmış olmalıydı.
  • Gerritsen’in kaleminden sanatseverler için bir roman. Sanatçıları unutmamış. İncendio şarkısıyla bir kitabı, sırrı ve Yahudi işkencesini anlatmayı başarmış. Arada günlük rutinim dışına çıkıp yaşadığım sıkıntı olmasaydı daha erken de bitirirdim ama önemli değil.
    Lorenzo Todesco ve Julia ile hikayemiz 2 farklı tarihte ilerliyor. Birisi İtalya’da Mussolini ve Nazi sıkıntısı yaşamış müzisyen Lorenzo, diğeri de geçmişi ve annesinin kara lekesi kendisine geçen Julia.
    İtalya’da birleşen hikaye ve geçmişe dönük cinayet, İtalya Başkan adayının tarihinin aydınlanması. Her şey iç içe lakin oldukça sürükleyici ve sadece bir anlatımla.
    Cümleten keyifli okumalar diliyorum. Spoiler vermek istemedim bu sefer. Hikaye o kadar güzel ki Spoiler diye 5 sayfa özet geçebilecek not kalmış elimde. O yüzden çok da uzatmadan mutlu günler dilerim..
  • Müzik notaları arasına sıkışmış hayatların anlatıldığı bana göre güzel bir kitap.Şimdiye kadar okuduğum tes gerittsen kitaplarının akışına hiç benzemiyor.Okurken bir cinayet ve gerilim bekliyordum.İçinden müthiş bir aşk hikayesi başladı.Okuyunca pişman olmayacağınız bir kitap.İyi okumalar.
  • Balinaların okyanusa açılmaları yenidir. Daha bundan 70 milyon yıl önce ataları karadan okyanusa ağır adımlarla göç eden etçil memelilerdir.
    (...)
    Balinaların çıkardıkları bazı sesler şarkı olarak niteleniyor. Yüksek frekanstan tutun da insan kulağının işitebileceği alçak frekansa kadar varan sesler çıkarıyorlar. Balinaların tipik bir şarkısı on beş dakika sürer. En uzunu da bir saati bulur. Bazen bu şarkının her haliyle aynen tekrarlandığı olur. Bazen de şarkının ortasında, bir grup balinanın kış sularını terk edip gittikleri ve altı ay sonra dönüp orada şarkıya aynı notadan tekrar başladıkları -sanki hiç ara verilmemiş gibi- saptanmıştır. Balinaların belleği çok kuvvetli. Çoğu zaman da şarkı listelerini değiştirdikleri görülür. Bir gruptaki üyelerin aynı şarkıyı birlikte söyledikleri olur.
    (...)
    Balinaların bir türü yirmi Hertz frekanslı yüksek sesler çıkarır. Piyano klavyesinin en düşük oktavına yakın bir sestir bu. Bu gibi düşük frekanslı sesleri okyanus zor emer. Amerikan biyoloğu Roger Payne, derin okyanus kanallarını kullanarak iki yunus balığının dünyanın neresinde bulunursa bulunsunlar birbirleriyle yirmi Hertz üzerinde haberleşebileceklerini hesaplamıştır. (...) Tarihleri boyunca balinalar, yerküre çevresini kapsayan bir haberleşme şebekesi kurmuş olabilirler. Birbirlerinden 15.000 kilometre kadar uzaktayken çıkardıkları sesler belki de aşk şarkılarıdır. Okyanusun derinliklerine boşaltılan umut notaları.

    On milyonlarca yıl süreyle bu kocaman, akıllı ve haberleşme yeteneği gösteren yaratıklar, doğada bir düşmanla karşılaşmadan yaşamışlardır. XIX. yüzyılda buharlı gemi yapımına girişilince, denizlere hiç de hayırlı olmayan bir çevre kirliliği işareti ulaştı: Gürültü. Ticari ve askeri gemilerin daha da çoğalmasıyla okyanuslara yayılan gürültü (özellikle 20 Hertz frekansında) kulakardı edilemez duruma geldi. Okyanuslararası haberleşme etkinliğini yürüten balinalar için anlaşmak giderek zorlaştı. Haberleşme giderek kısa mesafelere indi. İki yüzyıl önce Finback denen balina türünün anlaşması 10.000 kilometre uzaktan mümkün olurken, şimdi bu mesafe birkaç yüz kilometreye inmiş olabilir. Balinalar birbirlerini isimleriyle mi çağırırlar? Yalnızca ses yoluyla birbirlerini tanıyabilirler mi? Balinaların haberleşme olanaklarını kestik. Milyonlarca yıl haberleşebilen yaratıkları şimdi susturduk.

    Onları susturduğumuz bir yana, balinaları öldürüp ruj ya da makine yağı üretimi için cesetlerini satıyoruz. Böylesine akıllı canlıları öldürmenin sistemli bir cinayet olduğunu birçok ülke anlıyor. (...) Biz insanlar, tür olarak, yerküremiz dışındaki akıllı canlılarla, değişik kültürden ve ırktan insanlarla, maymunlarla, yunuslarla fakat özellikle derin suların üstadı olan balinalarla haberleşmeyi yoğunlaştırsak daha iyi olmaz mı?
  • Kitap, kesinlikle çok iyidi ve çokta sürükleyici. #tessgerritsen ın seri kitapları nedense tekli kitaplarından daha güzel oluyor. -Ateşin Şarkısı hariç- Evet, bu kitap seriymiş ama anladığım kadarıyla birbirinden bağımsız okunabilen cinsten.

    Kitapta Beryl karakterini çok çok sevdim; etrafındaki ajanlar itibatiyle anne ve babasının genleriyle de alakalı olarak sanırım, oldukça zeki ve asi bir kız. Yalanlar ve sırlarla dolu hayatından oldukça sıkılmış, aşk konusunda da yüzü gülmemiştir, taki Richarf Wolf ortaya çıkana kadar.
    Richard Wolf karakteri ile arasındaki çekim, kitapla çok güzel bir uyum içindeydi.
    Jordan karakterini de çok sevdim ama Beryl nazaran biraz daha geri planda kalmıştı.

    Bu kitaptan şunu anlıyoruz; birini sevmenin güzel olduğu kadar tehlikeli de bir yanı vardır. Sevmenin tehlikeli yanını görmezden gelebilmeyi, zamanı geldiğinde sevsen dahi, ardında bırakabilmeyi bilmen gerekir.

    Tess Gerritsen'ın anlatımından bahsetmeme gerek var mı bilmiyorum, yine de harika olduğunu belirteyim; kurgu da çok iyidi.

    Kitabın konusu; Beryl ve Jordan'ın annesi ve babası M16 ajanıyken kimliği belirsiz kişiler tarafında öldürülür ve bu cinayet örtmas edilir. Her şeyden habersiz bu iki kardeş, amcaları Hung'un verdiği bir parti de, birilerinin ağzından bir şeyler kaçırması ve eski bir CIA ajanı olan Richard Wolf'ları tanışması ile gerçeğin peşine düşerler.

    Oldukça tehlikeli olan bu süreçte, yaşam ve gerçekleri bulmak ve mücadelesiyle zorlu zamanlardan geçerlerken ulaşılan sonuç ise oldukça sevimsizdir.
  • -Bir cinayet romanı mı?
    -Evet.
    -Amansız bir katilimiz mi var?
    -Hayır.
    -Katil sonuna kadar kendini saklıyor mu?
    -Hayır

    Peki nasıl bir cinayet romanı oluyor bu?
    Üstelik Ödüllü yazar Marquez yazmış, ama gizem, aksiyon, heyecen yok, mümkün mü bu?

    Pekala mümkün. Bu bir insanlık cinayetinin öyküsü..
    Kızmayın bana sevgili okurlar, emin olun spoiler sayılmaz çünkü kimin öleceği, ne zaman öleceği, daha ilk cümleden belli zaten.

    Bir namus cinayeti bu. Kaçarı yok. Herkesin eli mahkum.

    Kırmızı Pazartesi, cinayetin işleneceği gün!
    Cinayeti işleyenin kimin olduğu kimsenin umrunda değil. Esas üzerinde durulan nasıl işlendiği.

    Kitabın çok kısa olmasına karşın içeriği de bir o kadar yoğun. Okurken dış dünya ile bütün bağlarınızı koparmanız gerekebilir.
    Öykü sürekli farklı karakterler tarafından anlatılıyor. Böyle olması güzel olmuş çünkü her anlatımda bakış açısı değiştiği için kendinizi bizzat olayın içerisinde buluyorsunuz. (Konuyla alakası yok ama örnek vermek açısından George R.R. Martin'in ''Buz ve Ateşin Şarkısı'' serisinde kullandığı anlatımı okuyanlar bilir.)

    Önemli karakterimiz Santiago Nasar, daha 22 yaşındadır. Angela Vicario ile ilişki yaşadığı gerekçesiyle tüm kasabanın sessizliği eşliğinde feci bir şekilde öldürülmüştür.. Annesinin bunu önceden tahmin etmesi ve ne yaparsa yapsın onu koruyamaması..

    Sonuçta namus beklemezdi...

    Cinayeti işleyen her ne kadar Vicario ailesinin fertleri gibi görünsede aslında bütün kasaba katildir. Toplumun bu konuya bakış açısını çok güzel bir şekilde gözler önüne sermiş Marquez.

    Yazarın ilk okuduğum kitabı, Yüzyıllık Yalnızlık'tan sonra, hemen alıp okuduğum ikinci kitabı. Yine harika, yine 10/10 puan, Nobel Ödülünü sonuna kadar haketmiş usta kalem..

    Kitapta geçen, çok beğendiğim bir alıntı ile incelememi bitirmek istiyorum.

    ''Bana bir önyargı verin, dünyayı yerinden oynatayım''