• Öyküler hakkında özet bilgi notları olabilir.
    Şüphe Asla Uyumaz'ın içinde 12 adet dava bulunmaktadır.
    Hikayeler şöyle:
    Birinci Öykü: Boş Ev
    Bu öyküyü Boş Ev adlı kitapta da okumuştum. Bir hesaplaşma polisiyesi. Şerlok'un belalısı olan Moriarty'in adamları ile boş bir evde hesaplaşmaları anlatılıyor.
    İkinci Öykü: Norwoodlu İnşaatçı
    Bu öyküyü de yine Boş Ev de okumuştum. Norwood'un tanımış inşaatçısı olan Bay Jonas Oldcore'un işleri kötüye gitmektedir. John Hector McFarlane ise genç bir avukattır. Bizim inşaatçı bütün mal varlığını bir zamanlar nişanlısı olduğu kadının oğlu olan bu avukata bırakma kararı alır. Peki ama neden?
    Üçüncü Öykü: Dans Eden Adamlar
    Hilton Cubbit'in geçmişi sırlarla dolu eşi Elsie Patrick'e gelen garip şekillerden oluşan ans eden figürlü gizemli kağıtların esrarı nedir? Bu öykü de Boş Ev okuduğum bir başka öyküydü.
    Dördüncü Öykü: Bisikletli Takip
    Sık sık bisiklet kullanmaktan zevk alan resim öğretmeni Bayan Violet Smith'i siyah takımlı, koyu sakallı birinin araya mesafe koyarak yine bisikletle takip etme nedeni ne olabilir ki?
    Beşinci Öykü: Priory Okulu Vakası
    Priory Okulunun kurucusu ve müdürü olan Dr. Huxtable, Sherlock ve Watson'un evlerine gelir. Holdernesse dükünün tek oğlu ve varisi olan Lord Sottire'nin ve de Almanca öğretmenleri olan Heidegrer'in okulda olmadıklarını söyler. Bu hem okulun hem de dükün prestiji açısından olumsuz bir durumdur. Sherlock'un yardımına muhtaç duyma isteği ve akabinde Sherlock durumun icabına bakar.
    Altıncı Öykü: Kara Peter Vakası
    Denizciler arasında etrafına saçtığı dehşetten dolayı Kara Peter adıyla bilinen denizci ve fok-balina avcısı Kaptan Peter Corey'in feci şekilde ölümünü saran esrar perdesi için Scotland Yard polis müfettişi Stanley Hopkins, Baker Sokağı'na yardım istemeye gelir. Olayın kontrolü artık Sherlock'tadır.
    Yedinci Öykü: Charles Augustus Milverton Vakası
    Milverton şantajlarla beslenen para avcısının biridir. En son kapanına düşende Dovercourt kontuyla evlilik arifesinde olan Leydi Eva Brackwell'dir. Leydi Eva'nın konttan önce birisiyle yazıştığı masumane mektupları Milverton koz olarak kullanmak ister. Bu öykü kitabın en ilginciydi bana göre. Burada Sherlock'u çok farklı bir görevde göreceksiniz. Acaba görevi nedir?
    Sekizinci Öykü: Altı Napolyon'un Esrarı
    Scotland Yard müfettişi Lestrade, Napolyon heykelleri çalarak onları un ufak eden bir adamın davasını getirir bizimkilere. Gerisi zaten bildiğimiz şeyler. Yıldızlı pekiyi bir çözüm.
    Dokuzuncu Öykü: Üç Öğrenci
    1895'te üniversitesi olan bir kentte kendi özel araştırmalarını yapmak için bulunan dedektifimize St. Luke Üniversitesi hocalarından Bay Hilton Soames ziyarette bulunur. Fortescue bursu için yapılacak sınavın soru kağıtları alınmıştır. Okulun ve hocanın itibarı ile adil olmayan bir şekilde bursun birine gitmesi söz konusudur. Sherlock kendi araştırmasını bırakıp olaya müdahale etmek zorunda kalır.
    Onuncu Öykü: Altın Gözlüğün Esrarı
    Müfettiş Stanley Hopkins soğuk bir kasım günlünde Baker Sokağına gelir. Profesör Coram'ın evinde bir cinayet işlenmiştir. Asistanı olan Smith öldürülmüştür. Katil kimdir? Severek okuduğum bir öykü oldu bu vaka da. Sherlock'un Hercule Poirotvari gri hücrelerine saygı ile.
    On Birinci Öykü: Kayıp Futbolcu
    Cambridge Üniversitesi ragbi takım kaptanı (hocası) Cyril Overton, Scotland Yard pol,s müfettişine gider. Müfettiş vakanın Sherlock'u daha çok ilgilendireceğini belirtir. Overton'un sıkıntısı kısaca şöyledir: Takımın bel kemiği, hücumcusu, kısaca her şeyi olan ünlü oyuncuları Godfrey Staunton bir sonraki gün Oxford ile oynayacakları maç öncesinde kamp yaptıkları otele gelen bir not ile gözden kaybolur. Ne olmuştur Godfrey'e, sırra kadem basmadı ya.
    Güzel bir öyküydü bu da. Polisiye durumunu geçtim çok dramatik bir hikayeyle karşılaşacaksınız.

    Ve son olarak On İkinci Öykümüz: Abbey Çiftliği Vakası
    Yine Scotland Yard müfettişinin getirdiği bir başka vaka. Abbey Çiftliğinde işlenen bir cinayet üzerine Sherlock bir telgrafla bilgilendirilir. Vaka tam da Sherlock'un hoşanacağı türdendir.

    Okumak isteyenlere keyifli okumalar dilerim. Dinlemek isteyenlere de Youtube'da oynatma listesi oluşturdum. Kitapta geçen 12 öyküyü kitaptaki sıralama ile düzenledim. Öyküler Martı Yayınlarına ait kitaptan. Keyifli dinlemeler.
    https://www.youtube.com/...NuJpddptnPBzy4lrX0gT
  • Öğrenim dönemimde epey üstünde durduğum lakin teknolojinin gereksede şartların bugünkü kadar elverişli olmamasından dolayı ulaşamadığım kitap isimlerini bi liste halinde hazırladım. En azından bu alana ilgi duyan okurlar ve öğrenciler için yol gösterici olacağını umuyorum.

    Kısa bir hatırlatma KPSS A ya yönelik bir liste değildir. Lakin analiz ve yorum konusunda çok şey kazandıracaktır okurlara.

    Mahfi Eğilmez - Kolay Ekonomi
    Tim Harford - Görünmeyen Ekonomist
    Tim Harford - Sevgili Görünmeyen Ekonomist
    Sadun Aren - 100 Soruda ekonomi El Kitabı
    Robert H. Frank - Doğal İktisat
    John Charles Pool, Ross Laroe - Bir Günde Nasıl Ekonomist Olunur?
    Faruk Türkoğlu - Ekonomiyle İlgili Her Şey
    Edmund Conway - 50 Ekonomi Fikri
    Richard Bronk - Romantik Ekonomist
    Case, Fair, Oster – Ekonominin İlkeleri
    Şevket Pamuk – Türkiye’nin 200 Yıllık İktisadi Tarihi
    Erinç Yeldan – İktisadi Büyüme ve Bölüşüm Teorileri
    Adam Smith – Milletlerin Zenginliği
    Dana Rodrik – İktisadı Anlamak
    Daniel Kahneman – Hızlı Ve Yavaş Düşünme
    Elif Çepni – Ekonomik Ve Finansal Göstergeler
    Eric Hobsbawm – Devrim, Sanayi Ve İmparatorluk Çağı Üçlemeleri
    J. Rousseau – Toplum Sözleşmesi
    Jim Stanford – Herkes İçin İktisat
    John Steinbeck – Gazap Üzümleri (ABD’de 1929 Bunalımındaki yıllarını konu alır)
    Karl Marx – Kapital
    Klaus Schwab – Dördüncü Sanayi Devrimi
    Mahfi Eğilmez – Tüm Kitapları (Kolay Ekonomi, Mikro Ekonomi Vs.)
    Nizamül Mülk – Siyasetname
    Phil Thornton – Büyük Ekonomistler
    Platon – Devlet
    Robert L. Heilbroner – İktisat Düşünürleri
    Tahsin Yücel – Kumru İle Kumru ( Gösteriş tüketimini anlatır.)
    Thomas More – Ütopya
    Thomas Piketty Kapital
    Tolstoy – İnsan Neyle Yaşar?
    Türk Dil Kurumu – İktisadi Terimler Sözlüğü
    Veblen – Aylak Sınıfın Teorisi
    Steven D. Levitt & Stephen Dubner Görünmeyen Ekonomi – Dünya Gerçekte Nasıl İşliyor?
    Robert Heilbroner -İktisat Düşünürleri
    Fernand Braudel - Maddi Uygarlık, Cilt 2 – Mübadele Oyunları
    Leo Huberman - Feodal Toplumdan Yirminci Yüzyıla
    Albert O. Hirschman - Tutkular ve Çıkarlar
    Ayşe Buğra -İktisatçılar ve İnsanlar
    D. Edmonds ve J. Edinow - Wittgenstein’ın Maşası
    Ursula K. LeGuin - Mülksüzler
    Gülten Kazgan - İktisadi Düşünce veya Politik İktisadın Evrimi
    Alaeddin Şenel - İlkel Topluluktan Uygar Topluma
    Ted Walther - Dünya Ekonomisi
    Brian Snowdon, Howard R. Vane - Modern Makroekonomi
    Anadolu Üniversitesi, Açık Öğretim Fakültesi, Çeşitli Yazarlar - Ekonominin Güncel Sorunları
    Ümit Akçay ve Ali Rıza Güngen -Finansallaşma, Borç Krizi ve Çöküş, Küresel Kapitalizmin Geleceği
    Frederic Mishkin - Para, Bankacılık ve Finansal Piyasalar İktisadı
    İktisat Düşünürleri -Robert L. Heilbroner (Dost)
    İktisadi Düşünce Tarihi: Modern İktisadın İnşası - Mark Skousen (Adres)
    Fukaralığa Veda: Dünyanın Kısa İktisadi Tarihi — Gregory Clark (Bilgi Üniv. Yay.)
    Dünya Nüfusunun İktisat Tarihi — Carlo M. Cipolla (Ötüken)
    Büyük Güçlerin Yükseliş ve Düşüşleri — Paul Kennedy (İş Bankası Kültür Yay.)
    İktisat Tarihi — John Kenneth Galbraight (Dost)
    Kuşku Çağı: Ekonomik Gelişmeler Tarihi — John Kenneth Galbraight (Altın)
    İktisadi Düşünce veya Politik İktisadın Evrimi — Gülten Kazgan (Remzi)
    Modern Uluslararası İktisat Teorisinin Kökenleri — N. Emrah Aydınonat (Siyasal)
    Büyük Kriz 1929 — John Kenneth Galbraight (Pegasus)
    Büyük Düşünenler: Ekonomi Dehalarının — Sylvia Nasar (Altın)
    Cinnet Panik ve Çöküş: Mali Krizler Tarihi — Charles P. Kindleberger (Bilgi Üniv. Yay.)
    Bu Defa Farklı: Finansal Çılgınlığın 800 Yıllık Tarihi — Carmen M. Reinhart & Kenneth S. Rogoff (CNBC-E)
    Şeytan Sofrası: Finansal Spekülasyonlar Tarihi — Edvard Chancellor (Scala)
    Tanrılara Karşı: Riskin Olağanüstü Tarihi — Peter L: Bernstein (Scala)
    Paranın Yükselişi: Dünyanın Finansal Tarihi — Niall Ferguson (YKY)
    Altının Gücü: Bir Tutkunun Olağanüstü Tarihi — Peter L. Bernstein (Scala)
    Küresel finans piyasalarında belirsizlik arttığında fiyatı fırlayan ve buna dayalı olarak ekonomi haberlerinde çok konuşulan altını bu kitaptan başlayarak incelemekte yarar var.
    Olağanüstü Kitlesel Yanılgılar ve Kalabalıkların Çılgınlığı — Charles Mackay & Karışıklığın Karmaşası -Joseph De La Vega (Scala)
    Finansal krizler tarihine dair ilk kitaplardan. Birinci hamur kağıda basılı olması benim açımdan dezavantaj. Ama okuması çok uzun sürmüyor.
    Devrim Çağı — Eric J. Hobsbawn (Dost)
    Eric J. Hobwbawn’ın kitaplarından özellikle dördü: Devrim Çağı, Sermaye Çağı, İmparatorluk Çağı ve Aşırılıklar Çağı iktisatçılar için mutaka okunması gereken kitaplardır. Bu serinin ilk kitabı. Dikkatlice okunması gereken kitaplardan. Çok akıcı bir dil beklemeyin.
    Uzun Yirminci Yüzyıl: Para Güç ve Çağımızın Kökenleri — Giovanni Arrighi (İmge)
    Keynes’e Dönüş: Torunlarımızın Ekonomik Olanakları — Lorenzo Pecchi & Gustavo Piga (Bilgi Üniv. Yay.)
    Sermaye Muamması: Kapitalizmin Krizleri— David Harvey (Sel)
    Alternatif bakışlar derinliğinizi artırır. Bu kitaba vakit ayırmak gerek.
    Tüfek Mikrop Çelik — Jared Diamond (Tübitak)
    Beğenenler için Çöküş (Timaş Yay.) Diamond’ın bir başka değerli kitabı.
    Ölü İktisatçılardan Yeni Fikirler: Modern Ekonomik Düşünceye Giriş — Todd. G. Buchholz (Adres)

    Sosyal ve kültürel evrimi anlamak için:
    Alaeddin Şenel: İlkel Topluluktan Uygar Topluma. (4): Çok önemli bir kitap. Sosyal bilimle, hatta fizik bilimle ilgilenen herkes için temel kitaplardan birisi.
    Gordon Childe, Kendini Yaratan İnsan (4): Eski ama yine çok önemli bir kitap.

    Analitik düşünmeyi geliştirmek için:
    Arthur Conan Doyle, Dörtlerin İmzası (3): Analitik düşünmeyi geliştirmede Sherlock Holmes’in kullandığı tümdengelim yöntemi çok önemlidir. Bu roman Holmes’in bilimsel yöntemi en çok kullanarak çözüme ulaştığı öykülerinden birisidir. Analitik düşünmeye katkı sağlar.
    Agatha Christie, Doğu Ekspresinde Cinayet (3): Agatha Christie’nin bu romanı da insanı sürekli olaylar arasında bağ kurmaya, neden – sonuç ilişkilerini aramaya yöneltmesi bakımından analitik düşünmeye iten bir kitaptır.
    Ransom Riggs, Sherlock Holmes El Kitabı (2): Sherlock Holmes’in nasıl düşündüğünü, olayları nasıl çözdüğünü örneklerle analiz eden bir deneme. Çok önemli ama Holmes’in öykülerini de bilmeyi gerektirebilir.
    Maria Konnikova, Sherlock Holmes Gibi Düşünmek (4): Konnikova bu kitabında insanın beynini nasıl kullanması gerektiğini Holmes öykülerinde ünlü dedektifin kullandığı yöntemleri ele alarak açıklıyor. Yararlı bir deneme.

    Matematiksel ekonomik analiz bilgisini geliştirmek için
    Alpha C. Chiang, Matematiksel İktisadın Temel Yöntemleri (4): Matematik, ekonominin bir çeşit stenosu haline geldi. Matematiği ekonomiye en iyi uyarlamış kitaplardan birisi bu kitaptır. Benim gençliğimde bir numaraydı halen de oralardadır.

    Ekonomik analiz bilgisini geliştirmek için:
    Sadun Aren: İstihdam, Para ve İktisadi Politika (3): Eski ama Keynesyen ekonomiyi anlamak için hala geçerli, anlatımı çok açık bir kitap. Benim gençliğimde sınavların temel kitaplarından birisiydi. Yeni baskısını okudum ve hala çok iyi bir kitap olduğuna kanaat getirdim.
    Gülten Kazgan: İktisadi Düşünce Tarihi veya Politik İktisadın Evrimi (4): Bana sorarsanız ekonomik analizin olmazsa olmaz el kitaplarından birisi. Ekonomiye bakışımda analiz yeteneğimi en çok geliştiren kitaplardan birisi olduğunu düşünüyorum.
    Zeynel Dinler: Mikroekonomi (4): Mikroekonomiyi Türkçe’de en iyi anlatan kitaplardan birisi. Biraz ağır bir kitap olması nedeniyle mikroekonomi okumuş öğrencilere önereceğim bir kitap. Yani mikroekonomi bilginizi artırmak ve sınavlara hazırlanmak için bu kitabı okumalısınız.
    Brian Snowdon, Howard R. Wane, Modern Makroekonomi (4): Makroekonomi bilgisini ekonomik düşünce tarihiyle harmanlamış bir kitap. Çok iyi planlanmış, oldukça yeni bilgileri içeriyor.
    Pierre Delfaud: Keynes ve Keynesçilik (3): Keynesyen ekonominin esaslarını gözden geçirmek için iyi bir özet.
    Hyman P. Minsky, İstikrarsız Bir Ekonominin İstikrarı (4): Ekonomide yaşanan yakın tarih gelişmelerini, krizleri analiz edebilmek için oldukça iyi bir kitap.
    Frederic Mishkin. Para Politikası Stratejisi (4): Para politikası ve uygulamalarını anlamak ve analiz edebilmek için yararlı bir kitap.
  • ..mükemmel bir cinayetin bir sanat eseri olduğundan, bilimsel yöntemlerle yapılması gerektiğinden haberleri yoktur. Bu, inanılmayacak gibi görünüyor ama böyledir.
    Giovanni Papini
    Sayfa 91 - 2.kitap
  • Yazar hakkında

    Tess Gerritsen Çin asıllı, doktor, yazar. 12 Haziran 1953 yılında ABD'nin San Diego kentinde doğdu. Stanford Üniversitesi'nde antropoloji konusunda lisans yaptı, California Ünüversitesi'nde tıp diplomasını aldı. Film yapımcısı olan Jacob Gerritsen ile evlendi. İlk kitabı olan 'Cerrah'ı 2001 yılında yayımladı.

    Kitaba nereden başlayacağımı düşünüyorum, nasıl bir başlangıç yapacağımı, ne tür bir giriş yapacağımı...

    Öncelikle kitap kapağından ve isminden başlayayım. Kitap kapağı polisiye kitaplarında olduğu gibi dikkat çekici, gözler sargı bezi ile kapanmış, acı bir şekilde çığlık atan bir kuru kafanın resmi. Kitap ismine gelirsek ki bu daha da ilginç gelecek. ''Cerrah'' kitap hakkında hiç araştırma, öneri ve bilgisi olmayan herhangi biri kitap isminden nasıl bir içeriğinin hatta yazarın mesleğini tahmin edebilir. Açıkçası araştırmadan önce tahmin etmiştim. Araştırmama gelince, Tess Gerrıtsen'i baya araştırdım, birçok siteden kitapları hakkında yorumları okudum. Dikkat çektiğim birkaç şeyi paylaşmak gerekirse, birçok kişi kitabın 'tıbbi' terimlerinden dolayı sıkıcı ve karmaşık olduğunu yazmıştı. Aslında onları yadırgamıyorum, insanı daha önce duymadığı hatta bazen terimleri bile söyleyemediği bir takım terimler sıkıcı gelebilir. Ancak önemli olan bu terimleri öğrenmektir, bağdaştırmaktır, birleştirmektir.


    Kitapta, geçmişte tecavüze uğramış kadınları hedef alan seri katilin geçmişini ve neden bu cinayetleri işlediğini anlatmaktadır. Seri katilin peşinde düşen Boston polis teşkilatından dedektifler işin peşine düşmektedir. Polisiye kitaplarının hemen hemen hepsinde olduğu gibi bir karakter ön plana çıkar, 'kararlı, kurnaz ve vazgeçmeyen' biri olan Jane Rizzoli dişiliğinin verdiği hırs ile bu işin üstesine diğerlerinden çok daha kararlı adımlarla gitmeye çalışır. Seri katilimiz olan Warren Hoyt, Tıp fakültesi 1. sınıftayken okuldan kovulmuştur. Gecenin bir vakti kadavranın rahmini çıplak ellerle çıkardığını gören Prof. onunla bir anlaşma yaparak bu işin duyulmasını engeller ve okuldan kovar. Aynı sınıfta olan Catherine Cordell'i hedef alan seri katil rahmini çıkaracağı an, Cordell'in pratikliği ile öldürülür. Her şeyin bittiğini düşünen Cordell, Boston'a taşınır ama kendini yeni bir çıkmazın içinde bulur. Çünkü onun öldürdüğü seri kati değil, sadece bir kopyasıdır. 'İkili kombinasyon'

    Kitapta yukarıda da belirttiğim gibi çok fazla tıbbi terim vardı. Yani bilinmedik ve karmaşık olarak görünen birçok terim. Kitabın karakterlerini beğenmedim, çünkü akılda kalıcı değillerdi. Kitabın yayınevinden mi kaynaklı emin değilim ama yer yer kopuklar oluştu. Cerrah'ın ismini de beğenmedim, erkek olup olmadığına dair git geller yaşadım. Sadece kadın dedektif 'Rizzoli' ve 'Moore'in ismini beğendim.

    Rizzoli'nin özelliklerini de sevdim, kararlı, kendine pek bakmayan, hırslı, dirençli, güçlü, sert bir kişiliği olmasını sevdim. Bir kadın da olması gerekenler diyebilirim.

    Tess Gerrıtsen'in diğer kitaplarnı tıbbi terimler ve kendini geliştirmiş mi diye okuyacağım. Öncelikle iki kitap sipariş ettim, ama bu kitaptan sonra diğerlerini de okuyacağım. Evet, belki ilk kitabı diye bazı aksaklıklar ve hatalar gözardı edilebilir, önemli olan sonrasıdır. Tıpkı Aleın Kentigerna gibi, ilk kitabı her ne kadar iyi olsa da, son kitabına kadar çıtayı baya yükseltmiş ve kendine 'hayran' bırakmıştır. Bu yüzden tıbbi terimler bakımından güzel bir polisiye kitap. Aslında çok basit yazılmış, zevkle okuyabilirsiniz.

    Daha önce duymadığım, okumadığım birkaç tıbbi terimi kitaptan yazmak istiyorum.

    Disseminated intravascular coagulation: Yaygın damar içi pıhtılaşması.

    Cardiopulmonary resuscitation: Kalbi ve solunum durmuş bir kişide suni solunum ve kalp masajının bir arada uygulandığı bir ilk yardım yöntemi.

    Central venous pressure: Sentral venöz basınç.

    Torakotomi: Göğüs kafesinin cerrahi girişimle açılması. Çoğunlukla kalp-damar cerrahisi ve göğüs cerrahisinde kullanılır.

    Kitaptan beğendiğim birkaç yer paylaşmak istiyorum.

    ''Hayatında belirli bir düzeni ne kadar korumaya çalışırsan çalış, kendini yanlışlara, kusurlara karşı ne kadar korumak istersen iste, her zaman gözden kaçıracağın bir leke, bir hata olacaktır. Seni hep bir sürpriz bekleyecektir. '' (40)

    Tek bir cümle ile açıklamam gerekirse: Umudun tükendiği an, umudun yeşermiştir. Elman çürüdükten sonra, sağlam bir portakal alacaksın.

    2- ''Çoğu katil adayı, toplumun güçsüz üyelerine saldırır. Fahişeler ya da otostopçulara. Avlanan bütün yırtıcılar gibi, sürünün dışına çıkanlara yaklaşırlar.'' (73)

    Burada bir yanlışı düzeltmek istiyorum. Burada bahsedilen sıradan, zevk uğruna cinayet işleyen sıradan katiller. Çünkü bu kesim ne polis teşkilatının ne de başka birilerinin üstüne gitmeyeceği kişiler. Çünkü onlar dışlanmış olarak lanse edilen insanlar. Hayır, seri katillerin amacı farklı, psikolojik yapısı farklıdır. Öldürdüğü her insanın neden öldürdüğüne dair bir açıklaması vardır. Karıştırmayın.

    3- ''Mantıklılık, ne zamandan beri duygusuzluk anlamına geliyordu?'' (147)

    İşte bu tespite şapka çıkardım. Çevrenize bir göz atın, mantıklı olduğunu düşündüğü birkaç adım, mantıklı olarak düşündüğünü birkaç söylemden kaçınma gibi bir durumda kişinin duygusuz olduğunu söyleyebilir misiniz? Evet mi? Yani sırf size göre mantıklı olmadığı için mantıklı mı değil? İyi de siz, sen kimsin? Umurumda mısın? Değilsin! Başkalarının sırlarına dokunmaktan vazgeç! Elleme bile, okşama, hissetme bile. Seni ucube!

    4-'' Kanın sadece görüntüsü bile bazı erkeklerin bayılmasına neden olabiliyor; insanlar kanın döküldüğü kaldırımlara basınçlı su tutarak ya da televizyonda şiddet sahneleri gösterildiğinde elleriyle çocukların gözlerini kapatarak böylesi korkunçlukları halkın gözünden saklamaya çalışıyor. İnsanlar aslında kim olduklarını, neden yaşadıklarını yitirmiş.''

    Şapkayı takmayın, elinizde dursun.

    Tarihi önemli bir bilgi ile sonlandırayım.

    Aztekler insanın kalbini çıkarmak için çapraz torakotomi denen bir yöntem kullanıyor. Kesik, sternumun bir tarafında, ikinci ve üçüncü kaburgaların arasından başlayıp, göğüs kemiğinin öbür yanına yarıyor. Kemik çaprazlamasına, muhtemelen sert bir kesik darbesiyle kırılıyor. Bunun sonunda, ortaya kocaman bir delik çıkıyor. Dış havayla temasa geçen ciğerler o anda sönüyor ve kurban bilincini yitiriyor. Yürek çarpmaya devam ederken, rahip elini göğüs boşluğuna sokup, atardamaları ve toplardamarları kesiyor. Hâlâ titreşen yüreği kavrayıp, kanlı beşiğinden çıkarıyor ve havaya kaldırıyor.

    Keyifli okumalar.
  • Merhaba arkadaşlar! Bugün gene güzel bir romanın incelemesi için birlikteyiz. Sevdiğim ve tüm kitaplarını okuduğum Dan Brown’un “Melekler ve Şeytanlar” kitabını enine boyuna ele alarak düşüncelerimizi karalamaya çalışacağız. İncelememin size faydalı olacağı düşüncesindeyim ve bizzat kitabı okuyanlar içinde ayrı bir deneyim olacağı düşünmekteyim. O zaman şimdi yavaş yavaş romanımıza geçelim mi? Geçelim, geçelim!!!

    Birçok okurumuzun, Dan Brown’un bundan önceki ya da sonraki kitaplarını okuduğuna eminim. Özellikle, Da Vinci Şifresi’ni okuduktan sonra, Dan Brown'ın Melek ve Şeytanlarını okuyanlarınızın daha bir keyifle okuduğunu görür gibiyim. Bu incelemeyi okuyacak çoğu okura şu soruyu sormak istiyorum: "Melekler ve Şeytanlar’ı, Da Vinci Şifresi ile nasıl kıyaslayabiliriz ki?" Cevap çok basit: Eğer Da Vinci Şifresi’nin tadını çıkarabiliyorsan, o zaman Melekler ve Şeytanları okurken hiç sıkılmayacağına, yabancılık çekmeyeceğine ve tadını çıkaracağına eminim. Bu sebepten kıyaslamak pek mümkün değil gibi. :)

    Melekler ve Şeytanlar biz okurlara, Harvard Üniversitesi'nde görevli, simge bilim profesörü Robert Langdon'un karakterini iyi bir şekilde tanıtıyor. Kahramanımız romanımızın başında, İsviçre'nin Cenevre şehrinde bulunan, dünyanın en büyük bilimsel araştırma merkezi olan CERN'in direktörü Maximilian Kohler'den gelen bir telefon görüşmesiyle gecenin ortasında uyandırılıyor. Araştırma merkezinin en iyi fizikçilerden Leonardo Vetra, göğsünde "illuminati" sözcüğü yazılı bir şekilde, hayvan damgalanır gibi dağlanmış ve öldürülmüştür. Ünlü fizikçinin göğsüne dağlanmış bu yazı, uzun yıllar önce kurulmuş olan, fakat yüzyıllardır faaliyette olamadığı düşünülen gizli bir kardeşlik tarikatı “illuminati”ye aittir ve geçmişte bu tarikatın üyelerinin birçoğu da kilise tarafından öldürülmüştür.

    Cinayet kurbanı Leonardo Vetra, dünyanın önde gelen fizikçilerinden sadece biri değil, aynı zamanda bir Katolik rahip idi. O ve kızı Victoria, CERN'de karşı madde ile ilgili olan çalışmalarını birlikte yürütmekteydiler. Vetra ve kızı, antimaddeyi yaratmak için dünyanın en büyük parçacık hızlandırıcısını kullanıyorlardı ve madde ile etkileşime girmeyecek şekilde, antimaddeyi güvenilir bir şekilde kutular içine almayı başardılar. Fakat cinayet mahallinde yapılan ufak bir tahkikat ile, antimaddelerden bir tanesinin olduğu kutunun kayıp olduğu anlaşılır. Bu esnada Vatikan’da bulunan güvenlik kameralarına yansıyan bir görüntü, herkesin dikkatini buraya çekmeye fazlasıyla yetecek ve artacaktır bile. O ana kadar, orada bulunan kimsenin bilmediği bir yerde, bir kutu içinde ve temassız olarak bir boşlukta dururcasına havada asılı olan antimadde görünmektedir. Artık herkes antimaddenin Vatikan’da bir yerlerde olduğundan emindir ve Kohler acil bir şekilde Vatikan’a çağrılır. Bir kutu içinde olan antimadelerden herhangi birisi, birbirinden ayrılmak suretiyle manyetik sistemden çıkarılırsa, antimaddeleri güvenli bir şekilde askıda tutması gereken yedek piller 24 saat boyunca bu amaca hizmet etmek için devreye girerler. Bahse konu bu 24 saatlik sürenin olumsuz tamamlanmasıyla, her iki antimadde de çarpışacak ve bugüne değin görülmemiş bir güçte patlama yaşanacaktır.

    Lenoardo Vetra, bir Big Bang arayışında olduğu ve onu simüle etmek istediği için antimaddeyi yarattı. Deneyimlemek istediği bu şey, aslında Tanrı'nın var olduğunu, Tanrı'nın evreni yarattığı gibi yeni bir madde ve antimadde oluşturabildiğini kanıtlayacaktır. Yine de Vetra'nın öldürülmesi, kutulardan birinin çalınmasını engelleyememiştir. Kutu içerisindekileri kimin çaldığı ve bununla ne yapmayı planladıkları sorusu yakında cevap bulacaktı.

    Antimadde, sadece Vatikan'ı tehdit etmekle kalmıyor, aynı zamanda son ölmüş olan Papa sonrasında devamında yerine geçecek olan yeni papanın seçilmesi hususunda ağırdan alan Katolik Kilisesi'nin kardinalleri ve şehir içinde bir tehlike arz etmektedir. Kutsal Kilisenin yasalarına göre, Kardinal Heyeti’nin, görevi devir alacak olan yeni bir papa seçilinceye kadar, kalmaları gereken Sistine Şapeli'nde kilitlenmeleri gerekmektedir. İçeride, aheste aheste seçim ilerlerken, dışarıda tek tek öleceğinden haberleri olmayan dört kardinal ve belki de yok olacak Vatikan Şehri sokaklarında bu seçimin sonucunu bekleyen binlerce masum insan vardır. Tüm bu yaşananların dışında, arka planda olan hırsızın bir tek dileği vardır; Katolik Kilisenin yüzyıllardır bilim adamlarına ve illuminati'ye karşılık olan tutumunu, davranışını, düşünceleri çürüterek onu yok etmektir…

    Langdon ve Victoria Vetra için zamana karşı bir yarış başlamıştır. Sanat tarihi ve dini semboloji de geniş bir arka plan gerektiren ipuçlarını bulmak için arşivleri ve eski gizemleri inceleyip çözmeleri gerekmektedir. Kahramanımız Robert Langdon, tüm bu gizli ve saklı kalmış şeyleri ortaya çıkarabilmek adına, üstün zekâsından, bilgi birikiminden, uzman olduğu her şeyden fayda sağlayabilmek için elinden gelenin en iyisini yapar. Langdon, her bir gizemi ve bulmacayı çözmek için gerekli olan eksik parçaları bulmak adına önüne çıkan her gizemi yeterince anlar bu cevaplar da onu birinden bir diğerine götürür. Victoria güzel, sert, zeki bir kadındır ve artık kendisini babasının cinayetinin intikamını almaya adamıştır. Her ikisi de, illuminati'nin bir adım yakıdır, ama İsviçreli Muhafızlar ile Vatikan Şehri'nde kime güveneceklerini kesin olarak bilmemektedirler. Bu macera ve kovalamaca onları tarihi kiliseler, çeşmeler, mahzenler, unutulmuş pasajlar, gizli geçitler ve katakomlara götürecektir. Ölüm onları her fırsatta teğet geçse de, bir biçimde ya da bir başka şekilde enselerinde takip etmektedir.

    O zaman şimdi, Melekler ve Şeytanlar ve Da Vinci Şifresini karşılaştırılmanın zamanı geldi diyebiliriz. Öncelikle bazı yönlerinden dolayı, Melekler ve Şeytanlar, Vatikan Şehri'nin yok edilmesini önlemek için antimadde ve patlayacak olan bomba yarışı/macerasından dolayı daha bir şüpheci hikâyeye sahiptir. Her iki kitap da bir katili, Langdon'un sevdiği yakın birinin ölümüne üzülmesini, sanat tarihini, dini sembolojileri ve gizli topluluklar hakkında kapsamlı bilgi birikimi olan güzel bir kadını konu olarak ele alır. Robert Langdon’un zekâsı, karakteri ve kendisinin romanda kadınlar için olan çekiciliği, kendisini sevilen bir kişilik olarak algılamamızı sağlar. Dan Brown'un yazım tarzı, edebiyatta asla bir dünya klasikleri gibi yer edinmeyecek olsa da, açıkça ifade etmek gerekir ki, yazar bu iki kitabı kaleme alarak daha da olgunlaştı. Bazı mantıklı düzenlemeler onu daha sıkı ve daha odaklanmış bir yazar haline getirmiş olsa da, Melekler ve Şeytanlar hala oldukça keyifli bir okuma türüne sahip kitaplardan birisidir diyebilirim. Konuyla ilgisi olan, bu tür romanları sevenler ve her şeyi birbirine bağlayan tuhaf bilgilerle dolu gerilim ve gizemleri merak edenler için, Melekler ve Şeytanlar kitabını temin ediniz ve kendinize rahat, konforlu bir sandalye bulunuz ve son sayfasına kadar tadını çıkarınız derim.

    Şimdiden keyifli okumalar dilerim arkadaşlar.

    Bir sonraki kitap yorumu ve değerlendirmesin de görüşmek dileğiyle. Esen kalınız!

    ~ Adem YEŞİL ~
  • Temmuz-Ağustos 2018 derginin okuduğum ilk sayısı oldu ve bunda, kapağındaki Grangé yazısının (henüz kendisiyle tanışmamış olmama rağmen) payı büyük. Derginin ismi ünlü dedektif Sherlock Holmes'ün Londra'daki evinden geliyor. Bir polisiye dergisi için fena bir seçim değil.

    Bu sayıda kapaktan da anlaşıldığı üzere dosya konusu olarak Fransız polisiye yazarı Jean-Christophe Grangé ele alınmış. Grangé hakkındaki ilk yazıda Grangé'nin yanı sıra Paul Féval, Gaston Leroux, Léo Malet gibi Fransız polisiye yazarlarından ve eserlerinden bahsedilmiş.

    Bir sonraki yazıda, yazarın çok bilinen romanlarından Kızıl Nehirler; yapı, kişiler, süre, uzam gibi bağlamlarda ayrıntılı (benim gibi henüz kitabı okumamış olanlar için fazla ayrıntılı) bir şekilde ele alınmış. Namık Kemal Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı Profesörü Doktor Ali Tilbe'nin kaleme aldığı yazı baştan sona dopdolu ve güzel bir inceleme.

    Sonraki yazının konusunu yine Kızıl Nehirler romanının dedektifleri Niémans ve Abdouf oluşturuyor ve yazıda bu iki karakterin kimlikleri, psikolojileri, karakter özellikleri gibi şeyler anlatılıyor.

    Diğer bir yazıda yine ayrıntılı olarak Grangé'nin romanlarında mekan olarak Afrika'yı kullanmasına ve belli karakter seçimlerine değinilmiş. Son olarak da filme uyarlanmış Grangé yapıtlarına tek tek değinilmiş ve filmlerin kitaplar kadar başarılı olamayışından, beklentiyi karşılayamamış olmalarından bahsedilmiş.

    Henüz Grangé okumadığım için bu kısımlar hakkında fazla bir yorum yapamıyorum ama derginin Grangé dışında kalan bölümlerinde de oldukça nitelikli yazılar mevcut. Mesela Gore Vidal, Dorothy L. Sayers, Roberto Ampuero gibi birçok polisiye roman yazarı ve eserleri anlatılmış. "Konuşulmayan" kitabının yazarı Demokan Atasoy'la yapılan bir röportaja yer verilmiş. Benim dergide en çok beğendiğim yazı Ekin Açıkgöz'ün Şibumi ve yazarı Trevanian hakkındaki yazısı oldu. Merak uyandırıcı ve öğretici bir yazıydı. Dergi içeriğinde bir de öykü halinde kaleme alınmış bir çizgi roman incelemesi vardı ki anlatılmaz, okunur. Yine de kısaca bahsetmek gerekirse öyküde katilimizin cinayet nedeni bahsi geçen çizgi roman (Pis İşler, Diego Cajelli & Luca Rossi). Ve soruşturma sırasında söylediği cümlelerden kitabın onu ne kadar etkilediğini çok iyi anlıyoruz. Özetle şunu diyor aslında: Ben artık polisiye hikaye okumak istemiyorum, polisiye hikaye olmak istiyorum!

    Bunların dışında dergide polisiye birkaç öykü (öyküler hoşuma gitti gerçekten) ve birkaç çizgi hikaye de mevcut. En son kısımda da şöyle bir şey var:
    "2016 yılı Kasım ayında 221B Dergi ve Bilgi Üniversitesi işbirliği ile düzenlenen 'Dünyanın Polisiye Haritası' adlı atölyede tanıştık. Farklı mesleklerden on kadındık. Bir ortak noktamız vardı: Polisiye roman! (...) Her altı haftada bir toplanıp önceden belirlediğimiz bir polisiye romanı masaya yatırıyoruz ve kıran kırana tartışıyoruz. Aynı düşünmüyoruz ama aynı heyecanı paylaşıyoruz. İşte sizlerle paylaşmak istediğimiz de bu heyecan!"

    Aynı buradaki kitap buluşmaları gibi değil mi?

    Dipnot: İncelemeyi yazmak Eylül ayına nasip oldu, bu sayı kitapçılarda kalmış mıdır bilemem. Ama okumak isteyenler derginin eski sayıları için Mylos Yayın Grubu Online Dükkan üzerinden indirimli sipariş verebilirlermiş. (Derginin sitesi 221b.com Sitede de güzel yazılar mevcut. Polisiye severler göz atabilirler. ;))
  • #biyografipostu3

    UğurMumcu,

    1942 doğumlu gazeteci ve yazar. 1993’de uğradığı saldırı sonucu hayatını kaybeden Mumcu’nun, “Gazeteci Kimdir?” sorusuna verdiği yanıt şöyledir: Gazeteci, haber ve bilgi kaynağına en çabuk ulaşan ve bu kaynaklardan edindiği bilgi ve haberleri okurlara sunan insan demektir. Gazetecinin bu görevini yapabilmesi için habere, olaya, olguya, belgeye ve bilgiye dayalı yazılar yazması gerekir. Bunun için de gazetecinin güvenilir kişi olması zorunludur. Sır saklayan, haber ve bilgi kaynağını gizlemesini bilen, gerektiğinde hükümetlere ve güç odaklarına karşı savaşmayı göze alan insan, gazetecidir.

    Uğur Mumcu, 22 Ağustos 1942’de Nadire ve Hakkı Şinasi Mumcu’nun oğulları olarak Kırşehir’de dünyaya geldi. Tapu Kadastro memuru olarak çalışan Hakkı Bey’in görevi nedeniyle burada dünyaya gelen Mumcu’nun ailesi aslen Ankara’lıydı. Bu yüzden eğitimini Ankara’da tamamladı. Önce Devrim ardından Ulubatlı Hasan İlkokullarını, Cumhuriyet Ortaokulu’nu ve Deneme Lisesi’ni bitrdikten sonra, 1961’de Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne girdi. “Türk Sosyalizmi” başlıklı yazısıyla 1962’de Yunus Nadi Makale Ödülü’nü kazanan Mumcu, 1963’de Hukuk Fakültesi Öğrenci Derneği’ne Başkan seçildi.

    Uğur Mumcu 1965’de avukat olarak mezun oldu. Doğan Avcıoğlu, Mümtaz Soysal ve İlhami Soysal’la birlikte Yön hareketini başlatanlardan biri olan Cemal Reşit Eyüpoğlu‘nun yanında avukatlık yapmaya başladı. Aynı yıl 18 Haziran’da “Biz Anayasayı Savunuyoruz. Ya Siz?” başlıklı makalesi Yön Dergisi’nde yayımlandı. 30 Haziran 1967’den itibaren “Kitap Toplatmak Anayasaya Aykırıdır” başlıklı yazısıyla Kim Dergisi’nde de yazıları yayımlanmaya başlayan Mumcu’nun, 18 Ağustos’taki “Anayasaya Saygı” başlıklı yazısıyla birlikte Akşam Gazetesi’nde de incelemeleri yayımlanmaya başlandı.

    1968’de gittiği İngiltere’de bir yıl gibi bir süre kalan Mumcu burada yabancı dilini geliştirdi ve yazılarına Londra’dan devam etti. Akşam Gazetesi’ndeki inceleme yazılarının sonuncusu 25 Şubat’ta yayımlanırken, Kim Dergisi’ndeki son yazısı da 1 Mart tarihli “Yeter Artık Beyler” başlıklı yazı oldu. Mumcu, 25 Mart’tan itibaren yazılarını aralıklarla Türk Solu Dergisi’nde yayımlatmaya başladı.

    31 Ocak 1969’dan itibaren mezun olduğu fakültenin İdare Hukuku Profesörü olan Tahsin Bekir Balta‘nın asistanlığını yapmaya başlayan Mumcu, 13 Kasım’da Ankara Barosu Levhasından kaydını sildirerek avukatlığı bıraktı. 1969-1971 yılları boyunca Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi’nde yazılarını yayımlamaya devam etti. 15 Temmuz 1969 itibariyle Milliyet Gazetesi’nde de incelemeleri yayımlanmaya başlandı. Aynı dönemde Ant Dergisi’nde ve Cumhuriyet Gazetesi’nde de makale ve incelemeleri yayımlanan Mumcu, 1970 yılı 24 Mart’ından 27 Ekim 1971’e kadar Devrim Dergisi’nde yazdı.

    12 Mart 1971 tarihinde gerçekleşen darbenin ardından 17 Mayıs’ta gözaltına alınan Mumcu, Mamak Askeri Cezaevi‘nde yaklaşık bir yıl boyunca kaldı. Yedi yıl hapse mahkûm edildi fakat Yargıtay bu kararı bozdu. 10 Ekim 1972’de serbest bırakıldı ve hemen askerlik görevine alındı. Tuzla Piyade Okulu’nda verilen 3 aylık eğitimden sonra, okul yönetimi tarafından “kötü hal ve düşünce sahibi” şeklinde suçlandı ve “er” çıkarıldı. Ardından da Ağrı’nın Patnos ilçesine gönderilen Mumcu, 31 Ocak 1974’te askerliğini sakıncalı piyade eri olarak tamamladı.

    Bu konuyla ilgili olarak “Evet, evet ne olursa olsun, ben Patnos dağlarında halk çocuklarıyla er olarak askerlik yapmayı, emekli olduktan sonra siyasal iktidarın uzattığı yönetim kurullarında, on binlerce lira para alan orgeneral olmaya değişmem.” diyen Mumcu, yedek subaylık hakkı ve aylıkları için açtığı açtığı maddi tazminat davasını kazandı.

    Askerliğini tamamladıktan sonra Ankara Üniversitesi’ndeki asistanlık görevinden ayrılan Uğur Mumcu, profesyonel olarak gazeteciliğe başladı. 25 Şubat 1974’te “Anarşist!..” başlıklı yazısıYeni Ortam Gazetesi’nde yayınlandı ve burada çalışmayı 12 Mart 1975’e kadar sürdürdü.

    1975’te Cumhuriyet Gazetesi’nde köşe yazarlığı yapmaya başladı. Anka Ajansı’nda da çalışmaya devam eden Mumcu, 1975’te Suçlular ve Güçlüler adındaki, Mart dönemini sergilediği makalelerinden oluşan kitabı yayımlandı. Altan Öymen’le birlikte hazırladıkları ve Yahya Demirel’in “hayali mobilya ihracatını” konu edinen, Mobilya Dosyası adlı kitabı yine aynı yıl yayımlandı.

    1977’den itibaren yanlızca Cumhuriyet Gazetesi’ndeki Gözlem adlı köşesinde yazmaya devam eden Mumcu, bunu 1991 yılının Kasım ayına kadar sürdürdü. Sakıncalı Piyade ve Bir Pulsuz Dilekçe adlı kitapları 1977’de yayımlanan Mumcu, 1978’de Sakıncalı Piyade’yi Rutkay Aziz’le birlikte tiyatroya uyarladı. Bu oyun Ankara Sanat Tiyatrosu’nda 700 kere sahnelendi.

    1978’de Büyüklerimiz adlı kitabını yayımlayan Mumcu, 1979’da Çıkmaz Sokak ve 1981’de terörün silah kaçaklığıyla ilgisini ortaya koymak ve kamuoyunu bu konuda uyarmak” amacıyla yazdığı “Silah Kaçakçılığı ve Terör” adlı kitapları yayımlandı.

    Papa’yı öldürme girişiminde bulunan Mehmet Ali Ağca’yı inceleyen Mumcu’nun çalışmaları 1982’de Ağca Dosyası adıyla yayımlandı. 1983’de onunla cezaevinde röportaj yapan Mumcu, daha sora Papa-Mafya-Ağca adlı kitabını yayımladı. 1987’de araştırmacı gazetecilik açısından büyük bir başarı kabul edilen Rabıta ve 12 Eylül adlı kitapları yayımlanan Mumcu’nun, 1991’de en önemli araştırmalarından biri olan Kürt-İslam Ayaklanması 1919-1925 adlı kitabı yayımlandı.

    İlhan Selçuk dahil birçok Cumhuriyet Gazetesi yazarı ve çalışanıyla birlikte 1991’de gazeteden ayrılan Mumcu, 1992 yılında 1 Şubat gününden 3 Mayıs’a kadar Milliyet Gazetesi’nde yazdıktan sonra, yönetim değişikliği yapılmasıyla 7 Mayıs 1992’de Cumhuriyet Gazetesi’ne döndü.

    Uğur Mumcu, 1993’de kendisine düzenlenen bir saldırı sonucu hayatını kaybetti. 24 Ocak günü, arabasına kurulan ve patlama gücü yüksek C-4 plastik patlayıcısından oluşan harekete duyarlı bombanın patlamasıyla katledilen Mumcu’nun cinayet failleri hala bulunamadı.

    Uğur Mumcu, 19 Temmuz 1976’da Güldal Homan ile evlendi ve çift Özgür ve Özge isimli iki çocuk sahibi oldu. Ailesi 1994 Ekim ayında Mumcu’nun anısı için Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı’nı kurdu.

    Tüm Eserleri:

    Mobilya Dosyası (1975)

    Suçlular Ve Güçlüler (1975)

    Sakıncalı Piyade (1977)

    Bir Pulsuz Dilekçe (1977)

    Büyüklerimiz (1978)

    Çıkmaz Sokak

    Tüfek İcad Oldu

    Silah Kaçakçılığı Ve Terör (1981)

    Söz Meclisten İçeri (1981)

    Ağca Dosyası (1983)

    Terörsüz Özgürlük

    Papa – Mafya – Ağca

    Liberal Çiftlik

    Devrimci Ve Demokrat

    Aybar İle Söyleşi

    İnkılap Mektupları

    Rabıta

    12 Eylül Adaleti

    Bir Uzun Yürüyüş

    Tarikat – Siyaset – Ticaret

    Kazım Karabekir Anlatıyor

    40’ların Cadı Kazanı

    Kürt İslam Ayaklanması 1919-1925

    Gazi Paşa’ya Suikast

    Sakıncalı Piyade (Tiyatro)

    Söze Nereden Başlasam

    Bu Düzen Böyle Mi Gidecek?

    Bomba Davası Ve İlaç Dosyası

    Sakıncasız

    Eğilmeden Bükülmeden

    Kürt Dosyası (1993)

    Ödülleri:

    1962 “Türk Sosyalizmi” başlıklı makalesiyle Yunus Nadi Ödülünü aldı.

    1979 Türk Hukuk Kurumunca “Yılın Hukukçusu”, aynı yıl Çağdaş Gazeteciler Derneğince “Yılın Gazetecisi” seçildi.

    1980 Sedat Simavi Vakfı Kitle Haberleşme ve Gazetecilik Ödülünü Cüneyt Arcayürek ile paylaştı.

    İstanbul Gazeteciler Cemiyetinin inceleme dalında verdiği ödülü aldı.

    1982 İstanbul Gazeteciler Cemiyetinin inceleme dalında verdiği ödülü aldı.

    1983 Balıkesir Barosundan “Cumhuriyet Döneminin Anıtlaşmış Hukukçusu” ödülü verildi.

    İstanbul Gazeteciler Cemiyetinin röportaj ve seri röportaj dalında verdiği ödülü aldı.

    1984 Nokta Dergisinin “Yılın Doruktaki Gazetecisi” ödülünü aldı.

    1985 Nokta Dergisinin “Yılın Doruktaki Gazetecisi” ödülünü aldı.

    1987 İstanbul Gazeteciler Cemiyetinin güncel yazılar dalında verdiği ödülü aldı.

    Nokta Dergisinin “Yılın Doruktaki Gazetecisi” ödülünü aldı.

    Cumhuriyet Gazetesinden “Rabıta Olayı dolayısıyla Örnek Gazeteci” ödülünü aldı.

    1988 Sedat Simavi Vakfı Kitle Haberleşme ve Gazetecilik Ödülünü aldı.

    Cumhuriyet Gazetesi “Bülent Dikmener Haber Ödülü”nü aldı.

    Ankara Tabipler Odasından “Basın Sağlık Ödülü” aldı.

    Boğaziçi Üniversitesinden “En Çok Okunan Gazeteci Ödülü”nü aldı.

    1992 Ankara Sanat Kurumundan “Onur Ödülü” aldı.

    İstanbul Gazeteciler Cemiyetinin inceleme ve röportaj dalında ve

    Öldürülmesinden Sonra Verilen Ödüller:

    1993

    İzmir Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu
    “Basın Şehidi” Plaketi “İnandığı doğruları yaşamı boyunca savunduğu, yazdığı, ödün vermediği için”

    Orhan Apaydın
    “Demokrasi ve Barış Vakfı” Gümüş Kupa

    Nokta Dergisi
    “Doruktakiler Basın Onur Ödülü”

    Gazeteciler Cemiyeti
    “Basın Özgürlüğü Ödülü”

    SHP İstanbul İl Örgütü Kadın Komisyonu
    “Güldal Mumcu’ya”

    Kiraz Belediyesi
    “Mumcu Anısına” Plaket

    Eczacı Odaları
    2. Kamu Eczacıları Ulusal Kurultayı’nda
    “İlaç Dosyası” ile insan sağlığına ve eczacılık mesleğine katkılarından dolayı

    İstanbul SBF Mezunları Derneği
    “Uğur Mumcu anısına demokrasi ve insan hakları” Ödülü

    Ulusal Birlik ve Dayanışma Derneği
    “Derneğin onur üyesi Mumcu anısına” Plaket

    Türkiye Ziraatçiler Derneği
    “Mumcu anısına” Plaket

    Kırşehir Valiliği – Vali Neşet Kanyılmaz
    “Mumcu Anısına” Pirinç Tabak

    Söke Belediyesi Başkanı Mehmet Semerci
    “Mumcu anısına plaket ve imza defteri”

    İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Yüksel Çakmur “Mumcu anısına”

    1995

    Evrensel Kardeşlikler Dünya Barışına Çağrı Vakfı
    “Örnek Çalışmaları Nedeniyle”

    Kadıköy Belediye Başkanı Av. Selami Öztürk
    “Cumhuriyetin 72. yılında Cumhuriyet ilkelerinin yaşatılmasındaki katkılarından dolayı”

    Mülkiyeliler Birliği
    Seyfi Oktay, Nuri Alan, Prof.Dr. Taner Timur, Emin Çölaşan, Prof.Dr. Alparslan Işıklı, Salih Er
    “Ülkede temiz toplum oluşturma yolunda düşünce, yapıt ve eylemleriyle katkılarından dolayı”

    Uluslararası Lions Yönetim Çevresi 118-T Plaket
    Güneysınır Belediye Başkanı Mehmet Yakıcı
    “Mumcu Anısına” Plaket1997
    1996 yılı Başarılı Gazeteciler Ödülü
    Bugünü dünden haber verdiği için” Jüri Özel Ödülü

    2003

    Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Merkezi
    Atatürkçü Düşün Sistemine unutulmaz katkıları anısına” Plaket