• "Cinsel aşk ilahi aşka gözlerini kapar; tek başına olsa bunu yapamaz, ama bilmeden ilahi aşka dair içinde bir parça taşıdığından yapabilir."
    Franz Kafka
    Sayfa 78 - İş Bankası Yayınları
  • Her hayvanda bulunan cinsel dürtü ile, insana özgü bir olgu olan aşkı birbirine karıştırmayın. Aşk ilkellikten ve bencillikten arınmak, kendine tapınmaktan kurtulmak demektir.
  • 440 syf.
    ·11 günde·Beğendi·9/10
    Dersaadet'te Sabah Ezanları, Attila İlhan'ın 'Aynanın İçindekiler' serisinin dördüncü romanı...
    Bir söyleşide Attila İlhan bu romanı için; bir yönüyle aşk romanı, diğer bir yönüyle de siyasal roman, komprador aydın tipini çizen Osmanlı Imparatorluğu üzerindeki
    İngiliz-Alman çekişmesini yansıtan 'toplumsal' bir roman olduğunu söyler. Ben de 'aşk' , 'siyasal' ve 'toplumsal' roman tanımına 'tarihi bir roman' özelliğini de eklemek isterim. Çünkü 1919 işgal İstanbul'unu anlatırken geriye dönüşlerle 1900'lü yılların başına giderek İttihat ve Terakki Cemiyetinin kuruluşu ve ikinci Meşrutiyetin ilanı ve '31 Mart vakası' gibi tarihi olaylara da yer vermiş.
    Bence her yönüyle harika bir roman. Siz bakmayın bir okurun incelemesinde "poşetlik cinsel içerik'ten bahsetmesine. Yaşamın içinde cinsellik yok mu? Yine toplum içinde sapkınlık boyutunda cinsellik yaşayanlar yok mu? Yani toplam 440 sayfalık bir romanda üç-beş sayfalık cinsel içerikli bölümler var diye romanın asıl anlatmak istediğini görmezden gelip buralara mı takılacağız?.. Ben de romanı değil de basımını yapan T.İş Bankası Kültür Yayınlarına küçük bir eleştiri ve öneri yapayım: Dönem romanı olduğu için konuşma ve yazışma dili olarak o günün dilini kullanmış yazar. Kitabın yeni baskısı yapılırken bugün pek kullanılmayan Osmanlıca sözcüklerin anlamlarını, dip not olarak verirlerse çok yararlı olur diye düşünüyorum...
    Ben Attila İlhan'ın 'Dersaadet'te Sabah Ezanları' romanını keyifle okudum ve kitap severlere öneriyorum...
  • zeki müren, çocukluğumdan beri dinlediğim, sesine hayran olduğum, hüzünlü gecelerime yoldaş olan, hatta hayatta en sevdiğim kişiler listesinde yer verdiğim, çok büyük bir isim... di... neden geçmiş zaman kipi kullandım? anlatacağım...

    radi dikici'nin yazdığı aşkın kavurduğu güneş zeki müren kitabını okudum. zeki müren'in, sanatçı kişiliğinin yanında insani özelliklerinin de anlatıldığı bir kitap. maalesef kitabın en az yarısını hayretler içinde okudum. üzüldüm, şaşırdım, "hayır olamaz!" tepkileri verdim. sevdiklerinizin kusurlarını yakalarsınız ve birdenbire soğursunuz ya, öyle oldu. hatta kitabı bitirdikten sonra "keşke okumasaydım" dedim; "keşke okumasaydım da belleğimde halen muhteşem bir insan olarak kalabilseydi paşam..."

    bursa'da doğan ve çocukluğu burada geçen zeki müren, maalesef aile sevgisi görmeden büyüyor. bunun nedenleri kitapta uzun uzun anlatılmıyor ama zeki müren'in daha 10 yaşında ortaya çıkan cinsel kimlik tavırları, kadınsı hareketleri, babasını epey bir soğutmuş. zeki müren bu sevgisizliğin karşılığı olarak şöhret olduktan sonra anne babasını hayatından tamamen çıkarmış. hayatının sonuna kadar neredeyse hiç görüşmemişler, zeki müren için anne babası, anne babası için zeki müren yok hükmündeymiş.

    onun hayattaki ilk büyük şansı hayri terzioğlu ile tanışmasıdır. daha 15 yaşındayken söylediği şarkılarla mahallede adını duyuran zeki müren'in yolu demokrat parti bursa il başkanı hayri terzioğlu ile keşişir. hayri terzioğlu zeki müren'in sesini epey beğenir ve ona kol kanat gerer. çok geçmeden de zeki müren'i bursa'da heba olmaması için ailesinden izin alarak istanbul'a getirir. burada liseye ve güzel sanatlar akademisi'ne yazdırır. ona ev tutar, kirasını öder. her anlamda arkasında müthiş bir güç olur. 

    artık büyümüştür. üniversite çağına gelen zeki müren, okulda sık sık kadınsılığı ile ilgili alay konusu olur. bir gün kantinde yine birileri onunla dalga geçmektedir. zeki müren artık dayanamaz, "bana bakın ulan o... çocukları" der ve önce pantolonunu, sonra külodunu indirir. cinsel organını eline alır ve "içinizde bunu yapabilecek bir erkek var mı?" diye gösteri yapar.

    sonrasında yolu trt istanbul radyosu'na düşer. ilk programından itibaren ülke çapında şöhret olur. artık durdurulamaz bir güçtür. gazetelerde, dergilerde hep kendisinden bahsedilir. insanlar zeki müren'in sesini dinlemek için onun radyo programının yapıldığı saatte işlerini güçlerini bırakır, radyonun başına kurulurlar. çok kısa bir süre içinde ilk filmi olan beklenen şarkı'yı çeker. yaşı henüz 22'dir.

    zeki müren için artık gazino dönemi de başlamıştır. bir yandan radyo programları ve film çekimleri de devam eder. çok kısa süre içinde şöhreti yakalamıştır. gazino patronlarını peşinden koşturmaktadır. daha önce hiçbir sanatçıya sunulmayan imkanlar kendisine sunulmuştur. en yüksek ücreti o almaktadır, bir dediği iki edilmemektedir. en sert patron olarak bilinen fahrettin aslan dahi onun karşısında dut yemiş bülbüle dönmektedir. 

    burada zeki müren'in sahne hayatıyla ilgili bilgi vermek gerekirse; onun gerçekten işini hakkıyla yapan, olağanüstü bir sanatçı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. eşsiz yeteneğinin yanı sıra müthiş titizdir. çok çalışkandır. sahne performanslarını kayıt altına alıp, eve gider gitmez bunları izler ve eksiklerini, hatalarını tespit eder. dakiktir. sözüne sadıktır. örneğin hayatını sürekli hastalık içinde geçirmesine rağmen bir kez bile sahneye çıkmamazlık yapmamıştır. seyirciyle olan iletişimi harikuladedir. onlara "aşklarım, canlarım, bitaneciklerim" diye hitap eder. insanlar kendisine adeta tapar. örneğin, ünlü 31 mayıs 1969 zeki müren aspendos konseri'nde izdiham olur. konseri kapasitenin çok çok üstünde bir rakam olan 27 bin kişi izler. insanlar için zeki müren bir yana, diğerleri bir yanadır. paşa, sahnede genelde hep aynı şarkıları okur, repertuarını pek değiştirmez. kendi eserleri de oldukça fazladır. beni şaşırtan bir bilgi olarak, zeki müren'in orhan gencebay ve ferdi tayfur şarkılarını da okuması olmuştur. fakat bu kayıtları maalesef internette bulamadım.

    sahnelere yepyeni bir soluk getirmiştir. kıyafetleri olay olmuştur. denilebilir ki, türk müzik tarihinde sahnelein en büyük devrimlerini zeki müren yapmıştır. onun yaptığının yarısını dahi yapmaya kimseler cesaret edememiştir. rengarenk kıyafetler, topuklu ayakkabılar, mini etekler... aklınıza gelebilecek en ilginç kostümleri giyer. dikkat ediniz, bundan 40 sene öncesinden bahsediyoruz.

    çektiği filmlerde büyük bir star olmanın gerektirdiği gibi kendi kurallarını koyar. bu kurallar türkan şoray kanunları'ndan hallicedir. burada onun pek tevazu sahibi olmadığını görüyoruz. örneğin film afişlerinde kendi ismi en başta ve en büyük olarak yazılacaktır. çektiği 18 film içerisinde ismi tek bir kişi ile eşit büyüklükte yazılmıştır: türkan şoray!

    zeki müren'in aslında hiç yazmak istemediğim taraflarına gelecek olursak... maalesef vefasız ve kadir kıymet bilmez bir yönü varmış sanat güneşimizin... örneğin, kendisini ilk keşfeden, elinden tutup istanbul'a götüren, onun maddi manevi her türlü ihtiyacını karşılayan, liseye ve üniversiteye girmesini sağlayan, sanat camiasının içine sokan hayri terzioğlu'nu bir gecede defterden silmiştir. 27 mayıs 1960 darbesi'nde demokrat parti bursa il başkanı olarak tutuklanan hayri terzioğlu hapse gönderilir ve mal varlıklarına el konur. hapishanedeyken paraya ihtiyacı olur ve zeki müren'den yardım istemek için ona ulaşır. fakat zeki müren önce telefona çıkmaz, sonra da haber gönderir. "nereden çıktı bu iş? ben o kadar zengin miyim ki ona para göndereceğim?" der ve para göndermez. sonraki yıllarda da hayri terzioğlu ismini ağzına almaz. hatta onun öldüğü haberini aldığında "öldüyse öldü, n'apalım?" der ve cenazesine gitmez.

    kaprislidir, kıskançtır, küçük hesapların adamıdır, bencildir zeki müren. kendisinden başka kimseden bahsedilmesini istemez. dünya kendi etrafında dönüyor sanar, eşinden dostundan da bunu ona hissettirmelerini ister. örneğin neredeyse 40 yıl boyunca yanında çalışan, kendisinin ev işlerinden tut kuliste içeceği suyla dahi ilgilenen berrin hanım'ın aktardığına göre zeki müren, kendi adından başkasına tahammül edemezmiş. birisi hakkında şatafatlı bir haber gördüğü an şartelleri atarmış. kendisinin huyunu suyunu bilen yardımcıları da gazetelerle ilgili rapor verirken sadece zeki müren'le ilgili haberlerden bahsederlermiş. sadece olumlu haberlerden. 

    kendisine rakip olacak herkesi ortadan kaldırmaya çalışmıştır paşa... sahnelerde biraz sivrilip de onun gazabına uğrayan o kadar çok kişi vardır ki... yeni yeni adından söz ettiren bülent ersoy'u çalıştığı gazinodan kovdurmaya çalışmış ama başaramıştır. muzaffer akgün'ü kovdurmuştur. gönül yazar'ı canından bezdirmiş, istifa ettirmiştir. (ancak gazeteler "gönül yazar zeki müren'i terk etti" yazmasın diye ertesi gün onun gönlünü almış, tekrar sahneye çıkmasını sağlamış, sonra da onu odasına çağırıp "seninle işimiz bitti gönül, pılını pırtını topla. kimse beni terk edemez, ancak ben kovarım." demiştir) işi öyle bir boyuta getirmiştir ki, adnan şenses'in önünü kesmek için ona tecavüz ettirmeye bile kalkışmıştır. 

    cimri ve paragözdür. küçük bir örnek vereceğim. her gece kendisi için gazinoya gönderilen çiçekler, çalışanlar tarafından sokağa atılıp heba edilir. bunu gören şoförü ile yardımcısı berrin hanım, bu çiçeklerin çöpe atılmasına dayanamaz ve her gece onları toplayıp 100 lira karşılığında çiçekçiye satarlar. bir gece zeki müren bu duruma şahit olur. şoförü, "yanlış bir şey yapmadık ya zeki bey?" der. "yok yok gayet güzel bir şey yapıyorsunuz. bundan böyle fiyatı 200 liraya çıkarın ve parayı üçe bölüp benim payımı verin." der. 

    zeki müren ve aşkları... zeki müren'in cinsel hayatı malumdur. o bir eşcinseldir. kadınlardan çok erkeklere ilgi duyar. unutamadığı büyük aşkı ise kürşat bey'dir. kendisine hayran olan ve tanışmak isteyen kürşat bey, bir subaydır. zeki müren kendisini görür görmez vurulur. aşkı karşılıksız değildir. beraber yaşamaya başlarlar. kürşat bey askerliği nedeniyle evden uzak kaldığı dönemlerde zeki müren neredeyse hayata küser. kendisiyle tekrar buluştuğunda ise yüzünde güller açar. ilişkilerinin duyulması nedeniyle kürşat bey'in ordudaki durumu sıkıntıya girer, askerlikten istifa eder ve yeni işi nedeniyle yurtdışına taşınmak zorunda kalır. büyük aşk da biter gider. zeki müren, bu konuyla ilgili 1987 yılında mete akyol'a verdiği röportajda o günleri şöyle anlatır: "ben sekiz sene, 1962'den 1970'e kadar, büyük bir sarhoşluk içinde aşk yaşadım. allah bana bir daha öyle aşk nasip etmesin. çünkü bu kalbim dayanmaz aşkın öylesine. o günlere dönüyorum, düşünüyorum da... o nasıl bir çileymiş. acılı bir yemek gibi. yemeğin acısını bilmiyorum ama, aşkın acısını tattım, aşkın acısını çok iyi biliyorum." 

    hayatına yine başka başka kişiler girse de, hep erkek olur bunlar. bunu nereden mi biliyoruz? şuradan: 1985 yılında hürriyet gazetesi'nde nimet hanım diye birinin röportajı yayımlanır. nimet hanım zeki müren'den hamile olduğunu iddia eder. zeki müren bunu duyunca, "bir kadını hamile bırakmışım ama haberim yok. ayol üstüme iyilik sağlık, ben hiçbir kadınla yatmadım ki!" der.

    son yıllarında bodrum'da inzivaya çekilen zeki müren, burada bir skandala imza atar. yıllarca yanında çalışan, bir dediğini iki etmeyen, onun tüm işlerini yapan, ona herkesten daha yakın olan berrin hanım'ın ve onun yardımcısının kendisini soyduğunu ve altınlarını çaldığını iddia eder. bu iddiaya karşılık dava açan berrin hanım, davayı kazanır ve zeki müren daha sonra kendisinden özür diler. bunu neden yaptığı bugün bile tam olarak bilinmiyor.

    bitireyim. kitabı okuduktan sonra zeki müren'le ilgili olarak fikirlerimin oldukça değiştiğini söyleyebilirim. üç ayrı zeki müren'den bahsedebiliriz sanırım. sanatçı zeki müren; olağanüstü başarılı, kitleleri peşinden sürükleyen, sahnelerde devrimler yaratan, türk müziğinin mihenk taşlarından biri. insan olarak zeki müren; başarıya giden yolda her şeyi mübah gören, tevazudan uzak, kibirli, paragöz, bildiğin haset. son olarak da cinsel açıdan zeki müren; ezelden beri hor görülmüş, alay edilmiş, şöhrete ulaşınca belki bunu kalkan edinip kendini korumuş ama duygularını hep kendi içinde biriktirmiş, saklamış, acı çekmiş, yalnız kalmış biri.

    madalyonun iki yüzü vardır. yine bağış erten'den ilhamla; öyle ya da böyle; peki kimdir zeki müren? hatalarıyla sevaplarıyla, müthiş bir sanatçı mı? yoksa ibrahim tatlıses için söylendiği gibi "sesi iyi ama kendisini sevmem" tarzı cümleler sıralayabilir miyiz onun için? sizi bilmem ama, bir zeki müren hayranı olarak, benim kalbim ortalarda bir yerlerde çarpıyor...
  • 509 syf.
    ·Puan vermedi
    Bu kitaba başlarken konu ile ilgili genel tarihsel yaklaşımla inceleneceği düşüncesindeydim fakat Foucoult bu çalışmasında Yunan ( Antik/Klasik) toplumu üzerinde yoğunlaşmış görünüyor.

    Çalışmasına kaynak edindiği toplumsal cinsi edimler, filozoflar ve konu ile ilgili metinleri buradan hareketle oluşturmuş.

    Cinsel edimin kökenlerine ilişkin, felsefik, sosyolojik, dinsel ve bireysel yaklaşımlarla; cinsel edimin kaynakları ve sonuçları ile ilgili ve bundan doğan olumlu/olumsuz görülen eylemleri analiz ediyor Foucoult.

    İktidardan( buradaki iktidar kişinin kendi üzerindeki iktidarı) pagan dinlerine ( ayrıca Hıristiyanlığa etkilerine) haz, aşk, eşcinsellik ( ki Yunan toplumunda oğlanseverlik meşru kılınmıştır), kadın ve erkek hakları ile eşitlikler ve bir bakıma "Nosce de İpsum" a da varan kendine yönelmeye kadar cinsellik üzerine derin bir araştırma yapmış Foucoult.

    Klasik ağır dilinin yanında birçok kitabına göre daha rahat okunabilecek bir kitap.
  • Herkes bir eş yada partner ister. Ama gönül kırıcı retlerden kaynaklanan duygusal türbülansa, hiçbir zaman boşalmayan cinsel gerilime, hiçbir zaman çalmayan telefona boş boş bakmaya razı olmadan muhteşem birini kendinize çekemezsiniz. Bunlar aşk oyunun parçasıdır ve oynamazsanız kazanamazsınız.
  • Kapitalist, insan Sahafı dır.
    İçlerinde aşk olmadan
    yaptıkları araştırmalar insan bilim ini yaratıyor. D aha
    fazla prezervatif ve doğum kontrol hapları satabilmeleri için yıllarca cinsel devrim , cinsel özgürlük diyerek, feodal toplum ları da yıkıp, cinsel birleşme yaşını
    ellerinden geldikçe düşürdüler.
    Batı, flört evlenmeden önce çok fazla erkekle hem hal olabilme bilincini
    yerleştirirken Doğu toplumlarındaki görücü usulünü
    ilkel göstermek adına yazmadık kitap, çelemedik film
    bırakmadı. Bakalım işin sonu nereye varacak?