• 264 syf.
    İnceleme başında ilk önce de Sade hakkında kısaca bilgi vermek belki de önemli olacaktır. Küçük yaşlardan itibaren şımartılmıș bir çocuk olarak büyütülmüştür. Özellikle babası bu konuda onu olabildiği kadar etkilemiştir. Varlıklı ve Fransız aristokrasi geleneğine mensup bir ailede olan de Sade ve ailesi liberten düşünceyi benimseyip istedikleri tarzda yaşamakta beis görmemişlerdir. Bundan ötürüdür ki de Sade'ın yaşamı oldukça uçuk olmuştur. Babasının diplomat olması de Sade'ın kendisini ayrıcalıklı olarak hissetmesine ve görmesinde etkili olmuştur. Kendisini doğuştan imtiyaz sahibi olarak tanımlamakta sakınca görmez de Sade. Bazı durumlarda babası tarafından şiddetle cezalandırılırması ve çok sevdiği amcasının hapse atılmasından dolayı de Sade ileri düzeyde şiddete eğimli hale gelir. Nitekim şiddet sonraki yaşamında felsefesinin temel taşlarından olacaktır. Hatta ve hatta şiddeti eğlence aracı olarak ele alır. Tüm bunlardan ötürü Sade'ın kendisi aynen şöyle demiştir.  "Zaman zaman dünyadaki bütün nimetlerin benim emrime verilmiş olduğunu düşünüyorum. Bir insanın sahip olabileceği haklara ben doğuştan sahibim. İnsanların bana gösterdikleri saygı ve benim doğuştan üstün olduğuma dair düşünceleri beni daha azgın biri olmaya doğru itiyor. Onlara karşı daha kızgın ve baskıcı olmaktan kendimi alamıyorum. Bütün evreni arzularımı tatmin etmek için bana sunulmuş bir nimet olarak görüyorum. Tüm nimetlerin karşılıksız olarak bana sunulmasından daha doğal ne olabilir ki " de Sade'ın düşünceleri böyle. Pardon Donatien Alphonse François le Marquis de Sade.. İsme bakarmisiniz. İsmi bile insanı etkiliyor.. Bizim gibi insanları en azından. Şirazi, Melluni, Veysel ve Abdal dan çok daha etkili geliyor değil mi.. Ah algılar ahh..:):):)

    Eser incelendiğinde elbette ki değişik olduğu fark edilecektir. Bazen ise şiddetli eleştiri oklarına hedef olması hiçten bile değildir. Eserinde değerlere ve kurumlara açıkça karşı çıkılmıştır. Özellikle ahlak ve din kurumuna. Erotizmin sınırları ne derece ilerletilebilir diye sorulacak olursa katılmamakla birlikte birçok kişi tarafından belki de örnek olarak gösterilebilir de Sade. Özünde nihilist olan de Sade kanaatimce egoizmin sınırlarını oldukça aşmıştır. Dahası egosantrik(benmerkezcilik) bir kişiliğe sahiptir. Hatta ve hatta solipsist tir(tek bencilik) kendisi ve sadisttir mazoșisttir... :)

    Cinsel anlamda kendisini net olarak 'Terörist' olarak algıladım. Nitekim cinselliği ilga ederken partnerini özne değil de nesne durumuna indirger de Sade. Ona göre cinselliğin amacı kişisel haz almaktır. Ve bu hazza ulaşabilmek için de her türlü eylem mubahtır. Machiavelli'nin siyaset kurumu üzerindeki düşünceleri de Sade'de cinsellik üzerinde tekrar canlanmıștır. Cinsel haz almak uğruna kadının öldürülmesi, üzerine dışkılanması, kırbaçlanması, kanatilmasi, vs vs. Eylem ne olursa olsun amaç cinsel hazza ulaşmaktır. Kişisel cinsel hazza ulaşmak. Pertner daima nesne konumunda bırakılmıştır. Ve böyle olması gerekmektedir ona göre.

    Pek tabii cinselliğin bu şekilde yaşanmasına karşıyım. De Sade'ın bahsettiği cinsellik "seks" kavramıyla açıklanabilir kanaatimce. Ama asla ve asla "sevișme" ile açıklanamaz. Sevişmede "özne-özne" durumu hakim iken sekste ise "özne-özne" ilişkisi önemsenmemekle birlikte çoğu kez "özne-nesne" şeklindedir. Sevișmede partnerin de haz alması amaçlanırken sekste kişisel tatmin olma duygusu hakimdir. Birbirini henüz yeni tanıyan günübirlik iki kişi arasındaki cinsellik 'seks yapmak' ile açıklanabilecekken ortak geçmişi ve duygulanımları olan iki partner arasındaki cinsellik 'sevisme' kavramıyla ele alınabilir. De Sade bu eserinde cinselliğe dair sevişmeden bahsetmemiș, değinmemiștir bile kanaatimce. Tek derdi kişisel zevk almak yani seks yapmak olmuştur. En azından dile getirmiştir. Bu uğurda karşısındaki tüm kadınlar birer seks işçisi ya da objesi haline gelmiştir.

    De Sade'ın cinsellik konusuna boyle yaklaşmasının nedeni aldatılmış olmasında da  yatabilir. Nitekim cinsel birliktelik uğruna 'kullandığı' kadınlardan birine aşık olur onu sever. O kadının başka erkeklerle de beraber olduğunu öğrenir. Bundan dolayıdır ki de Sade, bazen sinir krizleri geçirmekte ve ağlama nöbetlerine kapılmaktadir. Ama demezler mi adama "Ya sen önüne gelen her kadınla birlikte olmak istiyorsun da kadınlar önüne gelen erkekle birlikte olmayı istediği zaman mı problem oluyor" diye. De Sade efendi bu yüzden kadınlardan nefret etmiştir ve tabiri caizse doğal düşman olarak görmüştür.

    Eserin ana omurgasını oluşturan bir diğer yanı dine, inanca ve değerlere saydırması olmuştur. Varolan tüm değerleri yok etmek istercesine şiddetle karşı çıkmış ahlak kuralları olarak nitelenen kuralların doğa karşıtı kurallar olduğunu beyan etmiştir. Doğadan gelmeyen hiçbir kural ahlak kuralı olarak karşımıza çıkamaz demiştir. Çıplaklık, zina, ters ilişki, sadomi, gay ve lezbiyenlik durumu ona göre doğanın bize bahşettiği özelliklerdir. Bu özellikleri gizlemenin saklamanın manası da yoktur. Ve bu özelliklerin ötelenmesi, gizlenmesi ve cezalandırılmasına dayanak olan ahlak kuralları yok edilmelidir ona göre.. Sadomi ve şiddet nasıl doğal bir özellik olabilir ki? Doğada şiddet yoktur halbuki. Aslanın ceylanı avlamasi ya da volkanlarin patlaması muhteşem ve mükemmel güzellikler olmakla birlikte şiddetle ele alınamaz bile. Şiddet bilince hasıl bir durumdur.. Yani insana hasıl bir durum..

    Diger bir yandan din ve inanç konusunu da ele alan de Sade oldukça ileri düzeyde ileri gitmiştir eserindeki elestirilerinde :) Elbette ki dinler ve inançlar eleştirilebilir. Uygulamalar sorgulanabilir. Sorgulanmalidir da. Lakin bu eleştirilerin şiddeti hakarete ve küfretmeye varınca katılmak mümkün değildir kanaatimce. Birçok yerde siktiğimin Tanrı'sı, Ah sikeyim gibi küfürlerle din ve inanca yaklaşmak tamamen haddini bilmemezlik hatta insanlık dışıdır. İnançlı biri olarak sarfedilen bu sözler karşısında kanım çekilir. İnançsız biri olmam durumunda ise yine katılmak mümkün olmaz olmamalı. Dinlere ve inançlara çok temiz bir şekilde ve duygusal olarak bağlı olan kişiler, toplumlar ve ülkeler var. Bu insanların bağlı hissettikleri manevi değerlerine bu şekilde hakaret etmek ve küfretmek kimsenin harcı değildir olmamalıdır. Kendinde bir ucuzluk olur düşüncesindeyim hatta.

    Efendim peki de Sade nasıl bu hale gelmiştir. Yıllar önce izlemiş olduğum sodomda 120 gün adlı film bende bazı düşünceler meydana getirmişti. Bu tür kişiliklerin hatta vakaların ortaya çıkmasındaki en büyük etken bence "sınırsız özgürlüktür" " Sınırsız özgürlük! " ya da "sınırsız istenc" Tamamen iktidar anlayışı. Nietzsche nin bahsettiği guc istenci belki de. Sınırsız yetkiler sınırsız eylemler sınırsız güç! Sınırsız özgürlük ne demek üzerinde düşünmenizi tavsiye ederim. Düşünsenize sınırsız özgürlük! İstediğiniz her şeyi yapabiliyor olmanız canınızın sıkılmasına neden olur zamanla. Uğruna mücadele edeceğiniz birsey yok ortada. Sevismek mi istiyorsunuz karşınıza hemen duzinelerce kadın ve erkek çıkar. Yeni birsey mi tatmak istiyorsunuz. Nüfuzunuzun verdiği etki ile söylemeniz yeter. Bu çok can sıkıcı bir hale getirir diye düşünüyorum. Mücadele edebilecek bisey kalmamıştır. Herseyiniz vardır. Tam iktidarı elde etmişsinizdir. Canınızın sıkılmaması için artık yeni şeyler düşünmek durumunda bırakır kişiyi. De Sade'de bu etkiler var gibi. Normal bildiğimiz 'sevisme' varken o hep dahasını istemiştir. Spermlerin yutulması, anal seks, dışkılama, kamçılama, öldürme, kendini başka bir erkeğe sunma, çoklu seks, vs vs. Dahası dahası ve dahası. Hatta ve hattası.. Bebek öldürme dahil.. Artık hiçbiri onu tatmin edemez duruma gelmiştir. İnanın bana bu durum kişiyi dünyanın en 'kimsesiz kimsesi' yapar. Kendinde yalnızlık denen bir şey varsa de Sade mükemmel bir örnek olur düşüncesindeyim.

    Sayın sevgili okurlar cinselliği yaşamak istiyorsanız "sevişin". "seks" yapmayın. En azından "seks" yapmamaya çalışın. Yapacak olursanız da şiddete başvurmayın. Doğru kişiyle doğru zamanda sevişin. Bu sizin özgürlüğünüz olur ancak.

    Ve kimsenin bisey deme lüksü yok. Karşınızdaki partner obje, nesne değildir. Onların da bir özne olduğunu sakın ama sakın unutmayın. Güzel ve güzele dair olan budur.

    Edebi açıdan çığır açıcı nitelikte bir kitap. Çok cesur bir kalem olur kendisi. Zıtlık oluşturarak hayal dünyanızin gelişmesinde etkili olabilir. Anlaşılır düzeyde

    İyi okumalar
  • 1966 yılından itibaren Avrupa'dan, ABD'ye ve Japonya'ya dek yayılan öğrenci hareketleriyle birlikte sanayileşmiş ülkelerde devrimci şiddet yeniden gündeme gelir. 68 Mayıs patlaması gerilla mücadelelerinin ortaya çıkması izler. Böylece gelişmiş kapitalist ülkelerde görünürdeki toplumsal barışın ne kadar kırılgan olduğu bir kez daha anlaşılır. RAF bu dönemde ortaya çıkan en tanınmış silahlı direniş gruplarındandır. Batılı hükümetler ve medya tarafından zaman geçirmeksizin, "terörist bir çete" olarak değerlendirilir. Terörizm onlara göre, demokrasilerdeki patolojik bir tezahürdür. Çete deyimi amaçlıdır. Gruba siyaset dışı bir hava verilerek haydut ya da adli suçlu görünümü yaratılmak istenmektedir. Bu bilinçli seçimle düzenle olan savaş hali yok sayılmakta, sözlerin değersizleştirilmesi muhatap kavramını ortadan kaldırmaya yaramaktadır.

    RAF, yani Türkçe söyleyişle "Kızıl Ordu Fraksiyonu" öncüleri ilk vurucu eylemlerini gerçekleştirdikten sonra, 31 Mayıs 1972'de Teröre karşı mücadele için" 16 bin polis görevlendirilir. Ve deyim yerindeyse tam bir sürek avı başlatılır. İhbar yapanlara ödül verilecektir. Bu arada tüm sol çevrelere karşı da bir sindirme kampanyası açılmıştır. Amaç; “... ülkede var olabilecek her türlü politik fikirle RAF arasında bir duvar örmektir." Zamanın Federal Kriminal Polis Dairesi Başkanı; "RAF'a karşı faaliyeterimizi öyle yürütmeliyiz ki sempatizanlık olgusu ortadan kalksın diye açıklar hedeflerini. Bu koşullarda; 1 Haziran 1972'de Andreas Baader, Jan Carl Raspe ve Holger Meins Frankfurt'ta bir silahlı çatışmada yakalanır. Gundrun Essin bir tezgahtar kız tarafından ihbar edilerek Hamburg'da tutuklanır. Ulrike Meinhof ise kendisini saklayan bir pedagoji profesörünün evinde ele geçirilir. Adam onu ihbar etmiştir.
    Burada konumuz açısından bizi asıl ilgilendiren hapse atılan RAF militanlarına reva görülen ağır tutsaklık koşullardır. Çünkü bu durumda adalet mekanizmasının baş yardımcılarının psikiyatr ve doktorlar olduğu bir uygulama söz konusudur. Bu bilimin alet edildiği yeni bir sindirme ve tahakküm sisteminin gündeme gelmesi demektir. RAF tutsaklarına yapılan muamele; yani mutlak tecrit ve kesintisiz gözetim aslında çağdaş toplumdaki tahakküm ilişkilerinin gözler önüne serilmesidir. Yakalanmaların başlamasıyla birlikte RAF tutukluları ve benzer konumdaki diğer örgütlerin militanları tamamen tecrit edilir. Diğer tutuklularla her türden ilişki yasaklanır. Dini olanlar dahil cezaevinin hiçbir ortak faaliyetine katılmalarına izin verilmez. Havalandırmaya tek başlarına çıkarlar. Çoğunlukla elleri arkadan bağlıdır. Ziyaret, mektup, gazete hakları kısıtlıdır. Kısaca sosyal ilişkileri en alt düzeye indirilmiştir.

    Bazı tutsaklar, Köln-Ossendorf'da daha ağır koşullar altındadır. Ses tecridi için özel olarak düzenlenmiş bir bölüme alınırlar. Ulrike Meinhof ve kısa sürelerle Astrid Proll ve Gundrun Esslin, Kadın Psikiyatrisi binasının bir ucundaki hücrelerde iki yan, alt ve üst hücreler boş bırakılmış bir biçimde tutulur. Burada dışardan hiçbir ses ve gürültü ulaşmaz tutsaklara. Duvarlar ve eşyalar beyaza boyalıdır. Gün ışığı çok sık bir tel örgüyle çevrilmiş ince bir mazgaldan sızar. Tutsaklar tüm günlerini hiçbir şeyi seçip anlamlandıramadıkları bu ortamda geçirirler. Duyuların hiç işlemediği bu yapay tek renklilik ve sessizlik kişiliği yok edicidir aslında. Ulrike Meinhof'un yaşamak zorunda kaldığı ortam konusunda, dönemin Köln Cezaevi psikologu şöyle der: "Tutukluya dayatılan psişik yük, mutlak tecrit halinin kaçınılmaz kıldığı ölçüleri fazlasıyla aşıyor. Deneylerin gösterdiği gibi, tutuklular katı tecrit uygulamasına sınırlı bir süre katlanabilirler. Tutuklu Ulrike Meinhof bu sınırı aşmış durumda, çünkü pratikte her türlü çevre algılamasından kopmuş durumda."

    Nedir cezaevi psikoloğunun kastettiği deneyler? Ulrike Meinhof ve arkadaşlarına uygulanan bu özel muamele tam olarak "duyumsal yoksun bırakma" denen yönteme karşı gelmektedir.

    Bu yöntem tümüyle, gece ve gündüz, ses ya da sessizlik gibi her türlü algılama farklılığını olanaklar elverdiğince iptal etmeye dayanır. Bu amacın gerçekleştirilebileceği yapay bir ortama yerleştirilen kişiye hiçbir görsel ve işitsel uyarı ulaşmamalıdır. Her türlü uyarıdan mahrum bırakılan duyu organları bir süre sonra körleşirler. Kişiliği teslim almanın, beyni kontrol etmenin bir yoludur söz konusu uygulama. Duyumsal yoksun bırakmayla ilgili ilk deneyler CIA tarafindan, BLUEBİRD, MKULTRA ve MKDELTA programları çerçevesinde ABD'de gerçekleşmiştir. Programın Federal Almanya'ya aktarımı 1971 yılında, Hamburg-Oppendorf Psikoloji ve Nöroloji kliniğinde yapılan deneylerle olmuştur. İşte iktidarla bilimin buluştuğu yer tam da buralardır.

    Bilim tarihinin yirminci yüzyıl evresi, elektronik genetik ve biyoteknolojideki olağanüstü gelişmelerle kapanırken, yarattığı sonuçlar aynı parlaklıkta değildir. Bilim ve iktidar işbirliği bireyi sisteme eklemlemenin bir aracı olagelmiştir.

    ABD emperyalizminin ünlü istihbarat Örgütü CIA İkinci Dünya Savaşı ertesi kurulmuştur. Kuruluşta Hitler artığı Nazi istihbaratçılar etkin rol oynamıştır. ABD savaştan sonra savaş suçlusu sayılan tüm Nazi bilim adamlarını ülkesine getirip CIA'da istihdam etmeye başlamıştır. 1947 yılında Sovyetler'e karşı yürütülmesi düşünülen gizli savaş çerçevesinde Avrupa'da kısaca psy-ops olarak bilinen: "psikolojik savaş operasyonlarının" başlatılmasına karar verilmiştir. CIA'nın bilim ve sanat seksiyonları bu amaçla oluşturulmuştur. Kuruluşundan itibaren CIA'nin ilgi alanına giren insan kişiliğinin ve düşüncenin kontrolü çalışmaları da önce Naziler tarafından Almanya'da başlatılmış ve sonra ABD'de sürdürülmüştür. İnsan davranışlarının kimyası ve analizi konularında savaş sırasında canlı denekler üzerinde yaptıkları deney sonuçlarını ABD'de değerlendirmişlerdir. Zehirli gazların üretim teknolojisi, uyuşturucunun insan beyni üzerindeki etkilerine ilişkin çalışmalar, bunlar arasındadır. Bu çalışmalara yapılan katkı 68 gençliğini kasıp kavuran LSD üretimi olmuştur.

    CIA'nin tüm bu projeleri, MKULTRA, MKSEARCH, MKNAOMI, ARTICHOKE VE BLUEBIRD adlarıyla kodlandırılmıştır. MKULTRA biriminin görev alanı insan davranışları kontrolünde; biyolojik, kimyasal ve radyolojik etmenlerin araştırılmasıydı. Birimde bunun için, Duyumsal Yoksun Bırakma araştırmaları da içinde olmak üzere 149 proje ve 33 alt proje çalışması sürdürülmektedir. Bu çalışmalar ilk kez 1950'de BLUEBIRD (Mavi Kuş), adı altinda başladı. Proje Kanada ve İngiltere'nin katılımıyla ARTİCHOKE (enginar) adını aldı.

    MKULTRA resmi olarak Nisan 1953 yılında faaliyete geçti. Carter döneminde proje açığa çıkınca, ABD Kongresi çalışmaların durdurulmasına karar verdi. Çalışmaların dokümanları bizzat CIA direktörü tarafindan 1973 yılında imha edildi. Ancak proje MKSEARCH olarak devam ettiriliyordu zaten.

    MKULTRA projesi kapsamında, insan davranışlarının radyasyon etkisi altındaki yönelimlerinin araştırılması için bir laboratuvar kuruldu. Projenin insan üzerinde denenmesi için Vacaville California Hapishane Hastanesi seçildi. Yaklaşık 100 mahkûm bilgileri dışında denek olarak kullanıldı. Deneyle ilgili belgeler 1963 yılında imha edildi. LSD adlı yapay uyuşturucunun insan beyni üzerindeki etkileriyle ilgili araştırmalar ise 1950-1970 arasında CIA ve ABD ordusu işbirliğiyle gerçekleşti. Ordudan 1500 asker ve Pennsylvania'daki Holmesburg Hapishanesinden mahkûmlar denek olarak seçildi. LSD için seçilen alt proje MKDELTA, kimyasal ve biyolojik silahların insan beyni üstündeki etkilerini araştırmak için uygulamaya sokulmuştur. Proje etkinlikleri arasında Londra metrosu yolcuları da içinde olmak üzere insan gruplarının üzerinde onlar farkında bile olmadan kimyasal ve biyolojik testler yapılması da vardı. Listede 11 Eylül günlerinde ABD gündeminden düşmeyen Anhrax da dahil olmak üzere, verem, tetanoz, veba bakteriyel toksinler, biyoloji bombalar gibi 390 test yer alıyordu. LSD üzerine en yaygın iddia Vietnam savaşı sırasında ordu içinde dolaşıma sokulduğu, Vietnam savaşıyla oluşan muhalefetin LSD kültürüne dönüştürüldüğü biçimindedir. Tamamen bir CIA üretimi olan LSD'yle CIA düşünce kontrolündeki ilk kitlesel pratiğini yaşama geçirmiştir.

    MKULTRA kod adı proje çerçevesinde habersiz denekler üzerinde yalnız LSD gibi zihin bozucu ilaçlar değil, biyolojik etkileyiciler, elektrik şoku, beyne elektrot yerleştirme, mikro dalga, hipnoz, lobotomi ve duyumsal yoksun bırakma gibi yöntemler de denenmiştir. CIA denetçilerinin 1963'te durumu saptamaları ve 1973 yılındaki yasaklama, çalışmaları durduramamıştır.

    Hatta işkenceye dayanıklı kurye ve programlanmış suikastçı yetiştirme programları hız kazanmıştır. Uzun süredir liberal-demokrat senatör, Robert Kennedy'nin ağabeyinin arkasından öldürülmesi eylemini gerçekleştiren Sirhan Sirhan'ın da CIA tarafından yetiştirilmiş bir suikastçı olduğu ileri sürülüyor. Ama en korkuncu MKULTRA deneylerinde çocukların da kullanılmış olmasıdır.

    1973'te ortaya çıkanlanlardan sonra, Aralık 1992'de Micro dalga Tacizi ve Beyin Kontrolü Deneyleri Raporu açıklandı.

    ABD emperyalistleri 50 yıl boyunca kendi yurttaşlarını denek olarak kullanmıştı. CIA'nin araştırmaları sözde, komünistlerin beyin kontrolü yöntemlerindeki gelişmelere karşı yürütülüyordu. 1994 yılında Kongre Soruşturma Komitesi'ndeki dinlemeler, 1940-1974 arasında 55 bin Amerikalının savunmayla ilgili deneylerde kullanıldığını ortaya çıkarılıyor. Deney konusu insanlara özellikle çocuklara yapılanları açıklamak için gaddarlık ve vahşet sözcükleri bile yetersizdir. 1945 yılından itibaren binlerce Amerikalı ve Kanadalı, çoğu kadın kurban fiziksel ve seksüel işkenceye tabi tutuldular. Kafeslere hapsedildiler, elektrik, ilaç ve askeri teknolojinin geliştirilmesi deneyleriyle beyinleri denetim altına alınarak programlandılar. Bazı deneyler için, denekler doğmadan önce seçildi, bazılarının çocukluklarına el kondu. Bazılarını ana babaları komünizme karşı mücadele için kendi elleriyle teslim ettiler.

    CIA yöntemleri bilim kurgu filmlerinde taş çıkartacak boyuttadır. MKULTRA'ya ait dört alt proje çocuklar üzerineydi. Kimi araştırmacılar CİA için çalıştıklarını bile bilmiyorlardı. Projenin biri uluslararası bir yaz kampında uygulandı. Yaz kampı çocukların aynı dili konuşmadıkları halde nasıl iletişim kurduklarını araştırmak için değerlendirilmiş, hem de ilerde yararlanılabilecek 11 yaş ve altı çocuklar tespit edilmişti. Radyasyon, hipnoz ve travmayla ilgili araştırmaların denekleri de çoğu kez çocuklar oldu. Komünizme karşı mücadele yıllarıydı. 1992'den itibaren yapılan vahşet bütün gizleme yöntemlerine karşı ortaya çıktı.

    1995 yılında MKULTRA uygulamasının 3 kurbanı mahkemeye başvurdular. Anlaşılan o ki, Nazi toplama kamplarını lanetleyen ABD ve Kanada kendi ülkelerinde yeni toplama kampları yaratmışlardı.

    Ortaya çıkanlanların en korkunçlarından biri çocukların 4 yaşından başlayarak cinsel şantaj için yetiştirilmeleri. Deneklerin her biri kamplara gönderilip birer "amca"ya teslim edilmişler. Çalışmaların durdurulmasını ya da parasal desteğin kesilmesini önlemek için bu çocuklar devlet görevlilerine bile sunularak şantaj amacıyla kullanılmıştır. Yalnız bu da değil. Kimi çocuklar başlangıçta Latin Amerika ve Meksika'dan getirilmiş. Bunlar en kaba beyin kontrolü ve diğer uygulamalara tabi tutulmuşlar.

    İkinci aşamada zeki Amerikalı çocuklar seçilmiş. Bunlar ilerde yönetici kişiler olacaklarından toplumun böylece daha iyi kontrol edilebileceği düşünülüyormuş. Bu çocuklardan rastlantı olarak hayatta kalabilenlerden Chris de Nicola'yı tedavi eden Dr Colin Ross; 1996'da bir konferansta; "Bu bir komplo teorisi değil. Hepsi gerçek... Hepsi belgelenmiş... Kültürümüzde ve ruh sağlığı alanımızda gizli saklı bir şeyler oluyor. Son yüzyılın yarısında psikiyatrinin önde gelen insanları doğrudan veya dolaylı olarak gizlice beslenen zihin kontrolü araştırmalarıyla bağlantılı." İşte emperyalizm budur. İşte emperyalist merkezlerce yönlendirilen bilimin durumu budur. Kendi ülkelerinin sıradan insanlarına bunları reva görenlerin başka halklara yapabilecekleri konusunda hayal kurmaya bile gerek yoktur.

    İlk çatlak seslerin çıkmasının Soğuk Savaşın sonuna rastlaması şaşırtıcı sayılmamalıdır. Sistemin, artık, kendini güvende hissettiği söylenebilir. Yapılanların tek amacı kapitalizmin dünya çapındaki egemenliğinin sürdürülmesidir. Psikolojik ve ideolojik savaşın bilimle nasıl desteklendiği görülünce sosyalizmin yenilgisinin hiç de basit bir açıklaması olamayacağı bir kez daha anlaşılmaktadır. Ulrike Meinhof'a yapılanlar işte böyle işleyen emperyalist zihniyetin pratiğe döktüğü bir projenin sonuçlarıdır. Faşizan yöntemler bilim ve teknolojinin desteğiyle düzene bu biçimde içselleştiriliyor. Gizli çalışmaların ortaya çıkabilen parçaları incelik ve soğukkanlılıkla uygulanan bir uyum programının kapsamını gözler önüne seriyor. Ancak ne uluslararası gözetim ve denetim çalışmaları ne de beyin kontrolü yöntemleri insan iradesini esir almaya yetmemiştir ve yetmeyecektir. Ulrike'nin pratiği de bunu ispat ediyor. Ona yapılanlar, bazı tutukluların psikiyatrizasyonu politikası çerçevesindeki uygulamalardır. Tecrit başarılı olamamış, hasmın iradesi teslim alınamamış, eylemin bir suçluluk eğilimi olduğu kabul ettirilememiş, tutsak katledilmiştir. Araştırma sonuçları da durumu doğrular yöndedir.

    Bu yönetenler açısından bir yenilgidir. Sağlığında onu psikiyatrik açıdan hasta olduğu tanısını koydurmak için gayret edenlerin, ölümünden sonra beynini araştırmaya kalkmalarının nedeni belki de MKULTRA türü programlar çerçevesinde bir komünistlik geni filan keşfetmek amaçlıdır!

    CIA Başkanı olduğu dönemde Alen Dulles şöyle demiş; "Hedef insan zihnindeki savaşı kazanmaktır. Bu savaşın ilk cephesi propaganda, depolitizasyon ve sansürle kitlesel sindirmeyi sağlamaktır. İkinci cephe ise insan beyninde kazanılacaktır. Hedef beyin yıkama, ideoloji değiştirme ve gerektiğinde birçok Manchurian kobayı yaratabilmektir." Sonuç olarak tüm bu söylenenler bilim ve teknolojinin kimin kontrolü altında olduğuyla, yani mülkiyet ve iktidar ilişkilerinin karakteriyle ilgilidir. Üretim araçlarına sahip olanlar, teknoloji ve zihinsel üretimin araçlarını da kontrol etmektedirler. Teknolojik ve zihinsel üretimin gelişmesi önemli bir birikim yaratmıştır. Sorun bu birikimi kimin kontrol ettiğiyse, yapılacak iş iktidara talip olarak bu yolda yürümektir. Köklü ve insanca çözüm sosyalist iktidarla mümkün olabilecektir. Bütün yollar devrime çıkmaktadır. Umut daima insandadır. Ne tek tip cezaevi, ne duyumsal yoksun bırakma deneyleri sermayenin yenilgisini önleyebilecektir.

    Kutsiye Bozoklar
  • Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi öğretim görevlisi olan Prof. DR. Muharrem KILIÇ hocanın öğrencileriyle paylaştığı film listesi:

    Admission (2013, Paul Weitz) *

    3 İdiots (2009, Rajkumar Hirani) - Eğitim Sistemi, Bilime Bakış *

    Klass(Ilmar Raag) Eğitim Felsefesi, Çocuk Hakları, Çocuk İstismarı*

    Another Earth Alternatif Evren, Mağara Alegorisi, Bilim Kurgu*

    Brazil (1985 - Terry Gilliam) Fütürizm

    Gülün Adı - The Name of the Rose (1986) Kanonik Hukuk, Hobbesyen Bakış, İnsan Doğası, Prolog Anlatım

    Venedik Taciri (2004, Michael Radford) Yargıçlık Ödevi

    Sineklerin Tanrısı (1990 - Harry Hook) Demokrasi, Post-Apokaliptik Hikaye

    Kurdun Günü (2003 - Michael Haneke) Burjuva ve Güven Algısı, Weber-Prüten Birey, Durkheim-Organik Dayanışmalı
    Toplum

    Ölümcül Oyunlar (1997 - Michael Haneke) Burjuva ve Güven Algısı, Weber-Prüten Birey, Durkheim-Organik Dayanışmalı
    Toplum

    Körlük (2008 - Fernando Meirelles) Jose Saramago Anlatısı, Distopya, Postapokaliptik Düzen

    1984 (1984 - Michael Radford) Distopya, Otorite-Güç, Özel Hayatın Gizliliği

    12 Kızgın Adam (1957 - Sidney Lumet) Amerikan Realizmi, Şüpheden Sanık Yararlanır, Otokinetik

    Güneşli Pazartesiler (2002 - Fernando León de Aranoa)

    Asılacak Kadın (1986 - Başar Sabuncu) Toplumda Kadının Yeri, Hukuk Öznesinin İnsani Özellikleri, Adalet-Kültür İlişkisi

    Pelikan Dosyası (1993 - Alan Pakula) Gazetecilik, İfade Özgürlüğü

    Deney (2001 - Oliver Hirschbiegel) Güç İstenci Kavramı, İnfaz Kavramı

    İlk Korku (1996 - Gregory Hoblit) Mahkeme Draması, Adalet ve Hukuk Ayrımı

    Şeytanın Avukatı (1997 - Taylor Hackford) Mahkeme Draması, Adalet ve Hukuk Kavramlarının Sorgulaması*

    Baraka (1992 - Ron Fricke)

    Şeytan Çarpması (2005 - Scott Derrickson) Mahkeme Draması, İrade, Hukukun Kaynağı, Kanonik Bakış

    Pardon (2004 - Mert Baykal) Adil Yargılanma Hakkı, Türkiye’de İnfaz Koşulları*

    Esaretin Bedeli (1994 - Frank Darabont) Adil Yargılanma Hakkı, İnfazın Niteliği, Islah ve Topluma Karışma*

    Sefiller (2013 - Tom Hooper) Adalet ve Hukuk Ayrımı, Romantizm, Din ve Toplum

    Şüphe Altında (1990 - Alan Pakula) Mahkeme Draması

    Gizli Gerçekler (2008 - Rod Lurie) Mahkeme Draması

    Dava (1998 - Steven Zaillian) Mahkeme Draması

    Başkanın Tüm Adamları (1976 - Alan Pakula) Yasa Dışı Dinleme, Demokrasi ve Medya

    Bir Cinayetin Tahlili (1959 - Otto Preminger) Mahkeme Draması, Adalet ve Hukuk Ayrımı

    Büyük Dava (1991 - Michael Apted) Mahkeme Draması, Adalet ve Hukuk Ayrımı

    Jüri (2003 - Gary Fleder) Mahkeme Draması, Common Law, Adaletin Manüplasyonu

    Sanık (1988 - Jonathan Kaplan) Mahkeme Draması, Adalet ve Hukuk Ayrımı

    Talihin Dönüşü (1990 - Barbet Schroeder)

    Müşteri (1994 - Joel Schumacher)

    Yağmurcu (1997 - Francis Ford Coppola) Mahkeme Draması, Adalet ve Hukuk Ayrımı

    The Paper Chase (1973 - Jay Osborn)

    Bülbülü Öldürmek (1960 Robert Mulligan) Irkçılık, Mahkeme Draması, Masumiyet Karinesi

    Kuzenim Vinny (1992 - Jonathan Lynn)

    Sleepers (1996 - Barry Levinson) İşkence Yasağı, Adil Yargılanma

    Truman Show (1998 - Peter Weir) Özel Hayatın Gizliliği, Varsayılan Rıza

    Cadı Kazanı (1957 - Raymond Rouleau) Din ve toplum İlişkisi, Kanonik Bakış

    Güneşe Yolculuk (1999 - Yeşim Ustaoğlu) Kültürel Çatışma, Anomi, Etnisite

    Yol (1981 - Şerif Gören) İstisna Hali, Olağanüstü Hal, Olağanüstü Hal Türkiyesi

    Uzlaşma (1991 - Oğuzhan Tercan) Tiran Devlet, Güç İstenci, Faili Meçhul

    Beni Suçlu Bulun (2006 - Sidney Lumet) Mahkeme Draması, Adalet ve Hukuk Ayrımı

    The Firm (1993 - Sydney Pollack) Burjuva İdeolojisi ve Hukuk, Hukuk Öznesi

    Cinayet Gecesi (2007 - Gregory Hoblit) Amerikan Hukuk Realizmi

    Ölümle Yaşam Arasında (2003 - Alan Parker) İdam, Amerikan Hukuk Realizmi, Popülizm ve Hukuk

    Philadelphia (1993 - Jonathan Demme) Ayrımcılık Yasağı, Cinsel Kimlik Çatışması,

    A Murder of Crows (1998 - Rowdy Harrington)

    In the Name of the Father (1993 - Jim Sheridan) İnsan Hakları, İstisna Hali, Adil Yargılanma Hakkı, Amerikan Hukuk Realizmi

    İçimdeki Deniz (2004 - Alejandro Amenabar) Ötanazi, Yaşam Hakkı

    Carandiru (2003 - Hector Babenco) Etnisite, İnfaz Kavramı

    Otomatik Portakal (1971 - Stanley Kubrick) Distopya, Zihinsel Müdahale, Alternatif İnfaz Yöntemleri

    Beklenmeyen Şahit (1957 - Billy Wilder) Masumiyet Karinesi

    Karanlık Armonier (Bela Tarr) Anarşizm, Sanatsal Anlatı, Kitle Hareketi

    Munih(Steven Spielberg) Antisemitizm, Terörizm, İstihbarat

    Swenny Todd(Tim Burton) İngiliz Hukuk Eleştirisi, Burjuvazi Hukuk

    Dönüş (Andrey Zygenitsev) Çocuk Hakları

    Kış Uykusu (Nuri Bilge Ceylan) Ahlak, Etik, Elitizm, Toplumsal Sınıfsal Çatışma*

    Bir Zamanlar Anadolu’da(Nuri Bilge Ceylan) Varoluşçu Hukuk, Hukuk Öznesi, Adil Yargılanma Hakkı

    Uzak (Nuri Bilge Ceylan) Anomi, Mekanik Dayanışmalı ve Organik Dayanışmalı Toplum Çatışması

    5 Vakit(Reha Erdem) Mekanik Dayanışmalı Toplum

    Hayat Var(Reha Erdem) Çocuk Hakları, Çocuk İstismarı

    Kenan ile Yusuf(Ömer Kavur) Çocuk Hakları, Suça İtilen Çocuk, Çocuk İnfazı

    The Network(Sydney Lumet) Medya, Gösteri Toplumu, Rıza Üretimi, Yanlış Bilinç

    Yazgı(Zeki Demirkubuz) Varoluşçu Hukuk, Hukuk ve Adalet Ayrımı

    Sigara İçtiğiniz İçin Teşekkürler(Jason Reithman) Medya, Lobicilik, Burjuva İdeolojisi

    Bab’ı Aziz(Majid Majidi) Mistisizm

    Serçelerin Şarkısı(Majid Majidi) Çocuk Hakları, Doğu Toplumunda Çocuk, Ekonomik Sınıfsal Ayrımlarda Çocuk

    Novaya Zemlya(Alexandre Melnik) Post-Apokaliptik, Alternatif İnfaz, Alternatif Adalet, Medeniyet Fikri

    Tramvay(Olgun Arun) Kriminoloji, Durkheim Anomi

    Sivas(Kaan Müjdeci) Çocuk Hakları, Hayvan Hakları, Hobbes İnsan Doğası

    The Hunt(Thomas Vinterberg) İskandinav Hukuk Realizmi, Masumiyet Karinesi, Lekelenmeme Hakkı

    Yozgat Blues(Mehmet Fazıl Coşkun) Anomi, Toplumsal Çatışma, Anadolu Kültürü

    7.Mühür(Ingmar Bergman) Alegori, Din-Vicdan-Adalet-Kültür Karmaşası

    Underground(Emir Kusturica) İstisna Hali, Olağanüstü Hal, Sosyalist Devrim ve Savaş

    Seven (David Fintcher) Dante İlahi Komedya, Suç ve Günah İlişkisi, Amerikan Hukuk Realizmi*

    Fight Club(David Fintcher) Anarşizm, Burjuva İdeolojisi Eleştirisi, Kapitalist Eleştiri, Cinsel Kimlik Çatışması*

    Elephant Man(David Lynch) Pozitif Ayrımcılık, İnsan Hakları Teorisi

    7.Kıta(Michael Haneke) Organik Toplum Örneği, Anomik İntihar, Prüten Birey, Weber ve Durkheim

    Beyaz Band(Michael Haneke) Çocuk Hakları, Çocuk İstismarı

    Saklı(Michael Haneke) Etnisite, Masumiyet Karinesi, Göçmen Sorunu

    Karanlıkta Dans(Lars von Trier) İskandinav Hukuk Realizmi Eleştirisi, İdam Cezası

    Dogville(Lars von Trier) Katarsizm, Brehtyen Sinema(İdiopati ve Heteropati)

    Guguk Kuşu(Milos Forman) Akıl Hastalığı Mefhumu, Adli tıp ve Adli Psikoloji

    Kan Dökülecek(Paul Thomas Anderson) Amerikan Devrimi, Burjuva İdeolojisi, Din-Burjuva Eleştirisi, Irkçılık

    Snowden(Oliver Stone) özel Hayatın Gizliliği, İstihbarat

    The Salesman(Asghar Farhadi) Doğal Hukuk, Vicdan-Adalet-Hukuk İlişkisi, Doğu Toplumunda Adalet ve Hukuk

    Manifesto(Julian Rosefeldth) Literatüre Yön Veren Tüm Akımlar

    The Square(Ruben Östlund) Hobbes İnsan Doğası, Organik Dayanışmalı Toplum, Elitizm, İskandinav Hukuk
    Realizmi

    I, Daniel Black(Ken Loach) Bağımsız Sinema, İnsan Hakları, Sivil İtaatsizlik, Sosyal Güvenlik Hakkı, Bürokrasi Eleştirisi

    Leviathan (Andrey Zvyagintsev) Doğal Hukuk, Pozitivist Hukuk, Adalet ve Hukuk Ayrımı

    Abluka(Emin Alper) İstisna Hali, Olağanüstü Hal, Olağanüstü Hal Türkiyesi

    Sarmaşık(Tolga Karaçelik) Alegorik Anlatım, Toplumsal Sınıflar, Otorite, İktidar-Tiran Çekişmesi, Etnisite

    İtirazım Var(Onur Ünlü) Din ve Din Adamı Kavramı, Dogma-Rasyo Ayrımı

    Zengin Mutfağı(Başar Sabuncu) İstisna Hali, Olağanüstü Hal, Olağanüstü Hal Türkiyesi, Sendika, Milis Kavramı

    Loveless(Andrey Zvyagintsev) Çocuk Hakları

    Mudbound(Dee Rees) Klux Klu Klan, Irkçılık, Amerikan Kırsal Toplumu, Sınıfsal Çatışma

    Ahlat Ağacı(Nuri Bilge Ceylan) Anadolu’da Din-Birey-Eğitim-Kültür Dejenerasyonu, Etik ve Ahlak, Din, Sıkışmış Birey

    Radiogram(Rouzie Hassanova) İstisna Hali, Olağanüstü Hal, Sosyalist Devrim ve Savaş

    Anons(Mahmut Fazıl Coşkun) İstisna Hali, Olağanüstü Hal, Olağanüstü Hal Türkiyesi

    Climax(Gaspar Noe) Hobbes İnsan Doğası

    American Psycho(Marry Horron) Organik Toplum Örneği, Anomik İntihar, Prüten Birey, Weber ve Durkheim

    Florida Project(Sean Baker) Bağımsız Sinema, Çocuk Hakları, Sınıfsal Çatışma, Ekonomik Yıkım

    Dangal(Nitesh Tıvari) Doğu Toplumunda Kadın, Kadın Hakları
    Dr.Death(Clive Entwistle) Ötanazi

    Milyon Dolarlık Bebek(Clint Eastwood) Ötenazi

    Öldürmek Üzerine Kısa Bir Film(Krzystof Kieslowski)