•  Rasim Özdenören
    Deli bir adam size…

    Kendinizden utanmanızı söylüyorsa…

    Ne biçim bir dünyadır burası!

    (Andrei Tarkovsky’nin Nostalghia filminin son sahnesindeki şiirden)

    Delinin teki sana “utan!” diyorsa...

    Ne yapılabilir? Elden ne gelir?

    Belki de herkesi deli kabul etmek çıkar yol kabul edilebilir.

    Ama herkes deli değilse, bir o –o sözlerin sahibi- deli ise, işlerin değiştiğini düşünebiliriz.

    Herkes, kendi olağan dünyasının içinde deviniyorken, ortada hayret edecek, merak edecek herhangi bir olay, olgu, kıpırtı yokken, biri kalkıp bir çığlık atıyor: “Utan!”

    Acaba neden utanmam gerekiyor? Kenarında dolaştığım incir ağacının sütlü kabuğu her zamanki gibi, kendiliğinden sızıyor. İncirin dolgun, pütürlü, pürüzlü yaprağı insanın sırtından ürpertiler geçiriyor. Bir yılan incir ağacının gövdesinden yukarlara doğru süzülüyor. Tüm bunlarda utanacak bir durum yok.

    Öyleyse utanç verici olan nedir?

    Bayırdan aşağıya inen çocuk, bacaklarını itüzümünün dikenli teveğini dalayacağından habersiz sekerek koşturuyor.

    Bağın karşı kıyısından bir ses, öğle sıcağında mayışmış sessizliğin ortasına, bariton bir haykırışı üçüncü oktavdan salıyor: melodi uzak yankılarla, yitip giden titreşimlerle yaprakların arasından dolanıyor, bir çekirgenin sekişini hazırlıyor ve kurumaya yüz tutmuş bir cırcır böceğinin kurumuş derisinden son bir çatlak sesin kırılıp dökülmesine izin veriyor. Utanacak bir şey görünmüyor; hayır, cırcır böceği kurumuş derisinin altından son cılız çığlığını doğanın ortasına bırakıp göçerken geriye utanılası bir şey bırakmıyor.

    Kentin sıcaktan pörsümüş caddesinde sıcaktan yanan parke taşlarına konmaya çekinen serçelerin cılız çırpınışlarında da utanılası bir durum fark edilmiyor. Belki bir utanılası durum olabilir, ama farkına varılmıyor. Farkına varılmayan durumun utanılası olduğu ifşa edilmedikçe, onda utanılası olan ne olabilir? Olsa olsa o gizi ifşa etmeye yeltenenin hali kınanır. Başka ne?

    Acaba o deli adam size gerçekten kendinizden utanmanızı mı söyledi?

    Utanma üzerine uyarıda bulunan biri ne kadar deli olabilir?

    O deli ise, deli olmayan kimdir? Utanması gereken?.. Utanması gerekip de bunu fark etmek istemeyen?..

    Tuhaf bir karışıklık sezinleniyor burada...

    Bir karışıklık var.

    Ama gerçekten utanılası bir durum da var mı? Ya da yok mu?

    Bilmiyorum.

    Bu soruyu –utanılası durumun ne olduğu sorusunu- ortalığa haykıran deliye yöneltmek gerekiyor. Kim bilir, belki de utanılası durum ortalığa o çığlığı fırlatandadır. Fitnenin kaynağı deli bir adamın durduk yerde ortalığı velveleye veren çığlığındadır...

    Ama o deliyi sorumlu tutabilmek için başka bir deli bulmamız gerekecek, öyle görünüyo
  • "Karıncanın çalışkanlığını övmek için cırcır böceğinin şarkılarını kötülemek ne bayağı bir anlayış."
  • Menekşeler nasıl çiçek açtıysa, aynı şekilde cırcır böcekleri de bu yıl yumurtalarından çıkacak ve öteceklerdi.

    Hayat böyle mi sürüyordu?
    Yasunari Kawabata
    Sayfa 10 - Nobel Sabah
  • Yıldızlarda ararım seni
    Ay’a sorarım ay söylemez
    Aşka sorarım seni
    Aşk bana minnet eylemez
    Kırlarda dolaşan kelebekler
    Onlar bile seni bekler
    Rüyalarım umutsuz karanlıkta
    Seni sordu bugün yoldaki çiçekler
    Umudum ağlıyor gözleri şelale
    Boynu bükük bahçemdeki sarı lale
    Seninle herşey güzelken sensiz kaldık
    Karanlık yolda izini ararım elimde fenerle
    Umudu kırık insanların hayali olur
    Aşkı kim kaybetmişki o bulur
    Hey kırlangıç gittiğin yerden haber ver
    Belki kırda oturan güzel odur
    Gecelerde dolunayın aydınlığı
    Bir çaresizin ağlama hıçkırığı
    Camımım önünde öten cırcır böceği
    Ve içimdeki sessizliğin çığlığı
    Sebepsiz gitmeler vardır sessizce
    Anlam veremediğim bir düşünce
    Aklımda yankılanan işte o ses
    Hiç umursama sadece gülümse