Boğazım düğümlendi, yutkunamadım.
Kırıldım hep, kırgınlık seviyem arttıkça bunu dile getirme isteğim de ters oranda azaldı artık. Sanırım ömrümün sonuna dek bir yanım hep yalnız kalacak.
Neden dinliyormuş gibi yapıp aslında konuşma sırasının kendinize geçmesini sabırsızlıkla bekliyorsunuz? Bazı insanlar yerine duvarlarla konuşmak daha mantıklı.
Çocukken şöyle dua ederdim Tanrı’ya:
Tanrım bana hiç erimeyen,
Kırmızı bir bonbon şekeri yolla.
Eski tül perdelerden gelinlik biçerdik
Kardeşimle kendimize durmadan,
Olmayan çayları,
Olmayan fincanlardan içerdik.
Olmayan kapıları açardık,
Olmayan ziller çaldığında.
Siyah papyonlu olurdu mutlaka
Resim defterimizdeki damat.
Yedi günde yarattığımız dünya
Mutlu olurduk pastel koksa.
Ve şimdi şöyle dua ediyorum Tanrı’ya:
Olanlar oldu tanrım
Bütün bu olanların ağırlığından beni kolla!
"Onu hep ruhumda saklayabilmek için bütün gücümü harcamalıyım. Günüm hep onu düşünmekle geçiyor, düşüncelerim çok kapsamlı, derinlere iniyorum. Sanki varoluşum artık ona bağlı."
"Fakat ben bu notları kendim için tutuyorum. Önemli olan benim anlamam, başkalarına anlatmak istediğim bir şey yok ki. Sürekli acı veren bir kaynayışla beni hep oyalamış bir olayın altından artık kalkabilmek için karşısına geçip bir deneme yapıyorum."