• 160 syf.
    ·Puan vermedi
    İçinde bulunduğumuz zamanın içinden NASIL geçtiğimizi, değerlerimizin hızla değiştiğini gösteren ve teknolojinin doruk noktasında olduğumuzu güzel dille anlatan bir kitap. Kendimizle yüzleşiyoruz okuyunca.
    Sosyal Medya kullanan herkes okumalı zannımca. Müslüman olmak ayrı derin bir mevzu lakin insan olmak bu çağda ne ile ölçülüyor hatırlamak için okunmalı.
    En sevdiğim yeri kitabın:
    Ben kitabın sayfalarına notlar alarak, çizerek, hırpalayarak okumayı severim. Yıllar önce çizdiğim satırları, aldığım notları sonradan anlamlandırmaya çalışmak bazen canımı sıksa da düşünsel serüvenimi takip etme imkanı verir bana. Yani kağıdın üzerine dizilen harflerin büyüsünden, raflarda dizili kitap ciltlerine dokunmanın hazzından, üzerine çize çize, kenarına yaza yaza kitap okumaktan vazgeçmem mümkün değil.
  • 120 syf.
    ·Beğendi·9/10
    http://www.gencufuk.com/uyanin-ruya-vaktidir/


    Uzun zamandır almayı düşündüğüm ancak ertelediğim ‘Uyanın Rüya Vaktidir” adlı kitabı okumak nihayet nasip oldu. Kitap ismi ve kapağıyla olduğu kadar içeriğiyle de bende özel bir yer edindi. Modern dünyanın daralttığı ufkumuzun, zihnimizin ve gönlümüzün genişlemesi için okumanızı tavsiye ederim. Zira ruhlarımız ona aşina gelen ruhların sözlerine bu çağda daha çok ihtiyaç duyuyor. Bu kitap da ruhumuza iyi geldiğini düşündüğüm kitaplardan biri…

    Kitap, unuttuğumuz ümmet olma bilincini, mazlum kardeşlerimizi hatırlatıp; bozulan nizamı onarmak için gaflet uykusundan uyanmanın vakti olduğunu bildirerek başlıyor. Parçalanmış gönüllerimizi, dağılmış zihinlerimizi toparlayıp, kendimizi bulmamız için bize bir güzergah çizerek devam ediyor.

    Bu hayatta niçin var olduğumuzu, muradımızın ne olduğunu sorgulatarak, her şey ve herkesten önce kendi iç dünyamızda bir sefer çıkmaya teşvik ediyor. Zira yazara göre kendini fethedemeyen başka fetihlere yol alamaz. Kanımca bunu gerçekleştirebilmenin yolu kişinin kalbiyle hasbihal etmesi, kalbini güzelliklerle donatması, ona ihtimam göstermesiyle mümkün. Aksi takdirde kalbe dokunmayan her adım eksik kalıyor. “Fetih, kalpleri açmaktır. Kalbin kapısını ancak ona sevgi ve merhametle yönelmiş bir kalp açabilir. O öyle bir kalptir ki muhatabının hayatını, ondan daha fazla düşünür. Öyle bir kalptir ki yüzünde hep tebessüm görülür. Öyle bir kalptir ki içinde bahar, yüzünde bahar yürür. Fetih, ancak bu kalp ve bu kalbin çekim alanında seyr edenlere nasip olur. O yüzden fetih önce içimizde başlamalıdır. Kendini fethedemeyen başka fetihlere layık olamaz, zaten buna mecali de olmaz. İçimizdeki köhne karanlığı aydınlığa çevirmeden, başka aydınlıklara nasıl vesile olabiliriz ki?’’ diyor yazar.

    Ayrıca kitapta geçmişimiz yad edilip, bugünden Ayasofya meselesi, 15 Temmuz, şehit Furkan Doğan gibi kıymetli konulara da yer verilmiş.

    Genç olmanın yaş değil yürek meselesi olduğunu ortaya koyan ‘genç’ ve ‘dertli’ güzel bir insan Mehmet Lütfi Arslan ve satırlarıyla asıl derdimizin insanlığımızın manasına ulaşmak olduğunu talim ediyor bizlere…

    ‘’Bol bol okuyun ve okumayı terk etmeyin. Derdi olan insan okur, derdi olmayan da okuyarak dert sahibi olur. Asıl mesele bir derdimizin olmasıdır.’’*

    Dert sahibi olmak veya bir derdiniz var ancak hayat gailesi içinde yeterince hemhal olamıyorsanız, derdinizi yeniden hatırlamak adına bu kitabı okuyabilirsiniz. Hal saridir derler, okuyarak güzel insanların güzelliklerinin bizlere sirayet edebilmesi umuduyla iyi okumalar…

    *Rasim Özdenören
  • -Çocuklar neden sakat doğuyorlar?
    -Genelde bu soruyu soran kişiler yüzlerini buruştururlar. Bu da aslında cevabı görememelerinden dolayıdır. Onlar, engelli çocukların "hatalı" olduğu düşüncesiyle bu çocuklara genelde acıyarak bakarlar. Ben fizyoterapist olarak, normal bir insana göre pek çok engelliyle daha fazla vakit geçirme şansına sahip oldum. Şüphesiz ki engelli yaşamı; hem kendileri için, hem de aileleri için zor bir yaşam... Bunu kabul etmek gerekir.
    Fakat şunun altını çizerek söylemek zorundayım ki; bu dünyaya gelen her ruh kendi rızasını yaşar.
    "Metin deli misin bu insanlar, neden engelli olmaya razı olsunlar?"
    deme lütfen. Bugün izlediği birçok filmde oyuncular gerçek hayatlarında hiç kabul etmeyecekleri durumları canlandırırlar ve o role bürünürler. Bizler sadece ruhlarımızı eğlendiren oyuncularız. Ama bunun bir film olduğunu hatırlarsak, izleyici olarak kalmaya devam edebiliriz. Senin engelli olarak gördüğün bu insanlara acıyarak bakman onlarında seninle aynı kutsallıkta bir yaşam yolunda olduğu gerçeğini değiştirmez. Engelli insanların, emek vermiş ailelerine kendilerini nasıl hissettiklerini sorduğunda "O benim en büyük şansım, onun sayesinde çok şey öğrendim" derler.
    Bu durumu en travmatik hale getiren tutumsa, engellilere acıyan gözlerle bakıp karşılığında da hiçbir şey yapmamaktır. Senede bir defa engellilere para yardımı yapmak da buna dahil. Aslında insanlık olarak tek bir aile olduğumuzu hatırlamak ve ihtiyaç duyan kişilere hepimizin yardımcı olması bu durumdaki ruhların yaşamını kolaylaştıracaktır.
    Toplum olarak farkındalığımız yükseldiğinde çocuklara, engellilere ve yaşlılara daha farklı bir dünya sunacağımızı ve ancak bu şekilde bir'lik bilincini hissedebileceğimizi hatırlatmak isterim.