Yakın bir ölüm aklıma gelince yalnız kendimi düşünüyorum. Bazıları bunu bile yapamazlar. Yarın beni unutacak, daha kötüsü, hakkımda yalanlar uyduracak dostlardan, başkalarını kucaklarken bir ölüye karşı kıskançlık uyandırmamak için arkamdan gülecek kadınlardan bana ne?
Belki yarın öleceğim. Dünyada beni tam olarak anlamış hiçbir yaratık kalmayacak. Bazıları beni olduğumdan kötü, bazıları olduğumdan iyi sanır. Bazıları iyi bir adamdı, öbürleri, rezilin tekiydi, diyecekler. İkisi de yanlış olacak. Böyleyken, yaşamaya değer mi zaten?
Peki mutluluk ne? Doyma noktasına ulaşmış bir gurur. Kendimi dünyadaki öbür insanlardan daha iyi, daha güçlü hissedebilseydim, mutlu olurdum; herkes beni sevseydi, kendimde sonsuz bir sevme yeteneği bulurdum.
Bütün dünyayı sevmeye hazırdım; değerlendiren çıkmadı. Böylelikle de nefret etmeyi öğrendim. Renksiz gençliğimi, kendime ve dünyaya karşı giriştiğim savaşta tükettim. Alaya alınmaktan korktuğum için, en iyi duygularımı yüreğimin derinliklerine gömdüm. Orada silinip gittiler.
Kendisi gülerken gözleri hiç gülmüyordu! Bazı insanlarda buna benzer tuhaflıklara rastlamadınız mı hiç? Ya kötü bir huyun ya da derin, sürekli bir acının belirtisidir bu. Yarı kapalı kirpiklerinin ardından fosforlu bir ışıltıyla parlıyorlardı, diyebilirim. Ne içindeki parıltının ne de cıvıl cıvıl bir hayal gücünün yankısıydı bu; düzgün bir çeliğin göz kamaştırıcı ama soğuk parıltısına benziyordu daha çok...