• Okuduğum en akıcı ve okuması zevkli kitaplardan biri oldu bu roman. Aslına bakarsanız kitabın her köşesinde bir savaş, isyan ve çatışma var. Ve bunların ortasında kitabımızın kahramanı bu olaylara karşıt dururcasına İsyan Kitapdar ismiyle dünyaya geliyor. “Bir insanın hayatı, doğumuyla başladığına emin misiniz?” şeklinde vurucu bir soruyla okuyanı daha hikayeye başlamadan etkisi altına almaya başlıyor.

    Kitabın her köşesinde savaş ve isyan var dediysem de yanlış anlaşılmasın kitap siyasi veya tarihi içerikli bir kitap değil. Arka yüzünde Osmanlı İmparatorluğunun son yılları olan 1900’lü yıllarının başları, Adana ayaklanmaları, 2.Dünya Savaşı, İsrail-Arap savaşı gibi içinde savaşların yer aldığı ve bu savaşların yaşattığı acı, ıstırap ve ayrımcılığın gerçekliğine karşın bunlardan beslenen, ders veren, nutuk atan Tarihi-Siyasi bir roman olmanın sınırlarını aşarak kahramanımız ve ailesinin bunlarla yüzleşen gerçek olamayacak kadar umut dolu, her türlü acıya ve badireye inat verdikleri mücadelenin hikayesidir.

    Asıl kahramanımız İsyan Kitapdar olsa da, Babaannesi İffet ve Hekim Dedesi ile başlayan be Babası ile devam eden hayat hikayesi başta söylenen sorunun ne kadar haklılık payı olduğunu gösteriyor. Bir insanın doğumundan önce şekillenen hayatı ilmek ilmek örülüyor aslında. İsyan karakterinin Bakü kişiliği, verdiği mücadelenin simgesi gibi, yani bir insanın kendi geleceği hakkında vermiş olduğu kararların somut ve vücut bulmuş hali olarak niteleyebilirim. Bu mütevazi, romantik, samimi karakterin kitabın sonlarına doğru hızlanan aşk, dram ve çocuğuna olan sevgisi öykünün duygu katsayısını bir hayli artırarak kardeşi Salim üzerinden kabullenmek istemediği nefreti ile insansı yönünü ortaya koyuyor. (İsyan-Bakü bir nevi Clark Kent-Süperman’i çağrıştırmıyor mu sizce de :)

    Dediğim gibi hikayenin arka yüzünde bir çok savaş ve çatışmanın olduğu yıllarda geçen hikayemiz, kahramanımız aracılığı ile bu tarihsel olayları mercek altına almak veya derin analizler, çözümler sunmak yerine bir insanın hayatının bunlar etrafında aldığı kararlarla nasıl şekillendiğini gösteriyor. Herkesin hayatına yön veren anlar, çevresel etkiler, kararlar olmuştur. İşte burada da tarihsel olaylar İsyan Kitapdar’ın yüzleşmek zorunda olduğu geleceğini şekillendirdiği ana unsur haline getirmiştir.

    Bu romanda Osmanlı, Türk, Ermeni, Arap olsun köklerden bahsederken ayrımcı değil tam tersi, her bireye “insan” olarak bakan, dinimiz, dilimiz, geçmişimiz ne olursa olsun beraberce de yaşayabiliriz düşü kuran İsyan Kitapdar'ın gelecek hayallerini, düş kırıklıklarını, cesaretini, hatalarını, mücadelelerini, başarısızlıklarını, başarılarını okurken umudun her daim var olduğu masalsı bir hikayeyi okuyormuş gibi hissettiriyor size. Sonu bile masalsı bitmiyor mu sizce de? ;)
  • yazarın ilk okuduğum kitabı olduğundan mıdır bilemiyorum beğenmediğimi söyleyerek umarım haksızlık etmiyorumdur. kırmızı başlıklı kız, clark kent gibi karakterleri değiştirerek hikayelere katması ama tam olarak konuya bağlayamaması hoşuma gitmeyen yanı oldu. yarım bırakmamak için okudum maalesef :(
  • Kitabın başlangıç hikayesini çok beğendim.Yazar ölüm karakterini normal insandan uzun güçlü kuvvetli insan azmanı korkunç birisi olarak tasvir etmişken ilerleyen hikayelerde maymuna çevirmiştir. bknz. 5 yaşındaki çocukla güreşme, pencerede asılı kalıp köpek korkusuyla kurbanla pazarlık etme.
    Son iki hikayede özgünlükten iyice uzaklaşmıştır. Mavi giysi, kırmızı pelerin, pelerinde Sabri babanın S'si , isim Gülerk Kent (Clark Kent), gazeticilik vs.
    Sıkıcı, tutarsız, yavan bir kitap olsa da bir kaç hikaye uğruna okunabilir.
  • Üçüncü neden, yetiştirme yurtlarının dışarıdan algılanma biçimiydi. Yurtta kalan herkesin "sevgisiz, hırsız, arsız, ahlaksız" gibi sığ ve gerçekliği olmayan sıfatlarla tanımlanmasına şahit olan çocuklar olarak bu "iltifatlara mazhar" olmamak için ajan titizliğiyle kendimizi saklardık. Bu üç nedenin bizim üzerimizde kurduğu baskı o kadar yoğundu ki, birçok yetiştirme yurdu genci, akranlarının imrenerek baktığı aşamalara ulaşmış olduklarında bile "yetiştirme yurdu genci" kimliklerini hep sakladılar. Oysa biz kendi aramızda, Superman gibi hep neşeli, ele avuca sığmaz, istediklerini elde etmek için gerekli çabayı sonuna kadar gösteren kişiler olsak da, sosyal hayatın içine girdiğimizde, Clark Kent gibi tebdil-i kıyafet ederek, çekingen, silik, kendine güvensiz kişiler olmaya çalışırdık.
    Alim Yavuz
    Sayfa 89 - Timaş Yayınları
  • But as close as we are, Batman's going for something different than I am. I'd rather good people trust me than bad people fear me. I think they need to see your eyes for that. So Clark Kent wears a mask instead of Superman.