Ne var ki, o an yaşadığın şeyin güzelliğini o anın tam da içindeyken anlamaz isen, o an hep geçmiş oluyor. İşte Süreyya ile yaşadıklarımın en doğru tasviri buydu sanırım.
Bazı anlar hakikat, insanın dipsiz bir kuyuya atıp da bir toplu iğne başı kadar gün yüzü göstermediği bir tutsak olur. Sen sanırsın ki, artık yoluma devam edebilir, kör kuyulara hapsettiğim hakikatin ağırlığını hissetmem bir daha. Esasında hakikat gözünün önündedir de fark edemez insan. Ve ne kadar uğraşırsan uğraş, hakikatten kaçmak imkânsız gelir. Hiçbir yere gitmemiştir oysa.
Yaşadığım her gün, aldığım her nefes beni sana getirdi. Aldığım tüm kararlar ve hatta almadıklarım bile. Tüm yollarım sana çıkıyor Handan. Ben farkında olmadan sende hapsoldum sanki. Güne seninle başlamak ve aynı günü gözlerinde kapatmak istiyorum.
Eğer sihirli bir dokunuşla zamanı durdurma imkanım olsaydı, bu imkanı hiç düşünmeden bu an için kullanmak isterdim. Gözlerinin mavisinde kaybolduğum bu anı tekrar tekrar yaşamayı, hiç bırakmaksızın elini tutmayı isterdim.
Günü seninle bitirmek, her doğan yeni güne seninle başlamak istiyordum. Seninle nefes almak, seninle gülmek, yalnızca mutlu anılarda olmak üzere seninle ağlamak istiyordum. Ve bunu mümkün olan en kısa zamanda yapmak istiyordum. Hayatımın kalanını seninle geçirmek istediğimden adım gibi emindim. Doğduğum günden bugüne her yaşadığım her an beni sana getirmişti.