• Evet! Bir yıldız daha kaydı dünyadan
    sosyal medyada bir sürü özlü sözler insanların anlamsız anlamsız dünyayı değiştirmeye çalışması, kadınlar üstündür; diyip aslında asla öyle bir düşünceye inanmamaları, şiddete hayır paylaşımları yapıp aslında hem doğaya hem çocuğa hem kadına şiddete yönelik harekete bulunmaları ...
    Hayır albayım dünyayı değiştirmeye çalışmayın kendinizi değiştirin siz değişirseniz dünya değişir.
    Paylaşımları bırakın özünüzde bilin ve anlayın.
    Sessiz kalmayın sessizlik insana mahsus değil.
    Bu cinayet herkesin suçu ama katil işledi
    İnsan insanın cehennemi olmuş..
    Gülün eğlenin ama hiç kimseye zarar vermeyin.
    İnsan denilen aşağlık varlık her şeye alışıyor. cinayete bile...
  • 231 syf.
    ·8 günde·Beğendi·10/10
    UTERYA

    “Kadınlar çocukluğundan itibaren hep geliştirici oyunlar oynamayı ve nihayetinde yapıcı uğraşlar edinmeyi tercih ederken, erkekler daha çok şiddet içeren ve yıkıcı oyunlara yöneliyor; kendi ürettikleri eserleri bile yerle bir etmekten keyif alıyordu.”

    “İnsan dediğin şey ne tuhaf oluyordu çocuğu söz konusuyken! Onun aslında çok normal olan en ufak bir becerisi bile nasıl da olağanüstü bir halmişçesine coşkun bir mutluluğa dönüşebiliyordu!”

    “Öyle insanlar çıkar ki bir anda karşımıza gözleri bir aynaymış gibi ruhunun derinliklerini hemencecik görüveririz. Bir yemeklik sohbet yeter derinliklerinin en temel noktalarını keşfetmek için. Ve dahasını keşfetmek adına bir heyecan duyarız.”

    ✏ Che, Tykhe, Kybele, Dafne, Hathor, Lizy, Radha, Harmonia, Freya, Michael, Şampiyon, Kaptan, David, Maria ve diğer karakterler ile bambaşka bir dünyada yer aldık. Bir adada kadınların oluşturduğu bir ülke Uterya; Eka’lar, Matarlar ve Femmaların yer aldığı bir yer. Matarların şiddete karşı olması ve yaşadıkları dünyada buna izin vermemeleri güzeldi. Erkeklerin olmadığı bir dünya… İlerideki yüzyıllarda kadına yapılan şiddetler nedeniyle kadınlar bu şekilde kendini korumaya alan bir dünya oluştururlar mı bilmem ama eninde sonunda buna mecbur bırakılacak gibi geliyor… Zaten önceki zamanlarda yapılan bazı filmler gerçek olmuyor mu… En basiti virüs ile ilgili filmler sonrası tüm dünyanın bu günlerde yaşadıkları en büyük örnek.

    ✏ Yazarımız eserini öyle özenle yazmış ki, okurken yazarının yabancı olduğunu düşünebilirsiniz. Çünkü klişe olmuş olan sözler, yabancı yazarlar daha iyi yazıyor türünde… Hayır efendim Türkiye’mizde de harika yazan yazarlarımız var. Mükemmel diyeceğimiz bir çok yazar var. Bazı arkadaşlarım hep yabancı okuyor, ben bu düşüncelerimi yıkıp kendi yazarlarımızın kitaplarını okumaya başladığımdan beri daha bir mutluyum. Bana ve yorumlarıma değer vermeleri beni çok mutlu ediyor. Bu eserde sadece Uterya yasalarını okurken biraz sıkıldım, kitabı okuma süremin biraz uzun sürmesi ise okumaya fazla zaman ayıramamam. Yalnız eserin punto sayısı biraz daha fazla olsaydı daha iyi olurdu. Küçük yazıları okumak biraz güç oluyor.

    ✏ Eseri keyifle okudum, Dafne’nin Uterya öncesi başına gelenlere çok üzüldüm. Kadın olmak çok zor bu dünya da… Uterya’da kendi kurallarına göre yaşamaları, çoğalmak için konulan şartları yerine getirmeye gittiklerinde, Dafne ve arkadaşlarının yaşadıkları, inişli çıkışlı duygular beni de etkiledi. İlk okumaya başladığımda mektupların Che diye bir çocuğa yazılması ve onun kim olduğu merakımı son satırlara kadar merakımı yenemedim. Son satırlarda öğrendiklerim yüreğimin sızlamasına sebep oldu. Hele Maria’nın Dafne’ye verdiği yanıt beni de şok etti. Son satırları okudukça Dafne’nin yerine koydum kendimi, içim paramparça oldu. Eserin beni bu kadar etkileyeceğini tahmin etmiyordum. Son mektuptan sonra içim burkuldu. Bu yorumu yazarken bile yaşananlar gözümün önüne geldi ve kötü oldum… Ne kadar kötü ve üzücü olay yaşasak ta bir gün biri çıkıp hepsini aklımızdan silebiliyor… Hiçbir şeyin sonsuza kadar sürmediği gibi mutsuzluk ta sonsuz değildir… Okumayı bitirdiğimde eserin devam kitabı olacak gibi geldi. Yazarımızın eline yüreğine sağlık. Nice yeni eserlerde buluşmak dileğiyle.

    #ilkeergin #uterya #okudumbitti
  • 248 syf.
    ·10/10
    Kitaba Göre Kimdir Bu Güçlü Kadın?
    İnsan Allah'ın yeryüzünde halifesi olarak gücün sahibi değil yaratanın müsaade ettiği kadar gücün taşıyıcısı ve temsilcisi olabilir.
    Şu an kadınlar kendini güçlü olmaya odaklamış her şeyi başaracağız diyerek kendini avutmuştur. Oysa gücün ağırlığı ve her daim güçlü olma çabası kadının naif omuzlarına ağır gelir.
    Yaratılış kodlamamız olan cinsiyete baktığımızda; kadın ve erkek yaratılış gereği farklıdır, farklılıkları bilmek birbirini anlamaya sebeptir.
    Kız ve erkek farklılıkları çocuklara ya hiç öğretilmiyor ya da geçiştiriliyor. Kadın ve erkek arasındaki yaratılış farklılıkları anlatılırsa çocuklar kendi cinsi olmayan kardeşini daha iyi anlar ve bu bilinçle saygı çerçevesinde büyür.
    Farklılıklarımız aslında bizim zenginliklerimizdir.
    Kadınlar insan ilişkilerinde erkeklerden daha başarılıdır,
    Beyin yapıları buna göre programlanmıştır. Başkalarının hislerine daha kolay uyum sağlar ve empati yapabilirler.
    Erkeklerde ise mantık güç kuvvet cesaret soğukkanlı ve temkinli olmak konusunda kadınlardan üstündür. Kadın beyni empati yapmaya müsait yaratılmıştır, erkek beyni empati kurmaya değil çözüm üretmeye göre yapılmıştır. Kadınlar süreç odaklı iken erkekler sonuç odaklıdır.

    Çağımızda da hızla yayılan Bir veba; feministlik

    Feminizm yaratılışa karşı ideolojik bir harekettir. Feministler; kadın erkek her anlamda eşittir diyor ve yaratılış farklılıklarını inkar ediyorlar. “sen neden erkek gibi olmayasın sen de erkeğin yaptığı her şeyi yapabilirsin, erkek gibi ol ki pastadan büyük payı alasın” diyerek kadınları yaratılış yazılımının aksine üzüntü ve kederin bol olduğu çıkmaz bir yola yönlendiriyorlar.

    Feminizm cinsiyetçiliğe karşı olduğunu iddia eden cinsiyetçi bir harekettir. Erkeği yenmek için kadını özünden uzaklaştırıyor. Kadın hakları adı altında kadınlar, erkeğin aleyhine kışkırtıliyor; “Kadınlar neden evde, siz hizmetçi misiniz, erkekler sizi kullanıyor, erkekler sizi eziyor.. ” gibi sözlerle kadınların kalbini erkeklere karşı kin ve nefretle doldurup oyun sahasına salıyorlar. Feministlerin maksadı erkeği yenmek ona efendi olup oyunu kazanmaktır.
    Medya organları oyun kurucuların bir parçası olarak hergün cinsiyet savaşı'nı körükleyen mesajlar yayınlıyor. İnsanların çoğu medyadan gelen bilgileri sorgulamayıp doğru olarak algılıyor.

    Toplumsal cinsiyet eşitliği projesi meydana sürülüyor, projenin hedefi kadınlaşmış erkekler ve erkekleşmiş kadınlardır. bu proje aynı zamanda eşcinselliği ve diğer sapkın cinsel meyilleri meşrulaştırıp yaygınlaştırıyor.
    Dizi ve filmlerde artık erkeksi kadınlar ve kadınsı erkekler revaçta, eşcinseller yıllarca televizyonlarda sevimli karakterler olarak gösteriyorlar. Bunun neticesi olarak eşcinsellik normal karşılanmaya başlandı.
    Dış kuvvetler toplumları Kendi menfaatleri uğruna yeniden inşa etmeye çalışıyorlar yaratılışın tersine insan tasarımları yaparak büyük oyunlar oynuyorlar.

    Kadın ancak para kazanırsa güçlenir gibi bilinçaltı mesajları sürekli kadınlara empoze ediliyor.
    Kadın kalkınmanın öznesi olacak diyor siyasiler.
    kadın kalkınmanın öznesi olursa evinin neyi olur? Peki Toplumun neyi olur?...
    Ülkenin kalkınması neden kadınların omuzlarına yüklenmek isteniyor. Kadınlar bu yükü alınca mutlu mu olacaklar bu yük kadınları nasıl etkileyecek..?

    Kadınlar ne kadar çok para harcarsa modaya uyarsa alışveriş yaparsa güçlenmiş olur algısı var kadın bunu yaparak ancak kapitalist sistemi güçlendirmiş olur.

    Kadınlar iktidara koşarken vicdanlarını düşürmüş gibi duruyorlar vicdansızlık güç değildir, saygısızlığın terbiyesizliğin saldırganlığın adı güç olmamalı.
    Batı toplumlarında kilisenin etkisi ile geçmiş yüzyıllarda kadınlar gerçekten haksızlığa uğramışlar kadının şeytan gibi görüldüğü ve zulüm edildiği dönemler olmuş. Fakat İslam toplumlarında kadın her zaman değerli olmuş baş tacı edilmiş kadının haksızlığa uğraması ataerkil sistemden değil bozuk inançlar ve sömürü düzeni yüzündendir.

    Allah dünyada iktidar gücünü erkeklere verirken koruma kollama sahip çıkma hasleti de vermiştir. erkeğin kadına olan meyli yüzünden görünüşte ataerkil bir sistem olsa da aile ve toplumda çoğunlukla kadınların istedikleri olmuştur.

    Feminizmin bütün hikayesi kadınlar eziliyor üzerine kurulu geçen yüzyıl'daki söyleme aynen devam ediyorlar oysa geçmişten günümüze kadın hakları adına alınabilecek bütün haklar alındı hatta fazlası alındı. Artık kadınlar değil erkekler eziliyor son yıllarda erkekler hem devlet politikaları ile hem kadınlar tarafından ciddi bir şiddete maruz kalıyorlar.

    Bir diğer konuda güçlü olmak adına en büyük vurgu çalışmak ve kocaya ihtiyacı olmamak üzerine yapılıyor. “Çalış Özgür olursun, çalış kocanın parasını yeme, çalış kendi ayaklarının üzerinde dur, çalış değerli olursun, çalış insan yerine konursun, çalış erkeğe haddini bildir, çalış çalış çalış...”
    Ev hanımları ise sürekli aşağılanıyor,
    Bir önceki neslin ev hanımları kızlarını hep annen gibi olma, erkeğin eline bakma ayaklarının üzerinde dur telkinleri ile büyüttüler, anneler hep biz ezildik siz ezilmeyin dediler.
    İstisnaları saymazsak bu kadınların pek çoğunun sıkıntısı da dayak kötü muamele falan değildir. Genellikle bir kayınvalide sıkıntıları olmuştur kadınların kendi aralarındaki bu anlaşmazlıkta erkekte ne yapacağını bilememiş ve boyun eğmeye alıştığı dominant annenin yanında olup eşine kötü davranan erkekler olmuştur. Bir koca annesinin dolduruşuna gelmemişse alkol almıyorsa, ruh hastası değilse normal bir erkek karısına durup dururken kötü davranmaz. kadınların ezildiğini düşünme sebepleri kocalarına her istediklerini yaptırmamış olmalarıdır evde çoğu zaman kadının istekleri olmuştur fakat isteklerinin azı bile olmamışsa ezildikerine hükmetmişlerdir.
    Oysa ailede denge için zaten kadının her dediği olmamalı kadının her dediği oluyorsa erkeğin hiçbir dediği olmuyordur.
    Bir de kızlarımıza üniversite eğitimi alma baskısı yapılıyor kızlara okuyup şuurlu ilim irfan sahibi Hikmet ve hizmet ehli olsunlar diye değil, bir meslek sahibi olsunlar ayaklarının üzerinde dursunlar diye okumaları isteniyor. Sanki eğitimin amacı sadece para kazanmakmış gibi yüksek değerleri nasıl düşük değerlere tahvil ettiğimizin en açık göstergesidir bu.
    Kadın bu söylemlere kapılıp gücüne güvenip sahaya atlıyor atı elinde silahı belinde atasözü güçlü kadında arabası altında lafı dilinde şeklinde tezahür ediyor.
    Oysa kadının bilmediği büyük bir şey var
    Kadının erkekle rekabeti kadınlığından çok şey götürür.. Kadın kendini zorlarsa erkeğin yapabildiği pek çok şeyi yapabilir, fakat erkeğin kolayca yaptığını o çok şey kaybederek yapar. Kadının sahip oldukları erkeğin yaptıklarından daha değersiz değildir. Erkeği de toplumu da kadın doğurup yetiştirir. Kadının çocuklarını büyütürken, toplumu inşa ederken şevkat öğretmenliğine ihtiyaç var rekabet içinde dünyalıkların peşinden koşmasına değil.

    Kadınların güçlü olmalıyım düşüncesi güçsüzlüğün ifadesidir kendini güçlü gören güçlü olmalıyım kaygısı gütmez.
    Kadın erkekte gücü seviyor fakat hükmetme arzusu uğruna erkekle güç savaşına giriyor. Kadınlar üzerine oynanan oyunların bir başarısıdır bu. Ezilme paranoyası ile kadınlar ne yaptıklarını bilmiyorlar. Güçlü kadın dayatması da kadınları her daim rekabete zorluyor. rekabet kadınlarda stres korku ve üzüntü yapıyor.

    Kadınlar modern olmak uğruna yaratılıştan gelen kimliklerini unutmaya başladılar. Tavırlarından ses tonlarına konuşma şekillerinden giyim tarzlarına duruşlarından düşünce biçimlerine kadar birçok farklı hallerinde erkekleşme var.
    Bilirsiniz pantolon bir zamanlar erkeklik simgesiydi ve Avrupa'da bazı ülkelerde kadınların pantolon giymesi yasaktı feminizm ile birlikte kadınlar pantolon giymeye başladılar pantolon kadın harekatının mücadelesinde bir simge oldu.
    Kadınlar eşitlik mücadelesini erkek kıyafeti ile başladılar oysa giysi kişinin kimlik kartıdır ve aynı zamanda toplumsal düzeni de yansıtır giysilerin değişmesi toplumsal düzenin yeni bir şekil alması demektir.
    Kadının huyu giydiği elbise ile değişir derler
    evinde ya da dışarıda pantolon eşofman ya da streç denilen pantolonun iyice yoldan çıkmış hali ile dolaşan kadınlar kendilerini ne kadar kadın hissedebilir?

    Bunca şeyden sonra kadın bedeni cinsel meta haline döndü modernizm adı altında kadınlar soyuldu ve kadın bedeni reklam malzemesi oldu. Kadın bedeninin cinsel meta olmasına dil ucu ile itiraz eden feministler bu konuda hiçbir zaman ciddi adımlar atıp kadın bedeninin kullanılmasına engel olacak çalışmalar yapmadılar.
    güçlü kadınlar farkında olmasalar da kendi bedenlerini oyun kurucuların planladığı algılar üzerinden pazarlıyorlar.

    Kadın kazandıkça kaybetti, ilk önce kadınlığını sonra anneliğini evde eş vazifesini kaybetti yani kadın güçlü oldukça aslında o kadar güçsüzleşti.
    Kocana muhtaç olma kocanın eline bakma diye diye kadınlar koca eline bakmamak için çalışır oldu. eline bakmadığı kocasının yorgunluktan yüzüne de bakamaz oldu...
    Ben kocamdan para isteyecek kadın değilim cümlesi ne kadar kibir kokuyorsa o kadar da karı koca arasını soğutan bir cümledir.
    Kocaya muhtaç olmamak mümkün mü kadının parası olunca kocasına muhtaçlığı kalkıyor mu, koca para için mi vardır?
    Kadın da erkek de birbirlerine muhtaçtırlar kadının kocasının parasına ihtiyacı varsa, erkeğin de karısının yaptığı yemeye ev işlerinin yapılmasına doğurduğu çocuğa ihtiyacı vardır. Hepsi bir yana asıl ihtiyaçları da birbirlerine olan sevgi ve yoldaşlığıdır.

    Evde kocasına bir bardak çay vermeyi hizmetçilik gibi algılayan güçlü kadınlar işyerinde verilen her işi yüksünmeden yapıyor, kocanın eline bakmaktan kurtarılan kadın patronların eline bakıyor buna da özgürlük deniyor.

    Kadınlar günümüzde çok iyi bir akademisyen çok iyi bir pazarlamacı çok iyi bir muhasebeci olurken kadınlıktan ne kaybettiklerinin muhasebesini yapamadılar.
    Erkekler medyada aşağılanan bir varlığa döndü.
    Şiddet haberleri bahane edilerek Bütün erkekler katilmiş gibi bir dil kullanılıyor erkekler erkek olduğu için utandırılmaya çalışılıyor.
    Tüm dünyada kadınlara şirin görünmek ve erkekleri aşağılamak adına yapılmayan rezillik kalmadı kanunlarla erkekler kadınların karşısında her halükarda suçlu kabul ediliyor, Kadın ise hep mağdur. Aralarında bir mesele olduğunda kadının beyanı şüphesiz doğru kabul ediliyor. Erkekler ayrıldıkları eski eşlerine bakmak zorunda bırakılıyor, tutarsızca yıllarca nafaka ödetiliyor. Cinsiyet eşitliği bahane edilerek erkekler kadınlaştırılmaya çalışılıyor.

    Feminist zihniyet anneliği kadın özgürlüğü önünde engel gördüğü için anne olmamayı seçsinler diye kadınları yönlendirsede, kadının fıtratından gelen annelik arzusuna engel olamadılar. Fakat kürtaj mücadeleleri ve bedenini kontrol ettim mesajları ile doğum sayılarının azalmasında etkili oldular.
    Bir bebeğin kadına verdiği mutluluğu dolduracak başka alternatifler bulamadıkları için en azından ‘madem doğuruyorsun bari bakma’ diye kadınları yönlendiriyorlar.
    Kadını güçlendirme hareketinin başında çokça dillendirilen çocuk da yaparım kariyer de sloganını artık duymaz olduk. Çocuğu boşver kariyer sana yeter noktasına doğru gidiyoruz. Kadınlar işe çocuklar kreşe sloganları siyasiler tarafından kadınlara bir hediye gibi sunuldu. İlla çocuk istiyorsan bari bakma sana ayak bağı olmasn ver biri baksın deniyor.

    Peyami safa'nın bir sözü vardır şu an bulunduğumuz noktayı çok iyi özetleyen bir söz;
    “Ev hanımlığını hizmetçilik sandığı için kendini üniversiteye atan bir kızın kültüründen de ahlakından da bu millete hiçbir hayır gelmez..”
    Sizce ev hanımı mı özgürdür yoksa çalışan kadın mı?
    Ev hanımı dışarıda çalışan kadından çok daha fazla özgürdür, istediği zaman yatar istediği zaman kalkar. Çocukları ile bolca zaman geçirir. İstediği yemeği pişirir, gitmek istediği bir yer varsa gider.
    Ev hanımları ne kadar tüketici gibi gösterilmek istense de aslında ev hanımları sevgi ile pek çok şey öğretir. Bir ev hanımı hem eş hem çocuklarının öğretmeni hem aşçı hem terzi hem doktor hem muhasebeci hem ütücü hem bulaşıkçı en önemlisi de toplumun mimarıdır!.
    Bütün bunları yok sayıp para kazanmadığı için ev hanımını üretmeyen olarak tanımlamak büyük bir saygısızlıktır!
    Kadın evini çekip çevirdiğimde temiz düzenli bir evde yaşadığında mutlu olur. Hele okumayı seviyorsa evinde en mutlu olduğu yerlerden biri kitaplığın önüdür.

    Kadının güçlendirildi, batılı ülkelerde boşanmalar hat safhalarda. Evlilik azaldı, yalnızlık en büyük problem olmaya başladı. İngiltere'de yalnızlık bakanlığı kuruldu ülkede 9000000 yalnız insan yaşıyor. güçlü kadının sonuda kaçınılmaz bir yalnızlıktır.

    O yüzden güçlü kadın mutlu değildir. Çünkü gücü alırken kadınlığını kaybediyor, anneliğini kaybediyor zamanla da insanlığını..
    Güçlü kadın mutlu değil. Çünkü çok koşturuyor yoruluyor mutlu olmak için zaman ve enerjisi hiç kalmıyor.
    Güçlü kadın mutlu değil. Çünkü yaratılış yazılımının aksine bir yolda kendi kurgusu ile mutlu olmayı bekliyor oysa tek çözümü fıtratına dönmektir.
    Güçlü kadının mutlu olması için gerçek ve mutlak gücün sahibi olan Allah'ın ve onun resul'ünün rehberliğini kabul etmesi ve ona göre yaşaması gerekiyor.
    Allah Rasulu ne buyuruyordu:
    “Resûlullah (Sallallahu aleyhi vessellem) kadınlaşan erkeklere ve erkekleşen kadınlara lânet etti. " (Buhârî, Libâs 62. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Libâs 28; Tirmizî, Edeb 24; İbni Mâce, Nikâh 22)
    Bu hadisi kafalarımızın en güzel köşesine koyup unutmayalım, fitratımızı kaybetmeyelim.
  • İnsanı hayvan'dan ayıran özellik dediklerinde susmuştum şimdi anlıyorum olmadığından susmuşum...
  • Kadına şiddete hayır!/ Erkeğe şiddete hayır!/ Çocuğa şiddete hayır!/ Ana babaya şiddete hayır! Ayırmaya gerek yok.
    Kimden gelirse gelsin ŞİDDETİN HER TÜRLÜSÜNE HAYIR!
  • Kadına, çocuğa, yaşlıya, kediye şiddete hayır!
  • Kimi der ki kadın
    Uzun kış gecelerinde yatmak içindir.
    Kimi der ki kadın
    Yeşil bir harman yerinde
    Dokuz zilli köçek gibi oynatmak içindir.
    Kimi der ki ayalimdir,
    Boynumda taşıdığım vebalimdir
    Kimi der ki hamur yoğuran
    Kimi der ki çocuk doğuran
    Ne o, ne bu , ne döşek, ne köçek, ne ayal ne vebal.
    O benim kollarım, bacaklarım, başımdır.
    Yavrum, annem,karım, kızkardeşim,
    Hayat arkadaşımdır
    ~Nazım Hikmet~

    👉🏻https://youtu.be/TKijv5xyYrY👈🏻. İzlemenizi tavsiye ederim.bir 20 dakikanızı almayacaktır. Bunu ben yapmam deme! İlla ki bir şekilde de olsa sinirlenip bir hataya düşebilirsin.Çünkü sen erkeksin. Sen güçsün. Sen kadını kollayansın. Sen gücünün kaynağını bilen ve O’nun varlığıyla yarattığına sahip çıkansın.Bunu bencilce severek isteyerek yapan insanlar da var ki Allah ıslah etsin. Onların yeri belli. Ahiretin en azaplı cehennem kapıları... Ya senin yerin dostum?
    #Kadına-çocuğa şiddete HAYIR!
  • ALINTIDIR

    HKP'den İzmir'de 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Eylemi: Emperyalizme, Gericiliğe, Kadına Şiddete, Çocuk İstismarına HAYIR!

    Halkın Kurtuluş Partisi, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar günü dolayısıyla İzmir Karşıyaka Çarşı’da basın açıklaması gerçekleştirdi. Yapılan açıklamada, ''8 Mart, dünya halklarının baş düşmanı, başta kadın ve çocuklar gelmek üzere milyonlarca masum insanın katili ABD-AB Emperyalistlerinin kanlı kararlara imza atan kadın yöneticileri Hillary Clinton’ların , Angeline Merkel’lerin günü değildir,olamaz '' denildi.

    Açıklama sırasında, ''8 Mart Kızıldır Kızıl Kalacak'', ''Kadın Erkek Elele Örgütlü Mücadeleye'', ''Şeriat Ortaçağdır'' sloganları atıldı.

    Açıklama şu şekilde:

    8 Mart 2018’de de Kadınlar ve Çocuklar Ortaçağcı Gericiliğin pençesinde acılar içinde kıvranıyor!

    Kadınların ağzına bir parmak bal çalacaklar anlamsız hediyelerle. 8 Mart diyecekler, bir de “Kadınlar Günü” diyecekler, mağazalarda indirimler olacak bugüne özel. Kadınlar çılgınlar gibi alışveriş yapacak, indirimin “büyüsüne” kapılıp. O gün herkes çiçek verecek belki, ertesi günse her şey “normal”e dönecek. Kadın yeniden sırtından sopayı, karnından çocuğu eksik etmedikleri “eksik etek” olacak. Kadınlar dövülecek yine, vurulacak, bıçaklanacak ve istismara uğrayacak.

    8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü için biz ne diyoruz?

    “Emekçi Kadınlar Günü” diyoruz ısrarla. Çünkü 8 Mart, dünya halklarının baş düşmanı, başta kadın ve çocuklar gelmek üzere milyonlarca masum insanın katili ABD-AB Emperyalistlerinin kanlı kararlara imza atan kadın yöneticileri Hillary Clinton’ların, Angelina Merkel’lerin günü değildir, olamaz.

    8 Mart, 40 çocuğun istismar edildiği Ortaçağcı Ensar Vakfı’na  “bir kereden bir şey olmaz” diyerek sahip çıkan, çocuk istismarını meşrulaştırmaya çalışan AKP’giller’in eski Aile Bakanı Ortaçağcı Sema Ramazanoğlu’ların günü değildir.

    8 Mart, fabrikasında-işyerinde çalıştırdığı kadın-erkek binlerce işçiden elde ettiği artıdeğer sömürüsüyle servetine servet katan Güler Sabancı’ların, Ümit Boyner’lerin, Arzuhan Doğan Yalçındağ’ların günü değildir.

    8 Mart, 8 Mart’ı yaratan emekçi kadınların bıraktığı mirasa sahip çıkan, ezilen, sömürülen tüm emekçi kadınların günüdür.

    1857 yılında ABD’nin NewYork kentinde dokuma işçisi kadınların 8 saatlik iş günü, eşit işe eşit ücret, insana yaraşır çalışma koşulları talebiyle greve gittikleri gündür 8 Mart. Grevi kanla bastıran Parababalarının 129 kadın işçiyi katlettiğigündür. 1910 yılında Kopenhag’da yapılan 2’nci Kadın Enternasyonali’nde Clara Zetkin’in önerisiyle, katliamın yapıldığı 8 Mart günü, bu yiğit dokuma işçisi kadınların anısına Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak kabul edilmiştir.

    AKP’giller’in ekonomik zulmü katlanarak arttı

    Geçen yıldan bu yana biz kadınların ve gözbebeğimiz çocuklarımızın neler yaşadığına baktığımızda, her yılın bir önceki yıldan daha fazla acı ve gözyaşıyla geçtiğini görüyoruz. ABD-AB Emperyalistlerinin ve onların yerli işbirlikçisi AKP’giller’in kâr-çıkar düzenleri sürsün diye uyguladığı ekonomik zulüm katlanarak arttı.

    Daha fazla kadın ve çocuk yatağına aç giriyor artık. Ocak ayı verilerine göre, 4 kişilik bir aile için Açlık Sınırı bin 615 Lira, Yoksulluk Sınırı 5 bin 262 lira oldu. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)’in verilerine göre, nüfusun yüzde 20’sinden fazlasının (16 milyondan çok kişi) açlık sınırının altında, yüzde 60’ından fazlasının da (48 milyondan çok kişi) yoksulluk sınırının altında yaşadığı anlaşılmaktadır.

    TÜİK’in 2017 yılı verilerine göre, en düşük gelire sahip olan yüzde 20’lik kesim toplam gelirden sadece yüzde 6,2 pay alıyor. Buna karşın en yüksek gelire sahip yüzde 20’lik kesim toplam gelirin yüzde 47,2’sini alıyor.

    Geçimini sağlamak için iş bulabilenler kendilerini şanslı sayıyor. Çünkü ülkemizde çalışabilir yaştaki nüfusa oranladığımızda gerçek işsizlik oranı yüzde 50’lere dayanıyor. Balıkesir’de Mustafa Birgül adlı işsiz insanımız Belediye önünde kendini yaktı. Sivas’ta ve Antalya’da da iki kişi işsizlik yüzünden kendini yakmak istedi. Kadınlar ise erkeklere göre daha fazla işsiz. DİSK-AR’ın Aralık 2017 tarihli İşsizlik ve İstihdam Raporu’na göre, 15-19 yaş arası kadınlarda ne eğitimde ne istihdamda olanların oranı yüzde 25’ken, 25-29 yaş grubundaki kadınlarda bu oranın yüzde 53,6’ya yükselmiş olduğunu görüyoruz. Erkeklerde bu oran yüzde 14.

    Yine okuma yazma bilmeyen kadınların oranı da erkeklerden 5 kat fazla. Gördüğümüz gibi, bugün kapitalizmin olduğu her yerde başta kadınlarımız olmak üzere tüm üreten, çalışan insanlarımız kadınıyla erkeğiyle sömürülür. Ancak kadınlar sınıfsal sömürünün yanında erkeklerden ayrı olarak cinsiyetlerinden dolayı da sömürüldükleri için çifte sömürüye maruz kalırlar.

    Ülkemizin bir başka kanayan yarası da çocuk işçiler elbette. Nisan 2017 tarihli Türkiye’de Çocuk İşçi Olmak Raporu’na göre, çalışma hayatında 2 milyona yakın çocuk var. 2016 TÜİK verilerine göre çocuk işçilerin yüzde 78’i kayıt dışı çalışıyor. 2016 yılında 15-17 yaş arası çocuk işçi sayısı 708 bin. Çalışan her 10 çocuktan 8’i kayıt dışı.

    İşçi Sağlığı İş Güvenliği (İSİG) Meclisi tarafından hazırlanan rapora göre, 2012 yılında 32 çocuk, 2016 yılında 56 çocuk ve 2017 yılında 18’i 15 yaş altında olmak üzere 60 çocuk iş cinayetlerinde katledilmiştir.

    Ortaçağ karanlığına sürüklenen ülkemizde kadın cinayetleri, kadın ve çocuk istismarları arttı

    Dünyanın kanlı zalimi ABD’nin, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)’u kapsamında Ortadoğu on yıllardır kan gölüne çevrilmiştir. Bu durumdan en çok kadınlar ve çocuklar zarar görmektedir. Binlerce kadın ve çocuk bu haksız savaşta hayatını kaybetmiş, yerinden yurdundan edilmiş, mülteci durumuna düşürülmüş,  başka bir ülkede yaşam savaşı vermektedirler. Ne yazık ki sıra ülkemize gelmiş ve ülkemiz de bölünmenin eşiğindedir.

    Bir yandan da bu projenin diğer ayağı olan Ortaçağ karanlığına-Şeriata bayır aşağı sürükleniyoruz. Şeriat, Ortaçağdır. Şeriat, kadının dört duvar arasına hapsedilmesi ve yatak odasıyla mutfak arasında gidip gelen köleler haline getirilmesidir.

    AKP’giller özlemini duydukları Ortaçağ’ın karanlık günlerine dönebilmek için var güçleriyle Cumhuriyet’in tüm kazanımlarını yok etmektedirler. Yargıdan okullarımıza, tüm kamu kurumlarını Ortaçağcı sapkın müritleriyle doldurdular. FETÖ’cüler gitti, yerlerine Süleymancılar, İsmail Ağa’cılar, türlü türlü yılan yuvası tarikatlar dolduruldu. Okullarımız Taliban yuvası Peşaver medreselerine döndürüldü. Okullarda seçmeli din dersleri adı altında ABD-CIA İslamı’nın ideolojisini pompalayacak dersler konuldu. Kadına şiddet, kadın cinayetleri, kadın ve çocuklara yönelik cinsel istismar olayları Cumhuriyet Tarihinin hiçbir döneminde olmadığı kadar arttı.

    Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu 2017 yılında 409 kadının erkekler tarafından öldürüldüğünü açıkladı. Rapora göre, yıl boyunca 387 çocuk cinsel istismara uğradı, 332 kadına cinsel şiddet uygulandı. Kadına şiddet olaylarının AKP’giller iktidarının ilk on yıllık döneminde yüzde 1400 arttığı açıklanmıştı. Şimdi bu oranın yüzde 1400’ün çok üstünde olduğunu biliyoruz.

    İçimizi en çok acıtan şey de masum çocuklarımızın istismar edilmesi. Ortaçağcı Nurettin Yıldız’ın “6 yaşındaki çocukla evlenilebilir” sözleri, Diyanet’in “buluğ” kelimesinin tanımını yaparken kullandığı “9 yaşındaki kız çocuğu evlenebilir, gebe kalabilir.” ifadeleri, “Kız öğrencilerin giydiği eşofman onları çıplak yapar” açıklamaları, çocuklara yapılan cinsel istismarları “dinen bunun adı şekerlemedir, bademlemedir” diye meşrulaştıran diğer Ortaçağcılar alenen çocuk istismarını teşvik etmektedirler.

    Çeşitli kaynaklardan alınan verilere göre, ülkemizde çocuk istismarlarındaki vahim tabloya bakalım:

    Adliyelerdeki her 4 tecavüz vakasından birisi ne yazık ki çocuklarla ilgili. Son 10 yılda çocuk istismar olayları 300 bini geçerek yüzde 700 oranında arttı. Ülkemizde 181 binin üzerinde çocuk gelin var.

    AKP’giller, bir yandan çocuğa yönelik cinsel istismarı uyguladıkları Ortaçağcı politikalar ile gündelik olaylar haline getirirken, diğer yandan da kamuoyunda oluşan tepkiyi frenlemek amacıyla sözüm ona yeni cezai düzenlemeler getiren açıklamalar yapmışlardır. Aslında nedir yaptıkları?

    Türkiye’nin de taraf olduğu Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre 18 yaşından küçük her birey, çocuk olarak kabul edilir maddesini hiçe saymaktır. Çünkü, 12 yaşından küçük çocukların cinsel istismarına verilecek cezaların ağırlaştırılacağını açıklamışlardır. Bu yaptıkları onların cibilliyeti iktizası içlerindekinin dışa vurulmasıdır. AKP’giller’in 12 yaş sınırı getirmesi, 12 yaşından büyük çocukların istismar edilmesini, çocuk gelinlerin önünün açılmasını meşrulaştırmaktan başka bir şey değildir.

    Kadın ve çocuklara karşı işlenen istismar suçunu önlemenin yolu, Partimizin Programında Halkın Adaleti bölümünde ırz suçu dışında idam cezası olmayacak, şeklinde ortaya konur.

    Kadınlar ve Çocuklar nasıl kurtulur?

    Kadın daha on bin yıl öncesine kadar ezen ve ezilenin olmadığı, insanlığın eşit kardeşler olarak yaşadığı topluma önderlik yapan cinsiyetti. Milyonlarca yıllık İnsanlık Tarihinde on bin yıl nedir ki?

    İşte bu yüzden kadının sözü geçen, saygı duyulan cinsiyet olduğu dönemler bilinçaltımıza kazındı. İşte bu yüzden nerede bir mücadele varsa, orada en önde kadınları görürsünüz. İşte, hileli iflasla işten çıkarılan ve hakları olanı almak için, onurları için mücadele eden Metro-Real Direnişçileri. Kışın soğuğuna, yazın sıcağına aldırmadan Direnişte hep en önde yer alan yiğit Real Direnişçisi kadınlar. İşte Uluslararası Kadın Mücadelesinin unutulmaz kadın devrimcileri Rosa Lüksemburg’lar, Clara  Zetkin’ler, Krupskaya’lar. Kurtuluş Savaşımızda silah elde Batılı Emperyalistlere karşı savaşan, destan yazan Kara Fatmalar, Halime Çavuş’lar, Nezahat Onbaşı’lar, Şerife Bacı’lar.

    Kadının ve kadınlarla beraber çocukların kurtuluşu İşçi Sınıfımızla birlikte mücadele etmektedir. Kurtuluşumuz ne kadını aşağılayan Şeriatta, ne erkek düşmanlığı yaparak bu düzende de kadının kurtulabileceğini savunan Feminizmdedir. Kurtuluşumuz İşçi Sınıfının kurtuluşuyla birlikte Demokratik Halk İktidarındadır, Sosyalizmdedir.

    Partimizin programında Kadın başlığıyla Kadın Sorunu konusuna çözüm getiren özel bir bölüm var. Ne de güzel anlatır orada:

    “Bu insanlık dışı duruma son vermenin ilk adımı; Kadının sosyal hayatın her alanında en aktif biçimde rol almasını sağlamaktır. Kadın, ekonomik hayatta da, siyasi ve entelektüel hayatta da erkeğe eşdeğer bir görev alacaktır. Yani ekonomik hayatta erkeğin hâkimiyetine son verilecektir. Kadınla erkek eşitlenecektir. Böylece de kadının aşağılanmasına yol açan (onu aşağılayan şartları devamlı üreten) mekanizma kırılmış-ortadan kaldırılmış olacaktır. Erkek egemen düzen, temeli ortadan kaldırılmış olduğu için yıkılmaya; kadın da hakkı olan saygınlığı yeniden kazanmaya başlayacaktır.

    “Kadının Kurtuluşunun ikinci ve son aşaması da; toplumda on bin yıldan beri kökleşmiş olan, kadını aşağılayan geleneklerin, kültürün ve alışkanlıkların bütünüyle ortadan kaldırılması-silinmesiyle gerçekleşecektir.

    Ne Şeriat, Ne Feminizm, Kurtuluşumuz Sosyalizmde!

    Şeriat ortaçağdir..