• 328 syf.
    ·6 günde·Beğendi·10/10
    KEHRİBAR GÖZYAŞLARI



    “Kehribar insan gibidir, insan da kehribar gibi. Sahteleri vardır onun, gerçekleri de. Ve kehribar, bir ağacın asırlar öncesinden zamanın omuzlarına bıraktığı, gözünün yaşıdır. ‘Göz’ yaşıdır, ‘öz’ yaşıdır…”



    “Kalpte var olan sevgi, sözlere, davranışlara döküldüğünde daha da anlamlıydı.”



    “Eğer acılar insan beyninde, hatırasında hep ilk andaki tazeliğini korusaydı, yaradılış gereği buna dayanma gücü olmayan ruhumuz, karşılaştığı büyük travmalarla muhakkak tarumar olurdu.”



    Eserdeki karakterleri bu defa yazmıyorum çünkü 77 kişi var ve okurken arada takılıp aldığım notlardan kim kimdi diye baktım. Köyde telefonların çekmemesi konusu anlatılırken internetten uzak kalınarak insanların birbirine yakınlaşması ve eskiden olan değerlerin yaşanması ne güzel. Aslında günümüzde ne kadar teknoloji bağımlısı olduğumuzu ve bu nedenle dostluklar ve arkadaşlıkların bile bir kenara konulması da ifade ediliyor.



    Dr. Süreyya’nın başarılarını bende takdir ettim. Büyük bir iş aşkı ile görevlerini yerine getirmesi harikaydı. Savcı Kemal beyin konuşma şivesi de gülümsememe sebep oldu. Kemal beyin sayesinde de Avukat Mehmet bey ile tanışmaları ve sonrasında gelişmelerin güzel olması beni de mutlu etti. Hep birlikte hareket ederek cinayete kurban giden kızın gerçek kimliğine ulaşılması ve sonrasında yıllar öncesine çıkan bir bağlantı olması büyük bir tesadüf müydü? Yoksa kader miydi? Yalnız cinayet nedeninin eserde yazılmaması beni merakta bıraktı…



    (‘Ben zorluk çektim, çocuğum çekmesin’ düşüncesini sağlıklı bulmuyordu Fahrettin Bey.) diye yazan kısmında bende aynı düşüncedeyim, çocuklarımızın zorlukları görmesi ilerde onlara çok büyük fayda getirecektir. Çocuklara minik sorumluluk yükleme fikri güzeldi ve bende Fahrettin ile Zehra’nın bu düşüncelerine katılıyorum.



    3. Bölüm sonunda Tesbihçi baba ve Sefa ile yapılan sohbet çok güzeldi. Tahir bey öylesine güzel konuştu ki bende Sefa gibi hayranlıkla dinledim. 8. Bölümde yazarımız gurbetçilerin duygularını öyle güzel anlatmış ki etkilenmemek mümkün değil. Bazen benimde düşündüğüm oluyor, akrabalarım anadan, babadan uzak yaban ellerde… Aileye hasret, hasta olsalar hemen gelemiyorlar. Yurdumuz gibisi yok, iyi ki memleketimde yaşıyorum…



    Sayfa 210 da Baki’nin yaptıkları beni de duygulandırdı. Gözlerim dolu dolu oldu… Küçücük bedende nasıl kocaman bir yüreği var… Bu arada dilenci kampını hiç duymamıştım, çocukların kiralanması da neydi öyle…



    Eserde işlenen konu kaçırılan ve kayıp çocuk olayları, günümüzde o kadar olaylar oluyor ki… acılı ana-babalar… yürek acıları ardı sıra sıralanıyor… onların çocukları kayıp oluyor, cinayete kurban gidiyor ama bizlerin de yüreği parçalanıyor… Eserde kayıp çocuk için ekibin canla başla yılmadan çalışması ve ne olursa olsun sonuca ulaşmaları bambaşkaydı. Hele son satırlarda yaşanan duygu yoğunluğunda bende gözyaşlarımı tutamadım… Yazarımızın eline yüreğine sağlık diyorum ve arkadaşım Gülseven iyi ki Bursa kitap fuarında tanıştırmış diyorum. Yazarımıza bol okuyucular diliyorum ve yeni çıkmış olan eseri *KRİZANTEM* i de merak ediyorum.



    #ilhamiakan #kehribargözyaşları #okudumbitti
  • “Sizin zamanınızda dinozorlar var mıydı?”
    “Elbette. Onları kümeste beslerdik. Her gün kahvaltıda dinozor yumurtası yerdik.”
  • Çok hastayım diye dertlenme, Hz. Eyüp'ün gücüne gider. Çocuğum hayırsız diye iç çekme, Hz. Nuh'un gücüne gider. Eşimden çok çektim deme, Hz. Lut'un gücüne gider. Kardeş kıskançlığını dert edinme, Hz. Yakup' un gücüne gider. Annem-babam imtihanım oldu deme, Hz. İbrahim' in gücüne gider.
    Bu sözü al as yüreğine: "Bu da gelir, bu da geçer..."
  • Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla

    1. Kâf Hâ Yâ Ayn Sâd.

    2. Bu, Rabbinin, Zekeriya kuluna olan merhametinin anılmasıdır.

    3. Hani o, Rabbine gizli bir sesle yalvarmıştı.

    4. O, şöyle demişti: "Rabbim! Şüphesiz kemiklerim gevşedi. Saçım sakalım ağardı. Sana yaptığım dualarda (cevapsız bırakılarak) hiç mahrum olmadım."

    5,6. "Gerçek şu ki ben, benden sonra gelecek akrabalarım(ın isyankâr olmaların)dan korkuyorum. Karım ise kısırdır. Bana kendi tarafından; bana ve Yakub hanedanına varis olacak bir çocuk bağışla ve onu hoşnutluğuna ulaşmış bir kimse kıl!"

    7. (Allah, şöyle dedi:) "Ey Zekeriyya! Haberin olsun ki biz sana Yahya adlı bir oğul müjdeliyoruz. Daha önce onun adını kimseye vermedik."

    8. Zekeriyya, "Rabbim!" "Hanımım kısır ve ben de ihtiyarlığın son noktasına ulaşmış iken, benim nasıl çocuğum olur?" dedi.

    9. (Vahiy meleği) dedi ki: Evet, öyle. (Ancak) Rabbin diyor ki: "Bu, bana göre kolaydır. Nitekim daha önce, hiçbir şey değil iken seni de yarattım."

    10. Zekeriyya, "Rabbim, öyleyse bana (çocuğumun olacağına) bir işaret ver", dedi. Allah da, "Senin işaretin, sapasağlam olduğun hâlde insanlarla (üç gün) üç gece konuşamamandır" dedi.

    11. Derken Zekeriya ibadet yerinden halkının karşısına çıktı. (Konuşmak istedi, konuşamadı) ve onlara "Sabah akşam Allah'ı tespih edin" diye işaret etti.

    12,13,14. (Yahya, dünyaya gelip büyüyünce onu peygamber yaptık ve kendisine) "Ey Yahya, kitaba sımsıkı sarıl" dedik. Biz, ona daha çocuk iken hikmet ve katımızdan kalp yumuşaklığı ve ruh temizliği vermiştik. O, Allah'tan sakınan, anne babasına iyi davranan bir kimse idi. İsyancı bir zorba değildi.

    15. Doğduğu gün, öleceği gün ve diriltileceği gün ona selâm olsun!

    16,17. (Ey Muhammed!) Kitap'ta (Kur'an'da) Meryem'i de an. Hani ailesinden ayrılarak doğu tarafında bir yere çekilmiş ve (kendini onlardan uzak tutmak için) onlarla arasında bir perde germişti. Biz, ona Cebrail'i göndermiştik de ona tam bir insan şeklinde görünmüştü.

    18. Meryem, "Senden, Rahmân'a sığınırım. Eğer Allah'tan çekinen biri isen (bana kötülük etme)" dedi.

    19. Cebrail, "Ben ancak Rabbinin elçisiyim. Sana tertemiz bir çocuk bağışlamak için gönderildim" dedi.

    20. Meryem, "Bana hiçbir insan dokunmadığı ve iffetsiz bir kadın olmadığım hâlde, benim nasıl çocuğum olabilir?" dedi.

    21. Cebrail, "Evet, öyle. Rabbin diyor ki: O benim için çok kolaydır. Onu insanlara bir mucize, katımızdan bir rahmet kılmak için böyle takdir ettik. Bu, zaten (ezelde) hükme bağlanmış bir iştir" dedi.

    22. Böylece Meryem, çocuğa gebe kaldı ve onunla uzak bir yere çekildi.

    23. Doğum sancısı onu bir hurma ağacına yöneltti. "Keşke bundan önce ölseydim de unutulup gitmiş olsaydım!" dedi.

    24. Bunun üzerine (Cebrail) ağacın altından ona şöyle seslendi: "Üzülme, Rabbin senin alt tarafında bir dere akıttı."

    25. "Hurma ağacını kendine doğru silkele ki sana taze hurma dökülsün."

    26. "Ye, iç, gözün aydın olsun. İnsanlardan birini görecek olursan, "Şüphesiz ben Rahmân'a susmayı adadım. Bugün hiçbir insan ile konuşmayacağım" de.

    27. Kucağında çocuğu ile halkının yanına geldi. Onlar şöyle dediler: "Ey Meryem! Çok çirkin bir şey yaptın!"

    28. "Ey Hârûn'un kız kardeşi! Senin baban kötü bir kimse değildi. Annen de iffetsiz değildi."

    29. Bunun üzerine (Meryem, çocukla konuşun diye) ona işaret etti. "Beşikteki bir bebekle nasıl konuşuruz?" dediler.

    30. Bebek şöyle konuştu: "Şüphesiz ben Allah'ın kuluyum. Bana kitabı (İncil'i) verdi ve beni bir peygamber yaptı."

    31. "Nerede olursam olayım beni kutlu ve erdemli kıldı ve bana yaşadığım sürece namazı ve zekâtı emretti."

    32. "Beni anama saygılı kıldı. Beni azgın bir zorba kılmadı."

    33. "Doğduğum gün, öleceğim gün ve diriltileceğim gün bana selâm (esenlik verilmiştir)."

    34. Hakkında şüpheye düştükleri hak söze göre Meryem oğlu İsa işte budur.

    35. Allah'ın çocuk edinmesi düşünülemez. O, bundan yücedir, uzaktır. Bir işe hükmettiği zaman ona sadece "ol!" der ve o da oluverir.

    36. Şüphesiz, Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse (yalnız) O'na kulluk edin. Bu, dosdoğru bir yoldur.

    37. (Fakat hıristiyan) gruplar, aralarında ayrılığa düştüler. Büyük bir günü görüp yaşayacakları için vay kâfirlerin hâline!

    38. Bize gelecekleri gün (gerçekleri) ne iyi işitip ne iyi görecekler! Ama zalimler bugün apaçık bir sapıklık içindedirler.

    39. Onları, gaflet içinde bulunup iman etmezlerken işin bitirileceği o pişmanlık günüyle uyar.

    40. Şüphesiz yeryüzüne ve onun üzerindekilere biz varis olacağız, biz! Ancak bize döndürülecekler.

    41. Kitap'ta İbrahim'i de an. Gerçekten o, son derece dürüst bir kimse, bir peygamber idi.

    42. Hani babasına şöyle demişti: "Babacığım! İşitmeyen, görmeyen ve sana bir faydası olmayan şeylere niçin tapıyorsun?"

    43. "Babacığım! Doğrusu, sana gelmeyen bir ilim bana geldi. Bana uy ki seni doğru yola ileteyim."

    44. "Babacığım! Şeytana tapma! Çünkü şeytan Rahmân'a isyankâr olmuştur."

    45. "Babacığım! Doğrusu ben, sana, çok esirgeyici Rahmân tarafından bir azabın dokunmasından, böylece şeytana bir dost olmandan korkuyorum."

    46. Babası, "Ey İbrahim! Sen benim ilâhlarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer vazgeçmezsen, mutlaka seni taşa tutarım. Uzun bir süre benden uzaklaş!" dedi.

    47. İbrahim, şöyle dedi: "Esen kal! Senin için Rabbimden af dileyeceğim. Şüphesiz O, beni nimetleriyle kuşatmıştır."

    48. "Sizi ve Allah'tan başka taptıklarınızı terk ediyor ve Rabb'ime ibadet ediyorum. Rabbime ibadet etmekle de mutsuz olmayacağımı umuyorum."

    49. İbrahim, onları da onların taptıklarını da terk edince, ona İshak ile Yakub'u bağışladık ve her birini peygamber yaptık.

    50. Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk. Onlar için yüce bir doğruluk dili var ettik (güzel bir söz ile anılmalarını temin ettik).

    51. Kitap'ta, Mûsâ'yı da an. Şüphesiz o seçkin bir insan idi. Bir resûl, bir nebî idi.

    52. Ona, Tûr dağının sağ tarafından seslendik ve kendisi ile gizlice konuşmak için kendimize yaklaştırdık.

    53. Rahmetimiz sonucu kardeşi Hârûn'u bir nebî olarak kendisine bahşettik.

    54. Kitap'ta İsmail'i de an. Şüphesiz o, sözünde duran bir kimse idi. Bir resûl, bir nebî idi.

    55. Ailesine namaz ve zekâtı emrederdi. Rabb'inin katında da hoşnutluğa ulaşmıştı.

    56. Kitap'ta İdris'i de an. Şüphesiz o, doğru sözlü bir kimse, bir nebî idi.

    57. Onu yüce bir makama yükselttik.

    58. İşte bunlar, Âdem'in ve Nûh ile beraber (gemiye) bindirdiklerimizin soyundan, İbrahim'in, Yakub'un ve doğru yola iletip seçtiklerimizin soyundan kendilerine nimet verdiğimiz nebîlerdir. Kendilerine Rahmân'ın âyetleri okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı.

    59. Onlardan sonra, namazı zayi eden, şehvet ve dünyevî tutkularının peşine düşen bir nesil geldi. Onlar bu tutumlarından ötürü büyük bir azaba çarptırılacaklardır.

    60,61. Ancak tövbe edip inanan ve salih amel işleyenler başka. Onlar cennete, Rahmân'ın, kullarına gıyaben vaad ettiği "Adn" cennetlerine girecekler ve hiçbir haksızlığa uğratılmayacaklardır. Şüphesiz O'nun va'di kesinlikle gerçekleşir.

    62. Orada boş söz işitmezler. Yalnızca (meleklerin) "selâm!" (deyişini) işitirler. Orada sabah akşam rızıkları da vardır.

    63. İşte bu, kullarımızdan Allah'a karşı gelmekten sakınanlara miras kılacağımız cennettir.

    64. (Cebrail, şöyle dedi:) "Biz ancak Rabbinin emriyle ineriz. Önümüzdekiler, arkamızdakiler ve bunlar arasındakiler hep O'nundur. Rabbin unutkan değildir."

    65. (Allah) göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbidir. Şu hâlde, O'na ibadet et ve O'na ibadet etmede sabırlı ol. Hiç, O'nun adını taşıyan bir başkasını biliyor musun?

    66. İnsan, "Öldüğümde gerçekten diri olarak (topraktan) çıkarılacak mıyım?" der.

    67. İnsan, daha önce hiçbir şey değil iken kendisini yarattığımızı düşünmez mi?

    68. Rabbine andolsun, onları şeytanlarla beraber mutlaka haşredeceğiz. Sonra onları kesinlikle cehennemin çevresinde diz üstü hazır edeceğiz.

    69. Sonra her bir topluluktan, Rahman'a karşı en isyankâr olanları mutlaka çekip çıkaracağız.

    70. Sonra, oraya girmeye en lâyık olanları muhakkak ki en iyi biz biliriz.

    71. (Ey insanlar!) Sizden cehenneme varmayacak hiç kimse yoktur. Rabbin için bu, kesin olarak hükme bağlanmış bir iştir.

    72. Sonra Allah'a karşı gelmekten sakınanları kurtarırız da zalimleri orada diz üstü çökmüş hâlde bırakırız.

    73. Âyetlerimiz kendilerine apaçık bir şekilde okunduğu zaman, inkâr edenler, inananlara, "İki topluluktan hangisinin bulunduğu yer daha hayırlı meclis ve mahfili daha güzeldir?" dediler.

    74. Biz onlardan önce, mal-mülk ve görünümü daha güzel olan nice nesilleri helâk ettik.

    75. (Ey Muhammed!) De ki: "Kim sapıklık içinde ise Rahmân onlara, istenildiği kadar süre versin! Nihayet kendilerine vaad olunan azabı, ya da kıyameti gördüklerinde kimin yeri daha kötüymüş, kimin taraftarları daha zayıfmış bilecekler.

    76. Allah, doğruya erenlerin hidayetini artırır. Kalıcı salih ameller, Rabbinin katında sevap bakımından da daha hayırlıdır, sonuç itibari ile de.

    77. Âyetlerimizi inkâr edip "Bana elbette mal ve evlat verilecek!" diyen kimseyi gördün mü?

    78. Gaybı mı görüp bilmiş, yoksa Rahmân'dan bir söz mü almış?

    79. Hayır! (İş onun dediği gibi değil). Biz, onun söylediklerini yazacağız ve azabını arttırdıkça arttıracağız!

    80. Onun (ahirette sahip olacağını) söylediği şeylere biz varis olacağız ve o bize tek başına gelecek.

    81. Onlar, kendileri için kuvvet ve şeref (kaynağı) olsunlar diye, Allah'tan başka ilâhlar edindiler.

    82. Hayır! İlâhları, onların ibadetlerini inkâr edecekler ve kendilerine düşman olacaklar.

    83. Kâfirlerin başına, onları durmadan (günaha ve azgınlığa) tahrik eden şeytanları gönderdiğimizi görmedin mi?

    84. Ey Muhammed! Şu hâlde, onların azaba uğramalarını istemekte acele etme. Biz onlar için ancak (takdir ettiğimiz günleri) sayıp durmaktayız.

    85,86. Allah'a karşı gelmekten sakınanları Rahmân'ın huzurunda bir elçiler heyeti gibi toplayacağımız, suçluları da suya koşan susuz develer gibi cehenneme sevk edeceğimiz günü düşün!

    87. Rahmân'ın katında söz almış olanlardan başkaları şefaat hakkına sahip olmayacaklardır.

    88. Onlar, "Rahmân, bir çocuk edindi" dediler.

    89. Andolsun, siz çok çirkin bir şey ortaya attınız.

    90,91. Rahman'a çocuk isnat etmelerinden dolayı neredeyse gökler parçalanacak, yer yarılacak, dağlar yıkılıp çökecektir!

    92. Hâlbuki Rahmân'a bir çocuk edinmek yakışmaz.

    93. Göklerdeki ve yerdeki herkes Rahman'a kul olarak gelecektir.

    94. Andolsun, Allah onları ilmiyle kuşatmış ve tek tek saymıştır.

    95. Onlar(ın her biri) kıyamet günü O'na tek başına gelecektir.

    96. İnanıp salih ameller işleyenler için Rahmân, (gönüllere) bir sevgi koyacaktır.

    97. Ey Muhammed! Biz, Allah'a karşı gelmekten sakınanları Kur'an ile müjdeleyesin, inat eden bir topluluğu da uyarasın diye, onu senin dilin ile (indirip) kolaylaştırdık.

    98. Biz onlardan önce nice nesilleri helâk ettik. Onlardan hiçbirini hissediyor yahut onların bir fısıltısını olsun işitiyor musun?
  • Limon çiçekleri muhteşemdir ama gel gör ki meyvesini dilin damağın kamaşmadan yiyemezsin.Aşk da böyledir çocuğum.
  • Atatürk’ün aşk hayatı hakkındaki görüşlerini sorduğumuzda Sabiha Gökçen’in yanıtı şöyle oldu:
    — Ben böyle bir şeye şahit olmadım... Yalnız
    müsade ederseniz bir hatıramı anlatmak isterim: Atatürk çok nazik, çok temiz ve her haliyle mükemmel bir kişiydi. Kadınlara saygısı fazlaydı. Bir akşam sofradaydık... Çok hassas ve ince ruhlu bir insandı Atatürk... Müziği de çok severdi... Zaman zaman Türk Sanat Müziği sanatçıları çağırırdı köşke... O akşam da
    müzik sanatçıları vardı. Bir aralık «Gel gitme kadın!» diye bir şarkı okundu... Bu şarkı devam ederken ben Atatürk’ün yanında oturuyordum... Hüzünlendi... gözleri buğulandı ...Ağlayacak hale geldi... Bakıyordum...
    Neden acaba?.. Neden Atatürk ağlıyor?.. Acaba geçmişteki bir hatırası mı onu duygulandırdı?..
    Ertesi gün odasına iyi sabahlar dileğiyle girdiğimde bana şöyle dedi:
    «— Dün gece nasıl geçti?»
    «— Siz dün gece bir şarkıya üzüldünüz... Ağla-
    dınız bayağı...» dedim.
    Daldı, düşündü.
    «— Yak şu sigaramı çocuğum!» dedi.
  • “Bu dünyada bir an daha dayanamayacağımı düşündüm.
    - Öyleyse çocuğum, başka bir dünya yap.”