• 224 syf.
    ·Beğendi·10/10
    İnanın bu kadının kitabı harika.Bir anne olarak silkelenip kendinize gelmenizi sağlıyor.Çok samimi,doğru tespitleri var çocuklar hakkında.Çocuğun dünyasına çocuğun gözünden bakmanızı sağlıyor.iyi ki kızım daha küçükken bu kitabı okumuşum diyorum...
  • 272 syf.
    ·3 günde·Beğendi·9/10
    Zaman Blog © Emine Kökten

    Dünyada Büyük İlgi Gören Montessori Eğitimi Nedir ve Hangi Yaşta Başlamalı?

    Bireylerin eğitilmesi için geliştirilen birçok yöntem ve eğitim metodu var; Bunlardan bir tanesi de Montessori Eğitimi diye bilinen eğitim metodudur. Daha çok küçük yaştaki çocuklara yönelik olan bu eğitim doğumdan itibaren başlıyor. Bu eğitim metoduna olan ilgi ve Montessori Eğitimi’nin sıkı takipçileri Türkiye dahil tüm dünyada hızla artıyor. İtalyan yazar ve eğitimci Maria Montessori, bu eğitime adını veren kişidir. İlk önceleri kendi çocuğuna uyguladığı bu eğitim zamanla çevresine yayılarak dünyaca ilgi duyulan bir noktaya ulaşmıştır. Eğitimin temelinde insanın karakter oluşumu vardır. Bu karakter oluşumunda Montessori bebeklikten itibaren el ve beyin düzlemi üzerinde gelişen bir yapıda eğitimi kurgulamaktadır.

    Bebeklerin doğumdan itibaren el ve beyin gelişimi arasındaki paralellik, bebeğin yeni dünya ile uyum sağlamasının temelini oluşturmaktadır. Eller neyi becerir halde ise beyin onu algılamakta ya da beyin hangi materyale hazır ise el ona yönelmektedir. Eğitimin bu aşamasında en büyük görev ebeveynlere düşmektedir. Henüz bebek olan çocuğa doğru davranış ve yaklaşımlarla yetenekleri hızlıca, zevkli ve doğru bir biçimde kazandırılabilir.

    Montessori eğitimi ile yetişen bebeklerde oldukça olumlu kişilik gelişimi ve el becerisi geliştiği gözlemlenmiştir. Bu eğitimle dokuz aylık bebeğin kendi meyvesini elleriyle soyabildiği ve on sekiz aylık bir bebeğin bir yetişkin nezaretinde bıçak yardımı ile meyvelerini kesebildiği gözlemlenmiştir. Başka bir on sekiz aylık bebeğin ise kendi ayakkabılarını giyebildiği ve ayağından çıkarabildiği gözlemlenmiştir.

    Montessori eğitimi sadece bunlarla da sınırlı değil. Montessori her materyalin çocuğun ihtiyaçlarına göre eğitimin bir parçası olacağını ifade ediyor. Her defasında el ve beyin becerisini bu merkeze oturtuyor. Bebeklerin gelişim evrelerini topladığı birkaç ana başlık var. İlk yeni doğan bebeğin sevgi ile ailede karşılanmasının ardından bebek için dünyanın keşfi başlıyor. Bebek bunun için ellerini kullanıyor. Ardından el ve beyin koordinesi, sonra gelişen el becerileri ve beyin yapısı, ardından bebeği emeklemeyi ve yürümeyi keşfetmesi… Sonrasında ise pratik yaşam becerileri dediğimiz dönem.

    Özellikle bu dönemde Montessori kendi oyuncakları yerine evin eşyalarıyla, tencere, tava, masa, sandalye gibi günlük yaşamda kullandığımız eşyalardan bahseder. Bu dönemde çocuklar oyuncak yerine bunlara ilgi duyar. Bir yaştan iki yaşa kadar devam eden bu süreçte aslında günlük yaşama adapte söz konusudur. Çocuk için inatlaşma dönemi kabul edilen iki yaşa kadar bu becerilerin kabiliyetlere göre kazandırılması oldukça önemli. Sonrasında gelişen dil zekası, sözlü dil gelişimi, kendini sözel olarak ifade edebilme bunların ardından ortaya çıkıyor. Montessori bu dönemde sanat becerisinin de ortaya çıktığını gözlemliyor ve materyal kullanımı yoğun olarak bu dönemde kendisini gösteriyor. Son olarak okul öncesi çağda, gelişmiş bir iradeye sahip bir çocuk ortaya çıkıyor. Bolca etkinliğin ve üretimin yer aldığı bu eğitimde elbette her çocuğun beceri ve ilgi düzeyi farklı farklı oluyor.

    Başta el ve beyin becerisinin merkeze alınmasını kapsayan, ardından materyallerle desteklenen zevkli ve faydalı bir yolculuk… Kolları sıvayıp bu eğitimin bir yerinde yer almalı. Daha iyi yetişen bireyler için faydalanılabilecek güzel fikirlerle dolu yararlı bir eğitim yolculuğu… Eğitim hakkında daha detaylı bilgi edinmek için Paula Polk Lillard ve Lynn Lillard Jessen’in yazdığı, Kaknüs yayınlarının Aslıhan Kuzucan’ın çevirisi ile Türkçeye kazandırdığı “Doğumdan İtibaren Montessori” kitabını okuyabilirsiniz.
    Bu yazıyı ilk olarak bloğumda yayınladım: http://blog.zaman.com.tr/...-montessori-egitimi/
  • Son yıllarda çocuğa yoğun bir toplumsal ilgi gösterilmeye başlandı. Diğer önemli toplum hareketleri gibi bu da tek bir kişinin ya da örgütün başlatmasıyla değil, çeşitli yer ve yönlerden birbirini izleyen patlamalar biçiminde ortaya çıktı. Bilim, çocuk ölümlerinin oranında görülmedik bir düşüş sağlamakla bu harekete bir zemin hazırladı. Ardından okullarda çocuklara yüklenen derslerin ağırlığı dikkati çekti. Çocuk sağlığı konusunda yapılan araştırmalar onların mutsuz, yorgun; omuzlarının çökmüş, ciğerlerinin her an vereme dönüşebilecek zayıflıkta olduğunu ortaya koydu.
  • Çağdaş şehirlerdeki iç içe yaşantıda çocuklara yer yoktur. Otomobillerin sel gibi akıp geçtiği sokaklarda, acelesi olan yetişkinlerin koşuşturdukları kaldırımlarda nasıl yer olabilir onlar için?
    Kendi işlerini tamamlamaya vakit bulamayan yetişkinlerin, çocuklara ayıracak zamanları da yoktur. Genellikle hem baba hem de ananın çalışması gerekmektedir. Aksi halde, çocuklar da onlarla birlikte yoksulluk çekeceklerdir. Daha iyi koşullarda yaşayan çocukların hayatları bile dört duvar arasında geçer, bakımlarını yabancılar üstlerine almışlardır. Evin ana babaya ait bölümüne geçmelerine izin verilmediği bile olur. Ne onları anlayan biri vardır, ne de kendilerine özgü faaliyetlerini sürdürebilecekleri bir köşeleri. Sessiz olmalı, hiçbir şeye el sürmemelidirler. Çünkü hiçbir şey onların değildir, her şey yetişkinlerin malıdır. Çok yakın zamanlara kadar çocukların benim diyebilecekleri bir iskemleleri bile olmamıştır.
  • Ruhsal bir alışkanlıktan olmalı, yetişkinler kendi çocukları için uygun bir ortam hazırlamak gereğini pek duymazlar. Sanki toplum onların varlığından utanç duymaktadır. İnsanoğlu kendisi için yasalar koymuştur, ama öz evlatları için böyle bir gerek duymamış, onları yasa dışı bırakmıştır. Çocuklar, ana babalarının diktatörce heves ve içgüdülerinin insafına bırakılmışlardır. Oysa çocuklar dünyaya geldiklerinde geçmiş kuşakların yanlışlarını düzeltebilecek bir güç, dünyayı değiştirebilecek yeni bir soluk getirirler beraberlerinde.
    Ne var ki, yüzyıllar boyu, belki de insanlığın başlangıcından beri çocuklarının ihtiyaçlarıyla, gelecekleriyle pek ilgilenmeyen insanoğlu, son yıllarda onların varlığının bilincine varmış bulunuyor. Çocuk sağlığı konusundaki ilerlemeler sayesinde, yaşamın ilk yılında ölen çocuk sayısında gittikçe artan bir düşüş kaydedilmekte.

    Yirminci yüzyılın başından bu yana çocuğun hayatı ve sağlığı konusundaki görüşler yepyeni boyutlar kazandı. Okullar çağdaşlaştırıldı. Gerek okullarda, gerekse evlerde, yumuşaklığı, hoşgörüyü ön plana alan yeni eğitim ilkeleri benimsendi.
  • Bilimdeki ilerlemelerle açıklanabilecek bütün bu gelişmelerden başka, kökleri ancak insan duyarlılığının daha derinlerinde aranabilecek bazı hareketler görüldü. Artık çocuklar ciddiye alınıyor. Şehirlerde onlara park yerleri, oyun alanları ayrılmaya başlandı. Çocuk tiyatroları kuruldu, çocuk yayınları gün geçtikçe artmakta. Artık kendi boylarına uygun giyecekleri, eşyaları var onların da. Yavru Kurtlar ve benzeri çocuk örgütleri, onlara kendilerine özgü bir biçimde bağlılık duyabilecekleri, övünebilecekleri toplumsal dayanışma imkânları sağladı. Politikacılar bile onları kendi devrimci amaçlarına alet etmek için taraftarlıklarını kazanmaya uğraşıyorlar. Kısacası, sonuçları ister sevindirici, ister üzücü olsun, çocuklara gösterilen ilginin gün geçtikçe artmakta olduğunu artık inkâr edemeyiz. Ana babalarının bayramlık elbiselerini giydirip eş dost görsün diye sokağa çıkarttıktan zavallılar olmaktan çıktılar. Artık içinde yaşadıktan toplumun bir parçası çocuklar. Gün, çocukların günüdür ve bu gerçek, toplum için büyük önem taşıyan bazı sorunları beraberinde getirmektedir.
  • Yetişkinin gerek ruhsal, gerekse fiziksel sağlığı nasıl bir çocukluk geçirdiği ile yakından ilgilidir. Bizim yanlışlarımız çocuklarımızı etkiler, onlar üzerinde silinmez damgalar bırakır. Biz öleceğiz evet, ama yanlışlarımızın cezasını çocuklarımız çekecek. Bir çocuğu etkileyen her şey, insanlığı da etkiler; çünkü insanın eğitimi ruhunun en gizli, en yumuşak derinliklerinde gerçekleşir.