•  Herman Hesse'nin eserleri tekrar tekrar okudukça farklı yollar açılıyor içimizde ..
    Siddharta ile kendi ben'ini bulma yolculuğunda ki hakikati arayış serüveni çok başka iklimlere sürüklüyor ruhumuzu ..
    O serüvende nefsimizin en büyük düşmanımız olduğunu anlıyoruz aslında..

    Heman Hesse ' nin ruh bilime merakı ; C.G Jung 'un öğrencisi Lang ile dostluğu ve Jung 'a büyük ilgisi ile körüklenerek iç dünyasını zenginleştirmede büyük rol oynaması eserlerine oldukça yansıdığını görüyoruz.

    Siddharta'nın Budha ile sohbetlerinde çok şey öğrendiğini fakat aradığının bilgelik değilde bilgi olduğunu anlıyor aslında ve yoluna , hakikat arayışına devam ediyor.

    Hesse Budizm Felsefesini işliyor aslında . Arayış.. İçsel yolculuk..
    Kendi asıl ben'ine ulaşma yolculuğu korkutur kimi insanları..
    Kendi konfor alanından çıkmak,
    Sorgulamak , kendini eleştirmek özüne ulaşma yolculuğu herkeste farklı tezahür eder ..

    Işte Siddharta ' da gerçekleri görmezden gelmek isteyen ,
    bu hayatta sadece hazları ve zevkleri için yaşayan varoluş sebebini yoksayan insanlara "Çocuk İnsan "
    adını vererek ayrım yapmış olması dikkate değer bir kısmı..

    Her bir kısmı dikkate değer ve ayrı mânâ taşıyor ..

    Kitaptaki Bilge insan tanımı ile sözlerimi noktalamak istiyorum .

    "Bilgi bir başkasına aktarılabilir , bilgelikse hayır. Bilgelik kesfedilebilir, bilgelik yaşayabilir ,bilgelik el üstünde taşıyabilir insanı , bilgelikle mucizeler yaratılabilir ama bilgelik anlatılamaz ve öğretilemez. "
  • 184 syf.
    ·3 günde·Beğendi·10/10
    .
    .
    Ah Zezé kalbin o kadar masum ve temiz ki öyle güzel bir yüreğin var. Hikayemizin kahramanı 5 yaşındaki Zezé, hayatı öğrenmek için o masum merakı ve yaşadığı acı tecrübeleri konu alıyor. Yoksul bir ailenin çocuğu olan Zezé, zeki ve bir o kadar da ele avuca sığmayan bir çocuktur. Bu yüzden başına açtığı işlerden dolayı çok da dayak yer. :(
    .
    Aile yaşamında özelikle küçük bireylerin ne kadar önemli olduğunu anlatmış Vasconcelos. Ama nasıl bir anlatımdır her yanı hüzün dolu :( Vasconcelos nasıl bir çocukluk geçirmiş de sadece 12 günde böyle bir kitap yazabilmiş diye düşünmeden edemedim. Bu hüznü 20 yıldan fazla yüreğinde taşıması.
    .
    Sıcacık bir hikaye Zezé'ye hayran olmamak elde değil. O kadar masum ki küçücük bedeninde kocaman bir yürek taşıması ve kurduğu cümlelerdeki o büyük tespitleri ve güzel yüreği insanın içini sarıp sarmalıyor.
    .
    Kimsenin onu sevmediğini düşünürken biricik Portuga ile yollarının kesişmesi ve o haylaz çocuğun yerine çalışkan bir öğrenci ve uslu bir çocuk olacağına dair söz vererek bambaşka bir davranış sergilemesi içten gelen sevginin en güzel örneğiydi bence. Herşeyden önemlisi o küçük yüreğinde sevilmeye öyle ihtiyacı vardı ki dünyanın en mutlu çocuğu oldu sırf bu yüzden. Ama hayat işte yine acı bir sürpriz yaparak Portuga'yı ondan koparır.. Acıyı o masum yüreğinde hisseder... Hikayenin sonu hiç güzel bitmedi. Üzgünüm Zezé keşke hayat hep mutlu son olsa. :(
  • 372 syf.
    "Bütün bunlar olurken Tanrı neredeydi? #82826480

    Ensest ; #81919172 ,
    bazı kaynaklarda da kısaca "Aile içi yasak ilişki." (TDK), "Yakın akrabalar arasında gönüllü ya da gönülsüz cinsel ilişkidir." (Fiziksel, Psikolojik, Cinsel İstismar) (Vikipedi) olarak açıklanıyor.

    Ensest suçlularını da birer ruh hastası pislik olarak düşünebiliriz ; ancak bu cinsel sapkınlıklarını, sapıklığa varan mide bulandırıcı dışavurumlarını "hastalık" olarak 'hoş' göreceğimiz bir durum değildir! Bunun özrü yoktur! Ben, insanlıktan utandıracak bu vahşete yerinde bir tanımlama bulamıyorum..

    Sadece ülkemizde değil dünyada da yaşanmış olan ve belki de aklımıza bile getirmediğimiz bir konu üzerine, yoğun ve ciddi bir çalışmanın sonucu kitaba çok emek verilmiş.. Yazar Büşra Sanay kitap çalışmaları sonrası uğradığı yıkımı ve eskisi gibi, aynı kalamadığını da dile getiriyor. Nasıl kalabilsin ki? #82752523

    Onlar için bunu konuşmak ne kadar zorsa da yaşadıklarını anlatan kimi mağdurlardan ve akademisyenlerden, cezaevi görevlilerinden, avukatlardan, ÇİM (Çocuk İzlem Merkezi) görevlilerinden, psikologlara kadar bir çok meslek sahibinin de röportajlarla bu konuya dair görüşleri alınmış, yasal mevzuatlara, kanunlara da değinilmiş kitapta.. İnsanı darmadağın eden ve sınırları zorlayan zor bir içerik, elini taşın altına koyup buna cesaret edebildiği için yazar Büşra Sanay 'a "helal olsun"..

    "Baba" demeye bin şahit ister birinden, kendi öz kızına yaptığı tecavüz sonrası mahkemede verdiği beyan : "Hâkim bey, bahçenize diktiğiniz ağacın ilk meyvesini başkasına verir misiniz?" (S.31) #82625647

    "Benimle olmasaydı, zaten biriyle yaşayacaktı bunu."
    (Bu kadar rahat ve patolojik.) (S.284)
    "Ben yabancı değilim, babasıyım, ne var?"

    Peki ya Avusturya'da yaşanan yüzyılın davasını duydunuz mu? Ülkemizde de konuşulan o ensest olayını hatırlıyor musunuz?
    Elizabeth'in bir mektup bırakarak evden kaçtığı sanılırken, 18 yaşından 42 yaşına kadar tam 24 yıl boyunca (bu kadar sürede annesinin bile farkında ve haberinin olmadığı) evinin bodrumuna kapatılarak öz babası tarafından tecavüze uğradığını, bu zaman zarfında yedi çocuk doğurduğunu ve ortaya çıktığında babasının ömür boyu hapis cezası aldığını?
    "Geliyordu, tecavüz ediyordu ve gidiyordu." (S.98)

    "Güldünya olayını hatırlayalım.. 14 yaşındayken bir akrabasının tecavüzüne uğruyor, sonra aile ferman çıkarıyor ve Güldünya erkek kardeşi tarafından İstanbul'da bir hastane odasında öldürülüyor, bebeği başkasına veriliyor." (S.133)

    "Oysa istismarcıyla karşı karşıya gelmekten korkup kalp krizi geçirerek ölen bir kız çocuğunu gördük ve üstelik bu kişi kısa bir süre sonra oy birliğiyle tahliye edildi." (S.135)

    "Antalya Kepez'de 47 yaşındaki dört çocuk babası Ekrem E., zihinsel engelli kızı 21 yaşındaki H. E.'ye altı yıl boyunca tecavüz etti." (S.164)

    "Erkeklerden nefret ediyordum. Çünkü bir zaman sonra erkeklerin hepsinin bunları yapabileceğini düşünüyorsun. Hepsi benim için potansiyel sapıktı.." (Ensest mağduru), (S.41) #82832009

    "Türkiye'nin en büyük sorunu erkeklik" (S.121)
    #85128004

    Düşünebiliyor musunuz?
    Bir baba, abi, amca, dayı, dede; kendi öz evladına, kardeşine, yeğenine, torununa bu kötülüğü nasıl yapabilir? İnsanı, insanlığından utandıran bu sapık ruhlu mahluklar dışarıda kendilerini asla belli etmeyip gizlerken, hayattan soğutacak bu mide bulandırıcı tacizleri, tecavüzleri karşısında kitabın sonuna dek çok zor okuyabildim. #82754637 Soğuk kanlı olmak ve kötü hissetmemek bir kere mümkün olmadı, çelik gibi sinirler lâzım, zirâ kitabın içeriği anlayacağınız üzere epey ağır, öyle ya "İnsan eti çok ağırmış" meğer..

    #82742951

    "Baba, abi, amca, dayı, dede ..." olarak anılan bu kişilerin, kendi kanından canından olan (kitapta geçen, çoğunlukla kız) çocuklarına yaşattıkları bu tacizler, travmalar mağdurların kimini intihara sürükleyerek hayattan koparmış ve kiminin de ruhunda onulmaz yaralar açarak psikolojik sorunlar içinde yaşamak zorunda bırakmış, anaçlığını kaybetmiş hatta insanlıktan çıkmış bazı "Anne" ler tarafından da suçlu bulunarak sahip çıkılmamış bile onlara.. Telafisi maalesef mümkün olmayan bu durumlar için tam anlamıyla manevi, psikolojik destek görmeliler ve yeniden aramıza normal yaşamlarına dönebilmeliler, fakat bu konuda da hepsi şanslı değil..

    Yargı mı? Adalet yerini bulmuş mu? Hayır, zirâ adaletin adı var ama kendi yok.. Cezaların caydırıcı olmadığı ve uygulanabilirliğinin görülmediği de söz konusu, hatta bunda (erken boşalma sebebiyle tecavüz gerçekleşmediği gibi saçma gerekçelerle) indirime bile gidildiği.. Tam olarak tecelli etse, belki hak yerini bulurdu. Hâl böyleyken, insanlar yargıya/adalete olan inancını ve güvenini kaybediyor. Neden? Çünkü suçlular hak ettikleri cezayı almıyorlar.. Bu cezaların arasında sadece hapis de değil, adına hadım/iğdiş/kastrasyon (bireyin testislerin kullanımını kaybettiği cerrahi, kimyasal veya herhangi başka bir eylem) her ne derseniz bu gibi yaptırımlar da getirilebilmeli, ki bir daha tekrarı yaşanmasın ve suçlu o utançla da vicdan azabı içinde kalsın. Bu tip bir şeyin hapis yanında en büyük cezalardan biri olabileceğini düşünüyorum..

    "Amerika'da bu suçtan mahkum olup çıkan kişinin oturduğu ev biliniyor, hangi sokakta olduğu ve hangi suçu işlediği de yazıyor sistemde. Keşke Türkiye'de de olsa diyorum. Daha enteresanı var. Amerika'da bir ev tuttuğunuzda 5 km yarıçapındaki her evi dolaşıp imza karşılığı istismarcı olduğunuzu, bu konuda ceza aldığınızı tebliğ etmek zorundasınız." (S.127) #85137804

    Çoğu zaman, gerek mağdurun ailesi gerekse yakınları tarafından "kol kırılır yen içinde kalır" denilerek "aman huzurumuz bozulmasın" diye olanların üstü ört bas ediliyor ve mağdur susturulmaya çalışılıyor. #82761300

    Bu çocuklar veya gençler, kendilerine yaşatılan bu vahşeti, üzerlerindeki baskılar ve tehditler yüzünden bir türlü seslerini çıkarıp duyuramıyorlar. Basına yansıyanlar bunların sadece çok azı. Kaldı ki (ünlülerin özel hayatlarına girip selülitlerine kadar zoomlayan, bunları bize çekirdek çitlemeleri havasında komşular arası dedikodu malzemesi gibi veren) medyanın bu hassas haberleri insanlara nasıl sunduğu da önemli..

    Ve neden genellikle çocuklar? Çünkü ne olup bittiğini bilmiyorlar, bu yaklaşımları anlayamıyorlar, cinsellik ve taciz/tecavüz hakkında hâliyle hiçbir bilgileri ve fikirleri yok, zannediyorlar ki o aile/akraba bireyi kendilerini öyle seviyor yani bunu bir sevgi belirtisi sanabiliyorlar ilk başlarda, en yakınlarından gelen bu tacizler karşısında kimi zaman tehdit ve şantajla baskılanabiliyorlar, hoş konuşsalar da kimseyi uğradıkları bu duruma inandıramıyorlar ya çoğu zaman? ve kendisinin/annesinin öleceği korkusuyla, aile dağılır yuvasız kalınır korkusuyla seslerini çıkaramıyorlar bir yandan da, bu yönde tacize/tecavüze uğradıkları en yakınları tarafından tehdit ediliyorlar..

    Fakat o çocuğun/gencin dünyasında öyle travmalara sebep olunuyor ki; ruhsal/davranış bozuklukları ile reaksiyon gösterebiliyorlar maruz kaldıkları şeyler sonrasında. Ne gibi belirtiler? Konuşmayıp içine kapanma, yersiz ağlamalar, ebeveynlerinden uzaklaşma, kendisine yapılan yaklaşımların merakı ile en güvendiği kimselere veya okul arkadaşlarına bu konularda sohbet etme ve soru sorma, en kötüsü ile intihara/kendine zarar vermeye dönük eğilimler gibi..

    Çocuk, genç veya yetişkin; evvela onları bilgilendirip öğreterek, bu tür durumlarda ne yapmaları gerektiği belirtilmeli, özellikle çocuklar eğitilmeliler.
    #84893517
    #85049977
    #82843203

    Aile/akraba arasında birinin tacize/tecavüze/enseste maruz kaldığı fark edildiğinde veya mağdur bunu bir şekilde dile getirdiğinde ne yapılmalı peki? (Ki buna tanık olunduğunda da 'bildirmekle yükümlü olunduğu' için, gizlenir ve üzeri örtülürse ayrıca suçlu duruma düşebilirsiniz.) 18 yaş altı/çocuk mağdurlar ile emniyetin "Çocuk Şube" birimleri ilgileniyor ve birçok yerde Sağlık Bakanlığına bağlı "Çocuk İzlem Merkezi" kurulmuş durumda. Emniyet, Savcılık ve Adli Tıp da devreye giriyor bu noktada. Bu ÇİM'ler duruma hassasiyetle yaklaşarak, tahribata/travmaya sebebiyet vermeden bu sürecin en hafif şekilde yürümesine atlatılmasına, psikolojik destek vermeye kadar yardımcı oluyorlar..

    #82631556 Anlamalıyız ki doğusu, batısı, kuzeyi, güneyi de yok bunun. Doğu'da, Güneydoğu'da daha çok oluyor ve büyükşehirlerde olmuyor zannetmeyin, dünyanın birçok yerinde de yaşanmış maalesef.. Ensest mağduru olduğunu belirten, konu hakkındaki anket katılımcılarının bulundukları bölge verilerinde İstanbul, Ankara, Antalya ilk üç olarak yer alıyor kitapta..

    Ya karşı apartmandaki komşuda böyle bir şey yaşandıysa? Ya yan sokaktaki evlerden, ailelerden birinde olduysa? Ya akrabalardan birilerinin arasında varsa? Vicdanınız biraz olsun rahatsız, huzursuz oldu mu? #84872207 Öyleyse duyarsız da kalamazsınız, kalmamalısınız! "Evlerden ırak!" artık kimsenin böyle bir şeye uğramamasını, bundan sonra yaşanmamasını dilediğimiz bu duruma karşın etrafınıza kulak verin, gözlemci olun, dikkat kesilin, çocuklarımızı koruyabilin.. Ve mutlaka kitabı okuyun..

    (Sanırım ben daha fazla devam edemeyeceğim, düşündükçe çok yoğun hisler içine giriyorum ve kitabın sonunda sinirlerim yıpranmış olarak, kafamı toparlayıp sözlerimi bir araya getirebilmek için çok boşluklar vererek yazabildim bu kadarını..)

    Bazı videolar da bırakıyorum izlemeniz için; bu konuda bilinçlenilmesine, farkındalığın artmasına katkısı olacağına inandığım ve olayın vahametine dikkat çekmek istediğim, gerek yazarın açıklamaları ile kitaba ve gerek mağdurların kendi ağızlarından yaşadıklarına dair..

    Büşra Sanay (TEDx konuşması) :
    https://youtu.be/yK7PsjTRfwY
    Büşra Sanay (Kitap Röportajı) :
    https://youtu.be/_3Dd6jOIgf0

    Mağdurların dile getirdikleri :
    https://youtu.be/PLwWLrVnfZc
    https://youtu.be/Pjo4C62JQic
    https://youtu.be/4TbwWZaWEjs
    https://youtu.be/jJkBqh987QM

    Son söz olarak ; #81913183
  • ...Kendisi kırk beşlik bir adamdır. Fakat babası, bir çocuk genç evlendirilirse yüzü gözü açılmadan dünya evine girmiş olacağından ahlakını güzel muhafaza eder düşüncesiyle Mustafa Meraki Efendi'yi on altı yaşındayken evlendirmişti.
  • "Türk'ü anlamak için, türkü dinlemek gerek!" (Ahmet Haldun Terzioğlu)

          Kıvırcık saçlı Halil İbrahim'in hikayesini nasıl dinlerseniz dinleyin, hüzünlenmemek elde değildir. Bunca art niyetli insanların arasında hayatı zayi olan bu genç Halil İbrahim'in hayatını bilmeyen kalmamalı deyip hikayemize geçelim.

          Türküde adı geçen kıvırcık saçlı Halil İbrahim 1931 yılında Fatsa'da doğmuştur. Gençliğinde siyah çizgili takım elbisesi, sekiz köşe kasketi ve iskarpiniyle o dönemde gayet şık, titiz ve bakımlı giyinen bir Anadolu delikanlısıdır. Kendisine ait küçük dükkanında kilit, saat, şemsiye, lüküs lambası, gramofon gibi aletlerin tamir işleriyle evinin geçimini sağlar. Genç yaşta komşu köyden Çolak Ahmet'in kızını kaçırıp, yuvasını kurmuş, çakı gibi de bir delikanlıdır Halil İbrahim. Biri kız, biri oğlan ikide çocuğu vardır. Birde Halil İbrahim'in silah merakı vardır. Değişmeyen tek huyudur bu ve belinde her daim bir silah taşır, küçük dükkanında da gizliden gizliye silah tamiri yapar. Bu durumu yöre halkından çoğu kişide biliyordur fakat kimse açık açık dile getirmez. Sabah işine, akşam evine giderken bir dereden geçmesi gerekiyordur ve derenin üzerinde dal köprü kuruludur. Her gün bu dal köprüyü kullanır. 

          Erken yaşta evlenip iki çocuk babası olan Halil İbrahim'in askerlik çağı gelir ve ailesini ardında bırakıp vatani görevini yapmak için asker ocağına gider. Zaman hızla akıp giderken asker ocağında eline bir mektup geçer. Her kim bu zalimliği yaptıysa, iyi niyetli olmadığı kesindir, bile isteye Halil İbrahim'in başını derde sokmak istemiştir. Mektupta; "Kayın baban kızını geri alacak, başkasına verecek, komşun ağa tarlalarına göz dikti hepsini kendi üzerine yapacak." yazıyordur. Mektubu okuyan Halil İbrahim'in ömründen ömür gider, başında yeller eser. Bu durumu mazeret gösterip izin alamaz, düşünüp durur ve en son firar etmeye karar verir. Halil İbrahim ömrünün bu mektupla zayi olacağını bilmeden bir gece vakti firar eder. Evi ormanlık alana epeyce yakındır, ormanda kendisine yer ayarlar, bazı geceler evine girip, hasret giderir. Günler geçerken ne yapacağını hesap eder kafasında, daha sonra ağanın karşısına çıkar, askerlerde gelmiştir köye. Halil İbrahim ağaya bir kurşun sıkar ve daha fazla direnemeden askerlere yakalanır. Asker kaçağı olmak çok adi bir suç sayılır o dönemde, ağaya da kurşun sıktığından olsa gerek askerler onu telefon direğine bağlayıp döverler. Kafasına aldığı darbelerden olacak ki, aklı gidip gelmeye başlar. Akıl gidip gelir olunca hayatı yavaş yavaş kararır. 

          Cezasını çeker, askerliğini bitirir evine, yurduna döner fakat hali perişandır artık. "Nerede o eski Halil İbrahim." der görenler. Para kazanamıyor, karısına, çocuklarına bakamıyor diye kızını gerçekten de almıştır kayın babası. Başka köyden biriyle evlendirmiştir. Halil İbrahim'in kimsesi kalmamıştır, yapa yalnız kalmıştır hayatta. her şey değişse de Halil İbrahim'in bir tek huyu değişmez, belinde silah taşımaya devam eder. İnsanların olduğu yerlerden uzak durur, herkesten uzaklaşır, kimseyle görüşmez artık. Dağlarda ormanda, yollarda gezmeye çıkar gece vaktinde. Görüştüğü iki kişi kalmıştır hayatında. Birisi Cemal dayı diğeri Dursun amca, ara sıra onların kapıları yoklar, başkada kimseyle işi olmaz.

          Sağ sol olaylarının hat safhalarda olduğu dönemde (80'li yıllar) kimse evinde rahat edemez, dışarıya çıkamaz. Kimliği belirsiz kişiler tarafından köyler yağmalanır, insanlar evinin bahçesine bile gitmeye korkarlar. Sık sık baskınlar yapılır köylerde. Bir tek Halil İbrahim gezip dolaşmaya devam eder, kimseyi umursamadan gideceği yere gider, gezeceği yerde gezer. Yine kimlerin yaptığı bilinmez, evi kundaklanır Halil İbrahim'in. Evinden birkaç eşyasını kurtarabilir sadece. Kurtarabildiği eşyalarını ormana, kayalıkların yanına taşır, orada barınmaya başlar.

          Bir gece yağmur bastırır, yağan yağmura dayanamaz Halil İbrahim ve gece vakti düşer yollara, ormanın içinden yürüyüp Dursun amcanın evinin önüne gelir. Gece vakti Dursun amcayı uyandırmamak için kapılarını çalmaz. Her yeri ıslanmış, yağan yağmur yorgun düşürmüştür onu, kimseye görünmeden samanlığa girer ve hemen uyumaya başlar. Bu arada silahı yine belindedir, tek alışkanlığı eskiden kalma. Sabah uyandığında askerler baş ucundadır, silahını verip teslim olur. Dursun amca ve ailesi tek tek ifade verirler;

          "Biz Halil İbrahim'i tanırız, o bizim evimize istediği zaman gelir, yiğittir, namuslu, mert bir adamdır. Gece geldiği için bizi rahatsız etmek istememiştir, o yüzden orada kalmıştır." derler. 

          Silahını teslim eder, askerler Halil İbrahim'i tutuklar fakat kısa süre sonra serbest bırakılacaktır aslında. Olacağı var ki Halil İbrahim'in aklına 30 sene önceki olay gelir, kalbi başlar hızlı hızlı atmaya, 30 sene önce yaşadığı dehşeti, korkuyu bir kere daha yaşar. Direğe bağlanıp yediği dayak canlanır gözlerinin önünde, o dayağın acısını hisseder bütün vücudunda. Yine kendisini direğe bağlanıp dövecekler diye düşünüp, bir fırsatını bulur koşmaya başlar, dereye kadar iner dal köprüden karşıya geçer, Halil İbrahim önde, askerler arkada kovalamaca devam eder, arkadan havaya ateş eder komutan dursun diye, Halil İbrahim bu duru mu? Ormana girse izini kaybettirecektir lakin ormana girmesine 150 metre vardır daha, diğer tarafta bulunan askerler, arkadaki askerler vuramadı kaçırdı diye başından vururlar Halil İbrahim'i, yere düşmez kayalara yaslanarak can verir Halil İbrahim.

          Kumandan çok üzülür bu duruma, vicdan azabı çeker. Oğlunu çağırırlar eşyalarını vermek için lakin oğlu almaz eşyalarını, kulaktan dolma bilgilerle düşmandır babasına, hiç tanımamıştır ne de olsa. Babasını hiç sevmediğini, saymadığını söyleyip çeker gider. Cenazesine bile katılmaz oğlu. Cenazeye bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıda insan katılır, biriside vicdan azabı çeken kumandandır.

          Bu olaylar silsilesinin ardından sayın Dursun Ali Akınet Halil İbrahim şiirini yazar ve daha sonrasında da bestelenir. Oğlu türküyü dinleyince anlamaya başlar ve sahip çıkar babasına ama ne fayda.. 

    Türkü sözleri;

    Dağda kızıl ot biter
    İçinde keklik öter
    Eşkıyadan da beter
    Uslan be Halil İbrahim

    Kıvırcık saçlarına
    Kar düşmüş uçlarına
    Dağın yamaçlarına
    Yaslan be Halil İbrahim

    Derede su durulur
    Daldan köprü kurulur
    Elli yerinden vurulur
    Aslan be Halil İbrahim

    Müfreze dağı sarar
    Dağda kaçaklar arar
    Geçit vermez kayalar
    Hızlan be Halil İbrahim
  • 152 syf.
    ·1 günde·10/10
    Öncelikle bu kitap eleştirilebilecek son kitaplardan biridir bence.Anlatım şekli çok güzel ve anlaşılır bir şekilde yazılmış ve büyük bir başarı ile Celâl Üster tarafından Türkçe’ye çevirisi yapılmış.Yayın evinden başlarsak benim okuduğum ‘Can yayınevi’ oldu.Kapak tasarımına ve sayfaların düzenine hayran kaldım.Kitabın sonunda çevirmenin kendi yazmış olduğu kısım da ayrı bir güzellik katmış kitaba.Spoiler vermeden anlatması güç bir kitap benim için ama deneyeceğim.Bu kitap kesinlikle bir çocuk kitabı değildir.’Bir peri masalı’ yazmasına kanmayın çünkü bu sadece yazarımızın yaptığı ustaca bir laf sokma yöntemidir.Nedeni ise aslında bu kitabın 2. Dünya savaşında adı büyük bir yer kaplayan ‘Stalin’e karşı yazılmış siyasi bir roman olmasıdır.Romanda ne kadar isimler verilmese de ana karakterlerden biri olan ‘Napolleon’ adlı domuz Stalin’i temsil etmektedir.Size uzun uzadıya anlatamam bunu.Eğer kitabı almak gibi doğru bir karar verirseniz daha önce de dediğim gibi çevirmenimiz bizlere kitabın sonunda kitap ve yazarın yapmak istediği şeyler ve birkaç konu hakkında çok uzun olmayan ama anlaşılır bilgiler veriyor.Bu kitabı ben uzun zamandır görüyordum ama bir türlü almıyor,böylelikle de hayatımın en kötü kararını veriyordum.Gördüğünüz an havada kapmanız gereken bir kitaptır kendisi.Şahsen bir günde bitirdim ama etkisinden halen çıkamadım.Hayatınıza güzel şeyler katacak,siyasi bir görüşü hedef aldığı halde fabıl gibi yazıldığı için sizi asla sıkmayacaktır.Hem roman olumayı sevenler hem de tarihe merakı olanlar kesinlikle okumalıdır.Şimdi izninizle spoiler içeren birkaç şey yazacağım için okumayan yoldaşlarımı bu yazıdan çıkmaya davet ediyorum.Ben kitabı ilk elime aldığımda zaten bir domuzun diktatörlük yapacağını biliyordum.O domuzun koca reis olduğunu düşünmüştüm ama yazarın bir anda onu huzur içinde öldürmesi bana ilk şoku yaşattı.Ayrıca başlarda ‘aha kesin şu Boxer çok çalışmaktan kendini öldürecek.’ dememe ramen at kasabına gitmesi ve kapıyı tekmelemekten vazgeçip ölmeye razı gelmesi beni çok etkiledi.Hatta gözüm yaşardığı için kitabı yan tarafa koyup ‘ağlarsam ıslanmasın kitabım’dedirtti bana.Yazar ölümleri çok üstünkörü yazmış olmasına ramen çok üzücü ve biraz vahşice geldi bana.Özellikle kitabın sonlarına doğru Clover’ın yaşlanmasından bahsetmesi ve eşek Benjamin’in ilk kez duvardaki yazıyı okumayı kabul etmesi de beni üzen şeylerden oldu.Domuzların kitabın sonunda insanlara,insanların ise domuzlara benzemesi ise geçmişi,günümüzü ve geleceği tek bir cümlede özetlemiş bana göre.Ayrıca yazarın başka kitaplarını bana önerirseniz çok mutlu olurum,iyilik ile kalın yoldaşlar.
  • 208 syf.
    ·4 günde·Beğendi·8/10
    İkinci dünya savaşı yılları ve savaştan en çok etkilenen kısım Yahudiler bunların içinde de en çok sıkıntı yaşayan kesim ise tabiki yine çocuklar. Kitaptaki küçük çocuğun (Brunonun) herşeyi keşfetme merakı sayesinde yaşadığı bazı olayları görüyoruz bunlar da bazen iyi bazen kötü olaylar...ve merak ettiği sorular
    Neden insanlar çizgili pijama giyiyorlar? Neden tel örgülerin ardındalar?Tel örgülerin ardında çizgili pijamalı ve kafası tıraş edilmiş bir çocuk görür. Çocuk çok zayıf ve hayli üzgündür. Bruno ve Schmuel birlikte sohbet etmekten artık büyük mutluluk duyacak ve Bruno artık kendini yanlız hissetmeyecektir. Bir çocuğun gözünden yaşananları dinlemek..Onlardaki masumiyet, samimiyet...O kadar kötülüğün ırkçılığın içinde bile o kadar güzellerdi ki.. Ben kitabı çok beğendim.