• Son çocukluk da bitmişti ömrümde
    Düşlerim belki kış ölüsü belki yaz
    Kırlara bahar yetmese de içimde
    Yüreğim nar çatlamasıydı sana kadar
    Dilimde sözcüklerin çelik direnci
    Sesimde ölüm rengine inat aşklar

    Mavilikler yasaklandı gökyüzünde
    Özgürlüğü kuş kanatlarında bekledim
    Doğduğum gün adına "imge" dedim

    Sevdim bütün insanları insan yanlarını
    Sen de seveceksin
    Dallarına su yürümüş ağaçlara güleceksin
    Kar yağsa da yaktığın ateşler üstüne
    Ateşi yüreğinle körükleyeceksin
    Kuş sesleri de ertelenebilir güne karşı
    Çiy de düşebilir anıların üstüne
    En güzel ezgileri nehir ağzı denizlerde
    Hep kendi sesinle türküleyeceksin
    Hüzün ağaçlarının sevinç açtığını
    Adının sonsuz anlamında göreceksin

    Sevdim soluğunu rüzgar kılan insanları
    Soluğumu soluklarına kattım
    Bir damla uğruna gökyüzünü omuzladım
    Bir çocuk ölümleri ağlattı beni
    Bir de türkülerde kalabalık ihanetler
    Gülüp geçtim yalan iktidarlar görkemine
    Aşk adına sesimi sürdüm namlulara
    En büyük eylemleri söz eyledim
    Doğduğun gün adına "imge" dedim

    Sen elbette sen olacaksın biliyorum
    Sesinde yirmibirinci yüzyılı dinliyorum
  • Hayal kırıklığının uykudaki çocuk ölümleri kadar olağan karşılandığı şehirde sigara külü kadar yalnızım..
  • Ben, ufacık bir çocuğum.
    Bakmayın sokaklarda yalnız oturduğuma,
    Sanki hayatın tüm yükü omuzlarımda
    Yorgunum!
    Sadece biraz dinleniyorum…
    Şiddet, bırakmıyor peşimi.
    Ölümleri izliyorum.
    Korkuyorum!
    Minicik bedenim yoksulluğa dayanır belki.
    Ama mermilere meydan okuyamam.
    Abiler, ablalar!
    Vicdanlarınıza sesleniyorum!
    Çaresizliğimi görün diye.
    Haykırmak istiyorum…
    Gözyaşlarım değersiz mi sizin için?
    Gereksiz mi benim varlığım?
    Bitsin artık acılarım.
    Yarınlarım güzel olsun istiyorum.
    Elim kolum bağlı olsa da,
    Hayallerim tutsak değil..
    Ben, hala umutluyum.
    Ben, hala bekliyorum.
    Bana güzel bir gelecek bırakın!
    Bana sevgi dolu yarınlar bırakın!
    Bana uzaktan değil, bir de yakından bakın.
    Hatta silin gözyaşlarımı,
    Kucaklayın…
    Ben de koşup oynamak istiyorum.
    Ben de geceleri,
    Korkusuzca uyumak istiyorum.
    Uyuyabilirsem,
    Rüyalarım bile tokatlıyor bazen.
    Dumanı tüten yemekler görüyorum.
    Giyinip, okula gidiyorum.
    Koşuyorum, eğleniyorum.
    Hayat sadece rüyalarda mı güzel?
    Bezen uyanmak istemiyorum.
    Acılardan uzak olmak,
    Ben, çocuk olmak istiyorum.
    Ben, sizin umudunuz olmak,
    Ben, mutlu olmak istiyorum!
    Biliyor musunuz?
    Tüm acılara inat hala gülümsüyorum.
    Biliyorum..
    Çünkü,
    Yarınlar benim tek umudum…

    -hicran-
  • Bir penguen
    Nişanla pengueni
    Siz kırmızı yerler, kırmızı saçlar severdiniz
    O penguen
    Bir anahtar, bir pencere, bir horoz tüyü
    O penguen
    Çay masaları, öğle yemekleri, gezintiler
    O penguen
    Ölmek mi diyoruz, susturun ölümleri
    O penguen
    Penguen penguen
    Hiçlikle kesilen tahin helvaları gibi
    Güneşi eriten çocuk başları gibi
    Bir tramvay gibi; günümüzde köşe başları yapan
    Edip Cansever
    Amerikan Bilardosuyla Penguen III
  • Bulduğu her sayfanın numarasına bakıyor ve sayfayı topladığı öteki sayfaların arasındaki doğru yerine koyuyordu.
    "Kahrolasıca! Sonuncu sayfa yok ortalıkta! Kitabın sonuncu sayfasını bir türlü bulamıyorum!"
    "Bu kadar sabırsız olmayın!" dedi en başındaki peronun kenarından ilgisiz bir uyuşuklukla onu izlemekte olan gece bekçisi. "Bulursunuz, mutlaka bulursunuz... Hem son sayfa dediğiniz nedir ki? Var mıdır son sayfa diye bir şey? Her sayfanın ardından pekâlâ diğeri gelebilir. Bir kitabın son sayfası zannettiğiniz, ola ki ilk sayfasıdır başka bir kitabın."
    Ali Teoman
    Sayfa 82 - Yapı Kredi Yayınları
  • 700 hafta… Tam 4 bin 900 gün…

    27 Mayıs 1995…

    Anneler, ablalar, sonra kızları, kız kardeşleri, oğulları, kardeşleri, dostları, arkadaşları, giderek ‘insanım, bu acıya bigane kalamam’ diyenler dahil oldu…

    Katılamayan, el ele tutamayanlar, yüreklerini kattılar.

    Koca bir yürek yarattılar…

    Bir insanlık yüreğidir 700 haftadır çarpan…

    Kaybedilenlerin mi kaybedenlerin mi peşine düştüler…

    Kaybedilenlerin acılarını gömdüler yüreklerine, yeni acılar yaşanmasın, yeniden göz yaşı dökülmesin, başka evlere ateş düşmesin diye…

    Kaybedenlerin peşine düştüler…

    Kaybettirilen oğullarının, kızlarının, kardeşlerinin resimleriyle meydanda beklemelerine izin verilmedi…

    Dayak yediler, işkence gördüler, baskıyla, davalarla, hapisle korkutuldular…



    Yerlerde sürüklendiler, yaka paça gözaltına alındılar…

    Dahası, akıbetlerinin, aradıkları çocuklarının akıbetine dönüşebileceğiyle tehdit edildiler…

    Biz devletiz, biz güçlüyüz dediler…

    Onca Hükümet geldi geçti, onca iktidar, Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakan…

    Ağızları devlet mührüydü, hep aynı devlet tavrını sergilediler…

    Duvar gibi… Acımasız… Yüreksiz…

    Anneler, ablalar, kardeşler, yüreklerince karşı durdular…

    Hani demişti ya büyük üstat, “İnsan, evrende gövdesi kadar değil, yüreği kadar yer kaplar” diye…



    Genç, ihtiyar, her yaştan insan… On yıllar içinde anne-baba, çocuk, torun her kuşaktan insan…Yüreklerince doldurdular dünyayı…

    Dünyanın her bir yanında nasıl davranmışsa kadınlar diktatörlüklere, nasıl direnmişse faşizme, nasıl arayıp durmuşsa eşitliği, özgürlüğü, barışı, nasıl kol-kanat olmuşlarsa sevdiklerine, öyle yürek dolusu haykırdılar…

    İnsanlığın yüreğine su serptiler…

    Katillerin, zorbaların, zalimlerin yüreğine korku saldılar, uykularını kaçırdılar…

    Asit kuyularına dolduranları unutturmadılar… Gözaltında kaybedilenleri, işkencede öldürülenleri, idam edip mezarını gizlediklerini, kemiklerini bile ailelerine vermediklerini, Beyaz Toroslarıyla götürüp, cesedini bir yol kenarına attıklarını…

    Ölümleri, kayıpları, işkenceleri, idamları… Yani bir zulüm devrini ve ona sessiz kalarak onaylayanları, hala suskun kalanları…Ve aslında onların yolunda yürümekte olanları…



    Bunların hepsini Cumartesi Anneleri yürekten bağırışlarıyla söylemeye devam ediyor.

    Her Cumartesi değil, her an kâbusu oldular, uykularını kaçırdılar onların…

    Yaşı ne olursa olsun…

    Kürt, Türk, Arap, Laz, Çerkes, Ermeni, Rum, Boşnak…

    Sünni, Alevi, Hıristiyan, Yahudi, Müslüman, inançlı, inançsız…

    Hangi milliyetten, hangi dilden, hangi inançtan olursa olsun, ayrımsız…

    Birlikte cesaret anne, cesaret abla, cesaret kardeş oldular...

    Didar Abla, Berfo Ana, Leman Abla… Hatice Abla… Ve daha niceleri…

    Cumartesi Anneleri…

    12 Eylül askeri darbesinin karanlık günlerinin her anında direndiler…

    Direnç gülleri oldular.

    Bu ülkenin ayıbını, karanlığını, faşist yüzünü sergilemek için her cumartesi toplandılar…

    Bir meydanda, Galatasaray Meydanı’nda.

    Memleketi düze, güzelliğe, dostluğa, barışa, kardeşliğe, eşitliğe onların sevgi seli, direnç gülleri çıkaracak…

    Cumartesi Annelerinin haykırışları ne zaman yanıt bulursa, Türkiye o zaman güzelleşecek…

    Ve Dünya…

    Ender İMREK~Cumartesi Anneleri (Evrensel)