• Ne dönüp dolaşıp gelinince kürkçü dükkanı olun, ne de gün olup devran dönünce hesap soran.
    Ne sarmayacak olanın yaranıza üflemesine izin verin, ne de kötü olacağım diye susuverin.
    Merhameti tebessümden ibaret zannetmeyin.
    Bir iyilik yeter tüm kötülükleri kapamaya niyetiyle başlarsan eğer kaşını çatarken, hayır derken de iyi olabilir insan.
    Gönlünüzün kemirilmesindense yalnızlığı sevin.
    "Mümin bir yılanın deliğinden iki defa sokulmaz’ı" deneyim sahibi olmadan öğrenin.
    Acı doruğa ulaşsa da ağlamayı nimet bilin..
    Gülerken birgün sonra öleceğinizin şuurunda olun!
    Kendinize "delirdi, çıldırdıyı" hayırda yarışırken söyletin!
    Ara sıra tekrar edin; “insanların beğenisi Allah'ın takdirinden küçüktür.”
    Hayat kısa,
    durup dururken sevdiklerinize "Seviyorum" demeyi ihmal etmeyin.
    Kırgın olduklarınızdan "kırgınım" demeyi esirgemeyin.
    Yağmurda rahmet yağıyor diye sırılsıklam olun, yaş çimenlere oturun, çocuk ile çocuklaşın, Allah de diye haykırın vicdanlara!
    Şükredin; bugünün nimetini yarın, yarında bulamayacağınız hayrı bugünde arayın.
    "Muhabbetin kantarı fedâkarlıktır" diye diye
    nefsinizden feragat edin!
    Gelmeyeni de getirir O, görmeyeni de gördürür O,
    güvendiğiniz Allah olsun, sırtınız yere gelmez böyle bilin.
    Fırsatını bulduğunda sırtınıza vuranlara karşı yüreğinizin duvarına "Kitaplar kalp kırmaz!" asın, kitaplarla hasbihâlleşmeyi öğrenin.
    Gerek yoktur illaki seviyorum narâlarını, şiirden seranatları duymanıza, bir çift gözün size vereceği yanındayım duygusu hepsine bedeldir, beklentilerinizi maddileştirmeyin.
    Velhasıl hayat tahmin edemeyeceğinizden daha kısa!
    “Bırakın işinizi gücünüzü Allah'a, en iyi tercihi O'nun yaptığını görmek için izin verin imanınıza.”
    Vesselam...
  • Bazen içinizdeki çocuk geçmişinizde hapsolur ve siz o çocuğu kurtarmak için tüm umutlara sımsıkı sarılırsınız...
  • 77 syf.
    ·2 günde·Beğendi·10/10
    "AH DOKTOR!!! NEVRİM DÖNÜYOR, DÜNYA DÖNMÜYOR!!"
    Tıkır tıkır, tıkır tıkır... Tahta beşik sallar gibi. Bir, iki, üç, dört, beş.. On ikiye kadar. Sonra bir dakika susuyor, yeniden başlıyor.

    Ah o hidrofor yok mu?! Delireceğim uykusuzluktan...

    ..............

    Bahçeli, iki katlı, müstakil bir evde doğdum ben. Babamın kendi elleriyle diktiği gül fidanlarıyla dolu küçücük bir bahçesi vardı. Küçücük dediysem, içinde erik, incir hatta hambales ağacı bile olan şirin mi şirin bir bahçe.

    Mis gibi toprak kokusu, annemin ektiği nanelerin kokusuna karışırdı. Uyanıp balkona çıktığımızda ilk o koku günaydın derdi bize.

    Okula beş dakika, dolmuş durağına üç dakika, Cemil Amcalara iki dakika. Cemil Amca kim mi? Dur anlatacağım.

    Çevre evlerde birçok komşu, sokakta cıvıl cıvıl çocuk sesleri, balkonlarda çay keyfi yapan annelerimiz.. Ayakkabılar dışarıda kalmış, bisikletler bahçede bırakılmış, kapı önlerinde oyuncaklarımız.. Hiçbiri problem değildi. Çünkü emniyet vardı, güven vardı, insanlık vardı.

    Bir de Cemil Amcalar vardı tabi. Hemen yanımızdaki evde oturuyorlardı. Zerrin Teyze, tarifini alsanız bile aynı tadı tutturamayacağınız kurabiyeler yapardı bize. Zerrin Teyze kurabiyeleri. :)

    İyiydiler, hoştular da o kadar neşeli olur muydu insan? Gece yarılarına hatta ikiye, üçe kadar kahkahalar, konuşmalar, muhabbetler.. Sanki yıllardır görüşmemiş gibi edilen uzun uzun sohbetler..

    Hele yaz günüyse, pencere açıksa, çarşıda ne olmuş bitmişse hepsinden haberdar olurdunuz Cemil Amca sayesinde. Eee Zerrin Teyze durur mu, mahalle de onun mıntıkası sonuçta.

    Ah babacığım ah!!! Saatin tik taklarından bile rahatsız olan, uyuyamayan babam, elinde yastık, tüm evi dolaşırdı sabaha kadar.

    Ama nafile, ardı arkası gelmezdi kahkahaların. Üstelik her an, her yerde haksızlığa ve bekletilmeye gelemeyen babam, saatli bir bomba olurdu sabaha kadar.
    Patladı patlayacak!

    Yok, dedi, bu böyle olmayacak. O şirin mi şirin bahçesinden vazgeçip, sattı evimizi. Bir apartman dairesine taşındık.

    Neyse gel zaman git zaman, oraya da alışmak üzereyken, üst katımıza taşınan komşunun çocukları, bizim evin içinde koşar gibi patırdamaya başlayınca daha fazla dayanamadı babam. Ufaktan ufaktan uyarmaya başladı önce. Bahçeye yapılan kamelyalarda geç saatlere kadar çay keyfi yapan, sitemizin teyzeleri, bardağı taşıran son damla oldu.

    Zaten hiç sevmedim bu binayı diyerek, babam o evimizi de sattı. Ve başka bir binadan daha büyük, daha ferah bir eve taşındık. Her şey babamın istediği gibiydi. Birinci kattaydık, altımızda dükkanlar vardı sadece. Yani ailecek toplandığımızda rahat rahat eğlenebilecektik.

    Küçük bir de hobi bahçesi vardı babamın. O çok sevdiği gülleri orada yetiştirebilecekti. Hatta hatta çeri domatesi bile ekmeye karar verdi.

    Ta ki hidroforun ritmik gürültüsüyle tanışana kadar. :))

    Ah o hidrofor yok mu?!
    Bu şiir tam olarak babamın şiiri. O yüzden o kadar çok sevdim ki defalarca okudum.

    Birhan Keskin 'in bitirdiğim üçüncü kitabı olmasına rağmen sanki yeni tanışıyor gibiyim kendisiyle. Orijinal anlatımıyla yerini hemen aldı kalbimde.

    Kargo
    İşte bu da benim şiirim.
    Birhan' ca okuyup bir canca yorumladığım birkaç satırı ekleyerek bitiriyorum incelememi.

    Keyifli okumalar şimdiden.. :)

    Sana, buraya, mahcup bir merhaba bırakıyorum.
    Karnını doyurmaz, susuzluğunu gidermez belki ama içini ısıtır.
    Sıcacık, sımsıcacık olursun..

    Sabahsız geceler, gecesiz sabahlar bırakıyorum pencerene. Bir şeyi, hiç bitmeyecekmiş gibi yaşamanın hazzına varırsın.
    Bir parça kaybolursun zamansızlıkta. Ama merak etme, yeni bir gün doğar ve sen, ansızın uyanırsın..

    Bak, baş ucuna da kitaplarımı bırakıyorum. Öyle eskimiş, yıpranmış gözükmelerine aldanma. Emin ol, altlarını çizdiğim cümleler, çok memnunlar seçilmişliklerinden.
    Sen de oku, en azından çizdiklerimi oku. Benimle aynı kelimeleri konuşur, aynı sesleri duyarsın..

    Bir buket nergis ısladım vazoya. O da dursun şurada. Kokusu sarsın rüyalarını. Ciğerlerin bayram edecek inan bak.
    Cennetteyim sanırsın..

    Bir de çay hazırladım. Bir tutam umut, bir tutam azim ve bolca unutuş kattım içine. İyice de demledim. Hele bir yudum al bakalım. Nasıl, aydınlık yarınlara inandığımı anlarsın..

    Ha anahtar mı? Çekmecede. Ben çekerim giderken kapıyı. Uyu, dinlen, oku, düşün..

    Özledin mi?.. Olmadı ararsın..
  • 372 syf.
    ·7 günde·Beğendi·7/10
    Büşra Sanay, cesareti ve inancıyla yola çıkıp Türkiye’de ve dünyada da gözlerimizi kapatırsak, görmezden gelirsek geçecek sandığımız bir insanlık suçunu araştırmış. Kitaptaki ifadeler çoğu zaman öğretmen, avukat, psikologlara ait. Birinci ağızdan mağdurların anlatımı çok az. Sanay, olaya çeşitli açılardan bakabilmek için psikolog, psikiyatrist, din adamı, dernek başkanı, sosyal hizmet uzmanı, avukat, hakim gibi birçok kişiyle görüşmüş. Herkese benzer sorular sorulduğu için alınan cevaplarda çoğu zaman birbirine benziyordu. Hatta sanki aynı cümleleri tekrar okuyormuşum hissine kapıldım yer yer. Özellikle sonlara doğru kitap kendini çok tekrar etti. Bu da kitabın okunması için tek olumsuz yönüydü.

    Kitap içimizi acıtacak, insanlığımızdan utandıracak örneklerle doluydu. Bu kitabı her yetişkin okumalı. Özelikle tüm öğretmen adayları ve öğretmenler, anne - babalar okumalı.

    Kitabı okuyamayacak kadar hassas kişiler ve kitabı okumuş olsun olmasın bu yorumu okuyacak herkes için kitaptan altını çizdiğim önemli noktaları kendi cümlelerimle anlatmak istiyorum.

    *Toplumun cinsel eğitime ihtiyacı var. Cinselliğin ayıp, günah gibi ifadelerle bastırılması, bir tabu haline getirilmemesi gerekiyor. İnsan olmanın bir parçasını derinlere gömmek bize taciz, tecavüz ve ensest olarak geri dönüyor.

    *Ensest bir davranış bozukluğudur hastalık da diyebiliriz ama bu hastalık cezai ehliyeti engelleyecek bir nitelikte değildir. Ensest suçtur!

    *Çocuk yetiştirmek çocuğun sadece fiziksel ihtiyaçlarını karşılamak, eline para, telefon tutuşturmak değil. Çocuğun ruhsal ve zihinsel gelişimini takip etmeliyiz. Hayvan besler gibi çocuk yetiştirilmez.

    *Halk arasında heteroseksüellik dışındaki yönelimlerin hastalık olarak görülmesinin yanlışlığının yanında bir de bu yönelimlerin sebebinin istismar olduğuna dair fikirler var. Cinsel yönelimin cinsel istismarla bağlantısını kuramayız!

    *Bakım vericilerin çocuğun bakımına katılmasında azalma ile ensest arasında doğru orantı var.

    *Ensesti bilip ihbar etmemek de suçtur! Özellikle sağlık çalışanları ve öğretmenler bu konuda bilgisi olduğunda başıma iş gelirse diye ihbar etmiyor. Bilip de söylememenin 1 yıldan başlayan hapis cezası var!

    *İstismarcılar toplumdan dışlamak yerine yakınları tarafından korunuyor. Bu bizim temel problemimiz. Gittiği her yerde bunu yüzüne vurup, ifşa etmezsek sadece hapiste yatmakla cezalarını çekmiş olmuyorlar.

    *Çocuklar görmediği, duymadığı bir şeyi kurgulayıp anlatamaz. Eğer bir çocuk bilmesi gerekenden daha fazla cinsel bilgiye sahipse bir istismar söz konusudur!

    *Çocuk olayı sürekli herkese anlatıp tekrar tekrar travmatize olmasın diye ÇİM (Çocuk İzlem Merkezleri) kuruldu. İlgili olanlar bu merkezlerin işleyişini araştırabilirler.

    *Orta düzeyde mental geriliği olan çocuklar risk altında!

    *Eğitimli olmak sağlıklı bir kişilik göstergesi değildir. Ensestin sadece Doğu illerinde olduğu sadece bir ön yargıdır.

    https://www.instagram.com/...;igshid=ijt4u5m9wld3
  • 200 syf.
    ·7 günde·Beğendi·10/10
    Dilek Cesur zaten instagram fenomeni. Yaptığı ve ürettiği oyunlar da kendi gibi harika.

    Kitaba gelecek olursak, diğer kişisel gelişim kitaplarından ayrılan yanı verdiği bilgileri gerçek hayattan örneklerle anlatmış olması. Verdiği tüm bilgiler gerçeklerle harmanlaştırılıp akılda kalıcılığı sağlanıyor. Anlatım dili oldukça sade, akıcı ve anlaşılır. İnsanı hiç sıkmayan anlatımı 'Hadi daha fazla kitap yaz, daha fazla bilgi sahibi olalım' diye düşündürürken 'Seni Anlıyorum Anne'nin de bir an önce satışa sunulması için dualar ettiriyor.
  • 148 syf.
    #alıntı
    .
    .
    Kadın bir erkeğe varmaz, kadın bir erkeğe verilmez ve bir erkek bir kızı almaz, (almak, vermek) bu tabirler kadını kıymetten düşüren, ona ahkar (en hakir) mahiyeti veren şeylerdir ve her şeyden evvel bu zihniyeti kadınlarımız kafalarından çıkartmalıdır. Bilmelidirler ki iki cins birbirleriyle hayatlarını birleştirirken yuvaya getirdikleri aynı kıymette şeylerdir ve koca mal sahibi değil, ortak, hayat ortağı demektir.
    .
    .
    #yorum
    .
    Merhaba kitapseverler
    Türk edebiyatının en önemli yazarlarından birisi olan Sabahattin Ali 'nin #Çakıcınınilkkurşunu eseri ile karşınızdayım. Bu kitap diğerlerinden biraz farklı çünkü Sabahattin Ali nin ölümünden sonra kızı Filiz Ali tarafindan yıllarca saklanmış olan içi evrak dolu bir sandıktaki belgelerin derlenmesiyle ortaya çıkmıştır. Kitap içerisinde şiirler, hikâyeler ,yazmayı planladığı hikâye ve romanların listesi bulunmakta. Sabahattin Ali Değirmen adlı eserinin önsözünde şiir ve hikâyelerin arasında yazmaktan utanacağı kadar kötüleri olduğunu bildiğini bunların bir kısmını çocuk denecek yaşta yazılmış olmasının bahane olmayacağını ifade etmiş ayrıca iyiyi kötüden ayırmak külfetini okuyucuya bıraktığım için okuyucumdan özür dilerim demiştir. İşte bu sebeplerden ötürü
    eserin bu şekilde yayımlanmasını ben pek doğru bulmadım. Sanırım derlemeyi yapanlar onun gibi önemli bir yazarın kaleminden dökülen her şeyin ortaya çıkması gerektiğini düşünmüşler.
    Sabahattin Ali nin tüm eselerinin okunmaya lâyık olduğunu düşünüyorum. Ben bu kitabı sevdim eminim sizde seversiniz.
  • 328 syf.
    ·Puan vermedi
    Reklamcı Laura, ıssız bir dağ yolunda kaza yapmış olarak bulunur. Arabanın bagajında da bir çocuk cesedi vardır. Ve geldikleri dağ köyündeki tüm sakinlerin sessizce birdenbire ortadan kaybolması... Bu gizemli olayı aydınlatmak için Laura ile yapılan psikoterapilerde; terapist, yaşanılanları genel olarak sizofrenik bir vaka olarak değerlendirir. Bir süre sonra her şey açıklığa kavuşacaktır.

    Okuduğum diğer Wulf Dorn kitaplarına göre gerilimi daha düşük bir kitaptı. Malesef müthiş bir keyifle, heyecanla okudum diyemeyeceğim. Sonu da tatmin edici değildi, yarım kalmış gibi...