• "Seni çocuklar gibi seviyorum."
  • 384 syf.
    ·5 günde·1/10·
    Psikopat || Mihri Mavi(Kitap Yorumu)
    .
    .
    Herkese yeniden merhaba millet! Yeniden karşınızdayım . E yeni haftanın son günlerinde keyfiler nasıl? Yine eleştiri topuna tutacağım bir kitap ile geldim.Bu kitapların yorumunu bir an önce bitirip sevdiğim ve okunmaya değer düşündüğüm kitapların yorumu daha sık gelecek. Bu kitapların yorumunu ısrarla girmemin nedeni hâlâ bu kitabı okuyan ve kitabı kutsallaştıran bir kitlenin olması. Her neyse yorumuma gelecek olursam⬇️
    .
    Bu kitabı ilk kez ortaokul son sınıfta devamını ise lise birinci sınıfta okudum. Seri şu an üç kitap ve hala(!)bitmiş değil. Ayrıca yan karaktere ait olan bir de Sosyopat Pislik kitabı var. Kitabın adlarını oku hizaya gel resmen. Asla ve asla beğenmediğim, sizin de okumanızı tavsiye etmeyeceğim bir seri. Sert çocuk ve o çocukla hiç olmadık bir zamanda karşılaşan kız hikayelerinden bıktım🤦‍️.Ayrıca kitaptaki kızın,çocuğun onu boğma girişimine rağmen hâlâ onun peşinde gezmesine mi yanayım; böyle mafyavari olayların liseli gençlerin başına gelmesine mi?Üstelik 'psikopat' tayfamız,okula asla uğramamalarına rağmen sınavları sorunsuz geçiyorlar. Bir tane insan da çıkıp demiyor ki bunlar nasıl liseli?Devamsızlıktan bile mi sınıfta kalmadınız?Ay,deliriyorum resmen! Bol mantık hataları içeren bir kitap nasıl olur? Alın size somut örneği. Kızın en yakın arkadaşının babasının nerede olduğu bilinmemesi ve babasının ünlü iş adamlarından biri olmasına ne demeli? Üstelik adamın da kızından yeni haberdar olması. Neler neler var kitapta.Müge Anlı programına konu olacak cinsten yani.Bu kadar bariz mantık hataları olmasına rağmen hala kitabı baş tacı olarak görenler var. Şimdi şey diyenler de oluyor: Seriyi madem sevmedin diğer kitaplarını niye aldın?Maalesef hiç beğenmediğim huylarımdan biri:Başladığım serinin sonunu merak ediyorum, her ne kadar kitap berbat olsa da.Bu nedenle üç kitabını da aldım. Serinin altı kitap olacağı söyleniyor. Diğer kitapları okuyacağımı sanmıyorum. 3 kitap yetti de arttı bile.Ya söylemeyeyim söylemeyeyim diyorum ama söyleyeceğim yine. Bu iki aşık (!)öyle diyaloglar kuruyorlar ki. Biz hayata geç kaldık. Ne bileyim bizim için artık çok geç.Kurban olduğum daha lise öğrencisisin sen.⬇️
    Bu arada erkek karakterimizin ailevi problemleri dolu dolu. Ülkede doğru düzgün liseli yok resmen. Insan bir soruyor kendine acaba böyle bir okul var mı Türkiye de? Kolej falan olsa gam yemeyeceğim yine. Mekanlar hep devlet okulu. Öğretmenler bile belalı grup karşısında hizaya geçiyor. Kusura bakmayın da buna gülerler yani. Özellikle ortaokul yaşlarındaki çocuklar Kağan arıyor sağda solda. Deli misin sen ya da acı sever bir insan mısın? Ya adam kızı boğuyor boğuyor. Söyle bir problemimiz de var: Çocuğun üstüne bir kız düşer. Bu bir kazadır. Kıza yanlışlıkla bir erkek parmak ucuyla değer ülke meselesi olur. Bu nedir ya? Bu saçmalığın kaçıncı seviyesidir? Vücut benim vücudum sana ne kim dokundu! Bir de kesin dövmesi lazım çocuğu. Racona ters yani. Karizmayı çizmemek lazım o da haklı . Böyle kitaplar ve diziler sebebiyle gençler masaya yumruğunu vurmayı, kadına bağırmayı bir halt sanıyor. Kitap okuyan,spordan sanattan anlayan adamla 'light erkek' diyorlar. Üzülüyorum gerçekten . Daha çok söylenmesi gereken şey var ancak vaktinizi çok fazla almak istemiyorum. Anlatmak istediklerimi anlattığımı düşünüyorum. Böyle sayfa yığınlarından bir an önce kurtulmak dileğiyle. Bol kitapla kalın .
  • 496 syf.
    ·1/10
    Psikopat || Mihri Mavi(Kitap Yorumu)
    .
    .
    Herkese yeniden merhaba millet! Yeniden karşınızdayım . E yeni haftanın son günlerinde keyfiler nasıl? Yine eleştiri topuna tutacağım bir kitap ile geldim.Bu kitapların yorumunu bir an önce bitirip sevdiğim ve okunmaya değer düşündüğüm kitapların yorumu daha sık gelecek. Bu kitapların yorumunu ısrarla girmemin nedeni hâlâ bu kitabı okuyan ve kitabı kutsallaştıran bir kitlenin olması. Her neyse yorumuma gelecek olursam⬇️
    .
    Bu kitabı ilk kez ortaokul son sınıfta devamını ise lise birinci sınıfta okudum. Seri şu an üç kitap ve hala(!)bitmiş değil. Ayrıca yan karaktere ait olan bir de Sosyopat Pislik kitabı var. Kitabın adlarını oku hizaya gel resmen. Asla ve asla beğenmediğim, sizin de okumanızı tavsiye etmeyeceğim bir seri. Sert çocuk ve o çocukla hiç olmadık bir zamanda karşılaşan kız hikayelerinden bıktım🤦‍️.Ayrıca kitaptaki kızın,çocuğun onu boğma girişimine rağmen hâlâ onun peşinde gezmesine mi yanayım; böyle mafyavari olayların liseli gençlerin başına gelmesine mi?Üstelik 'psikopat' tayfamız,okula asla uğramamalarına rağmen sınavları sorunsuz geçiyorlar. Bir tane insan da çıkıp demiyor ki bunlar nasıl liseli?Devamsızlıktan bile mi sınıfta kalmadınız?Ay,deliriyorum resmen! Bol mantık hataları içeren bir kitap nasıl olur? Alın size somut örneği. Kızın en yakın arkadaşının babasının nerede olduğu bilinmemesi ve babasının ünlü iş adamlarından biri olmasına ne demeli? Üstelik adamın da kızından yeni haberdar olması. Neler neler var kitapta.Müge Anlı programına konu olacak cinsten yani.Bu kadar bariz mantık hataları olmasına rağmen hala kitabı baş tacı olarak görenler var. Şimdi şey diyenler de oluyor: Seriyi madem sevmedin diğer kitaplarını niye aldın?Maalesef hiç beğenmediğim huylarımdan biri:Başladığım serinin sonunu merak ediyorum, her ne kadar kitap berbat olsa da.Bu nedenle üç kitabını da aldım. Serinin altı kitap olacağı söyleniyor. Diğer kitapları okuyacağımı sanmıyorum. 3 kitap yetti de arttı bile.Ya söylemeyeyim söylemeyeyim diyorum ama söyleyeceğim yine. Bu iki aşık (!)öyle diyaloglar kuruyorlar ki. Biz hayata geç kaldık. Ne bileyim bizim için artık çok geç.Kurban olduğum daha lise öğrencisisin sen.⬇️
    Bu arada erkek karakterimizin ailevi problemleri dolu dolu. Ülkede doğru düzgün liseli yok resmen. Insan bir soruyor kendine acaba böyle bir okul var mı Türkiye de? Kolej falan olsa gam yemeyeceğim yine. Mekanlar hep devlet okulu. Öğretmenler bile belalı grup karşısında hizaya geçiyor. Kusura bakmayın da buna gülerler yani. Özellikle ortaokul yaşlarındaki çocuklar Kağan arıyor sağda solda. Deli misin sen ya da acı sever bir insan mısın? Ya adam kızı boğuyor boğuyor. Söyle bir problemimiz de var: Çocuğun üstüne bir kız düşer. Bu bir kazadır. Kıza yanlışlıkla bir erkek parmak ucuyla değer ülke meselesi olur. Bu nedir ya? Bu saçmalığın kaçıncı seviyesidir? Vücut benim vücudum sana ne kim dokundu! Bir de kesin dövmesi lazım çocuğu. Racona ters yani. Karizmayı çizmemek lazım o da haklı . Böyle kitaplar ve diziler sebebiyle gençler masaya yumruğunu vurmayı, kadına bağırmayı bir halt sanıyor. Kitap okuyan,spordan sanattan anlayan adamla 'light erkek' diyorlar. Üzülüyorum gerçekten . Daha çok söylenmesi gereken şey var ancak vaktinizi çok fazla almak istemiyorum. Anlatmak istediklerimi anlattığımı düşünüyorum. Böyle sayfa yığınlarından bir an önce kurtulmak dileğiyle. Bol kitapla kalın .
  • 336 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Çevremizde birçok engelli insan var.Peki ya biz onlara sevgiyle yaklaşmak yerine neden itici gözle bakmayı seçiyoruz.
    Hiç düşündünüz mü biz onlara öyle bakarken ne hissetiklerini ,ne düşündüklerini ,dışlanmış gibi olarak gördükleri...

    Doğuştan fiziksel engelli .Yüzü çok değişik ve bir o kadar da tatlı gözüken ,gözleri olması gerekenden daha aşağı sarkmış ,kulakları küçücük yumruk gibi ve işitme engelli olan August Pullman .Zeki ve bir çok şeyi kavrayabilen bir çocuk.Çok küçük olduğundan ve yüzü yüzünden insanlar tarafından kaçınılan bir çocuk olmuştur.

    August okulla gitmek yerine annesinden ders alır Anneside bir öğretmen gibi çalışır ve ona olması gerekenden daha fazla ders öğretir . Ta ki 5.sınıfa kadar ve okula gitmesi gerekir .Annesi onun için okula gitmenin daha iyi olabileceğini düşünür .
    Okul August için gidilebilecek türden bir yer değildir.
    Çünkü biliyor ki bütün insanlar ona bakacak ama bir şekilde annesi onu ikna eder ve gitmeye karar verir.
    Okulun ilk günü Bay ToTo nun belirlemiş olduğu öğrencilerle öncelikle tanışır. Jack,Julian,Charlotte
    Jack, sevimli ,iyi bir o kadarda sevimli.bir çocuk
    Julian, zengin bir aile çocuğu,sıradan birisi.
    Charlotte ise sarışın, masmavi gözleri olan aynı zamanda sevimli bir kızdır.August'a okulu gezdirirler.
    Çoğu öğrenci August'a uzaktan bakmayı tercih ediyor ,bazıları ise yanına bile gelmiyor dokunmaya korkuyorlardı,bazıları ise alay ediyor , arkadaşlık edinmek istemiyor gibiler.Her öğrencinin üzülebileceği gibi August da üzülmüştü. Jack le iyi anlaşıyor ama Julian öyle değildi.
    Eve geldiğinde her şeyi annesine anlatır,okula gitmek istemediğini söyler .Annesi August için her şeyini feda edecek kadar çok sever,bir ailenin olması gerekeninden daha fazla özen gösterir.Bir şekilde onunla konuşur ve okula gitmesinin onun için daha iyi olacağını söyler.

    August'un en sevdiği gün Cadılar Bayramıdır.Çün-
    kü o zman seni kimse bilmez görmez .Başın Yere eğerek gezmessin .Herkes seninle arkadaştır.
    Okulun bitmesine az bir süre kalmıştır.August artık kendisine bakmalarına alışmıştır.Hatta artık ona bakmıyorlar bile. Herkesle arkadaş olmuş ve okulun popiler çocuklar arasına girmişti.

    Benim en sevdiğim bölüm ise ;
    "Bu sabah ki son ödülümüz Herry Beraber madalyasını öğrenim yılı boyunca dikkate değer,örnek davranışlar sergileyen öğrencilere verilir"dedi .Lafı daha uzatmadan bu madalyayı o öğrenciye vermekten guru duyarım ve August Pullman lütfen buraya gelip ödülünü alabilir misin?
    August o kadar insanın önünde ayakta alkışlanmıştı.
    Çok sevinçliydi .Hocalarla ve ailelerle fotoğraf çekiniyordu.Hatta onunla çekinmeye geliyorlardi.

    Bizler nasıl her sabah uyanabiliyosak ,ellerimizi yıkayabiliyosak en basitinden ayakkabı bağcığımızı bağlayabiliyorsak yani kısacası bir çok şeyi kendimiz yapabiliyorsak en büyük mucize bence. Aldığımız nefes bile.
    Önemli olan insanlar ne der ne düşünür değil .Biz nasıl mutlu olabiliyosak o şekilde yaşamalıyız.Bir şey demeden önce ,düşünmeden önce karşınızdaki kişiyi kendi yerinize koyun ,biz o kişi olsak nasıl hissederiz diye düşünün .Empatinin ne kadar önemli olduğunu kavramamı sağlayan ,önümüze nasıl engeller çıkarsa çıksın vazgeçmeden ,bir şeyleri yaparak, çabalayarak daha iyi yerlere gelmemizi anlatan bu kitabı okumanızı tavsiye ederim .

    " İNSANLARIN NE DEDİKLERİ BİZİM KİM OLDUĞUMUZU DEĞİŞTİRMEYECEK AMA BİZİM ONLAR HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİMİZİ DEĞİŞTİRECEK"
  • 512 syf.
    ·1 günde·1/10
    Psikopat || Mihri Mavi(Kitap Yorumu)
    .
    .
    Herkese yeniden merhaba millet! Yeniden karşınızdayım . E yeni haftanın son günlerinde keyfiler nasıl? Yine eleştiri topuna tutacağım bir kitap ile geldim.Bu kitapların yorumunu bir an önce bitirip sevdiğim ve okunmaya değer düşündüğüm kitapların yorumu daha sık gelecek. Bu kitapların yorumunu ısrarla girmemin nedeni hâlâ bu kitabı okuyan ve kitabı kutsallaştıran bir kitlenin olması. Her neyse yorumuma gelecek olursam⬇️
    .
    Bu kitabı ilk kez ortaokul son sınıfta devamını ise lise birinci sınıfta okudum. Seri şu an üç kitap ve hala(!)bitmiş değil. Ayrıca yan karaktere ait olan bir de Sosyopat Pislik kitabı var. Kitabın adlarını oku hizaya gel resmen. Asla ve asla beğenmediğim, sizin de okumanızı tavsiye etmeyeceğim bir seri. Sert çocuk ve o çocukla hiç olmadık bir zamanda karşılaşan kız hikayelerinden bıktım🤦‍️.Ayrıca kitaptaki kızın,çocuğun onu boğma girişimine rağmen hâlâ onun peşinde gezmesine mi yanayım; böyle mafyavari olayların liseli gençlerin başına gelmesine mi?Üstelik 'psikopat' tayfamız,okula asla uğramamalarına rağmen sınavları sorunsuz geçiyorlar. Bir tane insan da çıkıp demiyor ki bunlar nasıl liseli?Devamsızlıktan bile mi sınıfta kalmadınız?Ay,deliriyorum resmen! Bol mantık hataları içeren bir kitap nasıl olur? Alın size somut örneği. Kızın en yakın arkadaşının babasının nerede olduğu bilinmemesi ve babasının ünlü iş adamlarından biri olmasına ne demeli? Üstelik adamın da kızından yeni haberdar olması. Neler neler var kitapta.Müge Anlı programına konu olacak cinsten yani.Bu kadar bariz mantık hataları olmasına rağmen hala kitabı baş tacı olarak görenler var. Şimdi şey diyenler de oluyor: Seriyi madem sevmedin diğer kitaplarını niye aldın?Maalesef hiç beğenmediğim huylarımdan biri:Başladığım serinin sonunu merak ediyorum, her ne kadar kitap berbat olsa da.Bu nedenle üç kitabını da aldım. Serinin altı kitap olacağı söyleniyor. Diğer kitapları okuyacağımı sanmıyorum. 3 kitap yetti de arttı bile.Ya söylemeyeyim söylemeyeyim diyorum ama söyleyeceğim yine. Bu iki aşık (!)öyle diyaloglar kuruyorlar ki. Biz hayata geç kaldık. Ne bileyim bizim için artık çok geç.Kurban olduğum daha lise öğrencisisin sen.⬇️
    Bu arada erkek karakterimizin ailevi problemleri dolu dolu. Ülkede doğru düzgün liseli yok resmen. Insan bir soruyor kendine acaba böyle bir okul var mı Türkiye de? Kolej falan olsa gam yemeyeceğim yine. Mekanlar hep devlet okulu. Öğretmenler bile belalı grup karşısında hizaya geçiyor. Kusura bakmayın da buna gülerler yani. Özellikle ortaokul yaşlarındaki çocuklar Kağan arıyor sağda solda. Deli misin sen ya da acı sever bir insan mısın? Ya adam kızı boğuyor boğuyor. Söyle bir problemimiz de var: Çocuğun üstüne bir kız düşer. Bu bir kazadır. Kıza yanlışlıkla bir erkek parmak ucuyla değer ülke meselesi olur. Bu nedir ya? Bu saçmalığın kaçıncı seviyesidir? Vücut benim vücudum sana ne kim dokundu! Bir de kesin dövmesi lazım çocuğu. Racona ters yani. Karizmayı çizmemek lazım o da haklı . Böyle kitaplar ve diziler sebebiyle gençler masaya yumruğunu vurmayı, kadına bağırmayı bir halt sanıyor. Kitap okuyan,spordan sanattan anlayan adamla 'light erkek' diyorlar. Üzülüyorum gerçekten . Daha çok söylenmesi gereken şey var ancak vaktinizi çok fazla almak istemiyorum. Anlatmak istediklerimi anlattığımı düşünüyorum. Böyle sayfa yığınlarından bir an önce kurtulmak dileğiyle. Bol kitapla kalın .
  • ''Büyükler sayılara bayılır.
    Örneğin yeni bir arkadaş edinip büyüklere ondan bahsettiniz, size asla en önemli soruları sormazlar. ''Sesinin tonu nasıl? Hangi oyunları sever? Kelebek koleksiyonu var mı ?'' gibi sorular yerine, ''Kaç yaşında? Kaç kardeşi var? Kaç kilo? Babası kaç para kazanıyor?'' gibi sorularla onu tanıyabileceklerini zannederler.
    Büyüklere, ''Pembe kiremitli, pencerelerinde sardunyalar ve damında güvercinler olan bir ev gördüm.'' deyin, o eve asla gözlerinin önüne getiremezler. Ama, ''Yüz bin liralık bir ev gördüm.'' deyin, hemen, ''Ne güzel!'' diye haykırıyorlar.
    Örneğin Küçük Prens'in varlığının kanıtı olarak, ''O çok tatlıydı, hep gülüyor ve bir koyun istiyordu.'' derseniz, bunu çocukça bulduklarını söyler, omuz silkerler. Eğer, ''Onun geldiği gezegenin numarası B612.'' derseniz, hemen ikna olup soru sormayı bırakırlar.
    Onlara kızmayın. Ne yapalım, huyları böyle. Çocuklar büyüklerini hoş görmeye alışmalı. Bizler hayatı anlayabiliyoruz, o yüzden rakamlara takılıp kalmıyoruz! ''
  • Neler yazılmadı neler söylenmedi ki bu şehir için. Kimi bir kadına benzetti kimi onun kültürüne, tarihi güzelliklerine aşık oldu. Bazılarının aşkını, bazılarının nefretini kazandı.

    Ama İstanbul hep aşkın ve şiirin başkenti olarak kaldı.

    Ancak şu bir gerçek ki onu sevmek için ruhunu anlamak, insanlarıyla kaynaşmak, her saniyesinden zevk alıp rengarenk şivesini paylaşarak içsel ritmine ayak uydurmak gerekir.

    Bu şehri anlamak için öncelikle İstanbul’un gözlerine ihtiyaç var... Mesela Ondokuzuncu yüzyılda İstanbul’a bakan bir Doğu bilimcinin betimlemelerinin gücü ve berraklığı silinmeyecek şekilde hala zihinlerdedir. Şehir duvarlarının etrafında ağırbaşlı atlı araba gezileri, Ramazan’ın şenlikli geceleri, şehrin büyük kısmını yok eden büyük yangınlar, mezarlıkların arasında gezintiler, Küçüksu’daki piknikler… Hepsi, bir rüya şehrini yaratan sanatsal anlatımlardır.

    Evet İstanbul hep bir rüya şehri olmuş kadim bir medeniyetin mirasıdır... Ona bakan yerli ve yabancı gözler o rüya şehrinin farklı anlatımlarını yaptılar, şairler sayısız şiirler yazdılar, gezginler o rüyanın içinde kayboldular... Ama bugün bu şehre bakanlar nasıl bir rüya görür doğrusu onu kestirmek biraz zor.

    Çünkü bu şehri öylesine hor kullandık ki, bırakın güzelliklerini anlatmayı kimsenin rüya görmeye bile mecali kalmadı. Maalesef sermaye birikim rejimini kent rantlarına el konulmasına odaklamış kentsel politikalar ve inşaat odaklı büyüme stratejileri, İstanbul’u nefes almakta bile sıkıntı çekilen bir şehir haline getirmiş bulunuyor. Camilerin, çeşmelerin, medreselerin devasa gökdelenlerin gölgesinde ezildiği bir şehirde kim nasıl rüya görebilir ki...

    ***

    Tarih ve kültür artık kimse için bir kıymet ifade etmediği için, bu şehrin tarihinden, kültüründen bahsetmenin hala bir anlamı var mıdır bilemem ama, mesela başta Ayasofya ve çevresi olmak üzere inanılmaz bir yer altı zenginliğine sahip olduğumuz bir şehirde yaşıyoruz. Ayasofya’nın altındaki ve kadim İstanbul’un tamamına yayılan yeraltı ağı en az 1800 yıllık. 1929 yılında Çemberlitaş civarında yapılan arkeolojik bir kazıda dehlizlere rastlandığı ve antik kentin bazı noktalarına devam ettiği kazı raporlarına geçmiş. Çemberlitaş’ın karşısında 1930’lu yıllara kadar hizmet vermiş okulda yer altı kapı ve dehlizlerinin olduğu, bu dehlizlerin okuldan kaçmak isteyen çocuklar tarafından keşfedildiği raporlar arasında. Bir başka söylence de eski Bizans’ın merkezi olan Hipodrom (Sultan Ahmet Meydanı) ve civarının Aksaray’a ve daha ötelere giden yer altı galerileriyle döşeli olduğudur.

    İnanıyorum ki İstanbul’u sevmek hiç bitmeyecektir, bizim bütün hoyratlıklarımıza kıymetbilmezliklerimize rağmen... İşte şair dostumuz Ömer Erdem’in yeni şiir kitabı “İstanbul’a” çıktı bile... Eminim “Parmak ucuyla sevmek”şiiriyle İstanbul’u hissedeceksiniz..

    /istanbulun her harfine

                    bir kelime

                          bulsaydım

    her seferinde yine başa döner

    parmak uçlarıyla sever gibi

                            bir güzelliği

    öyle dokunurdum köşelerine

    gökyüzünün eksikliğine

    temmuz günü ateş sıcakta

    birden bir sokağa girince

    seni serinliği ile kucaklayan rüzgar

                                           bilirdim

     

    antik şehri kazan arkeolog

    ince ince dokunursa nasıl her şeye

    kırık dökük demeden

    hayat bilip her nesneyi

    nefesini tutar gibi keşifle

    öyle öyle severdim

     

    harem eski sarayın orada

    böyle bir gün yaşadım sabah erken

    ayaklarımın altındaki sesler

    birden denize doğru beni

                            sürüklediler

    biz dediler yapılıp yıkılan

    yıkılıp tekrar yapılan

    o İstanbul denilen ölümsüz yapının

    perileriyiz/

    Mehmet Ocaktan