• Ve 15. Ahmet Erhan kitabının 15. incelemesine geçmeden evvel bu kitap için, öncelikle sevgimin mimarı, Ahmet Erhan kitaplığımın babası Mete Özgür ‘e ne desem, nasıl teşekkür etsem bilemiyorum gerçekten. Elini veren kolunu kaptırır misali bana o ilk Ahmet Erhan kitaplarını gönderdiği güne artık lanet okumaya başlamıştır zannedersem 🤗 Doymadım kitap istemeye ve okumaya. Neyse sonuç olarak kalan diğer kitapları bekliyorum.

    Eleştiriler Üzerine Zorunlu Not: Kitapta alkol ve yalnızlık konulu şiirler mevcut. İncelemeye dair yazacaklarım bu kadar. Zaten baskısı olmayan bir kitap. Dert etmeyin. Boş yere okumuş olsanız da bir şey kaybetmesiniz

    15 inceleme dedim ama ben aslında pek incelemeye benzer yazamadım. Ahmet Erhan ’ın halet-i ruhiyemi uğrattığı depremleri yazdım, yine aynı şeyi yapacağım sanırım.

    Ahmet Erhan'a çok şeyler yazdım bu sefer sana yazmak istedim. Kitap boyunca sen vardın aklımda. Hep seni anlatan şiirler. Senin kişiliğin, senin yaşamın, senin depresif hallerin. Kısaca sen, sen. Tüm varlığınla pervasızca dolaşıyordun sayfalarda. Sanki kitabı sen yazmıştın.

    "Devrimciyim, sarhoşum, yalnızım"

    demiş şair. Tanıdık geldi mi sana da? 

    Ahmet Erhan’la nasıl bu denli örtüşebildiğinize şaşırmadım aslında. Zaten hep benzetirdim. Şimdi sana hiç okuyamayacağın bir şeyler yazmak istiyorum. 

    Kokun yine odama doldu. Saf anason rakı kokun. Derin derin çekip dolduruyorum seni içime. Sanki mevsimlerden karakış. Havada ağır bir kasvet hakim. Ruhumun çatısından kopan buz sarkıtları soluk boruma saplanıyor. Nefes almak bile ağır bir yük şu anda. Perişanım paramparça. Ay çıkmadı, bu gece her yer zifiri. Bir kör kuyuya düşmüş gibiyim. Kalbimde ağır bir sancı var. Oradan yeni bir hayat doğurabilir miyim sana.

     "Ah, sen ölür müydün, kendine bir inansan."

    Bak sarhoşum şu anda, vücudumun karanlık dehlizlerinde kan yerine alkol dolanıyor. Hayır içmedim Ahmet Erhan çarptı, seni anlatması sarhoş etti. Hadi gel girelim bir rakı şişesine atalım kendimizi denize. Dalgalar nereye sürüklerse işte..

    Yüzün aklımdan gitmedi sayfalar boyunca. En çok da hayır demek yerine gözünü kapayıp işaret parmağını sallarken ki halin. Konuşmayı pek sevmezdin. Üç beş cümleyle koca günü kapatırdın çoğunlukla. Ama içince saatlerce susmazdın tüm susuşlarının intikamını alırcasına. Var gücümle uykuya direnir seni dinlerdim. Belki de sensin sebep, yıllardır tüm uykularıma istemdışı direniyor olmama.

    Bazen yavaş, bazen hızlı ama hep düşünerek en etkili sözcükler düşerdi ağzından. Çaresizliğini anlatırdın. Bitikliğini, yitikliğini, terk edilmişliğini, hiçliğini yani Ahmet Erhanlığını işte. 

    Seni uyandırmayı severdim en çok. Elimle gözlerini açmayı, çünkü gözlerinin içinde kendimi görürdüm. Sense "Fotoğrafını yapıştırdım gözlerimin içine." diyerek kandırmıştın beni. İnanmıştım sana ve hala inanıyorum buna. Çünkü bakmazdın kimselerin gözlerinin içine benden başka. Ben de bakamıyorum kimselerin göz bebeklerine. Büyüdükçe sen gibi bir hal aldım. Genetiğini tüm hücrelerimde taşıyorum.

    Alnındaki çizgilerin üzerinden parmağımla geçmeyi severdim ve de taktığın kocaman yüzüklerinle oynamayı. Daha pek çok şey vardı sende sevdiğim. Bana şiir okuman mesela. Sen okudukça ezberlediğim bir sürü şiir kaldı şimdi aklımda. Bak burasını atladın deyince sarhoş kafayla bu kadar olur derdin. Bazen de şiire şiir eklerdin

    Evden kaçıp kaçıp sana gelirdim. Merak eden olmazdı. Bilirlerdi hangi limana sığındığımı. Bazı geceler çok geç gelirdin. Küçük yaşıma rağmen karanlıktan ve yalnızlıktan korkmamayı işte o gecelerde öğrenmiştim. Sonunda sen gelecektin nasılsa. Bazen beklerken uyumuş olur, sabahında seni bulurdum yanında. Senin yanında uyanmak dünyanın en mutlu sabahları olurdu. Bazen de uyandırırdın beni gecenin kör bir karanlığında. Hadi uyan içelim biraz derdin, mevsime göre kavun veya ayva doğrarken ben usulca dökerdim suyu, değişirdi rakının rengi, dağılırdı ortama kokusu. Beyaz leblebiyi bile hatırladım Ahmet Erhan yazmış kitabına. O da sen gibi yaparmış.

    Bak böyle bardağın ucundan vuracaksın ortasından değil diyerek ŞEREFE DEĞİL SEREFSİZLERE içerdin.

    Bütün paranı alkole yatırdığın zamanlarda annem veya halam yemek yollamamışsa eğer aç kalırdık ama yoğurdumuz olurdu ekmek doğrayıp kaşıklardık dünyanın en lezzetli yemeğiymiş gibi. Senin yanında her şey ne kadar güzeldi.

    Şimdi senin çayından içiyorum. Kaderim gibi kara dediğin çay. Susuz olanından sade dem. Acı gelmiyor şu an bana. Seni içiyorum, sana içiyorum ve de o şerefsizlere. "Geleceğimi göremiyorum geçmişim zaten yoktu." cümlen hala kulaklarımda. Seninkileri görüyorum ara sıra terk eden karını çocuklarını, geleceğini yani. Tıpkı dediğin gibi beter olmuşlar. Ah’ın yerde kalmadı işte ne mutlu bana. 

    Saydım 185 gün olmuş sen gideli. Hala dönüyor dünya. Bazen seni hatırlayıp kör bir kuyuya düşmüş gibi oluyorum. Çırpınmıyorum, boyun eğiyorum bu karanlık acı boğsun beni istiyorum. Ve bu acımın üstünden Ahmet Erhan yürüdü eze eze. Kanattı bir kez daha. 

    Seninle aynı gün doğmuş, senin gibi yaşayıp senin gibi gırtlak kanserinden ölmüş o da. Kader mi diyelim şimdi biz buna? İşte Ahmet Erhan seni yazmış bu kitaba, hemen hemen her sayfaya. Keşke yaşasaydın da okusaydın şiirlerini bana her rakı sofrasında ama artık ne fayda. 

    Ben sabaha kadar yazardım da, burada bitirip biraz seni düşünmek istiyorum. Uyusam şimdi, gelir girer misin rüyama. Öyle çok özledim ki seni, en çok da gözlerimin içine bakıp bakıp susmanı...

    "Varlığına, yokluğuna teşekkür ederim." 
    Şimdilik elveda. En çok huzur bulduğun yerde güzel uyu emi.
  • herhalde çocuklarını düşünmek bir anaya özgü vazgeçilmez bir şeydir.
    Cengiz Aytmatov
    Sayfa 28 - Ötüken yayinlari, toprak ana, cengiz Aytmatov
  • Muaviye, hiç de kolay olmayan Yezid'e biat işini bir an önce halletmek istiyordu.
    Ancak bu iş epey zor olacaktı. Çünkü Yezid'in nasıl biri olduğunu dost düşman herkes
    biliyordu. Bu sebeple dostlarını bile ikna etmesi zor oluyordu. Muaviye bu zor işi akla
    gelen her türlü yolu kullanarak başarmaya çalıştı. Bu cümleden olarak Hz. Ömer'in
    oğlu Abdullah'a 100.000 dirhem göndermişti. Hz. Abdullah bu parayı almayı
    reddederken şunları söylüyordu:
    "Bu paralar bana paha biçilmez kıymette olan dinimi çek ucuz birfiatla satmak için
    gönderilmiştir."
    Muaviye Medine valisi Mervan'a bir mektup yazdı:
    "Ben kocadım. Ölmeden, benden sonra devlet işlerini yürütecek bir veliahd belirlemek
    istiyorum. Halkın nabzım yokla. Bu konuda ne düşündüklerim öğren."
    Halkın cevabının müsbet olduğu haberini gönderen Mervan bu kez veliahd olarak
    Yezid'in seçildiği talimatını alıyordu. Mescid-i Nebevi'de toplanan halka durumu şu
    sözlerle bildirdi:
    "Emirulmüminin sizin geleceğinizi düşünmek konusunda elinden gelen hiç bir gayreti
    esirgemedi. Nihayet kendisinden sonra yerine oğlu Yezid'i getirmeye karar verdi. Bu
    ona Allah tarafından ilham olunan çok iyi bir fikirdir. Müminler emirinin kendi yerine
    veliahd atama fikri yeni bir şey değildir. Ebubekir ve Ömer de böyle yapmışlardır."
    Orada bulunan Hz. Ebubekir'in oğlu Abdurrahman ayağa kalkarak:
    "Ey Mervan; sen de yalan söylüyorsun, Muaviye de yalan s.öylüyor. Siz hiç bir zaman
    Muhammed ümmetinin iyiliğini düşünmediniz. Siz böyle yapmakla Kaysercilik (saltanat)
    yapmak istiyorsunuz. Biliyorsunuz ki bir Kay ser ölünce yerine oğlu geçer. Hem
    bu yaptığınız iş Ebubekir'in ve Ömer'in sünneti değildir. Bilakis onların yoluna
    aykırıdır. Zira onların hiç biri çocuklarını kendilerine veliahd tayin etmediler."
  • Herhalde çocuklarını düşünmek bir anaya özgü vazgeçilmez bir şeydir.