• " Çocukluk yapma ! " derler ya...

    Sen çocukluk yap :
    Gecenin karanlığında Allah ile baş başa kaldığında çocuk gibi davran.

    Zira çocuk istediğini alıncaya kadar gözyaşı döker..!"

    İbnu'l Cevzi (r.a.)
  • Sen yeter ki çocukluk yap; gönlümde salıncağın hazır. 🎈
  • Eylüllerden yaz yap bana
    Bir dönümlük bir çocukluk
    Murathan Mungan
    Sayfa 13 - Metis Yayınları, 3. Baskı, 2000.
  • Bir avuç toprağın kenarında
    Kendimden uzak bir yerde
    tek başıma oturmuşum
    tüm esintiler toprak oldu.
    Ve Parmaklarımın arasından kayarak yere düştü.
    Bir Hiçe Benziyorsun!
    toprağın soğukluğuna bırak yüzünü.
    Kendi yüksekliğimi kaybetmişim.
    Korkuyorum,bir sonraki andan ve duygularıma açılan bu pencereden.
    Elimin unutkanlığına bir yaprak düştü:
    Akasya yaprağı!
    Annemin yüzünde titreyen ninni, kaybolmuş bir nağmenin kokusunu vermekte.
    Pencereden, Çocukluk duvarından, günbatımına bakıyorum.

    Boş yere bakıyorum, boş yere.
    Yeşil bahçe kapılarının üzerine çöktü bu duvar.
    Oyunların altın zinciri ve hikayelerin aydınlık saçan
    Kapıları, bu enkazın altında kaldı.
    Öbür tarafta, karanlığım göründü:
    Samanlı çamurdan yapılmış kubbe üzerinde durmuşum tıpkı bir üzüntü gibi.
    Ve günbatımı buharına karışmış bakışım.
    Bir üzüntü, merdivenlerin üzerinde yalnız oturmuş.
    Bu koridorlarda başıboş bir bekleyiş vardı
    Eski "BEN" bu toprak kabın yeşil kanatlarında söndü.
    Kararmış havada, akasya ağacı tatlı bir korku içinde güneş tutulmasını seyretti
    Yapraklarla dolup taşan pencerede güneş yanıyor.
    Bir yaprakla kaydım.
    Tüm bağlantılar kopmuş.

    Kendimden uzak bir yerde, yalnız ve kendi soluğumla oturmuşum.
    Parmaklarım toprağı alt üst ediyor,
    bir resim çiziyor,
    yeşil bir resim: dallar, yapraklar;
    sonra kayarak uykuya dalıyor.
    Aydınlık bahçeleri üzerinde uçuyorum.
    gözlerim yeşilliklerle dolup taşıyor,
    nabız atışlarım dallarla, yapraklarla birleşiyor.
    Uçuyorurn, uçuyorum.
    Uzak bir kırda,
    kanatlarımı yakıyor güneş ve ben
    uyanma nefreti ile
    toprağa düşüyorum.
    Birisi, kül olmuş kanatlarımın üzerinde yürüyor.

    Bir el alnıma dokundu,
    ve ben, gölge oldum:
    Sen misin "Şasusa"?
    geç kaldın:
    çocukluk ninnisinden günümüze dek
    seni bekliyordum.
    Kanalların yeşil gecesinde
    Sihirli nehirlerde
    Mermerlerin güneşinde
    Seni çağırdım.
    Ve karanlık özlemi içinde seni
    çağırıyorum: "Şasusa"!
    bu güneşli kırı gece yap ki (kaybolmuş)
    yolumu bulayım, ve kendi
    ayak izlerimde kaybolarak söneyim.
    "Şasusa" ey çıplak ve kara esinti!

    Dudaklarına sessizlik hakimdi.
    Parmakları hiçbir yöne kaymadı.
    birden,
    yüzündeki ifade dağıldı ve tozunu rüzgar
    alıp götürdü.
    Islak yeşillikler arasında yola düştüm.
    bir rüya kaybetmiştim bu yeşillikler üzerinde.
    ellerim, arayıp taramanın işe yaramazlığı ile doludur.
    eski "BEN" bu kırlarda yalnız dolaştı.
    öldüğünde,
    kanallar rüyası ve akasyaların kokusu parmaklarındaydı.
    bir üzüntü üzerinde
    yola düştüm.
    bir geceye çok yakınım, karanlığım göründü:
    "o günlerin" gecesine fener futmuşum.
    akasya ağacı fenerin ışığında durmuş,
    yaprakları uyuyor.

    annemi dinliyorum,
    güneş pencere ile birleşmiş.
    annemin nağmesi yaprakların sesi ile uyumlu.
    Bir beşik sallanıyor.
    bu duvarın arkasında bir duvar yazıtı
    kazımaktalar.
    Duyuyor musun?
    iki boşluk arasında gidip gelmekteyim.
    Sanki, toprağın soğukluğuna bir kapı aralamışım:
    mezarlık yaşamıma yansıdı.
    Çocukluk oyunlarım bu siyah taşlar üzerinde buruşmuş.
    taşları dınliyorum: üzüntünün sonsuzluğu.
    Mezar kenarında bekleyiş (ne kadar) boşunadır."ŞaSuSa" siyah mermer üzerinde yeşermiş:
    "ŞaSuSa” karanlığım gibidir!
    güneşe bulaşmış gövdem. Karart beni; gövdendeki gece
    karanlığını bana boşalt.

    ellerime bak: yaşam yolum seninle sönüyor.
    boşlukta bir yol, karanlık yolcusu:
    kafilenin çan Seslerini duyuyor musun?
    bir avuç karabasanla yol arkadaşı olmuşum.
    yol, geceyle başladı, güneş vardı,ve şimdi karanlık sınırından geçiyor.
    Kafile derin olmayan nehirden geçti ve sabah dalgaların
    üzerine döküldü.
    Gümüş gibi parlak su üstünde bir yüz, ölüme gülüyor.
    "Şasusa"! "ŞaSusa"!
    Sisli havada
    mezarlık soluk alıyor;
    toprağa dökülüyor "Şasusa"nın gülücüğü, ve
    parmağı ile kaybolmuş bir yeri gösteriyor:
    Bir duvar yazıtını.

    Taş kıpırdıyor.
    Annemin nağmesinde açıyor akasya çiçekleri: Sonsuzluk dallarında.
    bir avuç toprak kenarında,
    kendimden uzak bir yerde, tek başıma oturmuşum.
    duygularımın üzerinden kayıyor yapraklar.

    Sohrab Sepehri
  • En yüksek tepelerin doruğuna ne diye tırmanasın ki, sonradan inmek zorunda kalacak olduktan sonra; inince de, yaşamını oraya nasıl çıktığını anlatarak geçirmemen mümkün mü? Ne diye yaşar gibi görünesin ki? Neden sürdüresin? Başına gelecekleri şimdiden bilmiyor musun sanki? Olman gereken her şeyi daha önce olmadın mı: anasına babasına lâyık bir oğul, küçük cesur izci, daha iyisini yapabilecek iyi bir öğrenci, çocukluk arkadaşı, uzak kuzen, yakışıklı asker, yoksul genç adam? Biraz daha gayret etsen, hatta buna bile gerek yok, birkaç yıl daha geçse, orta sınıftan, değerli bir meslektaş olacaksın. İyi koca, iyi baba, iyi yurttaş. Eski tüfek. Tıpkı kurbağalar gibi, toplumsal başarının küçük basamaklarını bir bir tırmanacaksın. Geniş ve çeşitlilik gösteren bir yelpaze içinden, arzularına en uygun düşen kişiliği seçebileceksin, tam senin ölçülerine göre titizlikle biçilmiş olacak. Nişan verilecek mi sana? Kültürlü mü olacaksın? Ağzının tadını iyi bilen biri mi? Böbrek ve kalp uzmanı mı? Hayvan dostu mu? Boş saatlerini akortsuz piyanonda, sana hiçbir zarar vermemiş olan sonatları katletmekle mi geçireceksin? Yoksa, sallanan bir koltukta, kendi kendine yaşamın iyi yanları da olduğunu tekrar ederek pipo mu içeceksin?
    Hayır. Sen, yap-boz oyununun eksik parçası olmayı yeğliyorsun. Tasını tarağını topluyorsun. Şansını hiç denemiyor, hiçbir işe hiçbir umut bağlamıyorsun. Sabanı öküzün önüne koşuyorsun, her şeyden sıtkın sıyrılıyor
    , dereyi görmeden paçayı sıvıyorsun, elindekini avcundakini yiyip bitiriyorsun, sermayeyi kediye yüklüyor, palamarı koparıyor, ardına bakmadan çekip gidiyorsun.
    Yararlı öğütleri dinlemeyeceksin artık. Çare nedir diye sormayacaksın. Kendi yolunda yürüyüp gidecek, ağaçlara, taşlara, suya, göğe, çehrene, bulutlara, tavanlara, boşluğa bakacaksın.
  • “Sen yeter ki çocukluk yap .
    Gönlümde salıncağın hazır.”

    ~A.C.Z.~