• “İkimize de. Çünkü çoğu zaman kafalarımızın işleyişinde büyük bir benzerlik görüyorum. Siz de, ben de sokulgan değiliz, sessiz duruyoruz; Odadaki herkesi şaşırtacağını ve bir atasözü gibi kuşaktan kuşağa geçeceğini ummadıkça, ağzımızı açıp bir şey söylemek istemiyoruz.”
  • SELMAN-I FARİSİ'NİN İBADET ANLAYIŞI

    İmam Sadık (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir: Bir gün Resulullah (s.a.a) ashabına; “Hanginiz bütün günleri oruç tutuyorsunuz!” diye sordu.
    Selman; “Ben ya Resulullah” dedi. Resulullah (s.a.a); “Hanginiz (her zaman için) geceyi ibadetle geçiriyorsunuz?” diye buyurdular. Selman; “Ben ya Resulullah” dedi.
    Yine Resulullah (s.a.a); “Hanginiz Kur’ân’ı her gece hatmediyorsunuz?” diye sordular.
    Selman; “Ben ya Resulullah” dedi. Ashap’tan birisi (bu durumdan) rahatsız olup şöyle dedi: “Ya Resulullah! Selman Fars ırkından olan birisidir, biz Kureyş toplumuna karşı övünmek istiyor. Siz; “Hanginiz bütün günleri oruç tutuyorsunuz?” buyurdunuz, Selman ben dedi; oysaki o çoğu günler yemek yiyor. Siz; “Hanginiz geceyi ibadetle geçiriyorsunuz?” buyurdunuz Selman ben dedi; oysaki o çoğu günleri yatıyor. Siz; “Hanginiz Kur’ân’ı her gün hatmediyorsunuz?” buyurdunuz; Selman ben dedi; oysaki o günlerin çoğunu susmakla geçiriyor.”
    Onun bu sözleri üzerine Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdular: “Vazgeç (sus) ey falan, ben size Hekim Lokman gibiyim (her sözümün bir hikmeti vardır). Onun kendisinden sorsan seni aydınlatır.”
    Bunun üzerine o adam cenabı Selman’a şöyle dedi: “Ya Eba Abdullah! (Hz. Selman’ın künyesi) Sen bütün günleri oruçlu geçirdiğini mi sanıyorsun?”
    Selman; “Evet” dedi.
    O adam; “Ben senin çoğu günler yemek yediğini görüyorum” dedi.
    Selman cevabında şöyle dedi: “Sandığın şekilde değildir, ben her ay üç gün oruç tutuyorum. Allah Teâlâ buyurmuştur ki: “Kim bir iyilikle gelirse ona, yaptığının on misli mükafat verilecektir.”(En’am/160)
    Ben Şaban ayını Ramazan ayıyla birleştiriyorum. İşte bu Sevm’ud- Dehr (bütün günlerin orucu) manasıdır.”
    Daha sonra o adam şöyle dedi: “Sen bütün geceyi ibadetle geçirdiğini mi sanıyorsun?”
    Selman; “Evet” dedi.
    O adam; “Oysa sen gecenin çoğunu uyuyorsun” dedi.
    Selman cevabında şöyle dedi: “Senin düşündüğün gibi değildir. Fakat ben habibim Resulullah (s.a.a)’in şöyle buyurduklarını duydum: “Kim abdestli uyuyorsa, bütün geceyi ibadetle geçirmiş gibidir”
    [Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki: “Kim abdestli uyur, ölüm de o gece ona ulaşırsa, Allah katında şehittir.” Bihar’ül Enver, c. 76, s. 183.]
    Binaenaleyh ben daima abdestli uyuyorum”
    Sonra o adam; “Sen her gün Kur’ân’ı hatmettiğini mi sanıyorsun?” dedi.
    Selman; “Evet” dedi.
    O adam; “Oysa sen günlerin çoğu vakitlerinde susuyorsun.“
    Selman cevabında şöyle dedi: “Senin sandığın gibi değildir. Ama ben habibim Resulullah (s.a.a)’den, Hz. Ali’ye şöyle buyurduklarını duydum:
    “Ya Ebe’l- Hasan (Hz. Ali’nin künyesi)! Senin misalin ümmetim arasında “Kulhu vellahu ehad” (Tevhid) suresi gibidir. Kim onu bir defa okursa, Kur’ân’ın üçte birini okumuştur; kim onu iki defa okursa, Kur’ân’ın üçte ikisini okumuştur; kim onu üç defa okursa, Kur’ân’ı hatmetmiş gibidir.”
    Daha sonra Hz. şöyle buyurdular: “Ya Ali! Kim seni diliyle severse, imanının üçte biri kâmil olur. Kim seni dili ve kalbiyle severse, imanının üçte ikisi kâmil olur. Kim seni dili ve kalbiyle sever, eliyle de yardımda bulunursa, imanı tamamen kâmil olur.”
    Hazret daha sonra sözlerinin devamında şöyle buyurdular: “Ya Ali! Beni hak olarak meb’us kılan Allah’a and olsun ki, eğer yeryüzünün ehli seni gökyüzünün ehli gibi sevseydi, kesinlikle hiçbir kimse cehennem ateşiyle azap edilmezdi.”
    Daha sonra cenabı Selman sözlerini toparlayarak sonuçta; “Ben her gün “Kulhuvellahu ehad” suresini üç defe okuyorum.”dedi.
    Bu esnada o adam, ağzı kenetlenmiş bir halde ayağa kalkarak çekip gitti.
    (Bihar, c. 22, 317; c. 76, s. 181).
  • Ben çoğu zaman, unutmak, kendimden kaçmak için hatırlıyorum çocukluğumu. Kendimi hasta olmadan önceki gibi hissetmek için.
  • 512 syf.
    ·13 günde·Beğendi·10/10
    Kitapla ilgili birçok yorum gördüm. Eh az buz ipucu yemedim desem yalan olur ama yine de okuyup kendim bu hınzır karakter ile tanışmak istedim. Kitap ağırlık olarak romantik bir kitap, komedi yanı da var ve ben bayıldım. Yazarın daha önce kitabını okudum. İlk kitabı ile son kitabına bakarak şunu söyleyebilirim ki gerek kurgu gerek anlatım olarak ilerletmiş kendini ve ben bundan inanılmaz keyif aldım.

    Kitaba dönecek olursam karşılaştığım alıntılarla, eğlenceli bir kitap okuyacağımı biliyordum, keza wattpad'de yazarımız paylaşırken ucundan bakmış, basılınca okurum ben demiştim. Baskısının da hoşuma gittiğini söyleyerek kitap üzerinde emeği olan herkese buradan bir teşekkür etmek isterim. Kapak, kitabın baskısı, edisyonu tamamen bir bütün olarak benden geçer notu aldı hatta takdirimi de kazandı. Aşırı sevdim.

    İç dünyasında vir vir konuşarak hiç susmayan - ve hiç susmasın da - bir erkek karakterin hikayesine konuk oluyoruz bu kitapta. Haklı serzenişleri, hayatında yolunda giden ya da gitmeyen durumlara olan yorumları ve davranışlarıyla bizden biri aslında Levent. Yani bizden dediysem lafın gelişi o, yoksa arşa yükselen egosu ile Levent bey dünyadan olmayacak kadar iyi bir adam. Bu arada adamımız bir jinekolog. Hastanede tamamiyle mesleğine odaklı ciddi bir doktor. Etik değerlerine bağlı işinde bir adam. Özel hayatında ise çapkın işte. Ama ona yakışıyor şimdi, ne diyim

    Jinekoloji ile alakalı araştırmalar yaparak yazmış yazar bu kitabı. Birçok bilgi de var. Kadınların bedenlerindeki değişiminin normal olduğundan, toplumdaki ayıp algısının yanlışlığından bahsediyor. Anne ve baba adaylarıyla doktorların yaşadıkları durumları zor anlardan da dem vuruyor. Toplumsal olarak bilinen bazı yanlışları, bilimle örneklendirerek anlatıyor. Önyargıların hayatı ne kadar zora soktuğunu düşündürüyor bir yanda da.

    Levent otuzlarında, ailesinin artık evlensene dediği biri. Evlenmek için doğru insanı beklemek istemesi normal ama ebeveynlerin acelesi var. Onlar torun istiyor. Bir de kadın karakterimiz var. Canfeda. Onu size anlatıp ipucu vermek istemiyorum. Çünkü okuyarak sizin onu tanıyıp tanıdıkça anlamanızı istiyorum. Şimdiye kadar rastladığım çoğu kadın karakterden farklı. Herkeste olduğu gibi onunda çekinceleri ve korkuları var. Ve sebepleriyle de haklı. İkisinin bir ilerleyen iki gerileyen ilişkilerinde mutlu sona ulaşmak inanılmaz keyifli. Tabi ikisine de ayrı ayrı kızıp sonradan hak verdiğim çoğu yer oldu. Bunları da kendiniz okuyarak görün.

    Kitabın aşk yönü alışılmışın dışında tabi bu tablo ile. Öyle ilk görüşte bir aşk hikayesinden çok adım adım ileleryen türde. Önce arkadaş oluyorlar sonra aşk geliyor. Güven ile ilerleyen bir aşk hikayesi diyebilirim ikisi için.

    Kısa sürede bitirilecek bir kitap, ama ben sindirerek vedalaşmak istemediğim için okuma evresini yayabildiğim kadar yaydım. İkisinden de ayrılmak istemedim ne yalan söyleyeyim. Canfeda inada binsin, Levent sabır göstersin, egosu ile başımızı döndürsün diye yavaş yavaş okudum. Bu arada Levent için hayallerimin erkeği demiştim değil mi? Tamam o zaman

    Kısaca kitabı anlatacak olursam; ikili ilişkilerde tarafların gözünden yaşananların analizi, hastanelerde günlük olarak karşılaşıla sorunların dile gelmesi, her hastanın aslında eşit haklara sahip olduğunun bilgisini veren bir kitap. Ek olarak hayvan sevgisi içine işlenmiş, sokak hayvanlarının durumu da aktarılmış. İçeriği dolu dolu olan bir aşk romanı. Ben okumasından oldukça keyif aldım. Hatta bir süre sonra başa sarıp yeniden okuyabilirim de. Sizlere de tavsiye ederim.

    Kitap yorumlarıma ulaşmak için bloğum
    http://sonsayfasiask.blogspot.com/?m=1
  • 261 syf.
    ·Beğendi·6/10
    Sineklerin tanrısı, 1993 yılında ölmüş olan William Golding tarafında kaleme alınmış eser. Öğretmen olan yazarımız Nobel edebiyat ödülüne layık görülmüş ve bu eseri kendisinin ilk roman eseridir. Ardında 12 roman ve çeşitli filmler bırakmış.

    Kitabları okumadan önce gizi bozulmaması adına yazar veya eser araştırması yapmıyorum. Bundan dolayı kitabı okumaya başladığım da ve dahi ilerlediğimde bu tam olarak çocuk kitabı gibi yazılmış dedim. Ve nitekim çocuk kitabı imiş :).
    Roman, ıssız bir adaya düşen bir uçağın... içinde yalnız küçük yaşlarda bulunan erkek çocukları yaşadıklarını konu ediniyor. Bi çocuğun hülyalı dünyasına çok güzel hitap etmiş. Bir yetişkin olarak(ilk defa kendime yetişkin diyorum sanırım ) bazı yerleri komik gelse de, çocuk kitabı olarak etkileyici bi eser.
    Yaşam her an yaşamanın hakkını vermek uğruna bir çabadır. Korkunç bir yoklukta elinizden alınan o varlığın, hiç beklenmedik bir an da yeniden size verildiğini düşünün. Yaşam bir yolculuktur. Ve bu yolculukta kendimizden kaçarak kendimize yetişmeye çalışırız. Her ben beni tanımlar. Bir çok ben beni oluşturur. Ve ben birçok ben ile kendimden tek bir ben ile de eksik olmam. Yaşam işte böyledir. Büyülüdür.

    Her yolu kendin bulmak zorunda olduğun ve çoğu zaman ayağın nereye bastığına dikkat etmen gerektiği böyle bir yerde yaşamanın onu ne denli bezdirdiğini şimdi anlıyordu.

    Hiç düşündünüz mü? Neden kendi kendimize dünyaya gelmiyor. Neden bir anne ve babaya ihtiyaç duyuyor insan? Neden çoğalmak böyle bir şeye bağlanmış. İnsan eksik mi doğuyor? Tamamlanma çabamız bir anneden dünyaya gelmek midir? Küçücük bir bebek olarak dünyaya gelmek bizi başkasına muhtaç kılar mı? Peki sevgi? Aşk tüm bunların sonucu mudur?

    Kitabın özetini başlık tamamen anlatıyor. Yitirilen her şey tamamen yok olurken aydınlanan bir yaşam.
    Başla.... bitir.
  • 424 syf.
    ·17 günde·Puan vermedi·
    Öncelikle yazacaklarım kitap hakkında hiç bilgisi olmayanlar için olumsuz olabilir yada kararlarını değişturebilir.Ben hiç beğenmedim kitabı iki haftadır elimde ve benim için inanılmaz zaman kaybı oldu gerçekten verilen parayıda değmez bence,sürekli bir olay var ve kişiler fakat kimin nerden geldiğini ve niye var olduğunu konuya nereden bağlı olduğunu anlamıyorsunuz bence okunmamalı zaman kaybı fakat Peri ve Abdullah özünde iyi hikaye olabilirdi ama olaylar öyle karıştırılmışki ne anlatıldığı konusunda çoğu zaman bir fikriniz olmuyor. Ve Dağlar Yankılandı Khaled Hosseini
  • 136 syf.
    ·4 günde·Beğendi·10/10
    Her şey dört temel düşünceyle başlıyordu; gelenek, onur, disiplin, mükemmellik. Bunlar bakıldığından ana kavramlardı, taşlardı ve belkide oyulmuş sabit heykellerdi ama şu an baktığımızda geniş kavramlardır. İnsan geçmişinde böyle temel kuralları belki de 3000 yıl önce betimledi(kısa bir cümle ile) Onun için hikayede kayıtlı bu düzene yeni bir mesih getiriyordu.Dinde de böyle değil midir?

    Bir kelime, düşünce; toplumları bu denli etkilemiştir.Her mesih kendi toplumunda aydınlanır. Bunu hikayede de görüyoruz , baş karakterimiz kaptan (Keating) kendi okulunun birincisidir. Aslında toplumunda buna ihtiyacı vardır.

    Bahçe sahnesinde kaptana bir soru sorulur. Yıllığı bulmuşlardır, ölü ozanlar derneği nedir diye?
    Kaptan:kendilerini aşacakları bir yer olarak betimler bu yapıyı, hatta biraz ironi yapar ve bir mağarada toplanırdık sözüyle devam eder fakat düşünce açık havayı daha çok sever. Sonrasında şimdiki beyinlerin buna karşı çıkacağını ileri sürer.(nitekim de öyle değil mi? insanların bir çoğu, kelimelerin basit tanımlarına yapışmış durumdadır)

    ve mağaraya gidilir, toplantıyı şu dizelerle açarlar.

    Bilinçli yaşamak için ormana gittim,
    Hayatın tüm iliğini emmek için.
    Doğaya koştum.
    Hayat olmayan şeyleri iteceğim
    ve öldüğüm zaman aslında yaşamış olduğumu göreceğim.

    Sonrasında;şiirlerini ,düşüncelerini, hikayelerini ve kendilerine göre olan tanımlamalarını ortaya dökerler.Hayatın değişik renkleridir aslında bu hikayeler. Kaptan onları biraz daha büyütür sonrasında.
    Nasıl mı?
    Yükselmenin, hatta masa kadar yükselmenin bile aslında bakış açınızı değiştireceğini anlatır. En basitinden yürümek bile size özgü olmalıdır der ve kaptanın ağzında şu sözler dökülür; çoğu kişi sessizdir, çaresizlikle yaşar,buna teslim olur. Buna teslim olmayın ,kalıplarınız kırın.Bir uçurumun ucundaki sürü olmayın, etrafınıza bakın.
    aslında hepimizin bir kabullenmeye ihtiyacı vardır, inançlarımıza yenik düşeriz.İşte bütün basitlikleri ve sıkışmışlığı bu yüzden yaparız.

    Kendimize baktığımızda da öyle değil miyiz? bir yerlere sıkışmış durumdayız. Onun için sevgili kaptanımız aydınlanmak metaforunu basitçe açıklar bize;yol daima ikiye ayrılır ve ben daima az yürünmüş olanı seçtim der.İnsan beynini bu kadar yüreklendiren,kelimelerdir işte.

    Sonlara doğru bir bakmışız ki bir baba ölüm bile olabiliyormuş.Kelimeler zordur. Söylemesi zor şeyler söylediğinde , direndiğinde dünya bile değişir.Belki kendi dünyan , belkide başkasınınki. O yüzden her zaman sabit metaforlar seni sadece geliştirir, sınırlamaz.Bir sıra boyu yükseldiğinde bile kim bilir neler görebilirsin.

    Eğer biz gölgeler haddimizi aşmışsak
    her şeyin tatlıya bağlandığını düşünün
    aslında bu görüntüler oluşurken
    siz kazara burada bulundunuz
    bu zayıf ve garip tema
    bir rüyadan başka bir şey olamaz
    baylar hemen üzülmeyin
    siz affederseniz her şeyi düzeltiriz
    çünkü ben dürüst Pack'ım
    ve haksız yere şanslıyım
    şimdi ejderin dilini kazıyacak
    ve her şeyi tatlıya bağlayacağız
    aksi halde Pack'a yalancı diyin
    o yüzden hepinize iyi geceler
    bana elinizi verin dost olalım...