• Benim gibi küçüklükte cinselliğe mesafeli kalmış bunu ayıp saymış ve bundan utanç duymuş insanlara cinselliğin aslında hayatın bir gerçeği olduğunu açıklayan bir kitap.
    Adında psikoseksüel açıdan insan denmesine karşın kitap bir çok felsefeci ve düşünürün mutluluk ahlak gibi konularda görüşlerini içeriyor.Nüfus araştırmaları ve çok sayıda materyal içeriyor 1965 yılında yazılmış olmasına rahmen hala okunabilir bir kitap.
  • Öfkeliyim evet, genelde öfkeliyim.
    Çünkü çok ayıp ettiler bana. Açık verdim çünkü en baştan, her şeye inanabilen bir salak olduğumu hiç saklayamadım. Ve tanıdığım herkes neredeyse herkes bu özürümü acımasızca kullandı. Ve sen de, üzgünüm ama sen de farklı değilsin...
  • Suna, Fahri Kayhan’ın eşidir. Çok sevmektedir Fahri Bey Suna’yı… Devir, o zamanın Malatya’sı… Ancak sevdiğine sevdiğini söylemenin bile ayıp karşılandığı o dönemde Fahri Bey her daim söyler Suna’ya, ona olan sadakatini ve bağlılığını… Ve bilir karısının gözlerinin başka kimselere bakmadığını…

    O dönemin kadınlarının en büyük eğlencesidir, haftada bir yapılan hamam sefaları… Kendilerine ayrılan günde toplanıp hamama gider mahallenin tüm kadınları… İşte o hamam sefalarından birinde Suna’nın sırtında bulunan ve normal şartlarda kıyafetinden asla görünme ihtimali olmayan bir ben dikkatini çeker hamamda bulunan ve sunanın yakın arkadaşı olan Neriman Hanım’ın…

    Neriman Hanım, akşam eve geldiğinde laf arasında eşi Mustafa Bey’e, Suna’nın sırtında ben olduğunu anlatır… Aradan zaman geçer… Fahri Kayhan bir gün evlerinin yakınında bulunan kahvede Mustafa Bey ile karşılaşır… Aralarındaki sohbet belli bir süre sonra tartışmaya dönüşür ve olay karşılıklı hakarete kadar gider… Fahri Kayhan hiddetle cevap verir Mustafa Bey’e: “Bir daha karşıma çıkma, seni el aleme rezil ederim.” Bu söylem karşısında sinirlerine hakim olamayan ve sırf Fahri Kayhan’ı yaralamak gayesiyle hareket eden Mustafa Bey’in dudaklarından şu  sözler dökülüverir: “Sen benimle uğraşacağına kendi karına sahip çık, ben senin karının sırtındaki beni bile bilirim.”

    Fahri Kayhan beyninden vurulmuşa döner… Evet inanamaz biricik Suna’sının kendisine ihanet ettiğine, ama bu başına gelen neyin nesidir? Elin adamı, Suna’nın sırtındaki beni nerden bilecektir? Bu sorular kafasında iken eve varır, dayanamaz ve karşısına alıp Suna’yı durumu anlatır… Suna iki gözü iki çeşme yeminler eder Fahri Kayhan’a: “Aman beyim etme” der, “Bakar mıyım senden bir başkasına?” O gece konuşurlar, konuşurlar… Fahri Kayhan eşine sarılır, ve ikna olduğunu söyleyip bir daha hiç açmamacasına konuyu kapatır… Lakin durum hiç de öyle olmamıştır… O günden sonra istemeden de olsa aklında hep o şüphe, Fahri Bey karısına kötü davranır…

    Yine bir akşam yemekte sudan bir sebeple çıkan tartışma sonrasında Fahri Kayhan ceketini alır ve başlar Malatya sokaklarında dolaşmaya… Eve geldiğinde neredeyse güneş doğmak üzeredir… Eve girer ve gördüğü manzara karşısında dona kalır… Biricik karısı Suna, kendini asmıştır… Sallanan ayağının dibinde elinden düşmüş bir mektup durmaktadır. O mektupta Suna son sözlerinde şunları yazmıştır: “Kusura bakma beyim, ama günlerdir kafandaki soru işaretlerinin sebebini bilmekteyim… Kendimi temize çıkarmak için başka yol göremedim. Şunu bil ki, ben sana hiç ihanet etmedim…                “

    Fahri Kayhan gözyaşları içinde eşinin cansız bedenini yağlı urgandan ayırır, yere yatırır… Islak gözlerini silerken bir bakar ki hava aydınlanmıştır… İçindeki yangın öyle büyüktür ki, sözün bittiği yerde, kelimelerin küllerinden o meşhur türküyü yakmıştır:

    “Şafak söktü, Suna’m yine uyanmaz

    Hasret çeken gönül derde dayanmaz

    Çağırırım Suna’m sesim duyulmaz

    Uyan Suna’m uyan, derin uykudan

    Nice diyar gezdim gözlerin için

    Niye kızdın bana el sözü için

    Dilerim Allah’tan sızlasın için

    Uyan Suna’m uyan derin uykudan

    Çektiğim gönül elinden

    Usandım gurbet elinden

    Hiç kimse bilmez halimden

    Uyan Suna’m, derin uykudan…”
  • 286 syf.
    ·2/10
    Kitapta Meliha, Salih ve Şevket Ağa'nın hikayeleri anlatılıyor, sonra Meliha'nın kızı Melek yani Hayat'ın hikayesi anlatılıyor.
    Kitabın anlatım dili güzel, olay sürükleyici ama bunun kurgu bir hikaye olmadığı ve bir psikiyatristin hastalarının gerçek hayat hikayelerini anlattığını göz önüne alırsak değinmek istediğim bir kaç şey var:
    Hasta-doktor gizliliği ihlal edilmiş durumda, Meliha birkaç seans geliyor ve doktor Meliha'nın vefatını sonra terapiye gelen kızından tesadüfen öğreniyor yani Meliha'dan izin alındı mı hikayesi anlatılsın diye bir soru işareti geliyor insanın aklına? Çünkü Meliha hayatı boyunca geçmişini sır gibi saklamış, eşinden, çocuğundan hatta kendi kendine bile gizlemiş, yeni bir hayat kurmuş bu yapılan onun anısına ve psikiyatri tedavisine saygısızlık. Topluluklara mevlid okuyan, yaşı kendinden büyük, bir oğlu olan bir adamla evli, iki kızı olup birini yangında kaybetmiş ve kanserden vefat etmiş bir kadının çevresi tarafından tanınmaması ihtimali ile düşünmek biraz komik, o kadın ömrü boyunca bunu gizledi şimdi onu tanıyan herkes bu sırra vakıf, hatta sadece Meliha değil, geçmişlerinden kurtulmak isteyen yeni bir hayat kuran kardeşlerinin aileleri bile.. Rant uğruna bu yapılanlar gerçekten çok yazık, ayıp.. Psikiyatri tedavisinde herşey hasta-doktor gizliğine tabidir, doktor hastanın anlattıklarını kimseyle paylaşamaz ama Meliha'nın hikayesi kimseden gizli kalmadı, etik kurallar çiğnenerek yapılmış olması çok rahatsızlık verici, insanların psikiyatriye olan saygınlığı ve güvenini sarsıyor.
    Bir diğer husus da hastalar hakkındaki önyargılarını, düşüncelerini yazması. Doktor hakkımda böyle düşünecekse, beni yargılayacaksa (kendi içinden bile olsa) bu beni rahatsız eder ve anlatacaklarımı etkiler.
    Doktora anlattıklarımı birgün kitaplarından okuyacağımı bilmek beni çok rahatsız eder, hele ki doktor buna kendi düşüncelerini ve yargılamalarını da ekleyerek okuyucuyu yönlendirici bir üslupla anlatacağını bilmek terapiste olan güvenimi sarsar, anlatacaklarım konusunda şeffaflığı belirler. Bu kitaptan sonra psikiyatri terapisine bakışım değişti mesela.
    Kitaptan tedavi olmaz, kitaptan terapi olmaz, her insanın yaşadığı kendine özeldir, çünkü ruh hali düşünce yapısı kişiye özeldir, aynı şeyleri yaşayan farklı insanlar farklı tepkiler verebiliyor, farklı derecelerde etkilenir.
    Gerçekten psikolojiyi anlamak, duygularınızı fark etmek istiyorsanız araştırmalara dayanan ve konuyu bilimsel olarak ele alan eserlere başvurunuz.
    Sonuna kadar okuduğunuz için teşekkür ederim.
  • ''özlüyorum onu hep..''
    hiç elini tutmadım,yüz yüze gelmedim,bana bakmadı ama ben özlüyorum..bazen şarkılarla dönüyor başım.
    sonra bir bakmışım karşım da,hayal ya gelmese ayıp olur..
    zaten bir kaç saniye var sonra yok.
    azar azar tadıyorum onu ve özlüyorum.
    dağlar kadar özlüyorum.hani onlar da gökyüzüne ulaşmaya çalışırlar ya.
    hiç kokusunu bilmemek çok yoruyor.
    gelse,kokusunu çeksem içime ve yansa yüreğim ama özletmekte direniyor.
    ben özlüyorum o özletiyor ve gelecek adım adım yaklaşıyor..⭐️
  • DUA LIPA & J BALVIN & BAD BUNNY ÇALIŞMASI Bİ ŞARKI. ÜSTELİK KLİPTE OYNAYANDA ULSURA CORBERO(namıdeğer tokyo) NEDEN KİMSE PAYLAŞMADI BU KLİBİ AA ÇOK AYIP. BARİ BEN PAYLAŞIYIM :D

    https://www.youtube.com/watch?v=BjhW3vBA1QU