• 396 syf.
    ·1 günde·5/10
    Serinin ilk kitabından sonra asıl olayların 2.kitapla başlayacağını düşündüğümden Oniks'i ilk kitaptan daha çok seveceğimi düşünmüştüm. Fakat yanılmışım.

    İlk kitapta sevdiğim Katy, bu kitapta o kadar salak bir karaktere döndü ki anlatamam. Yaptığı haraketler, Daemon'a tavırları, verdiği saçma kararlar derken Katy'i okurken çok sinirlendim. Beni gülüp eğlendiren hazır cevap Katy'nin ikinci kitapta bu hâle gelmesine biraz üzüldüm.

    Ayrıca Blake mevzusuna da çok ayar oldum. Yazarlar seri kitaplarına illa bu 3.kişiyi koymaya neden çalışıyorlar hiç anlamıyorum. Okuyucuyu rahatsız etmekten, karakterlerden soğumamıza sebep olmaktan başka bir işe yaramıyor. Elbette seriye yeni karakterler girebilir ama gelen karakterin baş karakterlerle ilgisi olması bence gereksiz bir olay.

    Daemon ise ilk kitaba inat bu kitapta daha sevilesiydi. Gereksiz kaba saba hâllerinde kurtulmasını okumak güzeldi. Zaten kitapta güzel olan sahneler de Daeomun'un olduğu sahnelerdi.

    Bu kitap Obsidiyen'e göre çok daha olaylıydı. Yeni gelen karakterleri dikkatle okuyup kimin kim olduğu anlamaya çalıştım fakat yazar beni şaşırttı. Çok fazla olayın üste üste gelmesiyle tek bir olay hakkında çok fazla kafa yoramadım zaten. Yazar bir olaydan ötekine o kadar çabuk geçti ki, karakterler bile adepte olamadılar bence.

    Heyecanlı olaylar olsa da Oniks'ten ilk kitaptan aldığım keyfi alamadım ne yazık ki. Ama başlamışken tüm seriyi bitirmek istediğimden Opal kitabını da okuyacağım. Oniks'in sonu heyecanlı bittiğinden Opal'i daha çok beğenmeyi umuyorum.
  • 400 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi
    Çok güzel.. Çok tuhaf. Başımı döndürdü okurken. Rüyaların sihrine inanmanızı sağlayacak bir kitap olabilir. Çocuk yanım havalara uçtu. Tatmin oldum. Kurgu, akıcılık kanaatimce, oldukça başarılıydı. Hiç sıkılmadan bir solukta okudum tüm seriyi. Merak ettiriyor kendisini.
  • ... Ama onları, bir şehirlinin bir şehirliye hiç nefret beslemediğine, böyle bir nefretin günah olduğuna herhangi bir şekilde inandırmak istiyorsak, erkek kadın her ihtiyar, çocuklara henüz küçükken bambaşka şeyler anlatmalıdırlar. Sonra, çocuklar büyüyünce, şairler de, verilen öğütlere uygun hikayeler uydurmaya zorlanmalıdırlar. Hera'nın, oğlu tarafından zincire vurulduğunu, Hephaistos'un, dayak yiyen annesini korumak istemesi üzerine babası tarafından gökten fırlatıldığını, Homeros'un tanrılar savaşı diye anlattıklarını şehrimize sokmamalı. İster kinayeli olsunlar, ister olmasınlar, bütün bu hikayeleri onlardan uzak tutmalı. Çünkü çocuk, kinayeli ile kinayesizi ayıramaz. Ama bu yaşta işittğimiz şeyler hemen hemen hiç aklımızdan silinmez ve değişmez kalır. İşte bunun içindir ki çocukların ilk işittikleri sözlerin, iyilik yolunu gösterecek güzel hikayeler olmasına çok önem vermeli.
  • 432 syf.
    ·12 günde·Beğendi·10/10
    “Tatilde sınav kağıdı okumak... Çok büyük, zahmetli ve sıkıcı bir işti... O zaman bir kağıdı elime aldığımda fazladan puan verdiğimi hatırlıyorum. Hem de beş puan. Kağıt bomboştu, okuyacak hiçbir şey yoktu ve ben de nedendir bilmem üzerini karaladım ve ‘Toprağın içindeki bir kovukta bir hobbit yaşardı.’ yazdım.”

    — J. R. R. Tolkien



    Yine Tolkien; yine ben ancak apayrı, yeni bir kitap Hobbit. Hobbit nedir ve kimlere denir? Hobbit bir ırk ismi. Orta Dünya’nın bazı kesimlerinde ‘Buçukluk’ da denilebiliyor kendilerine. Buçukluktan anlayacağınız gibi boy olarak biraz buçuklar yani şöyle söyleyeyim cüceler bile yanlarında hallice kalıyor boy yönünden. Kısa boylu olmalarının yanında tüylü ayaklarıyla da ünlüler. Ben mesela ayakkabı giyen bir tane bile hobbit görmedim hep yalınayak dolaşırlar. Bir diğer nitelikleri ise hepsi kıvırcık saçlıdır, — benim gibi — çok neşelidirler. — tıpkı benim yanlarında yaşamak istediğim tipleri gibi — Ve öyle güzel bir yerde, Hobbitköy’de , yaşarlar ki insan onların hayatlarına imrenmeden edemez. Bu kadar neşeli olmalarını borçlu oldukları hayatlarında sayılı şeyler onların keyiflerini bozar. Bunlardan ilki ise macera kelimesinin geçtiği herhangi bir olay, olgu, cümle, durum herhangi bir şey. Macerayı hiç sevmezler, konforlarına ve rahatlarına öylesine düşkünlerdir ki macera peşinde bir hobbit görüversinler sanki adabı muaşeret kurallarını çiğnemiş gibi ayıplarlar. İşte bu denli bireylerin içinden çıkan biri olan büyük büyük büyük Took, hobbitlere macera kavramını getiren ilk kişidir. Bu büyük büyük Took, bir gün Shire’ı istila altına alan goblin sürüsünün liderinin kafasını koparmış ve adı ünlenmiş. Bir keresinde de bir boğayı hiç kuşanmadan alt edince adı Boğakükreten’e çıkmış ki bu ismi çoğu sefer duymuşsunuzdur hepiniz. Sonuçta bu büyük büyük büyük Took’un soyundan gelen Güzeller güzeli Took’tan doğma, yine diğer macera antisi hobbitlerden pek farkı olmayan Bungo Baggins’ten olma Bilbo Baggins, bu rahat ve konfor sever yanının, macera ve aksiyon sever yanıyla sürekli çatışma içerisinde olduğu karakterimiz. Kendisi elf dostu, yüzük taşıyıcısının amcası yüzük koruyucusu, Gandalf’ın dostu, Hobbitköy’ün saygın kişiliği, sevecen, neşeli hobbit Bilbo Baggins.

    Anlayacağız üzere Hobbit, oyukta yaşayan Bilbo Baggins’in gençliğini, yüzdüğü buluş hikayesini, on üç cüce işe birlikte maceraya Çıkın Çıkmazından Yalnız Dağ - Erebor’a olan yolculuğunu, bu yolculukta yaşayan acı tatlı olayları anlatıyor. Thorin’in liderliğindeki kafilesiyle hayatındaki çoğu ilke adım atmasını anlatıyor. En önemlisi dünyayı tanıyoruz bir ejderha görüyor, altınlarla dolu mahzenler, tabur tabur askerler ve feci bir savaş... Bazen insanı olgunlaştıran şeyler yaşadığı olaylardan geçiyor. İşte tüm olayların geçtiği Hobbit, Yüzüklerin Efendisi’nin başlangıcı. Orta Dünya denilen kıta ilk bu kitap ile ortaya çıktı, Tolkien ilk defa — belki ilk defa değildir ama — bu kitabın yazarı olduğundan deli varsayıldı, — özellikle rakipleri tarafından neden acaba? — zekiliğinin ve işinin ehli bir insan olmasının sonucunda, dil profesörlüğü ve muazzam hayal gücünün de işin içine girmesiyle başlayan Yüzüklerin Efendisi, Silmarillion, Hurin’in Çocukları vs. gibi kitapların ilk tohumu Hobbit ile atıldı. Bu yüzden çok değerli bir kitaptır kendisi her Orta Dünya aşığı için. İncelememin başında yazdığım cümle aynı zamanda kitabımızında ilk cümlesi. Ve bu cümlenin de bir hikayesi var: “Tatilde sınav kağıdı okumak... Çok büyük, zahmetli ve sıkıcı bir işti... O zaman bir kağıdı elime aldığımda fazladan puan verdiğimi hatırlıyorum. Hem de beş puan. Kağıt bomboştu, okuyacak hiçbir şey yoktu ve ben de nedendir bilmem üzerini karaladım ve ‘Toprağın içindeki bir kovukta bir hobbit yaşardı.’ yazdım.”
    Gerçekten de çok etkileyici değil mi? Bizim Tolkien yazdı diye nefesimizi tutup okuduğumuz tüm bu satırları yazarın ciddi bir ciddiyetsizlikle, umarsızlıkla yazması... Bir röportajında her şeyi öylesine yazdığını belirtmek gibisinden bir şeyler söyler Tolkien. Bizim öylesine yaptığımız şeyler ile onun öylesine yaptığı şeyler kıyaslanınca saygınlığından şüphe duyulmuyor.

    Şimdi kitabımız olan Hobbit’e gelelim. Konumuza. Hobbit... Masal denilebilir mi tartışılır ama herkesçe masal olarak bilinmen 1937 yılında Tolkien’in çocuklar için yazdığı güzel kitap. Çocuklar için yazılmışsa masaldır diyecek olabilirsiniz ama ben Tolkien’in masal olarak adlandırabilecek başka kitaplarını sayabilirim. Mesela; Roverandom, Ham’li Çiftçi Giles, Büyük Wootton Demircisi ... Evet dili daha basit, Yüzüklerin Efendisi veya Silmarillion’daki gibi olay gidişatı pek tam değil, karakterlerden özlü sözler pek duyulmuyor, daha hafif doyumluk bir kitap ama kesinlikle masal değil.

    Kitap ile film kıyaslamasına gelecek olursak filmlerin bu kadar yerilmesine kesinlikle katılmıyorum. Yüzüklerin Efendisi’ni her fırsatta izlerim ama Hobbit’i ilk vizyona girdiği zamanlarda izlemiştim bir daha da izlemedim ufak tefek video kesintileri dışında. Geçenlerde maden kitabını okuyorum filmini de izleyeyim dedim ve Beklenmeyen Yolculuk ile başladım, bir önyargı ile başladım zira yapılan yorumları biliyordum fakat bu film bende hiç denilebilecek kadar az etki bıraktı o yönde. Çok hoş bir Orta Dünya filmiydi, Yüzüklerin Efendisi serisine layık derecede güzeldi yani. Smaug’un Çorak Toprakları’nda ve Beş Ordunun Savaşı’nda efektlerde tekniksek eksiklikler, gerçeklik payı düsük sahneler vardı evet, bazı pek elzem olmayan yönleri de vardı kabul ama kesinlikle çekilen bu seri için felaket, skandal gibi kelimeler yakışık kalmıyordu. Ki Peter Jackson ve ekininin elinden nice büyük isler çıkabileceğini biz Yüzüklerin Efendisi ile görmüş, tanıklık etmiştik zira Tolkien’in de zamanında “Kitaplarımı filme uyarlamak mı? Odessa’yı uyarlamak bile daha kolay olur!” gibisinden sözüne rağmen. Büyük bir başarı ve emek var bu filmlerde. Ben kesinlikle başarılı buluyorum. Kitapta herhangi bir aşk, savaşa dair ayrıntılı betimlemeler — betimleme ustası Tolkien’den bekliyordum daha yoğun anlatımlar — veya kral Thorin’in karakteristik özellikleri, kararları kendi iç çatışmaları vs. ile ilgili pek ayrıntı bulamıyorduk ama filmde Taurel ve Kili aşkına şahit olduk, Legolas’ı bir daha gördük, Elf kralı diye tabir edilen Thranduil’i daha yakından tanıdık, Azog olmamasına rağmen Thorin ile aralarındaki o çetin savaşı gördük, Bolg’un kitaba göre daha fazla andık, Sauron, Galadriel, Elrond, Gandalf’ın divan toplantılarını gördük. Evet bunlar fazlaydı ama çoğu ayrıntı filmlerin izlenebilirliği açısından elzem şeylerdi.

    Kesinlikle okuyun, izleyin. Orta Dünya’nın temelini hazırlayan bu kitabın sizde okuyucusu olun. Filmlerinin de izleyicisi.
    Sağlıcakla.
  • 200 syf.
    ·3 günde·Beğendi·8/10
    Çok lezzetli bir kitap, bilhassa meraklısı ve seveni için elbette.
    Tasavvufî okumalar için ilk basamaklardan sayılabilir.
    Necdet Tosun Hoca’nın bilgi, birikimi ve araştırmaları lezîz anlatımıyla satırlara dökülmüş.
    Tekke, dergâh, tasavvuf, tarîkât...vb. konulara önyargıları çok güzel kırabilecek nitelikte bir kitap.
    Ömer Tuğrul İnançer Hocamızın dediği gibi;
    “Müslümanlık ince insanlık, dervişlik ince Müslümanlık” sözünü enine boyuna zihinlere ve kalplere seren, kıymetli, emek dolu bir kitap.
    Tek eleştireceğim nokta; nedenini anlayamadığım biçimde ve çok az da olsa tekrar eden kısımlarıydı.
    Rahatsız edici boyutta değildi ama olmasa daha iyi.
  • 704 syf.
    ·22 günde·8/10
    Günümüz Türkiye'sinde yaşayan sıkılmış ve boşluğa düşmüşlerin romanı olduğunu düşündüğüm "Pi" nin beklediğimden çok çok daha iyi olduğunu söyleyebilirim.
    Not: spoiler içerir.

    Kitap son çeyreğe kadar bizi sistemdeki güç sahiplerinin çevirdiği olaylara boğdu boğdu ve en sonunda petrolü tüketmeyi bırakıp güneş enerjisinden "yeteri kadar" enerji üreterek, bu sayede biz petrolü tükettikçe gücünü elinde tutup sistemi domine edenler ortadan kaldırılmıştır. Şimdi kitabı bu şekilde bir cümleyle anlatınca bazen kitabın fantastik öğeler içerip içermediğinden kuşku duyuyorum. Ama kitap fantastik öğeler yerine "Elon Musk" içeriyor. (aasdfgdssa)

    Hikayenin Duru ve Can Manay aşkı/takıntısı Deniz'in yakışıklılığı ve havalı oluşu gibi ögelerle başlayıp Elon Musk'ın güneş enerji sistemiyle bittiğine bakınca hakkaten bana da bir gülme geliyor... Kitabın bütünlüğüyle alakalı şu an herhangi bir yorum yapamıyorum çünkü çok konu var ve sanki tüm bilgileri sıkıştırmak için bazı şeyler zorlanmış gibi geldi.
    Mesela Özge bir konuşmasında diyor ki dünyada 80 milyondan fazla tür var ve biz hayatlarımıza boğulmuş durumdayız. Bakış açısı çok iyi ama şu kadar milyon tür, bu kadar milyon sinir hücresi gibi gibi bilgilerin içerdiği diyalogların bazen bana komik geldiğini söylemeliyim. Böyle makale alıntısı gibi diyalog yazınca o dialoglar bana biraz gerçek dışı ögeler içeriyor hissi uyandırdı.

    Kitaptaki bir takım çiğlikler dışında Türkiye'de geçen olayların hiç isim verilmeden anlatılması, yine isim ve tanımlama yapılmadan şu anki sistemin bir güzel eleştirilmesi..
    Beslenme ve sağlıkla alakalı olarak bağırsak sağlığı, paketli gıda tüketilmemesi ve tedavi etmeyen ilaç endüstrisi gibi fanatiği olduğum konulara değinmesi..
    Alevilik, cihat, cemaat gibi pek çok din tanımlarını dialoglara yedirmesi gibi şeylerle Kohen'in zaten röportajlarında da belirtmiş olduğu önemli konuları hikayenin içine yedirme işini yaptığını gösteriyor. Bence fena da olmamış.

    Son olarak üretemeyip sürekli tüketme halimizin verdiği sıkıntı ve hayatın anlamsız gelmesi meselesini de sürekli gündeme getirmesi canımı sıksa da bu meselenin de pek çok kişinin hayatının gerçeği olduğunun kesinlikle inkar edilemeyeceğini ve toplumca standartlarımızı yükseltebilmemiz için çözülmesi gereken bir şey olduğunu söylemeliyim.
  • Bir şeyi istemekle ona gereksinim duymak arasında fark vardır. Oksijen bir gereksinim, sevgi ise bir istektir.
    Sevgi erişkin bir insanın gereksinim duyduğu bir şey değildir! Diğer insanlarla sevgi dolu ilişkiler kurmak istemek doğaldır. Bunda yanlış bir şey yoktur. Sevdiğiniz birisiyle güzel bir ilişki içinde olmak çok keyiflidir. Ancak, yaşamak veya mutluluğunuzu tepelerde yaşayabilmek için dıştan gelen onaya, sevgiye ve ilgiye gereksiniminiz yoktur.