• 408 syf.
    ·22 günde·8/10
    Benim için zor bir kitap oldu. Yalom'un otobiyografik bir kitabı. Nasıl doğdu ? Nerede doğdu ? Ne gibi zorluklar yaşadı ? vesaire tam bir yaşam hikayesiyle başlıyoruz. Bunları anlatırken aralarda psikolojik bilgiler de vermeyi unutmuyor yazar.

    Aralarda kitap tavsiyeleri, yazar tavsiyeleri vermesi çok hoşuma gitti ve not aldım. Devamında ise yaptığı seyahatler ve kitaplarının yazım sürecinin nasıl geçtiğini anlatıyor.

    İlk kitabından, son kitabına kadar tüm kitaplarını ayrı ayrı bölümlendirmiş. Benim en sevdiğim romanlardan olan Nİetsche Ağladığında eserinin yazım süreci çok güzeldi.

    Freud, Schopenhauer ve Frankl gibi yazarları irdelemesi, örnekler vermesi güzeldi. Zor da olsa bitirdim bu eseri.

    Yalom'un yaşamı ve gerçekten dahiyane okumalarının sonucu bir psikoloji devi yolunda ilerlemesini gayet iyi okuyacaksınız.
  • 120 syf.
    ·Puan vermedi
    “Toplum mühendisliği: Basitçe zihin mimarlığı, veya daha kompleks bir ifadeyle Toplumsal psikolojik bilinç mimarlığı denilen faaliyet. Uygulama toplum geneline, dar topluluklara veya kişilere karşı yürütülebilir. Stratejik, pazarlama, eğitim veya dini amaçlar bu faaliyetlerin harekat noktası olabilir. Pazarlama, sürekli tekrar, çocuklar, gençler, fakirler, ya da kadınlar gibi daha savunmasız guruplara yönelik propoganda ve organizasyonlar, alternatif veya rakip düşünceyi düşmanlaştıran zihinsel örgü ve bu bilincin şartlandırma yöntemleri ile yayılması söz konusu olabilir. Kişisel hayatta; Uzun süreli beyin yıkamanın dışsal faktörler olarak kişiler üzerinde algı, antisosyal kişilik bozuklukları ve dissosiyatif bozuklulara yol açması mümkündür.
    Toplumsal hayatta; bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde ortaya çıkarılan bir düşüncenin gerçekleştirilmesi için yarı gerçek yarı senaryo bir hikâyenin psikolojik savunma mekanizmalarını harekete geçirmesi sonucu toplumsal hareket olarak isyan hareketleri ortaya çıkartılabilir.”
    Mühendisliği bir kenara bıraksak bile “toplum” kelime olarak da tanım olarak da zor bir kavram. İçinde olmak da zor dışında kalmakta. Mümkün olan en kısa çözümleri bulan bir bilim dalına harmanlamak bu toplumu daha bir içinden çıkılmaz hale getiriyor. Matematiği yok çünkü insan doğasının ele avuca sığmaz bir civa gibi. Şekli yok her şekle giriyor. Ve bu şekilsiz şemalsiz varoluş işlerine geliyor insan denen varlığın. Birbirine bulaşmak içinde sınır tanımıyorlar böylelikle. Toplum ise bu sınır tanımaz varoluşların toplamı.

    “Bu vahşi hayvanlar doğuştan donandıkları silahlar olan iki kol, iki bacak, on el ve on ayak parmağı, bir baş ve iki gözle birbirlerinin yaşam alanından olabildiğince büyük parçalar koparıp almaya çalışıyor, bunu da öyle büyük ustalıkla yapıyorlardı ki, çoğu zaman kendileri bile farkına varmıyordu. Otomatik bir tepkiydi verdikleri. Toplum içine karışan insanların gülümsemeleriyle bir başkasının elini sıkarken vaktinden önce gevşeyen parmaklarıyla, usulca kalkan kaşları yahut gülerken geriye atılan başlarıyla sadece bu dünyadan gelip geçmeye yazgılı ruhlarını taşımakla yükümlü bedenler olmadıklarını birbirine ispat etmeye çalıştıklarını düşünüyordum.”

    Birbirimize geçirdiğimiz parmak ve tırnaklarımızla oluşturuyoruz toplum denen olguyu ve bunun bir mühendisliği varsa da bilmiyoruz yaşarken bunu. Ama öğüt vermek bir başlangıç daima şöyle yap böyle yap ve galiba en kötüsü şöyle hayal kur böyle plan yap demeleri her halde. Ama “insan kendi coğrafyasını yaratıyor”. Bu coğrafya da her türlü iklim yaşanıyor zamansız mekansız varoluş içinde. Kişinin tüm gözlemleri ve ilişki kurduğu her şey her nesne bir ayrıntı taşıyor. Bu ayrıntılar bazen anda donup kalmamıza neden oluyor. “Bebe bisküvisinin çay içinde erişmediği” anda kalmak gibi oluyor. Takılıyor insan tüm yaşam döngüsü içinde kendine ait anda.
    Yazar öykülerinde işlediği her ayrıntıda isyan ediyor olup bitene ve olması gerekene. Hayal kurmanın, yaşamanın şartları olmadığı, olanın zaten zor olduğunu anlatıyor. Kısa öykülerinde konuşma dilini kullanmış seslerin ahengini ve tekerlemeleri yani çocukluktan yetişkinliğe geçiş içinde yaşananları:

    “Dedim ki siz bana gülerseniz ben hiç bulamam kendimi ve fakat upuzun bir vazgeçiştir hayat. Sonra kahkahalar yapış yapış sıvanırken duvarlara başımı çevirince baktığım yerde gördüğüm yerde duyduğum her şeyde vardı bir o. O bir bendi.
    Ben baktıkça eski bir bana benzedi.
    Sen miydin benden giden demek ister gözlerle ardı sıra bakarken o da bana sen misin peşime düşen geride kalma pahasına diye bir bakış attı. İşte tam o sıra ilkokul dağıldı.
    Seslerin arasında çocukluğumdan kalma bir kalabalık vücut buldu. Oysa içimde dolma saran bir teyzenin sessizliği. Bir ilkokul çocuğunun verev payet demesi kadar yersiz yurtsuz, tatsız tuzsuz, dangıl dungul bir cangıl sessizliği.”

    Sessizlik ise kaçışı çıkar noktası olmuş yazarın. Yaşayandan çok sadık sessiz itaatkar nesnelere bel bağlamış toplum içinde. Kendine mektup ve telgraf gönderen yalnız bir adamın isyanı olmuş ataştan yapılma bir yılan. Ya da bir çok kurum oluşturmuş ölçüp biçip toplumu kendine veya kendini topluma uydurmak için ya da giyinmek için toplumu. Kısa net cümleler yanında uzun derin cümleler eklemiş mizah duygusunu yitirmeden.
    Keyifli okumalar!
  • Bundan dolayı insan, dînî ilim tahsil etmekte olan, çoğu kere de bu işe yeni başlamış olan genç talebelerin en zor meselelerde ve en riskli problemlerde büyüklenerek ve aceleci tavırla fetvâ vermelerine çok hayret ediyor. Bu gibi kimseler büyük âlimlere karşı büyüklük ve haddini bilmezlik yapmakta. Hatta büyük imamlara ve meşhur sahabîlere: “Onlar da adam biz de adam”! diyerek kafa tutmaktadırlar. Bunların öncelikle muhtaç oldukları şey, kendilerinin ne değerde olduklarını, sonra da dinin maksatlarım ve güncel gerçeklerin fıkhını bilmektir. Fakat gurur bu hususları bilmelerine yoğun bir perde teşkil etmektedir. Güç ve kudret ancak Allah’ın elindedir.
  • Geriye dönsen bir daha denesek
    Her şeyi unutup yeniden başlasak
    Kapanır mı yaralar, kaybolur mu acılar
    Çok zor çok zor çok zor

    https://youtu.be/pv2ZRS0UaFA
  • Tahsin Yücel’in çevirisini yaptığı Sisifos Söyleni adlı kitapta ‘durasız’ diye bir kelimeye denk geldim. Anlamını bilmediğim her kelimeyi netten açıp bakıyorum. Fakat bu kelimenin anlamını bulamadım. En sonunda Ekşi’deki yorumlara denk geldim. Adamlara öyle hak verdim ki! Hayır nedir bu ‘durasız’? İlla garip, anlamsız kelimeler ile mi felsefe yapmak zorundasınız? Herkese hitap etmeye çalışmak çok mu zor? Sabah sabah sinirlendim aaa:) Günaydın bu arada.
  • 152 syf.
    Aslında iktidarın ne kadar zor bir olgu olduğunu anlatan kitap bunun yanında düzensizlikle ve adaletsizlikle başlayan bir sistemin hiçbir şekilde işleyebilir ve kullanılabilir olmadığını gösteriyor.
    Bunun yanında bu eserde en çok dikkat çekilen şeyin maddeye hakim olana kadar bireysel devrim duygularının canlı kaldığı madde sahibi bileylerin toplumsal çıkarları bireysel çıkarları uğruna hemen feda edeceklerdir. Burda iktidarın aslında kendileri için en çok çalışanları bile hiç gözünü kırpmadan nasıl gözden çıkarabildiği ve bu bireylerin geçmiş fedakarlıklarının aslında hiçbir öneminin olmadığının altını çizmektedir.
  • ...ama bir süre karşılaştırma yaptıktan sonra, gülüşümün insanların gülüşüne benzemediğini gördüm, yani gülmüyordum ben, gülüşüm yoktu benim...

    ...gülmeyi öğrenmek çok zor, ya da, daha doğrusu, bu yaratılış aykırılığına karşı içimde taşıdığım tiksinti duygusunun kişiliğimin en önemli niteliğini oluşturduğunu sanıyorum. Pekiala, daha çarpıcı bir şeye tanık oldum: Bir eşek yiyen incir gördüm! Ve, gene de gülmedim; içtenlikle söylüyorum, ağzımın hiç bir yanı kımıldamadı bile. Öylesine bir ağlama gereksinimi duydum ki, bir damla yaş aktı gözümden . "Doğa! Doğa!" diye haykırdım hıçkırarak, " Atmaca serçeyi parçalıyor, incir eşeği yiyorve insanı gövdeye indiriyor şerit!" Daha ileri gitmek kararı almaksızın, sinek öldürme yöntemini açıklar gibi mi konuştumacaba diye soruyorum kendime. Evet değil mi? Gergedan yok etme yönteminden söz etmedim, doğru! Bunun tersini ileri sürecek olsaydı bazı dostalrım, dinlemezdim onları, ve övgü ve dalkavukluğun iki kocaman engel olduklarını anımsardım...