• Ölümünden sonra basılan bu kitap değiştirildi mi diye düşünmeden edemiyorum. Yada Yazarın doğrudan yazdıkları mı bilemiyorum. OYsa ki Ermişte Ne kadar sağlam bir yazarla tanışmıştım. Bu kitap birden böyle düşemez. Orada konuşmalarla doğrudan öğütler veriliyordu. Burada Hikaye olarak verildiği için Gidip gelmeler olaylar anlatılırken Öğütler bir hayli az. Az ve Öz mü ... Keşke öyle olsaydı .Fakat yazar Ermiş'te bize ne kadar sağlam öğütler veren müslümanlığı da kapsayan şeyler söylerken Bir Anda Allah'ı betimlemesi yada Meleklerle konuşması bana uçuk ve saçma geldi. Bu adamın yazacağı türden mi emin değilim. Bu hatalar güzel olmamış. Ermiş'te baya bir sevmiştim öğütlerini burada o kadar sevemedim azdı zaten. Kitap normal bir basıma girse 30 sayfalık bir kitap .Keşike Ermiş'le bunu birleştirip bir kitap olarak satsalardı ekonomik olarak bize yarardı. Yayın evine değil tabiki de. Dediğim gibi kitap beklentilerimin çok çok altında kaldı. İnşaAllah bir sonraki okuyacağım kitapta böyle olmaz.
  • #kitapyorum
    Kitabı 6 günde bitirdim ve bitince öylece kaldım. Bittiği için içim bomboş kaldı...
    Sınav bittiğinden beri hayata adapte olmaya çalışıyorum ama olamıyordum ta ki bu kitaba kadar okudukça dünyayı insanları daha başka gördüm daha başka geldi herşey... Evet kitapta bitki çayları tarifi, çakraları açmak için öneriler, krem tarifleri ve bir çok güzel şey var ama en önemlisi kendinizi keşfetmenizi sağlayan muhteşem bir hikaye var
    Okudukça içine çeken kendinizden çevrenizden parçalar bulduğunuz bir hayat var bu kitapta ...

    Viola'ya kızdım bağırdım sevdim hadi ama dedim kısaca kanka oldum okudukça...
    Hele Romain kitabın başında dövecektim tekme tokat dalacaktım ama sonunda yaaaaa dedim ve salak Viola kaçırma dedim 🤓

    Ya okuyun sadece okyun ve özünüze inmesine izin verin... Bu kitabın sizi kendinize getireceğine emin olun...

    Artık başucumdaki listeye nadiren giren kitaplardan nadide bir tanesi daha oldu🤗 ve o tarifleri kesinlikle denemek istiyorum
  • -spoiler -
    Önceden okuduğum fakat şimdiki gibi güzel bir haz alamadığım kaliteli hikayelerden. Aslında Bu kitap benim önceki zamanlarda satranca başlamama önayak oldu :)

    Kitapta dünya şampiyonu Czentovic'in kibirli ve burnu havada bir tip olmasını istemezdim yani en azından daha konuşkan olsa ve gençliğini daha uzun anlatsa belki hakkında daha çok bilgi sahibi olabilirdik.
    Öte yandan Dr. B'nin başına gelen talihsiz olaylar sonucu bir odaya kapatılması ve delirecek duruma gelmesi, daha sonra paltonun cebindeki kitabı çalıp kendini aşırı derecede satranca vermesi en sonunda delirmesi gerçekten yüreğimi burktu. Gönül isterdi ki gemideki oyunda Dr. B dünya şampiyonunu yenip kendini bir nebze daha iyi hissetsin. Fakat hikaye bu haliylede bence gayet başarılı
  • Bu ara çok tutulan gündemde olan erotik romans türünde yazılmış bir roman idi.Grinin Elli Tonu serisini sevenler bence bu seriye bayılacaklar. Kendine özgün hikayesi varsa da oldukça benzer yanları da vardı.
    Yazarın kalemi akıcı idi. Birinci şahıstan hem kadın hem erkek karakter tarafından anlatımını sevdim.
    Genel de beğendiğim bir hikaye olsa da bazı yerlerini yazar deyim yerinde ise pas geçmiş. Hiç değinmemiş.
    Hikayenin konusu duygusal sahneler ile işlenseydi süper olacak bir hikayesi olurdu. Hem ağlar hem duygulanırdık. Hem de ikili arasındaki tutkuyu daha güzel hissedebilirdik. Ama yazar E .
    James'den çok etkilendiği için yer yer bazı deyimleri onun başka isim verilmiş hali idi. Mesela Gri'de kadın kahramanımızın içindeki Tanrıça iken burada Fahişe
  • Kitabın ilk sayfalarında biraz sıkıldığımı itiraf etmem gerek. Hatta 42.sayfadan sonra belli bir süre kitabı elime bile almadım. Başuşaklık ve "vakar" muhabbeti biraz uzadı ve sıktı galiba beni. Ama kitabın kilit taşı tam da bunun üzerine kurulu. Başuşak Bay Stevens'ın hayatı artık meslek yaşamı olmuş ve kendi "vakar" düsturuyla hayattaki rolünü kabullenmiştir. Sadece buna hizmet etmeye adamış bu adamın derin düşünceleriyle haşır neşir olarak Ford ile biz de biraz İngiltere manzaraları alarak biraz siyaset, beyefendi zarafeti, farklı mertebelerde insan ilişkileri seyri içinde Bay Stevens'ın beyninde yolculuk ediyoruz.

    Bu kitapta siyasi&politik olaylar geçiyor ama amacı bunlara parmak basmak veya irdelemek değil farklı bir tarzı var hatta Bay Stevens'ın kendisi kitabın başlıbaşına tarzı diyebilirim :) Kitapla alakalı bakış açımı değiştirince (nasıl değiştirilir diye sormayın kitabı satın alırken ve okumaya başlarken insan bir modda olabiliyor :) kalan sayfalar birbiri ardına geldi ve 3 günde bitirdim. Hikayesinde herhangi bir merak uyandırıcı bir olay olmasada Bay Stevens ve diğer karakterlerin gerçekçi tasvirleri, birbirleriyle ve çevreleriyle olan diyalog ve davranışlarının resmedilişi, gereksizlikten uzak detaylı anlatımlar ile hikaye gözlerinizin önünde ete-kemiğe dönüşmeye başlıyor. Ayrıca şunuda unutmadan söylemek isterim kitabın yalın anlatımlı ama bir o kadar akıcı dili sizi direksiyonda tutmayı başarıyor ve geçtiğiniz yolları (sayfaları) aklınızın bir köşesinde canlı bir şekilde tutmayı da başarıyor.

    Özellikle kitabı okurken filminin de olduğu ve başrollerinde Anthony Hopkins ve Emma Thompson'un oynadığını öğrenince içimde nedenini bilemediğim bir şekilde kitabı hemen bitirip filmini seyretme isteği dolup taştı. Aynı his "Zorba" kitabı içinde hissetmiştim. Orda da başrolde Anthony Quinn oynuyordu ve resmen döktürmüştü. Kitabı bitirdikten sonra hemen izledim.

    Kitaba fazlasıyla bağlı kalmanın filmi kitap kadar iyi yapmayacağını bir kez daha görsemde senaryodaki bu handikapları başroldeki efsane oyuncular kapatmış. Anthony Hopkins ve Emma Thompson'ın oyunculukları hem harikaydı hem de çok iyi bir ikili olmuşlardı. Film doğal olarak kitabı birebir anlatmış değil, kitabın bazı bölümlerinin yerleri değiştirilerek kendi kurgusunu bir nebze oluşturmuş. Kurguda biraz farklılığa gidilsede kitapta geçen hemen her bölümü filmde işlemişler. Sadece konağın yeni Amerikalı sahibi Bay Farrday yerine kitabın ortalarında çıkan Bay Lewis'i kullanması dışında kitapta olmayan birşey eklenmemiş. Film kitaba baya sadık kalmış. Kitapta okuduğum her bölümü izledim diyebilirim. Sorun da birazda burada aslında kitapta geçen her kısmı ve olayı filme yerleştirmek için bazı sahneler filme sıkıştırılmış izlenimi veriyor. Bazı sahneler gözüme o kadar çok battı ki karakterin repliğinin aynısını o sahnede dedittirmek zorundaymış gibi zorlama bir eklenti ve acelecilik havası hissettim. Demek ki kitap kurgusu ile film kurgusu apayrı şeyler.

    Bu eleştirileri yapsam da genel olarak filmi beğendim. Kitabın ruhunu olabildiğince ekrana yansıtmaya çalışmış ama bunda bu iki büyük oyuncunun çok büyük bir payı var. Hakkını vermek lazım ana karakterin yolculuğu sırasında sürekli geçmişteki anıları belli bir düzen içinde yad etmesi ve bunlarla alakalı sürekli düşüncelerini paylaşmasını bir filmin kurgusu içinde yedirmek zor iş. Bunu elinden geldiğince yapmaya çalışmış ama beklediğim kadar da değil doğrusu. Yapsaydı zaten güzel değil çok güzel film olmuş derdim :) Ama yinede kitabı beğenerek okuyanların filmini de (The Remains of the Day-1993) izlemesini tavsiye ederim.
  • Ütopik bir köy ve dünyanın geri kalanı tam bir distopyadan ibaret. Sonra köydeki insanlar değişmeye başlıyorlar; bencillikler devreye giriyor ve distopya ütopyayı yenmeye başlıyor. Kötülük iyiliği, siyah beyazı kolayca karartıyor. Ama bir gün geliyor Matty doğa üstü gücüyle köydeki tüm insanları tekrar iyilikle buluşturuyor; ölümü pahasına.

    Kitap, son derece yalın ve basit bir dile sahip. Kısa sürede okuyup bitirilebilecek düzeyde kolay bir anlatımı mevcut. Bu kitap ana hikayenin ilk kitabı olmakla birlikte seride üç kitap daha bulunmaktadır. Hikaye güzel olmakla birlikte dilin çok basite indirgenmiş olması insanı ilk bölümlerden sonra kitaptan soğutuyor.
  • Tarık Tufan'ı ilk meşhur Anna şiiriyle tanımıştım. Şiir kitaplarını edinmiş o iç âlemindeki git gellere huzursuzluklara, huzur bulmalara şahit olmuştum. Çok zaman sonra Şanzelize Düğün Salonu kitabını bir arkadaşım hediye etmişti. Bu kitabından çok sonra yazmış olsa da önce onu okumak kısmet oldu. Aslında iki kitap da konu bakımından annesinini kaybeden ve bundan dolayı ciddi acılar çeken bir gencin yaşamındaki çesitli olaylardan etkilenişini kendi iç dünyasını sorgulayışını aramasa da aranan bir şeylerin olduğu aslında aradığı şeyin kendi olduğunu anlatan bir hikaye. Tarık arkadaşımızın dili oldukça akıcı, dolandırmadan anlatma konusunda gercekten üstad diyebilirim. Cümlelerinin etkileyiciliği asla kısa süreli değil. Kendi acılarından hüzünlerinden devşirdiği çokça aşikar. 3,4 saatlik bir sürede kısa molalar vererek okudum.  Yer yer ağladıgım kısımlar, durup altında oturudugum ceviz ağacının göğe uzanan dallarına bakıp uzun uzun düşündüğüm anlar oldu. Hayatı kendimizi her şeyi sorgulayıp kendimize bir konuma yerlestiriyoruz. Susup icimizde damıttığımızda da bambaşka hisler veriyor. Güzel bir insanla sohbet eder gibiydi.. Çok keyif aldım.


    Sanırım uzun süre ara verdiğim Türk yazarlara şans vermem gerekiyor. Gidip biraz kitap alayım. İyi okumalar ...