• 24 syf.
    ·1 günde
    Edgar Allen Poe, bu hikayesinde Morella karakterini yaratırken ilk fikir olarak deli gibi aşık olduğu karısı Virginia’dan etkilenmiş hissi vermekte. Öte yandan hikaye ilerledikçe, ana karakterin düşüncelerine, bilgisine, öğretici ve bambaşka havasına hayran olduğu karısının aslında o kadar da gözünde büyüttüğü kadar özel bir kadın olmadığını fark etmektedir. Kendisi bilgilendikçe onun bilgisizliğini fark etmeye başlamaktadır. Morella da bir kadın olarak bunu fark eder elbette. Bu durum, pek çok efsanede de geçen aşkın bittiğinde kusurların görünür hale gelmesi ve insanın çok sevdiğinden soğuması şeklinde kendini göstermektedir. Hatta bu öyküde de Morella’nın hastalandığında yüzünde kırmızı benek görmesi bunu hatırlatır. (Bkz: Ah Tamara Efsanesi)

    Zaman geçer ve Morella yataklara düşer bilinmeyen bir sebepten. Ana karakterimiz karısından bunalmış olsa da ondan desteğini çekmez. Morella ise öldüğünde onu daha çok değerli göreceğine dair bir kehanette bulunarak bebeklerini doğururken ölür. Doğan kız bebeği büyürken tamamen annesine benzemeye başlar. Ana karakterimize en büyük cezaya dönüşür sevmediği karısının kendi canından bir parçada varlığını sürdürmesi. Halbuki karısı Morella’ya aşık olma nedeni bilgili olmasının kendisine verdiği hayranlıkken bunu kendi kızında görmesi bir lanet gibidir. Sonunda kızının babasının etkisiyle yok oluşunda görüldüğü üzere, insan kendisinden bir parçayı öldürmeyi göze alarak kurtulmak ister sevmediği her şeyden! Katlanamadığı özelliklerin arasında fiziksel özellikler yerine ruhsal özellikler olması etkileyici bir psikolojik çıkarım. Bu öyküde maddi bir varlık olarak karşımıza çıkan kız iken kimi zaman yaşam tarzımız, hayallerimiz vs. gibi manevi olabilir bu kayıplar.

    Poe’nun kadın ölümleri üzerine travmatik bir geçmişi de söz konusu. Gerek aşık olduğu karısı Virginia’nın gerekse annesini ve üvey annesini kaybetmesi bu travmanın sebebidir. Öte yandan hayatı boyunca pek çok kadın tarafından reddedilen Poe, kadınlara dair intikamını bir karakter olarak güçlü yarattığı kadından saygıyı hak ettirici özellikleri ondan alıp öldürmesinde de görebiliriz. Her ne kadar güzel bir kadının ölmesinden daha şiirsel bir şey olamayacağını söylese de inanmayınız...
  • 838 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Genelde herkes bu kitapta çok sıkıldından bahsetmiş uzun Serileri okuyan herkes bilir ki ilk 1-2 kitap biraz ağır gider Ya da bu kadar kalın Seri kitaplarda benim okuduğum kadarıyla ki pek çok okudum hep bu şekildeydi Ama kitabın devamı inanılmaz güzel devam ediyor bugüne kadar hemen hemen türkçeye çevrilmiş bütün tarihi romanları okumuşumdur hayatımda okuduğum en iyi tarihi roman diyebilirim inanılmaz bir anlatım hem Avrupa’nın hem Amerika’nın tarihlerinin inanılmaz güzel ve doğru şekilde anlatımı yanındaki aşk öyküsü ise efsanevi bir öykü inanılmaz gerçekçi doğru bilgilerle Bazen de rahatsız edici gerçeklerle büyüleyici bir hikaye sonuna kadar okumanızı şiddetle tavsiye ederim zaten üçüncü kitaptan sonra elinizden bırakamıycak bir an önce bitirmek için deli olacaksınız Oldukça fazla bir insan olarak ilk ona alabilirim
  • Hikaye:
    Okula 2 hafta kala
    baba kızının asosyal ve tembel hallerine içerlenip bu zaman diliminde bir kitap okuyup bitirdiği takdirde ona 100$ vereceğini söyler.Babasını teklifi kızını çok mutlu eder.Ve babasından okuyacağı kitabı alıp odasına gider.Daha ilk sayfadan okuduktan sonra feci sıkılır ve yatağa uzanıp gözlerini kapar.O parayla neler alacağının hayallerini kurmaya başlar.Sonunda kitabı okumadan parayı almanın bir yolunu bulur.Kitap hakkında araştırma yapar ve konusunu 1 sayfada özetleyen sayfayı okur.Okuduğunu babasına anlatmadan önce 2 hafta beklemeyi seçer.Bu süre zarfında kitap dolabın arkasında tozlanmaya bırakılır.Gün gelir ve kızı Güleryüzle babasına kendisine verdiği kitabı okuduğunu söyler babası sevinir.Babası kızına okudukları dan anlatmasını istediğinde kızı ezberlediği her şeyi güzel bir biçimde anlatır ve para ödülünün verileceğini beklemeye koyulur.Babanın yüzü kararır ve sakince "sen bu kitabı okumadın"der."Eğer okumuş olsaydın sayfalar arasına yerleştirdiğimiz parayı farkederdin."
    Son.
  • 224 syf.
    ·9/10
    On küçük zenci
    (Bazı yazılarım ego kokabilir,ama bu anlatım olarak mizahi bir tarzı seçmemin sonucudur.Okurken bunu dikkate alın lütfen)
    Bu türle ilk ilişkim.
    Ufkumu genişletmek ve kitap dünyasının tüm çeşitliliğine ve cazibesine kapılmak için okuma alışkanlığımda bir değişiklik etmem gerekiyordu.Bu kitabı okuduktan sonra diye bilirim ki,artık bu zengin ortamı daha büyük pencereden gözlemleyebiliyorum.Umud ediyorum ki, bununla kitap seçme kararsızlığımı bir şekilde engelleyebileceğim.
    Her neyse anlayacağınız bu benim adamakıllı okuduğum ilk polisiye kitap.
    Polisiye türünde çığır açmış yazarlar kimlerdir diye sorsanız ben sadece Arthur Conan Doyle ve Agatha Christie’yi söylerim.Çünkü her yerde onların adına rastlıyorum.Ben de bir deneyeyim dedim.Robert Downer Jr’un baş rolünü oynadığı
    Sherlock Holmes filmini izlemeye karar verdim.Ne diyebilirim ki,taş gibi film.Bu tamamen farklı aynı zamanda heyecan verici bir deneyimdi benim için.Sonra ekran başına kitlendim.Başladım araştırmaya.Kitap okumadan önce film ve dizi izleyecek,kitap okumak için beklentimi ona göre ayarlayacaktım,yani basitçe planım buydu.Sonra "kimler?", "hangi kitapları var?","beyaz perdeye uyarlanmış olan kitapları hangisi?" sorularına cevap bulmaktı amacım.Daha sonra da tüm bir haftayı netflix’de dizi ve film izleyerek geçirdim.Ama bunlar başka konular.Polisiye kitaplarına olan ilk normal yaklaşım yolumu bu vasıtayla sağladıktan sonra(buna evin ilk tuğlasını dikmek olarak düşünebilirsiniz)geriye uygun kitabı seçmek kalıyordu.Bu noktada baya dikkatli olmalıydım.Bu konuda birikimi olan insanların birikimi olmayanlarla aynı yanılgıya sebep olabileceklerini tam dikkate almalıydım.Başarılı olan bir kurgu aynı oranda zenginliğe sahip olduğundan bazı betimleme ve anlatıma yabacı olma olasılığım hayli yüksekdi.Bu konuda övgüyle bahseden biri sayesinde de birikiminizi zorlayacak bir kitabın havasına kapıldığını farzedin.Gidip alıyorsunuz o kitabı,sonra okuyamıyorsunuz.
    Neyse anladınız zaten.
    (O zaman buna hazırlıklı olduğum için "kendi kitabını kendin seç" mantığıma bir puan daha ekliyorum.)
    Daha önceki tecrübelerimden biliyorum ki çok okunma=iyi eser mantığı tamamen saçmalıktan ibaret.Fakat arkadaşım On küçük zenci kitabının tam bana uygun uygun olduğunu ve 80 mln rakamını hakeden bir kitap olduğunu söyledi.Nihayetinde ikna oldum.Bu kitabı okudum.Sonuç mükemmel."Vampir edebiyatına olan ilk giriş" hüsranlığım burada yaşanmadı.(Ki o zaman alacakaranlık kitabını okumuştum.).
    Nihayet gelelim kitabın asıl incelemesine.
    İsim itibariyle bir az önyargım vardı.Çünki genelde mantıklı olarak kitabın kapak fotoğrafının ve isminin içeriği yansıtması gerekir.Bazı polisiye kitaplarında isim kitapla ilgili anlaşılmaz bir önyargıya sebep olabiliyor ki, tavsiyem ilk adımda ya bunu ya bir metafor olarak kabul etmeniz ya da hikayede karşınıza çıkmasını beklemeniz gerekir.Bu iki ihtimali her zaman göz önünde bulundurun.Yani ben bunu yapmayı düşünüyorum.Bu kitapta işe yaradı.
    Hikayemiz 10 kişinin birbirinden farklı sebeplerle Zenci adasına davet edilmesi minvalinde başlar.Baş karekter denilen bir şey yok ve biz her karakteri ayrı ayrı tanıyor ve yaşayacakları durumda nasıl tepki vereceklerini ve düşünce değişimlerinin hepsini okuyoruz.İşin güzel tarafı bu karakterlerin hiçbiri birbirinin karbon kopyası deyil ve hikayenin hiç bir yerinde de sırıtmıyor.Günümüz acemi yazarları farklı karakterlerin konuşma tarzını
    bile doğru düzgün yansıtamazken Agatha ablamız hikayedeki karekterlerin düşüncelerini anbean ustalıkla ortama,duruma göre ilerletiyor ve bu da gerçekçiliğin tavan yapmasına sebep oluyor.Bu gerçekten de böyle.Bu karakterlerin başta olan masum ve kendi hallerinde görünüşleri fazla yanıltıcı olabilir.Çünkü gerçekler ortaya çıkarken karektere iç dünyası yavaş yavaş ortaya çıkıyor ve hikayenin sonu vurucu bir hal alıyor.
    Bir spoiler vermem gerekirse bu karakterler hepsi suçlu ve adaya davet edilme sebepleri psikopat birinin bunları öldürme derdinde olduğu mu?Sherlock tarzına benzer olarak burada karakter okuyucuya bildirilen bir eylem yapıyor hikayede bu şey bizi sırra yakınlaştıran şey oluyor.Mesela klişe bir örnekle pekiştirmek gerekirse örneğin

    Bu kitabı daha heyecanla okumak istiyorsanız tüm karakter eylemlerine bir anlam yükleyin ve kendi polisiye kurgunuzu hayalinizde canlandırın.Hikayenin sonunda etkilenmiyorsanız "bunu ben de tahmin etmiştim zaten" diyorsanız tebrikler.Dedektif filmi için senaryo seçmelerine katılmanızı tavsiye ederim.(Öyle bir şey varmı ya)
    Teknik konulardan devam edelim.
    Hikayenin baymak süreci hangi sayfalarda?
    Hikaye sıkıyor mu?
    Cevap:Hayır,hiç bir sayfa sıkmıyor.
    Tamamen gerçekçi bir hikayeye sahip.Uçuk kaçık hiper zekalı varlıkların dolaştığı karmakarışık ve içinden çıkılmaz bir olay örgüsü olanı hiç değil.Bu özetliyor zaten.
    Karekterlerin olaya yaklaşımları farklı dedim ya bu hikayede şekillenen olaylara farklı gözlerle bakmamız işini kolaylaştırıyor.Bunu da bizim için karakterler yapıyor.Zeki olanı da var doktor olanı ve diğerleri.Bundan sonrasını da kendiniz okursunuz artık.
    Ben olabilecek en az tanıtımla bu kitabı ilk elden(ikinci elden de olur.Sadece okuyun)deneyim etmenizi tavsiye ediyorum.
    Beğenmediğim nokta:
    Yok.Sadece finali böyle böyle daha vurucu olsaydı 9 verirdim.Ama vermiyorum.
    Puan 8.8
    İncelemenin sonu.
    Bu arada bazen bir kitabın incelemesini düzenleyebiliyorum.Çünki okuduktan sonra kitapla ilişkili kesmiyor bazen tekrar okuyor yeni detaylar keşfediyorum.
  • 408 syf.
    ·8 günde·Beğendi·10/10
    Merhabalar Ocak ayımın okuma bakımından da kötü geçmesi üzerine Emily Bronte’ye şans verdim ve yazarın tek kitabı olan Uğultulu Tepeler’e bayıldım. Hatta bu kitap benim şu ana kadar okuduğum en iyi klasikti.

    Öncelikle kitabın konusundan bahsetmek istiyorum. Kitap Mr. Earnshaw’ın Heathcliff adındaki bir yetimi iki çocuğunun yanına getirip beraber büyütmeye başlamsı ile başlıyor. Bunun sonucunda zamanla Mr. Heathcliff olan bu yetimin neredeyse tüm dünyaya karşı nefretini, kinini ve intikam arzusunu okumaya başlıyoruz. Bir yorumda kitabın İngiltere’nin Aşk-ı Memnu’yu olduğunu okumuştum. Aşk-ı Memnu’yu dizisi kadar bilsem de bana da anımsattığı yerler olmadı değil.

    Bu arada kitaptaki hiçbir karakteri sevemedim. Hatta %99’undan nefret de ettim (Cehennemde yan Heathcliff) Ama buna rağmen kitap bir o kadar güzel ki anlatamam sizlere... Bence bu eseri klasik olmasını sağlayan unsurlardan biri de buydu.

    Kitapta anlatıcı Mr. Lockwood olmasına rağmen olayları anlatan Mrs. Deans’di. Hikaye içinde hikaye tekniği kullanıldığı için cümle bu kadar karışık oldu. Bu teknikle okuduğum ilk eserdi ve bu eser bana bu tekniği gerçekten de sevdirdi. Kitapta bir diğer sevdiğim unsur da Mrs. Deans yani Nelly’miz sayesinde ilahi bakış açısı ile birinci kişili anlatımın karışık olarak kullanılmasıydı.

    Kitapta sevmediğim şeyler tabii ki vardı. Mesela ilk 40 sayfa ile son 40 sayfa biraz sıkıcıydı. İlk 40 sayfa da konuya da çok hakim olamadım hatta olaylar biraz ileri de başlıyor. Sanırım sevmediğim tek unsur da buydu.

    Kitabın çevirisi İngilizcesi okunmadan tam anlaşılamaz belki ama anlatım bozukluğu gibi unsurlara bakılınca hiçbir sorun yok gibi gözüküyordu. Yazım ve noktalama hatası da yoktu hiç kitapta. Fakat benim seçemediği tek şey Can yayınlarının kapağının çok kolay hasar alması oldu. Bu sadece bu kitap için geçerli değil maalesef. Bir de kapaktaki fotoğraf bana genel konuya çok da uygun gelmedi.

    Uzun lafın kısası benim çok severek okuduğum bir klasik oldu Uğultulu Tepeler. Okumayan herkese şiddetle tavsiye ederim.

    Yorumumu minicik bir soruyla bitireyim. Sizce Jane Eyre mi daha iyiydi yoksa Uğultulu Tepeler mi?
  • 80 syf.
    ·7 günde·Beğendi·8/10
    Korku, çok güçlü bir duygu. İnsana iradesi dışında birçok kötü şey yaptırabilecek, elini ayağına dolayacak ve hatta ölmeyi düşündürecek kadar güçlü. Stefan Zweig yine diğer kitaplarında da olduğu gibi insan psikolojisini o kadar güzel anlamış ve okuyucuya o kadar güzel bir biçimde aktarmış ki, bayıldım.
    Hikayemizin kahramanı Irene asil ve güzel bir burjuvadır. Kocası ve çocuklarıyla sürdürdüğü tekdüze bir hayatı vardır. Fakat Irene bu tekdüzelikten sıkılır ve kendini genç bir piyanistin kollarına atar. Bir şantajcıyla karşı karşıya gelmesiyle de dayanılmaz korku başlar. Irene’nin yaşadıkları Zweig’ın anlatımıyla ve beklenmeyen sonla birleştiğinde ortaya çok güzel bir hikaye çıkıyor. Okumanızı öneririm!
  • 160 syf.
    ·4 günde·Beğendi·6/10
    Livaneli'nin okuduğum ilk kitabı oldu Mardini gezmiş görmüş biri olarak anlattığı çoğu yer gözümde çanlandı bir çok mekan gezip tapınak cami görmüştüm orda güzel kendine has bir anlatımı var , çok etkileyici bir hikaye aslında hikayeden ziyade bir gerçekten bahsediyor biri üzerinde odaklanınca kurgu gibi durmuş ama aslında kurgu değil benim gözümde tamamen gerçek yer yer kitabı kapatıp nefes alma ihtiyacı hissediyorsunuz çünkü yaşanmış olduğu düşüncesi insana zor gelebiliyor. Olayların en acıklı yerinde bile insanın gözleri dolmuyor bunu anlatıma bağlıyorum hatta anlatan kadınların hissizliğine bile. Kitabın son sayfasını okuyunca kendinizi boşlukta hissediyorsunuz acaba dediğiniz şeyler oluyor. Bi kaç gün olaylar gözünüzün önünde oluyor ve etkisi sürüyor, herkesin okuyabileceği bir kitap olduğunu düşünmüyorum, tamamen duygu ve düşüncelerinize bağlı bilmeyen biri hadi ordan çok saçma diyebiliyor ama bilenler için aynı şey geçerli değil kitap okudum diye okumak isteyenlerin pekde anlayabileceğini düşünmüyorum. Ezidiler hakkında biraz daha bilgi sahibi olabiliyorsunuz kitapla aynı zamanda kitap bitince haklarında araştırma yapabilirsiniz. Bu daha iyi izlenimler bırakıyor