• Çok üzgünüm, bu kitabı okurken Charlie Cunningham’ın Telling it Wrong adlı parçasını dinlemediğim için kendime aşırı kızgınım. Bu müziği dinlerken okuyacağım kitabı seçemiyordum, çünkü çok değerli. Kıyamıyordum, saçma sapan bir kitapla araya gitmesini istemiyordum. Ama yine de bu parçayı bu seriye adayacağım. Devam kitapları bekle beni…

    Okumayı bitirdikten saatler sonra bile hala etkisinden çıkamadığım bir kitap okudum. Ben, hiçbir heyecan yaşamadığım, her günü aynı şekilde geçiren, mutlu olmama neden olacak tek bir olay bile yaşamadan geçip giden şu on sekizinci yaşımda bu kitabı okuduğum için mutluyum. Daha önce değil de şu günlerde karşıma çıktığı için gerçekten çok mutluyum.

    Uzun zamandır bir sayfanın tamamını çizmek istediğim bir kitap okumuyordum. Tek tük sevdiklerim oluyor ama beni yerimden kaldırıp evin içinde deliler gibi koşturacak kadar kendini sevdiren kitap bu yıl sadece Sırtımızdaki Hedef’ti sanırım. Bir de birazcık Debt Inheritance. Neyse.

    Heyecan duygusunu unuttuğum şu sıralarda Halid o duyguyu çok net bir şekilde hatırlamamı sağladı. Halid, Halid’in cevapları, Halid’in Şehrazad’a bakışları, Halid’in yaptığı her şey… Kısacası Halid’in kendisi diyeyim. Halid ve Şehrazad arasındaki o yavaş yavaş ince ipliklerle örülen ve beni kahreden ilişki diyeyim. Kahretti çünkü aradığım ilişki buydu. Okumaya başladığım kitaplarda görmeyi beklediğim ama asla göremediğim ilişki buydu.

    Kendimi tebrik ediyorum çünkü bu kitap hakkında yapılan hiçbir yorumu okumadan başladım. Bunu başardım. Sürekli karşıma çıksa da ‘Bu kitabı okuyacağım ve fikrimi hiçbir şekilde değiştirmemem için inceleme okumamam lazım.’ Diyerek koşarak uzaklaştım. Şimdi gönül rahatlığıyla, yapılan her incelemeyi okuyabilirim.

    The White Princess izleyen varsa bilir Prenses Elizabeth ve Henry Tudor’u. Okurken bazen aklıma onlar geldi. Nefretin aşka dönüşmesini izlemek ve okumak beni bitiriyor. O kadar çok seviyorum ki, sadece yavaş ve yerli yerinde ilerlerse tabi. Herkes başaramıyor bu nefretin aşka dönüşümünü işlemeyi. Erkekleri geçiyorum, bu kitabı bir kız anlatıyordu ve kendimi onun yerine koyunca düşünceleri bana hiç mantıksız gelmedi. Karşımda Halid olsa Tarık da kimmiş der geçerdim.

    Mükemmeldi ya, bu yüzden korkuyorum. İkinci kitabın sinirlerimi bozacağından korkuyorum. Ya bu kitap gibi samimi olmazsa. Samimiyet olmazsa sinirlerim bozulur, çok kötü hissederim. Tek temennim yine aynı şekilde samimi ve kalp söktüren cinsten olması.

    Kitaptaki olaylar ve karakterlere gelecek olursam öncelikle şunu söylemem lazım; yeni dörtlü çiftim hayırlı olsun. Despina ve Celal’in olan ama olmayan ilişkisi çok beğendiğim bir şekilde işlenmişti. Genelde ikisinden birini sevmemem lazım ama öyle olmadı. Dörtlü çiftimi çok seviyorum. Halid ve Şehrazad’ın ilişkilerinin işleniş şeklinden bahsetmek istemiyorum çünkü sevgi sözcüklerinden, aman Allahım kelimelerinden ve şaşkınlık belirten cümlelerden öteye geçebileceğimi düşünmüyorum.

    Halid’in genç yaşında tahta çıktığını, her şafakta bir cana kıydığını biliyoruz başlarda. Şehrazad da ölüme kurban gitmek için seçilen kızlardan biri ama bir planı var. Halid’i öldürmek. Hükümdarların hükümdarını. Halifeyi. Harika ya. Of.

    İlk gecelerinde Şehrazad Halid’e bir masal anlatıyor. Şafak sökerken masal yarım kalıyor ve Şehrazad bir gün daha istiyor. BİR GÜN DAHA yaşamak istiyor. Halid kabul ediyor. Nasıl kabul etmesin zaten o kadar samimi ki. Aynı günün gecesi masal bitiyor ve masal o kadar anlamlı ki…hhah. Ağlamak istiyorum çok güzel bir kurguydu. Neyse masal bitiyor ve askerler odaya giriyor. Şehrazad’ı götürmek için geliyorlar ama Halid benim MÜCEVHER DAĞIM diyor ve askerleri gönderiyor. Böyle bir adam var mı gerçekten. Bu kitaplar benim sonum olacak.

    Halid’e kapılıp giden Şehrazad, Halid’i çekip çıkarmak ve yanına almak isteyen ben. Kitap bu şekilde bir gün içerisinde bitti gitti. Bazen o kadar mükemmel geldi ki bırakıp nefes almam, biraz zıplamam falan gerekti.

    Yarım kalmış, bitmeyi bekleyen bir masal var, başlayacak olan bir savaş ve araya gitmeye müsait bir aşk var. Neler olacağını karamsarlık içinde merak eden bir Aycan var. Halid’i özlemeye başladığımı hissediyorum şu an. Halid ve Şehrazad’ı diyeyim çünkü Şehrazad’ı ne kadar o balkonda yaptığından dolayı ayıplasam da sinirlenip, kızamıyorum. Ben olsaydım ne yapardım dediğim anda kilitleniyorum. Onun yaptığından başka ne yapabilirdim? Hiçbir şey. Bu yüzden Halid ve Şehrazad favorim. Aslında kitap tamamen favorim.

    Celal’den nefret ederim sanmıştım ama o kadar olgun bir karakterle karşılaştım ki Halid gibi bir olgunluk abidesinden sonra Celal biraz fazla geldi. Yine de ikisini de sevecek kadar büyük bir kalbim var. Despina’yı bile seviyorum. Diğer kitapta dörtlümü daha fazla görebilmek isterdim ama mümkün olacak gibi durmuyor.

    Düşüncelerimi toparlamak o kadar zor geliyor ki, belli bir zaman sonra okuduğumda kopuklukları görebileceğime eminim. Bu yazıyı yaklaşık iki saattir yazmaya çalışıyorum, bir kere silindi, birkaç kez ben sildim. Sevdiğim bir kitap olunca hakkında bir şeyler yazmak çok zor oluyor. Konuyu anlatmaya başlasam neler hissettiğimi yazamıyorum, hissettiklerimi yazdığım zaman da… bilmiyorum. Sadece şunu biliyorum; Bu kitaba BAYILDIM, okurken KALBİM duracak gibi oldu çoğu yerde. Kitapta büyü var. Gerçekten büyü var.

    Bu kitap BÜYÜLÜ.

    Ölecek gibi olduğum sadece iki kısım:

    "Çok yüksek sesle gülüyorsun...sanki dünyada başka kimse yokmuş gibi," dedi Despina.
    Şehrazad burnunu kırıştırdı. "Ne tuhaf. Kız kardeşim de böyle söyler."
    "Ama belli ki senin için bir şeyi değiştirmiyor bu."
    "Neden? yapmamamı mı tercih edersin?"
    "Hayır," dedi Büyük Revak'a gelen Halid. "Ben etmem."
    ...
    Halid başını salladı. "Despina adına konuşamam ama gerçekten de yüksek sesle gülüyorsun ve ben bunun değişmesini katiyen istemiyorum."



    "Ne kadar kalacaksın?"
    "İki, belki üç hafta."
    "Anladım." Şehrazad sessiz kalmak için yanaklarını ısırıyordu.
    Sonra Halid bir daha gülümsedi. "İki hafta o zaman."
    "Üç değil mi?"
    "Üç değil."
    "Güzel."