• Aralık ayının sonlarına doğru soğuk bir İstanbul sabahından merhaba diyor havada süzülen martılar.Kadıköy’ün rıhtım bölgesinde ufak bir kayığım var,çok uzun zamandır İstanbul’da yaşadım,aslen Aydından göçmüşüz,milyonlarca istanbullunun hikayesidir aslında burada anlatılan.Üç erkek evlat bir sürü torun sahibi oldum ekmeğimi balıkçılıkla kazanıp,kimseye minnet etmedim.Yine soğuk bir günde gemimim yolunu tuttum.Herkes bana Metin baba diye seslenirdi sırf çoluk çocuk sahibi olduğumdan değil ,Bilgi birikim,iyilik ve yardımsever olduğumdan baba derlerdi.Birde çok sevdiğim,dostum ,yarenim,yoldaşım,kardeşten öte arkadaşım,dert ortağım var.Zamanında evlatlık alınmış adını Ragıp koymuşlar,Bir kızı çok sevmiş ,yoksulluktan,ayağındaki eski ayakkabılarından,üstü başının solmuş yıpranmış kıyafetlerinden cesaret edipte seni seviyorum diyememiş hep içine atıp bu yaşa kadar gelmiş Ragıp.Balıkçı kulübelerinde ufak tek göz oda yapmışlar,minik bir sobası tek göz ocak,gazlı bir lamba,ufak bir sedir, küçücük bir tabure ve bolca anıyla kitap dolu bir köşe, insan başka ne isterki.Zamanında çokça içmekten zorda olsa kurtardım onu,sen olmasan halim nice olurdu ,her halde bir köşede adı sanı belirsiz ölür giderdim hep der bizim Ragıp.Bende; amma abarttın ha,insanlık ölmedi Ragıp derim hep.Sabahta amma soğuk bizim kızın yine hırçınlığı üzerinde,Baksanıza kıyıdaki tekneleride nasıl dövüyor.Hep aksi bir lafına benzetirim karadenizi,bugün balığa çıkılmaz,önce tekneyi bir güzel temizleyip midyelerinden arındırmak gerek,sonra ver elini pasta cila,neyse hızlanalımda daha fazla üşütmeden varalım bizim Ragıpın fakirhanesine,en sevdiğim şeydir sabah kahvaltıları,insan dediğin sağlıklı olmalı bedenen ve ruhen.

    Neyse geldim sonunda,tıklatıyorum bizimkinin camını,yine derin derin uyuyor köftehor,sanki sabaha kadar beşik sallamış,kapısını kilitleme adeti yoktur tabi buna kapı denebilirse,ufak bir mandalı vardır basınca açılan,uyanacağı yok girelim bari içeriye, sesleniyorum evlat ben geldim kalkda kahvaltı edelim bak en sevdiğin peynirden aldım,sobada sönmüş ,aralıyor zorda olsa gözlerini ooo baba hoşgeldin ,hiç duymadım kusura bakma bu aralar bir uyuşukluk bir uyku varki üstümde sorma diyor.Önce sobayı yakalımda karşılıklı bir kahvaltı edelim diyorum,bak ekmeklerde sıcacık,yeni aldım fırından,tereyağı,tulum peyniri,acılı ezmede aldım,bu soğukta iyi gider,hem sana yengen bir çift çorapla yün kazak örmüş ben giyemiyorum biliyorsun çok sıcağa gelemem hem kalp de var arada yokluyor,daralıyorum.Metin baba doktor ne diyor senin durumuna,Evlat ne diyecek; ağır iş yapma,kendini yorma,üzülme,aşırı sevinme,onu yapma bunu yapma,ölmekten beter be....

    Sen beni boşverde ekmekleri koy bakayım sobanın üstüne,Baba çay oldu yalnız demli içme şunu biliyorsun midene zarar,Hele diyene bak,o kadar şarabı sünger gibi çeken adam öğüt veriyor,Baba açma eski konuları zaten çok dertliyim biliyorsun diyor bizimki, yine başlayacak edebiyata diye konuyu değiştiriyorum,peynirin o kendine has çıtır ekmekle kokusu dolduruyor odayı,dışarıda rüzgar önüne geleni örseleyen karanlık bulutlar arasında kulübenin duvarlarını yalıyor,sanki bizden intikam almak ister gibi.... Ragıp anlat bakalım bizim bu hayattaki amacımız ne diye soruyorum çayımdan bir yudum alırken,amma da soru Baba nereden başlayalım bilemedim dedi tereyağlı ekmeğinin kenarını ısınırken,Sen beni neden kurtarıp adam ettin diye sormasın mı? Sende arkadaş her insanın yapması gerekeni yaptım ben,her vicdan sahibinin,müslümanın...Baba herkes sen değil katılmıyorum bu sözüne,nice durumu iyi olan,varlıklı,toplumda yer edinmiş insanlar dışarıdaki,kimsesiz,yoksul,yardıma muhtaç insana dönüp bakmıyor bile,bir maç esnasında mendil satan,sırtında montu olmayan çocuğa çeşitli mecralardan bilinç oluşturup yardım eden insanlar,cuma namazından çıkıp yanındaki adama selam vermeden çekip gidebiliyor.Halbuki cuma Cem etmekten gelir,cumanın asıl amacı ihtiyaç sahiplerine yardım etmektir.Sen öğrettin bana bunu,sen tanıştırdın gerçek islamla.

    Ulan amma yaptın ha;İyiki bir soru sorduk,peynir fazlamı geldi acaba,ne yapalım yani insanlar bilinç ve sorumluluk sahibi olmak istemiyorlar diye yatırıp sopaya mı çekelim.Sabah sabah içimi karartma ver şu bıçağıda yağ süreyim ekmeğime, balda olsa iyi gidermiş ha,Evlat haklısın Yasin süresi 47 de buyururki;ihtiyaç sahiplerine Allah’ın gücü yettiği halde biz mi dorucağız der müşrikler,yani olmayana vermek farzdır gel bunu anlat millete, o kadar çok yanlış kelimemiz varki hangisini sayayım,Allah versin kelimlesi gibi,Allah vermez ki birilerini vesile eder,gel de anlat,sana okuttuğum bir kitap vardı yüzüklerin efendisi hatırladın mı?,evet baba konuyla ne alakası var?. Evlat güç zehirlidir,iktidar hırsı insana herşeyi yaptırır bu yollardır değişmez....

    Çok fazla çene çaldık evlat hafi bakalım kap alet edevatı da şu tekneye bir el atalım bu havada balığa çıkılmaz,Ammada soğukmuş dışarısı şu el kremini Verde bir kendimize gelelim.Bir saat yetiyor tekneyle uğraşmamıza,yanından ayrılırken soruyorum evlat bir şeye ihtiyacın var mı,Sağol Metin Baba sen ve arkadaşların dostluğu yeter,sağlığına dikkat et kalp bu şakaya gelmez,Sende arkadaş göreceğimizi gördük Ragıp yeter bu bize diyorum, ağzından yel alsın Baba daha görecek çok şeyin var benden alsın sana versin yaradan demez mi ,ağlatacan lan beni bu yaştan sonra o nasıl kelime hadi ben kaçtım yengen bekler derken,Baba gel bir sarılayım sana doğru düzgün bir teşekkür bile edemedim deyip sarıldı boynuma öptü yanaklarımdan,tamam ulan sabah görüşürüz gece sobayı yak ama dikkat et deyip ayrıldım yanından..

    Gece nedense çok tuhaf rüyalar içinde buldum kendimi,deniz taşmış teknem alabora olmuş Ragıpla denize düşmüşüz abi korkma daha vaktin var deyip duruyor suyun içinde,Kalktım kan ter içinde,dilim damağım birbirine yapışmış,ne biçim bir rüya arkadaş Allahım deyip rızkımızın peşine düşüyoruz yine,Aklımda Ragıpta dün biraz tuhaf geldi davranışları,dalgın,düşünceli,uzak ufuklara bakıp arada dalıp gitmeler falan,var gene bir sıkıntısı ama dur bakalım deyip varıyorum limana,bizim teknelerin orada bir kalabalık var hayırdır inşallah,uzaktan baktığım arkadaşlar beni görünce başlarını sıkıntılı sıkıntılı yere indirdiler,Hayırdır beyler nedir bu tantana derken yerde battaniye içinde yatan birisi gözüme çarpıyor,tanıyorum bu battaniyeyi hayır olamaz olamaz Ragıpın bu battaniye,Metin Baba başın sağolsun,uykusunda ölmüş hiç acı çekmedi diyorlar,Ne kadarda kolay söylüyorlar,dizlerimin bağı çözülüyor,ıslak kumun üzerine çökmüş ağlıyorum çocuk gibi,başımda omzumda teselli eden eller ve sözler eşliğinde.

    Ah be Ragıp senden önce ben vardım gitmeyi hakeden öte tarafa,ben bu koca dünyada kime derdimi anlatıp kime yarenlik ederim................
  • ACIMDAN ÖLÜYORUM

    -Acıktınız, biliyorum. Ötüp durmayın, yeterince sıkıldım. Bir de sizinle uğraşamam.
    -Anne! ... Anne! ...
    -Yine ne var?
    -Acıktııımmm…
    -Babanızı bekliyorum. Nerede kaldıysa?
    - Anne! ... Anne! ...
    -Anladım, tamam…

    -Hiç susmayın. Sakın, ha…
    Sabah akşam ciyak ciyak ötün.
    Kim var burada, kim?
    Ne zaman doydunuz ki?
    Tıka basa yeseniz yine ciyaklarsınız.

    -Huu… huu… Komşu, komşu! ...
    -Yine ne var?
    -Ne yapıyorsun? Nasılsın?
    -Acıktım… Acıktım…
    -Bakıyorum da, çocuklar hiç susmuyor.
    -Hiç sorma sabahtan akşama kadar hem de.
    -Saat kaç olmuş, hala neden yedirmedin yemek?
    -Babalarını bekliyorum.

    - Şimdi geldim! ... Geldim! ... Çocuklar neredesiniz? Akşam oldu, yorgun argın geldim, hala kimsecikler yok. Bu çocuklar nerede? Yine nereye gittiler?

    -Anne! … Anne! … Babam geldi.
    -Hani nerede?
    -Geldim, dedi. Ama çocuklar neredesiniz, dedi.
    -Hayır, o yan komşunun babası.

    -Şu adama kaç kere söyledim, şu gözlüklerini değiştir diye. Zamanında takmadı, takmadı. Gözleri iyice bozuldu. Yine evi karıştırdı.

    -Şu havaalanını da burnumuzun dibine yaptılar, gece, gündüz kafa, beyin kalmıyor, gürültüden. Babanız gelse de bu gürültüde geldiğini duyamayız bile.
    -Anne!... Anne!...
    -Efendim canım..
    -Bu büyük kuşlar acıkmıyor mu?
    -Aklınız, fikriniz yemekte. Hiç başka bir şey düşünmeyin aman diyeyim.

    -Kıyıya kadar geldik. Hala bir parça yiyecek bulamadık. Üstelik akşam da oldu. Evdekiler ne yaptı acaba?
    -Ne yapacaklar dostum, biz ne yapabildik ki. Elimiz boş gitmemizin de hiçbir anlamı yok.
    -Haklısın.

    -Evden de uzaklaştık. Bu saatten sonra aç karnına nasıl döneceğiz?
    -Offf…Offf…
    -Oflayıp, puflama! ... Bir şeyler bulana kadar bakacağız.
    -İyi de dostum, ne orman, ne dağ, taş hiçbir şey bulamadık denize de baktık. Hala tek bir yiyecek bulamadık.
    -Haklısın. Ama aramaya devam etmeliyiz.

    -Sizin buralarda ne işiniz var?
    -Yiyecek arıyoruz?
    -Yiyecek mi? Ha.ha.ha. Gülecek halim bile yok. Siz delirdiniz mi? Yiyecek mi kaldı da yiyecek arıyorsunuz? Kaç ay oldu tek bir balık bile bulamadık.
    -Bizim için balık olmasa da olur, iyi de.
    -Anlamak istemiyorsunuz anlaşılan. Geldiğiniz yere dönün buralarda hiç bir şey bulamazsınız.

    -Bak onlarda yiyecek sıkıntısı çekiyormuş. Bu gidişle çok daha zor olacak. Yine ne düşünüyorsun?
    - Diyorum ki, kuzenin yanına mı gitsek ? şimdi nasıl da yiyip içiyordur.
    -Sirke mi?
    -Evet.
    -Aklın fikrin teslimiyette.

    -Arkadaşlar! ... Arkadaşlar! ... Yeni birileri geliyor.
    -Kim onlar?
    -İki kuş.
    -Nereye böyle?
    -Yiyecek arıyoruz ve tek bir lokma bile bulamadık. Ormanlara, vadilere, dağlara baktık, hiçbir şey yok.
    -Kutuplara kadar gittik, birileri her gittiğimiz yeri kurutmuş adeta. Biz de arıyoruz, ama yok, yok…
    -Bu gidişle hepimiz öleceğiz.

    -O da öldü. Artık hiç yumurtam kalmadı. Hepsi, hepsi öldü, daha doğmadan.
    -Şurada biri var. Gel, yanına gidelim.
    -Merhaba, nasılsın? Buralar da yiyecek bulabileceğimiz bir yer var mı?
    -Hayır! … Hayır! ... Sakın buralardan bir şey yemeyin.
    -Neden? Oysa insanların bir sürü yiyecek atığı varmış.
    -Evet, doğru. Hem de dağlar kadar atıkları var. Hepsi zehirli ama.
    -Nasıl! ...Nasıl?
    -Evet, bakın tek bir yumurtam kalmadı, hepsi öldü.

    -Hey!… Şu aşağıya bak. İnsanlar!...İnsanlar!...Şunlardaki rahatlığa bak. Yiyorlar,içiyorlar, hiçbir sorunları yok.
    -Hiçbir yere de yiyebileceğimiz bir şey bırakmamışlar.
    -Hey! Belki de Belki de iyecek bulamamamızın sebebi bunlar.
    -Nasıl yani?
    -Bilmiyorum, aklım çok karıştı. Açlık bir taraftan, yorgunluk bir taraftan.
    -Evdekileri düşünmektendir.
    -Kimbilir belki de doğru söylüyorsun.
    -İyi de bunu nasıl öğreneceğiz?
    -Bilmiyorum.

    -Onca yol gittik, geldik ve eve de ulaşamadık hala.
    -Bugün çok yoruldum.
    -Ya ben kanatlarım neredeyse dökülecek.
    -Eve nasıl gideceğiz? Hala çocuklar için tek bir yiyecek bulamadık.
    -Bilmiyorum, bilmiyorum... Sorup durma çıldıracağım.

    -Haydi, çabuk, çabuk lağım fareleri. Onlar bilir, nereden yiyecek bulacağımızı.
    -Onlar da bilmezse¸bu iş buraya kadar.
    -Hey! Merhaba. Nereden yiyecek bulabiliriz?
    -Siz dalga mı geçiyorsunuz? Hiç bir yerde yiyecek kalmadı. Biz de gidiyoruz buralardan.
    -Nereye?
    -Yiyecek bulabileceğimiz yerlere.
    -İyi de biz kutuplara kadar gittik ve tek bir yiyecek bulamadık.
    -Ne! Ne! Ne!
    -Evet, bu doğru.
    -Bittik, mahvolduk demektir.

    -O günleri hatırlıyor musun?
    -Hangi günleri?
    -Eve çocuklara yiyecek götürdüğümüz günleri.
    -Evet, çok güzel günlerdi.
    -Ben eve bu halde gidemem.
    -İyi de ne yapacağız?

    -Anne! Anne! Babam neden gelmedi? Ne zaman gelecek.
    -Bilmiyorum, çocuklar. Ben de merak ettim.
    -Açlıktan öleceğiz mi anne?
    -Elbette hayır. Ne yapıp, ne edip babanız yiyecekle dönecektir.

    -Gel artık gel. Çocuklar daha fazla dayanamayacak. Elimden geleni yaptım. Ama buraya kadarmış. Eski günlerdeki gibi hadi yiyeceklerle yavrularımız için geri dön.

    -Yiyecek, yiyecek…
    -Evet, evet. Artık eve dönebiliriz.
    -Ama! Ama! Ne bunlar bu böcekler kurumuş. İçleri boş bunların.
    -Nasıl olabilir bu?
    -Güneş, güneş yakıp kavurmuş.

    -Onlar gibi yok olacak mıyız?

    -Arkadaşlar nereye?
    -Gidiyoruz.
    -Neden? Yiyecek kalmadı.
    -Nereye?
    -Bilmiyoruz.

    -Çocuklarım, çocuklarım… Neredeler? Yuvamız yok olmuş. Kim yaptı? Kim yaptı bunları? Artık yok onlar. Biz de yok olacağız. Herkes gibi.
    -Neden?
    -Bunların olacağı belliydi.
    -Neden?

    -Fabrikaların yıllarca ürettiği kirlilik, bacalara takılmayan filtreler kirletti. Yüksek yüksek yapılıp etrafı sözde kirletmeyen fabrikalar diğer bölgelerde sülfür dioksite sebep oldu.
    -Bir yılda bacalardan çıkan milyonlarca ton sülfür dioksit asit yağmurlarına sebep oldu ve ağaçları kuruttu.
    -Kömür gibi fosil kaynakların uygun ve zararsız bir şekilde kullanılmaması ve bunların atmosfere bıraktığı gazlar.
    -Spreylerin çıkardığı aerosol kirliliği yüzünden ozon tabakasının yüzde beşi azalmakta ve bitki kaynaklarını yok etmekte.
    -Uzay mekiklerinin çıkardığı gazlar.
    -Kesilen ormanlar.
    -Arabaların eksozlarınn çıkan gazlar.
    -Sonuç, yok oluş.

    HASAN HÜSEYİN BEYDİL
    10.12.2009 12:22:59
    10.12.2009 03:45:00
  • Geçmiş geçmişte kalacak. Can dostum, kesinlikle haklısın. Eğer köhnemiş insanoğlu -neden böyle olduklarını bir tek Tanrı bilir- ısrarla geçmiş acılarını hatırlamayacak olsa ve o anki sükûnete kendini bıraksa, o zaman çok daha az acı çekerdi.
  • Kusurunu söyleyen dostları olmalı insanın
    Tek kusursuz Allah'tır hepimizin az veya çok kusurları vardır. Kimi insanların ise kusurdan öte günah alışkanlığı vardır. içki kumar zina yalancılık gibi. Bu imtihan dünyasında kusurlarımızı söyleyebilen dostlara ihtiyacımız var. "Dostum sen iyisin hoşsun ama keşke şu huyundan da vazgeçsen." diyenler gerçek dostumuzdur. Ama inşaAllah onlara gücenmeyelim kırmayalım ve nefsimizin a avukatlığına soyunup kendimizi temize çıkartmaya çalışmayalım. Hatayı itiraf etmek Allah'ın affına ulaştıran bir erdemdir. Şeytan ve nefsimiz hatamızı itiraf ettirmez ki affa mazhar olmayalım ." Haklısın dostum. İyi ki beni uyardın Allah senden razı olsun demeli hatamızın görme erdemi gösterebilmeliyiz. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) Bu konuda buyuruyor ki: "Her insan hata yapabilir hata yapanların en hayırlısı günahına tövbe edendir."
    Hatalarımızdan ders çıkarmayı bilmeli ve günahlarımıza tevbe etmeliyiz. Böylece Allah'ın affına mazhar olalım inşaAllah.
  • Bir ölü ile ikili diyalog Picaso Lucci ® Franz Kafka Turkey ♣


    O kadar yol gideceğim aklıma gelmezdi Franz!
    Oldukça bulut geçtim gri mavi anca gelebildim.
    Nasılsın kadim dostum hiç ses seda yok bu zamanlar.
    Suskunluğunu anlar gibiyim aslında ordan da bu dünyaya bakınca hala çok çirkin olduğunu görüyorsun haklısın zaten bunu bir asır önce dile getiren bir yüreksin.
    Dedim bir geleyim hal hatır sorayım duygular eşliğinde.
    Onu iki gün önce gördüm Franz muhteşem bir doğa olayı bu çok ama çok duygulandım bildiğin gibi değil gerçi bilirsin şaka bu tabiki bir duygu adamına bu soru biraz komik...
    Onu yemek yerken izledim yediği her yudum sanki ben tıka basa doyuyordum ne kadar mutluluk verici bir seyirdi kimbilir bir daha ne zaman göreceğim kimbilir?
    Burda bir sınır var Franz nöbetçiler beni salmıyor daha zamanın var diyorlar sonuçta bir canlıyım haklı olabilirler dışarıya bilgi sızdırır isem bu koca dünya secde eder onun için orası yüce kudretin yeri susayım aramızda kalsın.
    Onu yemek yerken bir anda flim koptu kayboldu en üzüldüğüm anlardan biri idi bunu açık anlatamam çünkü özel bir konu onu korumam lazım daima.
    #Franz kadim dostum bugünlük bu mısralarım bu kadar yine bir gün sana en yakın olduğum bir ruh ile tekar buluşmak ümidi ile dikkat et kendine #Milena na sarıl...
  • Dünya dönüyo
    Dönüyo başım dönüyo
    Bi' sokak arası gibi sahteliğine dönüyo
    Sahte suratlarını görüyom
    Sevdiğimi kaybettim, duygularım ölüyo
    Dünya dönüyo
    Dönüyo başım dönüyo
    Bi' sokak arası gibi sahteliğine dönüyo
    Sahte suratlarını görüyom
    Sevdiğimi kaybettim, duygularım ölüyo
    Vazgeçtim kaybetmekten
    Geçtim günleri sabretmek (brrah)
    Odamda yangınlarla
    Ne zorum var cana kastetmekle?
    Elimde bi' nefes, bi' can kaldı, can
    Düşmez kalkmaz bir Allah'tır
    O çakalları uyandırın
    Artık çobanlar silahlandı
    Nefret birikir içindeki kir gibi
    Benzin dökülü yak elindeki kibriti
    Gün gelicek hesap soracaksınız
    Ama hiçbiriniz olamıyodu biz gibi
    Sen kimsin?
    Senden yiycez
    Maddeye düşene etek giydiricez
    Nasıl düştüyseniz öyle kalkın
    Artık kimseye el vermiycez
    Ona söyle, öyle bakmasın abla
    Kurnaz kendini kandırır anca (ha, ha)
    Yok hiç payım, haklısın amca
    Hakkımızı alalım, aklını al'caz
    Yaraların hırsıma borçlu
    Gülüp eğlendik, gırgıra doyduk
    Acıları yükledim sırtıma koydum
    En güzel yaşında fırtına kopsun
    Dünya dönüyo
    Dönüyo başım dönüyo
    Bi' sokak arası gibi sahteliğine dönüyo
    Sahte suratlarını görüyom
    Sevdiğimi kaybettim, duygularım ölüyo
    Dünya dönüyo
    Dönüyo başım dönüyo
    Bi' sokak arası gibi sahteliğine dönüyo
    Sahte suratlarını görüyom
    Sevdiğimi kaybettim, duygularım ölüyo
    Günler geçicek zorla
    Hıyanetin bak affı da olmaz
    Hayata gülüp geçtik ama Dünya bile bize dedi, "Eyvallah"
    Kurduğum bi' hayallerim var
    Üstümden geçen betonlar
    Derdin ortasına dikilen taşlar (taşlar)
    Önce benden başla (başla)
    Hedef uzun
    Gece uzun
    Dostum kuruyor pusu
    Korkuyorsan gideceksin
    Yem etmeyeceksin kurda kuşu
    Ya da aksine gideceğiz yoldan (whoa, whoa)
    Dönmek yok asla
    Kaybettiğin hayallerini bırak
    Gitsin onlar bizlere fazla
    Bizlere fazla! (bizlere fazla)
    Çok kasvetli
    Üzülmene gerek yok çünkü onlar bunları çoktan hak etti
    Tek yolunda olan işler değil
    Dostum düşmeni ister miyim? (ister miyim)
    Bizden biri gibi davranma
    İnan kardeşim, hiç içten değil (inan kardeşim, hiç içten değil)
    Dünya dönüyo
    Dönüyo başım dönüyo
    Bi' sokak arası gibi sahteliğine dönüyo
    Sahte suratlarını görüyom
    Sevdiğimi kaybettim, duygularım ölüyo
    Dünya dönüyo
    Dönüyo başım dönüyo
    Bi' sokak arası gibi sahteliğine dönüyo
    Sahte suratlarını görüyom
    Sevdiğimi kaybettim, duygularım ölüyo
  • Kötü adamlar aşk konusunda büyük adamlardır.