• Bazen ağzımdan bazı şeyler çıktı.Birilerine, başka başka birilerine.Önce hiç demedim.Ama bazen sevmediğim bir şeyler,hararetli bir şeylerin hararetini anlatabilecek yegane şeyler olarak bir baktım çıkıverdi ağzımdan.Düşman gibi düşman sevindirir gibi abarttım.Komik oldu.Evet.Mesela dedim ki,"abi sen de yapma o zaman"ben abi demem sevmem ki abili konuşmayı.Ama dedim bir kere. Bilmem ki kesin parkta öğrendim. Hatta üç kere denedim ama üçünüde kendime konuşurken dedim.Önemli değil o,kendimi yanlış anlamam ben. Bilirim.Biz niye habire kendimizi tanımaya çalışıyoruz?Deli miyiz? Biz bırakalım şu kendimizi kendi halimize dedim.Bırakmadık.Sonra ama olsun dedim.Anlattığım hiçbir şeyi dinlemiyorsun dedim. Genel dedim.Severim kızınca genellemeyi.Seninle asla konuşmayacağım dedim.Bunu görecek o. Yüzünü yüzüme çevirip özür dileyecekmiş gibi, yüzüme çevirip ve gözümün içine bakıp dedi ki;Söz mü?!Bir şey demedim.Gülerken buldum kendimi.Sinirden.Çok çok.Ne kadar güleceğim varsa güldüm,gözümden yaş gelinceye kadar.Bir süre sessizlikten sonra bitireceğim.Korkmuyorum artık biliyor musun dedim gülmem bitince.İnsan çok üzücü bir şey varsa çıkarıp üzülmeye başlar.Çünkü birden bir gözyaşı aktı madem.Neyse hakkını vermek lazım. Çok üzüldüm ama...Hiç korkmadım dedim.Aferin.O günden beri yemek yemedim demedim. Denmez.Bir de ben hatıra bildiğim her şeyi alma hastalığına tutuldum.Kusura bakmayacaksın artık.Bende bakmayacağım. Biz bakmayacağız kusura musura dedim. Tamam artık bakıldı tüm kusurlara.Yola bakacağız.İleriye.Ama öyle aşırı ileriye de değil,araba sürerken ki gibi.Geçtiğimizde zaten bildik ve durduğumuz yeri görerek. Bağırmadan ama paniklemeden sakin sakin.
    Sakin ve konsantre.Demedim ama bildi,bildim.
    Biz işte böyle karmakarışık bilmeleri bildik.Karmakarışık.
  • 72 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Çok kolay okunan, akıcı hatta elinize aldıktan 45 dakika sonra kulağınıza 'bittim ben' diyen ama sizin 'okunacak sayfa yok mu' diye kitabın arka kapağını aşındırdığınız bir kitap. Yalnızlık cidden çok güzel anlatılmış ve içselleştirilmiş. Eğer okurken kendinizi o ekmek kırıntılarıyla satranç oynayan, delirmemek için konuşup duran kişi olarak hissetmiyorsanız siz de bir sorun var demektir. Tamam, tamam fazla abarttım.
    Okumanızı tavsiye edeceğim çerezlik kitap. Benim genelde ağır felsefi - düşünce kitaplarının arasına koyduğum çerezlik kitaplardan. (bira içerken ağzımın tadı bozulmasın diye fıstık yemek gibi bir şey) son yazdığım yüzünden dindar insanların yüzünde oluşan o bakışı hiç sevmiyorum ya. Zaten kola içerken ağzımın tadı bozulmasın diye, bira da ne? İçiliyor mu?
  • 504 syf.
    ·16 günde·Beğendi·9/10
    Çok zor ama gerçekten zor bir kitap ki eğer okuyacaksanız kesinlikle bunu bilerek okuyun. Sırf bu nedenle bile sevgili Ahmet Cemal'e ve tabii sabrına ne kadar teşekkür etsek az. Ben bu kitabı okumayı çok istiyordum. İki yıl boyunca belki on kere başlayıp birinci bölümünü bitirip bitirip geri bıraktım. Nihayet bu sabah tam 14 günün sonunda sabırla bitirebildim. Kitap Roma'nın büyük şairi Publius Vergilius Maro' nun son 18 saatini anlatıyor. Hepsi bu. Vergilius Roma Cumhuriyetinde doğmuş, M.Ö. 19 yılında Roma şehrinin kuruluşunun tam 737. yılına denk gelen bir günde İtalya’nın Brundisium kentinde de vefat etmiş destansı bir şair. Onu destansı bir şair yapan ise en önemli eseri olan “Aeneis Destanı”. Peki kitap bunu mu anlatıyor? Hayır. Vergilius, Yunanistan’ın Ilion kentine yaptığı ziyaretten hastalanarak döner ve Brundisium’da ölerek büyük destanının yazılmasını tamamlayamaz ama inanın kitap bunu da anlatmıyor. Peki bu kitap ne anlatıyor? Kitap tüm roman boyunca Vergilius’un ağzından hatta yüreğinden, bilinç akışı yöntemiyle, son nefesini verdiği o son dakikaya kadar yaşadığı hayat adına tüm mutluluklarını, sevinçlerini, acılarını, pişmanlıklarını uzun ama gerçekten çok uzun cümlelerle ( kimisi üç sayfa süren tek bir cümleyle mesela ) anlatıyor. Okurken emin olun sıkılacaksınız. Sıkıldığınız zaman biraz sabredin sayfa 250'lere geldiğinizde nihayet Sezar Octavianus Augustus geliyor. Onun gelişiyle biraz, yok abarttım belki birazdan da daha az rahatlıyor gibi oluyorsunuz ve sonra tekrar o uzun cümleler yeniden başlıyor. Sanırım bu kitabı bitirdikten sonra uzun bir süre kitap okumayı düşünmeyeceksiniz. Tabii eğer benim gibi sıkılarak okumadıysanız, hatta bu kitabı çok rahat sular seller gibi bitirdiyseniz, hemen James Joyce'un "Ulysses" kitabına başlayın derim. Aramızda kalsın ama benim daha o noktaya gelmeme çok var çok...
  • 184 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Sınav haftamın sadece iki günü kaldığına ve arada hafta sonu olduğuna göre, haftada toplam 9 saat anca uyuduğumu da göz önüne alırsak geriye kalan tüm enerjimle bu incelemeyi yazacağım.

    Çok mu abarttım bilmiyorum ama bu kitaba gerçekten ama gerçekten BAYILDIM. İlk elime aldığım an sınav haftası en azından bir şeyler okumuş olurum, kısa zaten olayları çok kaçırmam diye düşünüyordum ama iki bölüm okumam, beni kitaba bağımlı yapmaya yetti. Ne yazık bitirmem, sadece birkaç saat sürdü... :(

    Kitap, Charlie’nin bir kızın kitaplarını yere düşürmesiyle başlıyor. Biraz karmaşık geliyor size oradaki diyaloglar çünkü Charlie kendine dair hiçbir şeyi hatırlamıyor. Ne ismini, ne ailesini, ne de herhangi başka bir şeyi.

    Böyle dehşete düşmüş ve korkmuş bir halde kimseye bir şey belli etmeden günü geçirmeye çalışıyor çünkü birine söylerse ona deli muamelesi yapmalarından korkuyor. Ve öğlen arası yemek yedikleri sırada, her şey yeterince kötü değilmiş gibi bir de sevgilisi olduğunu öğreniyor. Ancak çok zaman geçmeden onun da kendisinden bir farkı olmadığını anlıyor.

    Charlie ve Silas, hayatlarına dair her şeyi unutmuş durumdalar ve buna neyin sebep olduğu hakkında da hiçbir fikirleri yok. İşte asıl kitap burada başlıyor:

    Beraber geçmişleri hakkında bir şeyler öğrenmeye, parçaları birleştirmeye ve buna neyin sebep olmuş olabileceğini aramaya başlıyorlar.

    Ve özellikle o kısımlar olmak üzere –ki kitap o kısımlardan oluşuyordu- her yerin, her satırın temposu aşırı derecede MÜKEMMELDİ. Asla sıkılmadım ve asla heyecanımı ve merakımı yitirmedim. Çünkü hem neler olduğunu deli gibi merak ediyor, hem de Charlie ve Silas’ın kendileri hakkında edindikleri bilgilere şaşırıyordum. Çünkü her yeni bir şey öğrendiklerinde pek de iyi insanlar olmadıklarını keşfediyorlardı. Ve buraları okumak da bilmiyorum ama aşırı zevkliydi.

    Kendi hayatlarındaki gizemi çözmeye çalışan dedektifler gibiydiler ve olaylara sanki bunu yapan onlarmış gibi değil de bir başkası yapmış gibi davranmaları –istemeseler bile- kitabı gerçekten çok gerçekçi kılıyordu.

    Ayrıca o son… Ben hayatımda bu kadar acımasız bir son görmedim. Son beş sayfayı meraktan bir saniyede falan okumuşken, o kitabı orada bitirmek… NEYE BENZETEBİLECEĞİMİ BİLE BİLMİYORUM. O KADAR KÖTÜ.

    Neyse, ikinci kitabın ilk iki sayfasına göz atmak içimde meraktan deliye dönmüş canavarı biraz yatıştırdı en azından. Siz siz olun, ikinci kitap çıkmadan bu kitabı okumayın. Ama sevmediğiniz kişileri meraktan öldürmek istiyorsanız birebir.

    Kitabın tek sevmediğim noktası ise, KISA OLMASI. Neden 200 sayfacık? Bu kitap daha fazla sayfa olmalıydı. Charlie ve Silas’ı daha çok sevmeliydim. Hatta sevebilmeliydim. Sevmediğimden değil ama, 10 puanın hiçbir puanı Charlie ve Silas’ı içermiyor. Olaylar kısa olmasına rağmen yüzeysel değildi, bunun nedeni bence geçmişlerini araştırırken zaten onlardan birkaç parçayı da zaten öğreniyor oluşumuz ama işte bunlar sadece hikayeyi mükemmelleştirmişti. Karakterler ve onların ilişkisini değil. Ama hemen aşık olsaydılar da hoşuma gitmezdi o yüzden sanırım çenemi kapatmam gerek.

    Umarım ikinci kitap ve üçüncü kitapta Charlie ve Silas’ı çook fazla severim.

    Dipnot: İkinci kez uyarıyorum. İkinci kitap çıkmadan bunu OKUMAYIN.

    Dipnot2: Sıradaki kitaplarımın hangi yazarlara ait olduğu bence hiçte gizemli değil.