• 85 syf.
    ·9/10
    "Cahilsin, okur öğrenirsin. Gerisin, ilerlersin. Adam yok, yetiştirirsin. Paran yok, kazanırsın. Her şeyin bir çaresi vardır. Fakat insan bozuldu mu, bunun çaresi yoktur."
    .
    Pervin'e öğretmeni araştırma ödevi verir Ahmet Hamdi Tanpınar'ın hayatını yazacaktır. Pervin kendi hayal gücünü kullanarak Ahmet Hamdi ile kısa bir yolculuğa çıkar onun ağzından kendini dinlemek için...Bu büyülü yolculukta olmadığı zamanlar hem asi hemde aşık bir kızın zamanlarını okuyorsunuz.
    .
    Biyografik roman okumak hiç bu kadar eğlenceli olmamıştı benim için.Atatürk ile tanıştığını,aşık olduğunu ama kime olduğunu kimsenin öğrenemediğini bunun gibi bir çok şey öğrendim.Yazarın kalemini çok sevdim sizi sıkmıyor akıp gidiyor sayfalar.Kesinlikle tavsiyemdir..
  • Hayatı çok sevdim ve onun güzelliği uğruna mücadeleye atıldım. Sizleri çok sevdim, insanlar; sevgime karşılık bulduğumda da dünyalar benim oldu. Beni yanlış anladığınız zamanlar kahroldum. Kime haksızlık ettiysem, bağışlasın beni; kimin hatırını hoş ettiysem, unutsun gitsin. Kimse hüzünle anmasın beni. Babacığım, anneciğim, kız kardeşlerim, sevgili Gusta’m, yoldaşlar, tüm sevdiklerim, son dileğim bu sizlerden. Gözyaşlarının kederin hüzünlü yıkıntılarını alıp götüreceğini umuyorsanız, bir süre ağlayın. Ama sakın ola, yerinmeyin. Sevinç uğruna yaşadım, sevinç uğruna ölüyorum; mezarımın üstüne bir hüzün meleği kondurursanız haksızlık edersiniz.
  • 1216 syf.
    ·Beğendi·10/10
    İşte çocukluğumun en büyük korkusu kırmızı burun!
    Yaşıtlarım bilir mc donaldsta doğum günü kutlamak ayrıcalıktı eskiden.
    Sevgili kuzenlerimin doğum günleri için senelerce katılmak zorunda kaldım ben de.
    Aslında gayet keyifli olurdu, hamburger yemek, kola içmek üstüne kesin milkshake, çeşitli oyunlar, hepimize kağıttan taçlar, balonlar, balonlar daha çok balonlar ve o lanet olası palyaço!

    Tüylerimi diken diken eden, gördüğüm yerde donakaldığım kırmızı burun.

    Kaç yaşıma gelirsem geleyim bu korkumu asla yenemedim, hala hepsinden nefret ederim.
    Nedeni çok açık;
    Çok açık ama siz göremiyor olabilirsiniz yada benimle aynı hisleri paylaşıyorsunuzdur zaten.

    Ben minicikken televizyonda görmüştüm ilk O’nu.
    O zaman ailelerde ne izler, neden korkar bilinci yok tabi.
    Bütün filmi asla o zamanlar hatırlamasam da aklımdan asla çıkmayan bir kaç sahne yetiyordu her zaman olduğu gibi hayal gücümü ateşe vermeye.

    Daha sonra yeniden izledik ablamlar, arkadaşlarım evde toplanıp vcd den.
    Hala bende mevcut olan üç cd li film.

    Lakin bazı gerçekler değişmez benim hayatımda.
    “Amann bundan mı korkmuşuz” diyemedik hiç birimiz. O kadar eski bir film olmasına rağmen.

    Lisedeyken kitabını okumaya karar verdim King sevgimden.
    Kitaptan ne kadar korkar insan(!)
    Satırlarda gezinirken göz ucuyla etrafa bakınmak mı dersin, içerdeki sesten korkup kitabı fırlatmak mı, cam açıkken ürperip yazın ortasında kalkıp camı kapamak mı...

    Ve sene oldu 2017!
    Aylarca bekledim çekimlerini, cast seçimlerini deli gibi takip ettim içimde tek bir sesle ‘lütfen eskisi kadar iyi olsun’.
    Ön satıştan biletler alındı, ilk gün film izlendi tabi.
    Çocukluk korkuma o filmde aşık oldum.
    Evet burası biraz saçma oldu tabi ama öyle oldu çünkü oyunculuk beni fazlasıyla etkiledi.
    Çocukların yeteneklerine de bayıldım.

    2019 da filmin ikinci kısmı vizyona girmeden kitabın sansürsüz tam metnini okudum ve ikinci kısma öyle gittim.
    Sarı yağmurluğumu giydim, elimde bir sürü kırmızı balonlar ve yanımda bunca şeye rağmen benden utanmayan King sever arkadaşlar.

    Bir çok kötü yorum okumama rağmen ben sevdim.
    Zaten sevdiğim için de gittim aslında.
    Bin küsür sayfalık bir romanı film yapmak kolay değil.
    Bazı etik değerlere bağlı kalındığı için değiştirilen yerlere sinirlendim o kadar.

    Ayrıca filmde King’in olduğu kısım bu kez beni fazlasıyla etkiledi, bir çok filminde yer alsa da bu filmde kendine atıfta bulunuyordu resmen.



    Bu kadar satır çocukluğumdan ve filmlerden bahsettim evet.
    Çünkü eğer sen sadık bir okuyucuysan böyle büyük bir King eserini kaçırmazsın, e konusu zaten kitabın arkasında yazıyor.

    Eğer sen King’in sadık okuyucusu değilsen bu kitap sana göre olmayabilir, bunca sayfanın altına girmeden bir kez daha düşün derim...

    Korkuların okuyucu, dile getirmeye bile korktuğun, en derinlerinde yatan yada hep suyun üstünde duran korkularınla yüzleşmeye hazır mısın gerçekten?
    Derry’nin çürümüş lağım kokusuyla ciğerlerini doldurmaya...
    Kekeme bir çocuğu lider sayabilecek misin kendine...
    Eşcinsellerin hakkını arayabilecek misin tüm kalbinle...
    Zorbaları taşlar mısın bizimle dayak yiyeceğini bile bile...

    Pennywise ile göz göze geldiğinde dayanacak mı buna kalbin?
  • 392 syf.
    ·3 günde·Beğendi·10/10
    Yazarın kitaplarını geç fark etmiş olsam da artık sıkı takipçisiyim. Türkçeye çevrilmiş City of Light serisinin ikinci kitabı Yağmurda Dans kitabını Siyah Kar kitabından daha çok sevdim.
    Daha heyecanlı, daha gizemli ve daha aşk dolu geldi.
    Şimdiki hayatında başarılı bir evlilik terapisti ve bekar bir anne adayı olan Claudia Davis, bir akşam önemli bir kararı hayata geçirmek için büyükannesinin dans stüdyosuna gittiğinde bir anda kendini büyülü bir atmosfere kaptırarak 1950’li yılların Paris’inde başka bedenin içinde gözlerini açıyor.
    Ruby Kerrigan ve Claudia Davis farklı zamanlar, aynı kişi ayrı bedenler…
    Zaman yolculuğunun yanı sıra bu kitapta reenkarnasyonunda olduğu okurken nasıl bittiğini anlamadığım bir kitaptı.
    Umarım yazarın diğer kitaplarına da bir şans verilir ve en kısa sürede Türkçeye çevrilir.
  • 68 syf.
    ·4 günde·Beğendi·9/10·
    Altıncı Koğuş, Anton Çehov'un 1892 tarihli kısa öyküsü. İlk olarak dönemin en popüler Rus dergilerinden birinde yayımlandı ve oldukça ilgi gördü. Hatta Lenin’in de yapıtı okuduktan sonra dehşete kapıldığı, “Kendimi Altıncı Koğuş’a kapatılmış gibi hissettim” dediği rivayet edilir. Ben çok sevdim hatta incelemem kitaptan daha uzun olacak diye korktum
    Gelelim kitabın konusuna
    Okumaya başladığımda İvan Dmitriç’in ve Andrey Yefimıç’ın hayatları anlatılırken notlar almaya başladım. İyi ki almışım.
    Saygın ve hali vakti yerinde bir memur olan Gromov, bundan 12-15 yıl önce bir şehrin en geniş caddesinde, kendine ait bir evde yaşıyordu. Sergey ve İvan adlarında iki oğlu vardı. Üniversite dördüncü sınıfta öğrenci olan Sergey’in ansızın ölümü Gromov ailesinin başına gelen talihsizlikler zincirinin başlangıcıydı. Kardeşinin ölümünün üzerine babasını da kaybeden İvan Dmitriç annesiyle birlikte ortada kalakaldı. Bir şekilde hayatını yoluna koyup bir işe girdi fakat psikolojik olarak zor zamanlar geçiriyordu. Bütün dünya zulmünün sırtına bindiğini ve onu kovaladığını düşünüyordu. Böylece akıl sağlığını kaybeden İvan Dmitriç hastaneye kaldırıldı ve zührevi hastalıklar için ayrılmış koğuşa yerleştirildi. Bir süre sonra Andrey Yefimıç’ın emri uyarınca Altıncı Koğuş’a alındı.
    Doktor Andrey Yefimıç Ragin göze çarpan bir kişilik. Gençlik dönemlerinde oldukça dindar olduğu söyleniyor. Andrey Yefimıç göreve başlamak üzere kasabaya geldiğinde bu “hayır kurumunun” vaziyeti oldukça içler acısıydı. Hastaneyi inceledikten sonra buranın ahlaksız bir kurum olduğu, insan sağlığı için yüksek derecede tehlike arz etttiği sonucuna vardı. Fakat bu konu hakkında pek bir şey yaptığı söylenemez.
    Doktor Andrey Yefimıç ve İvan Dmitriç’in karşılaşmalarının üzerine ise olanlar olur. Sohbetlerinden keyif alan doktor sürekli olarak İvan Dmitriç’i ziyaret etmeye başlar. Ve sonunda etrafındaki insanlar onun deli olduğundan şüphelenir. Bu duruma verdiği cevap beni oldukça etkiledi. “İnanmayın onlara sayın dostum! İnanmayın! Yalan hepsi! Benim hastalığım, yirmi yıl içinde bütün kasabada tek bir akıllı bulabilmemdir. Ama oda bir deli! Ortada hiçbir hastalık yok. Yalnızca çıkışı olmayan bir kısır döngünün içine düştüm. Hiçbir şey umurumda değil. Her şeye hazırım.”
  • 476 syf.
    ·8 günde·Beğendi·10/10
    Selamlar. Kara Kitap’ı 1999’da alıp okumayı denemiş fakat 30-40 sayfadan sonra zorlanıp bırakmıştım ( o zamanlar kof bir okurmuşum. Fuat Hocama selam : ) Bu defa ise her bir cümlesini hayran kalarak dönüp tekrar tekrar okuyarak yaklaşık bir haftada bitirdim. Araştırmak, bazı bölümleri tekrar okumak, iyice sindirmek ve anlamak için acele etmeden ağır ağır okudum. .

    Karısı Rüya tarafından terkedilen Galip’in Rüyayı arayışına tanıklık ederken, bir yanda Celal’in köşe yazılarında kaybolup, bir yanda esrarlı telefon görüşmelerinde bir ipucu arayan detektiflik romanı gibi okudum, bir yandan da tarih, bilim, felsefe ve tasavvuf arasında savrulup durdum. İki gece hiç uyumadan Kara Kitapla boğuştum. Hurufiliği araştırdım ve aynada yüzümdeki harfleri aradım. Kara Kitap tam bir bireyselleşme ve kendini arayış romanı. Bir taraftan da edebiyatın ve hatta tüm düşünce tarihinin tekerrürden ibaret olduğunu gözümüze sokuyor ve ‘orjinal metin yoktur’ savını saat örneğiyle de basit ama güçlü bir biçimde destekliyor. Düşünce derinliğini ve hikayenin kendisinden çok anlatılış biçimini çok sevdim. Her bölümde birçok farklı hikayeye yer verse de odak nokta hep oradaydı. Celal Salik karakterini Masumiyet Müzesinden de hatırlamak güzeldi. Orhan Pamuğun zekasına ve gözlemciliğine bir kez daha hayran kaldım gerçekten büyük bir yazar. .

    Son olarak bana bir sürü yeni pencere açan bu kitabı iyi ki okudum. Umarım tekrar böyle büyük bir kitap okuyabilirim.